| Yusufiyeli |
19.12.24 07:50 |
Alıntı:
Kdhholbb Nickli Üyeden Alıntı
(Mesaj 651868)
Kul hakkı hariç samimi bir tövbe ile affedilmeyecek günah var mıdır
|
“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar” (Nisa suresi ayet 48) âyeti İmam Maturidi şu şekilde izah etmektedir: Âlimler şu noktada ittifak etmişlerdir: Allah Teâlâ, kişinin işlediği günahtan vazgeçip tövbe etmesi halinde bütün günahları bağışlar; buna şirk ve diğer günahlar dâhildir. Bunun delili de şudur: “İnkâr edenlere söyle, eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır”[Enfal suresi 38. ayet]. Bu ilahi beyan günah işlemeye son vermeyenler için bağışlanmaya arzu ettirmenin -şirk dışındaki günahlar için- söz konusu olduğuna işaret etmektedir. Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bilindiği üzere buradaki bağışlamama, kişinin şirk inancına ölünceye kadar devam etmesine bağlıdır, bu inançtan dönüş yapması müstesna. Cenâb-ı Hakk’ın “(İnkâr edenlere söyle), eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır”[Enfal suresi 38. ayet] mealindeki beyan bu görüşü desteklemektedir. İman ettikleri için, kâfirler hakkında benzer şekilde gelen birden çok âyet vardır. En doğrusunu Allah bilir ya, Allah Teâlâ sanki şöyle buyurmuştur: Yüce Allah, tövbe etmediği takdirde şirki bağışlamaz, onun dışındaki günahları tövbe etmese de dilediği kimse için bağışlar. Şayet şirkin dışında bağışlanmaya ihtimali bulunmasaydı o ihtimali imkânsız kısma ekler ve ihtimali bulunanla birleştirmezdi. Bilindiği kadarıyla bundaki kasıt, kendisinde bulunan umut ve umutsuzluğun beyanından ibarettir. Cenâb-ı Hakk’ın: “Allah’ın rahmetinden sadece kâfir topluluklar umut keser”[Yusuf suresi ayet 87]. Şayet şirkin dışındaki günahların bağışlanmasından ümit kesmek gerekli olsaydı, böylesini küfürle nitelemek gerekirdi, çünkü birinin gerçekleştirilmesi diğerinin gerçekleştirilmesi demekti. Zira onlar için umut kesmek küfür seviyesindedir. İki yorumdan hangisi lazım gelirse, fiilinin varlığı noktasında değil, ümit kesme noktasında diğeri ona tâbi olur, zira ümit etme kâfirlerde de bulunur. Bununla, ümit hükümde ve mevcudiyette olup fiilin varlığının bulunmadığı sabit olmuştur. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır. { Ve Yüce Allah, sadece bağışlanmadan umudu kesti ve küfür sebebiyle umut kesmeyi “Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler umut keser” sözü ile (Yûsuf, suresi ayet 87) ispat etti. Bunun anlamı şudur: Bağışlanmadan umut kesmek ancak kâfirlere müstahaktır. Çünkü onunla kâfirden umut fiilini nefyetmek ve bağışlanmadan umut kesme işinin gerçekleştirilmesi kastedilmez. Çünkü her kâfir Allah’ın rahmetini umar ve ondan umudunu kesmez. Bununla şu husus sabit olmuştur: Ondan kastedilen şey umut kesmeye müstahak olmaktır. Bu hüküm özellikle kâfirlere bağlı kılınmıştır, dolayısıyla umut kesmek varlık ve yokluk bakımından kâfirler etrafında dolaşır. Bizimle onlar arasında icma deliline dayanarak, küfrü büyük günah olarak nitelemek söz konusu olmamıştır. O halde, umut kesme vasfı ve umudu kesmenin sabit olmaması gerekir (Semerkandî, Şerhu’t-Te’vîlât, vr. 173a)}
|