| Yusufiyeli |
24.12.24 12:51 |
Kader konusu üzerinde konuşulması en çetin hususların başında gelir. Hatta ümmet arasında tefrikaya ve ihtilafa müncer olmuştur. Mesela bir anekdot: Eş’ari bir mecliste hocası Cubbai'ye sorar. Üçkardeş vardır. Bunların birincisi ibadet eden itaat sahibi birisidir. İkincisi namaz kılmayan Allah'a asi olan birisidir. Üçüncüsü de çocuk yaşta ölmüştür. Bunların ahiretteki durumları nedir? Cubbai şöyle der: Onlardan birincisi cennette, ikincisi günahkâr olduğundan cehenneme gider. Üçüncüsü ise ne cennette ne cehenneme gider. Cubbainin bu cevabı üzerine Eş'ari, "çocuk yaşta ölen, Ya Rab! Bana müsaade etseydin de büyüseydim, sana itaatkâr bir kul olurdum ve böylece cennetten mahrum kalmazdım." derse, ne dersin?" diye sorar. Cubbai bu soruya da şu yanıtı verir: "Rabbimiz O'na der ki: Ben senin büyüdüğünde nasıl amel edeceğini biliyordum. Bana isyan edecektin. Ben senin için aslah olanı bildim ve seni küçük yaşta vefat ettirdim." Bunun üzerine Eş'ari "Peki ikinci kardeş, Ya Rab! Madem ben günahkâr bir kul olacaktım ve cehenneme gidecektim, neden benim canımı da küçük kardeşim gibi, günaha dalmadan almadın? derse ne diyeceksin?" diye sorar. Cubbai bu soruya cevap veremez ve "sen vesveseye tutuldun" diye konuşur. Bunun üzerine Eş'ari "Hayır, ben vesveseye tutulmadım, Ne var ki şeyhimizin söyleyecek sözü kalmamıştır" diyerek Mu’tezile ‘den ayrılır. (Şehristani, Nihayetu'l-İkdam fi Ilmi'l-Kelâm, tahk. Alfred Guillaume, y.y., 1934, 399; Ebû Bekr İbn Kâdî Şuhbe b. Ahmed, Tabakâtu Fukahâi'ş-Şâfi'iyye, Mektebetu's-Sekafeti'd-Diniyye, Kahire trs. I/84-5.)
|