Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
(Mesaj 652228)
Hoca kılıklı üfürükçü kafadan atmış. İlâhî adâlet, Allah'ın adâleti ve kaderi manasında kullanılır. Allah'ın adâleti hem kainat, hem de beşerî düzeyde tecelli etmektedir.(Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi, İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay. İzmir 1992 sayfa 137) Allah, hakimdir, âdildir, adâlet sahibidir. Kullarına asla ve asla haksızlık etmez. Zerre miktarı iyilik yapan onu bulur, zerre miktarı kötülük yapan da onu bulur.(Al-i İmran suresi ayet 195; Zilzal suresi 7 ve 8. Ayetler) Adâlet, "eşit davranmak, denk tutmak, doğrultmak, düzeltmek, doğruluk, haksızlıktan uzak durmak, tam düzgünlük, istikâmet, insaf, hakkaniyet. zulmün zıddı, doğru hüküm vermedir. Allah bütün
mahlukatı üzerinde hükümran olup her şeyi hikmet ve adâlet üzere yaratmaktadır. Kader, sonuç ile beraber sebeplere de bakar. İnsan, yaratılışı gereği kaderi tam manasıyla kavrayamadığından, ancak görebildiği sebepler ışığında yanlış hükme varabilir. Hz. Musa Hızır(kul) ile yaptığı arkadaşlığında dış görünüşü itibarıyla gözlemledikleriyle ilâhî adâleti yanlış gözlemlemiş, dış görünüşü ile yargıda bulunmuştur. İlahi adâlet ve kader ise başka şekilde tecelli etmiştir. Şöyle bir örnek de verilebilir: Bir insan bir başkasını yaralar; cezasını görmez. Pişman olup tövbe de etmez. Olay unutulur, gider. Fakat, bir gün bu kişi bir iftirasıyla mahkemeye düşer.. o suçsuzdur, fakat hakim görünen sebeplere bakarak o şahsı mahkum eder. İlahi kader, hakiki sebebe bakarak adâletle hükmetmiş ve o şahıs da, unutulup giden bıçaklama suçunun karşılığını görmüş denilebilir. İşte buna kaderdeki ilâhî adâlet ve kader gerçekleştiği söylenebilir. Allah kulunu, adâletinin icabı olarak işlediği günahtan dolayı karşılığını bu dünyada değilse ahirette mutlaka verecektir. Bunu Lokman hikmetli öğüdünde "Evladım! Bu dünyada yaptığın bir iyilik veya kötülük bir hardal tanesi gibi küçücük de olsa, üstelik bir kayanın içinde saklı bulunsa yahut göklerin veya yerin derinliklerinde de olsa Allah onu kıyamet ve hesap günü senin karşına çıkarıp amel terazisine koyar. Hiç şüphe yok ki Allah Latif, akıl sır ermez bilgisiyle her şeyi kuşatır. Habir; en ince ayrıntısına kadar her şeyden haberdardır"(Lokman suresi 14 ve 17.ayetler) demek suretiyle açıklamaktadır. Keza kendisinden bir lütuf olarak Allah kulunun şirk dışındaki hatasını bağışlayabilir de. İnsana göre bu durum bir gaybtır. Mâtürîdî ‘ye göre insan fakirlikle, musibetlerle, nefislere gelen belâlarla ilâhî adâlet ve hikmeti gereği sınanır." İmtihanın hikmeti de insanı aczi yetini hissettirip yaratıcıya dolayısıyla şükretmeye yönlendirmektir.(Maturidi, Te’vilatü Ehli’s-Sünne 5.cilt sayfa 597) Allah istediğini lütfuyla hidâyete ulaştırır, adâletinin gereği olarak istediğini de sapıklığa düşürür. Allah'ın kulunu sapıklığa düşürmesi hızlânıdır. Allah'ın günahkârlığı, isyanları sebebiyle cezalandırılması da ilâhî adâleti icabıdır.(Ebu Hanife el-fıkhu’l-Ekber sayfa 63) Bu yönüyle kötülükler, musibetler ve hastalıklar günahkâr bir mü'minin günahlarına kefaret, makamları yükseltme, ahiretteki bağışlanmaya vesile olmaktadır.(Buhari Marda 1.cilt ,7; Tirmizi, Tıbb 35; Ebu Davud, Cenaze 1.cilt) Hz. Musa, bir kul (Hızır) ile yolculuğunda gemiyi parçalaması, küçük çocuğu öldürmesi, kendilerine yiyecek vermeyen, dışlayan kişilere ait yıkık duvarı ücret almadan onarması gibi fiillerin hikmeti, dış görünüşü itibarıyla kötü gibi gözüken eylemlerin arka planında Allah'ın adâleti ilâhî kader Kur'ân'da canlı misal olarak anlatılır.(Kehf suresi 60-82. Ayetler) Allah mutlak adâlet ve hikmet sahibidir. O'nun fiillerinde abes, başıboş fiiller asla bulunmaz. Allah gözlerin hainliğini ve gönüllerin gizledikleri şeyleri bilir ve Allah adâletle hükmeder.(Mümin suresi 19-20. Ayetler) Evrende tekvini irade ve hükümler Allah'a ait olup kararlarında daima hikmet ve adâlet sahibidir. Adil-i Mutlak Yüce Allah, zalimlerin zulümlerinden ve günahlarından asla gâfil değildir. Zulüm ve kötülükler içinde olanlar dünyada ve ahirette hesaplarını en ince teferruatına kadar ilâhî adâlet önünde vermeleri ilâhî adâletin de tecelli alanında olmaktadır. İlâhî adâletin Allah'ın ilah, Mâlik ve Rab olmasında ve iradesi temelinde ilâhî adâlet; Allah'ın herkese yaptığının hesabını sorması ve hiç kimseye en küçük bir haksızlıkta bulunmaması herkese hakkının karşılığını tam olarak vermesidir.(Metin Özdemir, İlahi Adalet ve Rahmet Penceresinden Kötülük ve Musibetler DİB Yayınları, Ankara 2015 sayfa 23) Allah bakışların hainliklerini, yüreklerin sakladığı gizlilikleri bilir. Allah adâlet ve hakkaniyetle hükmeder.
|