Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Ayrıca insanın koruyucu melekleri (Hafaza Melekleri) olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Cin ya da şeytanların abartılacak bir güçleri ve fonksiyonları yoktur. Kur'an-ı Kerim'in çeşitli yerlerinde Allah (c.c.), "Kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır"(Hicr suresi ayet 42; İbrahim suresi ayet 22; Nahl suresi ayet 99; İsra suresi ayet 65) buyurarak bu hususa işaret etmiştir. O zaman kafirlerin ya da şeytanların insanlar üzerindeki tesiri, gücü, sadece onları doğru yoldan saptırıp azdırmak, haram ve yanlış yollara sevk ederek, Allah'ın kendilerine buğzetmesini temin etmek için kalblerine vesvese vermek, kötü telkinlerde bulunmaktır. Bu açıdan cin şeytanları ile, insan şeytanları aynı vazifeyi yapmakta, her iki grup da telkin yoluyla insanları etkilemeye, tesir altına alıp kandırmaya çalışmaktadırlar. Şeytanların insanlara vesvese verdiği, onların insanın gönlüne getirdiği bu vesveselerin, gizli fısıltıların şerrinden, kandırmasından Allah'a sığınmak gerektiği Kur'an- ı Kerim'de haber verilmektedir. (Enam suresi ayet 112, 121; Fussilet suresi ayet 36) Nas süresinde ise bu konuda şöyle buyurulmaktadır:
"Ey Muhammed! De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların İlahı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."(Nas suresi ayet 1-6)
Yine Kur'an-ı Kerim, şeytanın Kıyamet Günü Allah'ın huzurunda şöyle diyeceğini haber vermektedir:
"İş olup bitince şeytan, 'Doğrusu Allah size gerçek vadetti. Ben de vadettim, ama sonra vazgeçtim. Aslında sizi zorlayacak bir nüfuzum da yoktu, sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni değil, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim. Doğrusu zalimlere can yakıcı bir azap
vardır' der. (İbrahim suresi ayet 22)
Yine bu konuda: "Doğrusu şeytanın inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur. Onun nüfuzu sadece, kendisini dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir. (O sadece onları kandırabilir.) "(Nahl suresi ayet 99-100) buyurulmuştur. Bu ayetten, cin ya da şeytanların telkin ve vesveselerine şirk koşanlarla, şeytanı dost edinen günahkar kimselerin kapılabileceğini anlıyoruz. Cin ya da şeytanın, kulağına fısıldayarak,
Gönlüne vesvese vererek etki altına aldığı kimse demek ki şeytanın dostudur. Ona dost olan kimsenin de şu ya da bu zorlamayla değil, yukarıdaki yazdığım ayette belirtildiği üzere, şeytanın kendisinin de itiraf ettiği gibi,(İbrahim suresi ayet 22) hür arzu ve iradesiyle bunu yaptığı, şeytanın telkinine kapıldığı açıktır. Bu durumda da uğranılan zarardan sorumlu ve suçlu yine büyücü vs. değil, cüzi iradesini o yönde kullanan insandır. Sihirbazın sorumluluğu ayrı bir husustur. O zaman ister nüsha (muska) yazarak, ister çeşitli yollarla sihir yaparak, isterse düğümlere üfleyerek faaliyette bulunsun, büyücü ya da sihirbazların şerrinden Allah'a sığınmak gerekir. Cin ya da insan şeytanlarının şerri de buraya kadar açıklamaya çalıştığım gibi insanlara vesvese vermesi, kulaklarına fena şeyleri fısıldaması, onlara yanlış ve zararlı hususları telkin ederek dünya ve Ahirette hüsrana uğratmasıdır. Nitekim Ebü'l-Yüsr el-Pezdevi, Ehl-i Sünnet alimlerinin çoğunun, cinlerin vesvese vermek suretiyle insanlara etkili olabileceklerini söylediklerini kaydetmektedir. (Pezdevi, Usulu’d-Din sayfa: 226)
|