![]() |
|
|||||||
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|||
|
|||
|
Ayetel Kürsi Bir Kapıdır.
Korunmak isteyen hala uykudadır. Bu bir yargı değil, bir teşhistir. Uyuyan insan burada dünyayı düşman, gölgeleri tehdit, kaderi tuzak olarak görür. Her adımda gerilir, her nefeste tetikte olur. Dua ederken bile korkusu konuşur. “Beni koru.” Oysa korkuyla atılan her adım, insanı gerçeğe yaklaştırmaz, yalnızca daha kalın bir perde örer. Gerçek tehlike dışarıda değildir. Gerçek tehlike burada insanın kendi körlüğüdür. Uyuyan ayrıca rüzgarı bile düşman sanır, uyanmış olan ise rüzgarın yönünü okur. Bu yüzden korunmak isteyen hala karanlıktadır. Uyanan ise korunmayı düşünmez. Çünkü o, çoktan gerçeğin içine girmiştir. Ayet Bir Kalkan Değil, Bir Kapıdır Herkes Ayetel Kürsi’yi bir duvar gibi okur. Sanki kelimeleri üst üste yığarak görünmez bir sur inşa ediyorlarmış gibi. Karanlığı dışarıda tutmak isterler, musibeti uzaklaştırmak isterler, belayı geri çevirmek isterler. Ama ayet duvar değildir. Ayet bir kapıdır. Duvar korkudan yapılır, kapı ise farkındalıktan. Duvar seni dünyadan ayırır, kapı ise seni hakikate bağlar. Ayetel Kürsi okunduğunda gökyüzü kapanmaz; insanın içindeki perde aralanır. “ O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur” denildiğinde ise insan dışarıyı değil, kendi içini sarsar. Benlik tahtından iner, gurur küçülür, korku incelir, kalp berraklaşır. Kapı işte tam burada açılır. Kapının önünde duran hala zırh ister. Kapıdan geçen ise hiçbir şey talep etmez. Çünkü içeride tehlike yoktur, sadece hakikat vardır. Zırh ağırdır. Zırh, insanı hem korur hem sınırlar. Zırhla yürüyen hızlı olamaz. Zırhla bakan derin göremez. Zırhla seven ama teslim olamaz. Uyanmış olan, zırhı bırakır. Çünkü bilir ki asıl koruma çelikte değil, bilinçte saklıdır. Farkındalık, görünmeyen bir zırhtır ama ağırlığı yoktur. Parlamaz, gösteriş yapmaz, kimseye meydan okumaz. Sessizdir ama kesindir. Bu hale gelen insan artık olaylara çarpmadan görür, kırılmadan sezer, düşmeden yön değiştirir. Bu bir kaçış değildir. Bu bir anlayıştır. Peki neden uyanan korunmayı düşünmez ? Çünkü korunma talebi hala “Ben ve dünya” ayrımından doğar. Uyanan için böyle bir ayrım kalmaz, uyanan için böyle bir dağılma yoktur. Dışarıdaki fırtına, içerideki denizi asla dalgalandırmaz. Karanlık onu yutmaz. Çünkü o karanlığın dilini öğrenmiştir. Tehlike onu şaşırtmaz. Çünkü o işaretleri erken okumuş, kaderin mesajlarını erken almıştır. Bu yüzden uyanan dua ederken bile kaçmaz. Onun duası bir sığınak değil, bir derinleşmedir. Duanın asıl kabulü de bundan sonra başlar zaten. İnsanlar duanın kabulünü çoğu zaman sonuçta arar. İşinin yolunda gitmesinde, musibetin uzaklaşmasında, dileğinin gerçekleşmesinde... Oysa duanın gerçek kabulü, insanın uyanışında başlar. Korku azalınca dua temizleşir. Telaş gidince niyet berraklaşır. Benlik küçülünce kalp büyür. İşte o zaman dua bir talep listesi olmaktan çıkar, hakikate açılan bir nefes olur. Bu farkındalığa ulaşan insan, bir gün sessizce şunu anlar. “Ben dua ederek korunmadım. Uyandığım için korundum.” İşte tam o noktada dua başka bir seviyeye geçer. Artık korkudan değil, şükürden doğar. Artık eksiklikten değil, idraktan yükselir. |
|
|