![]() |
|
#1
|
||||
|
||||
|
Kader Meselesi: İlâhî Hüküm ve Kulun Edebi;
Kader bahsi, üzerinde çok konuşulan; fakat az kimsenin yerli yerince konuşabildiği büyük bahislerdendir. Zira bu mevzu, bir taraftan imanın esaslarına dayanır; bir taraftan da aklın nerede durması gerektiğini insana öğretir. Onun için kader hakkında konuşurken ne kuru akıl yürütmeye kapılmak doğrudur, ne de “nasıl olsa sırdır” deyip mevzuyu bütünüyle karanlıkta bırakmak. Bu bahiste en doğru yol, bildirilen kadarını bilmek, bilinmeyen tarafında ise edebi muhafaza etmektir. İmam Gazzâlî çizgisi bize bu mevzuda hududu öğretir; Muhyiddin İbnü’l-Arabî çizgisi ise aynı hududun ardındaki derinliği ve “sırr” tarafını hatırlatır. Evvela şunu yerli yerine koyalım: kader ile kazâ aynı şey değildir. Klasik tarifte kader, Allah Teâlâ’nın bütün nesne ve hadiseleri ezelî ilmiyle bilip ölçmesi ve takdir etmesidir; kazâ ise bu ezelî takdirin, vakti gelince yaratılış sahasında meydana gelmesidir. Yani kader, ilâhî takdirin ezelî yüzü; kazâ ise onun tahakkuk eden yüzüdür. Bu yüzden büyükler, kaderi “toptan takdir”, kazâyı ise “o takdirin zaman içinde ortaya çıkışı” gibi anlatmışlardır. Kaderi kazâ ile karıştıran, mevzunun yarısını baştan kaybetmiş olur. Buradan ikinci meseleye geçilir: Kaderin çeşitleri denildiğinde, halkın zannettiği gibi tek bir kalem hesabı yoktur. Birinci ayrım zaten kader ile kazâ ayrımıdır. İkinci olarak, âlimlerin bir kısmı mübrem ve muallak takdirden söz etmiştir. Mübrem denilen, kesinleşmiş ve geri çevrilmeyecek hüküm diye anlatılır; muallak denilen ise dua, sadaka, sıla-i rahim ve sair sebeplerle ilişkili görünen, şartlı tecelli eden kısımdır. Buradaki incelik şudur: değişen Allah’ın ezelî ilmi değildir; kullara dönük görünür safhada, ilâhî ilim içinde zaten sebeplere bağlanmış olan yolların açılması yahut kapanmasıdır. Yani dua etti diye Allah yeniden öğrenmiş olmaz; fakat kulun duası da boşlukta kaybolmuş sayılmaz. Kader bahsinde en çok düşülen hata, kulun iradesini ya bütünüyle yok saymak ya da onu ilâhî iradeden kopuk, müstakil bir güç gibi düşünmektir. Hâlbuki Ehl-i sünnetin sahih omurgası ne tam cebirdir ne de kulu kendi fiilinin mutlak sahibi saymaktır. Âlimlerin çoğunluğu, insanın kendi inanç ve davranışları üzerinde etkili olduğunu kabul etmiş; fakat yaratmanın Allah’a mahsus olduğunu söylemiştir. Demek ki kulun seçmesi vardır, mesuliyeti vardır, hesabı vardır; fakat o seçim ve mesuliyet, ilâhî ilmin ve iradenin dışına taşmış bağımsız bir saltanat değildir. Kısacası kul ister, yönelir, kazanır; fakat yaratmak Allah’a aittir. Bu ölçü kaybolursa ya cebre düşülür ya gurura. İmam Gazzâlî’nin kader bahsindeki terbiyesi burada çok mühimdir. O, kaderi inkâr eden bir yol açmaz; fakat herkesin aklını bu sırrın içine ölçüsüzce salmasını da doğru bulmaz. İhyâ’da aktarılan “KADERDEN SÜKUT EDİN” ikazı, bu bahsin hiç konuşulmayacağı anlamına gelmez; herkesin kendi sınırsız zannıyla bu sırrı tüketmeye kalkmaması gerektiğini öğretir. Yani Gazzâlî’nin diliyle söylersek, kader bahsinde bilgi kadar hudut da lazımdır. Tarif yapılır, yer gösterilir, iman korunur; fakat kul, aklına güvenip ilâhî hikmeti sorgu masasına yatırmaya kalkarsa, ilmi değil haddini konuşturmuş olur. Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye gelince; onun dilinde kader bahsi daha da derinleşir ve “sırrü’l-kader” diye anılan bir ufka açılır. Bu çizgide kader, aklın çıplak muhakemesiyle bütünüyle kuşatılacak bir saha değildir. İbnü’l-Arabî üzerine yapılan çalışmalarda onun kaderi “büyük sır” olarak gördüğü, aklın buna kendi başına tam nüfuz edemeyeceği, bu bahiste bilginin ancak ilâhî bildirim ve keşif ölçüsünde olabileceği açıkça belirtilir. Burada söylenen şey, “hiç konuşmayın” değildir; “tamamını çözdüm” deme cüretinden sakının demektir. O hâlde kader bahsinde en emin yol, aklı susturmak değil; aklı kendi hududuna razı etmektir. Bir diğer mühim incelik de şer meselesidir. İnsanlar çoğu zaman başına gelen musibeti görünce “demek kaderimde kötülük varmış” derler. Bu kaba bir ifadedir. Klasik İslâm düşüncesi içinde daha dikkatli olan yaklaşım, şerrin ilâhî hikmetten bağımsız ve başlı başına bir mutlaklık taşımadığını; bizim mahlûk ve cüz’î bakışımız içinde “şer” diye gördüğümüz şeyin, ilâhî takdirde hikmetsiz bir boşluk olmadığını söyler. Demek ki kulun vazifesi, musibeti alkışlamak değildir; fakat ilâhî hüküm karşısında edebini kaybetmemektir. Günaha razı olmak başka şeydir; başa gelen hükümde isyana düşmemek başka şeydir. Bu fark korunmazsa kader bahsi, ya soğuk bir felsefeye ya da nefsin mazeretine dönüşür. Bütün bu söylediklerimizden şu hulâsa çıkar: Kader, Allah’ın ezelî ilmi ve takdiridir; kazâ, o takdirin vukuudur. Kulun iradesi vardır; fakat yaratma yetkisi yoktur. Dua, sadaka, tevbe ve salih amel boşa değildir; fakat bunların tesiri de Allah’ın ezelî ilminin dışında değildir. Kaderin son perdesi ise tartışmadan çok edep ister. Bu bahiste çok konuşan değil, hududu bilen selâmete daha yakındır. Dua: Allah Teâlâ bizleri, kader bahsinde dili gevşek, aklı taşkın, nefsi mağrur kullardan eylemesin. Bildirdiğine iman eden, bilmediğinin önünde edeple duran, mesuliyetini terk etmeyen ve hükmüne razı olmayı öğrenen kullarından eylesin. Âmin. Nasihat: Kader bahsine giren kimse, önce aklını değil edebini sağlamlaştırmalıdır. Zira bu yolda çok bilen değil, haddini bilen kurtulur.
(2 Beğeni)
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten, Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Kader mi yoksa kadere verilen tepki mi değişir?
(0 Beğeni)
|
|
#3
|
||||
|
||||
|
Kaderin aslı değil, kulun ona verdiği cevap değişir; şartlara bağlı görünen değişme de kaderin kendisinde değil, kazânın muallak safhasındadır.
(2 Beğeni)
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten, Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ |
|
#4
|
|||
|
|||
|
İnsan yolunu seçtiğini sanır fakat seçimin ardında bile görünmeyen bir kudret yürür
Kalem insanın elinde görünür yazıyı var eden ise kaleme hayat veren sırdır Sen niyet edersin adım atarsın ararsın yanılırsın düşersin kalkarsın ve kendi hikâyeni kurduğunu sanırsın Oysa her adımın ardında seni senden daha iyi bilen sonsuz bir ilim vardır Kader insanın Hakkı zorlayan yazısı değil insanın tercihlerinin ilahi ilim içindeki görünüşüdür İnsan iradesiyle yönelir Allahın kudretiyle yol açılır Sen kapıyı seçersin açılması sana ait değildir Sen tohumu toprağa bırakırsın yağmuru sen yağdırmazsın Sen gayret edersin sonucu sen yaratmazsın İşte sır burada başlar İnsan kendisine düşen iradeyi yaşarken kendisini yaratıcı sanmaktan vazgeçer Çünkü kulun gücü istemektir yaratmak ise Hakka mahsustur Kader seni kukla yapmaz sana sorumluluk verir İrade seni ilah yapmaz sana kulluğu öğretir Sen yürürsün fakat yolun bütün ihtimallerini gören O dur Sen bir kapıdan dönersin ve yıllar sonra anlarsın ki kayıp sandığın şey seni başka bir hakikate taşımış Sen birini kaybedersin ve içinde daha derin bir kapı açılır Sen bir duaya cevap beklerken cevabın bambaşka bir biçimde geldiğini görürsün Çünkü insan zamanı parça parça görür Allah bütünü bilir İnsan bugünün acısını görür Allah yarının anlamını bilir Bu yüzden kader bazen kırılmak gibi görünür fakat hakikatte yön değiştirmektir Bazen gecikmek gibi görünür fakat hakikatte olgunlaşmaktır Bazen kapanan bir kapı gibi görünür fakat hakikatte seni yanlış kapıdan korumaktır İnsan hikâyenin yalnızca bir satırını okur Allah kitabın tamamını bilir Öyleyse kalemini bırakmak değil kaleminin sahibini tanımaktır teslimiyet Gayreti bırakmak değil gayretin sonucunu Hakka emanet etmektir Kaderin sırrı başına gelen her şeyi kader deyip susmak değildir Başına gelenin içindeki dersi görüp daha bilinçli bir insan olmaktır Çünkü insanın asıl imtihanı ne yaşadığı kadar yaşadığının içinden neye dönüştüğüdür Kimi acıdan kin çıkarır kimi acıdan hikmet Kimi nimetten kibir çıkarır kimi nimetten şükür Aynı dünya içinde iki insan bambaşka âlemler yaşar Çünkü kader yalnızca dışarıda yazılan olaylar değil içeride verdiğin karşılıklarla şekillenen yolculuktur Sen seçiminle yönünü gösterirsin ilahi kudret sana o yönün kapılarını açar Sen kalbini nereye çevirirsen hayatın anlamı orada derinleşir Bir gün anlarsın ki hayat seni istediğin yere götürmek için değil olduğun kişiden hakikati bilen kişiye dönüştürmek için akıyormuş İşte o zaman mücadele azalır fakat gayret bitmez Korku azalır fakat sorumluluk büyür Ben yaptım sözü yerini bana düşeni yaptım sözüne bırakır Benim olacak sözü yerini benim için hayırlı olan gelsin duasına bırakır Ve insan sonunda kaderle savaşmayı değil kaderin içindeki ilahi terbiyeyi okumayı öğrenir O vakit kalp sükûna yaklaşır Çünkü bilir ki kendisine düşen yürümektir Yolu var eden ise görünmeyen kudrettir İnsan hikâyede bir harftir Allah bütün kitabın manasıdır Sen yazdığını sanırken seni yazan sırra yaklaş Çünkü hakikatin en derin yerinde insanın kalemi susar İrade teslim olur Ve geriye yalnızca Hakkın sonsuz ilminde anlamını bulan bir yol kalır.
(0 Beğeni)
|
![]() |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Ayetler ve Dualar - Kozmik Şifreler | Tuana | Dualar & Dua Kardeşliği | 53 | 05.01.26 10:45 |
| Kader değişir mi? | ebu ubeyde bin cerrah | ALLAH (c.c) | 30 | 19.05.25 14:39 |
| Kadere iman Kaza ve Kader nedir... | ayhan571 | Tasavvuf Sohbetleri | 0 | 23.03.21 09:36 |
| Kader ve Kaza | Astra | islam & islami Konular | 3 | 08.01.20 22:03 |
| Kadere iman | Havasokulu | Hadisler | 4 | 01.07.17 09:37 |