Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > islam & Tasavvuf > Tasavvuf & Tarikatler > Tasavvuf Sohbetleri


Kalbe gelen düşüncelerin kaynağı


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 08.01.25, 02:13
Skoda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 27.01.20
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1,288
Forum Puanı: 3468
Etiketlendiği Mesaj: 36 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Kalbe gelen düşüncelerin kaynağı

KALBE GELEN DÜŞÜNCELERİN KAYNAĞI

Kalbe Yakînden, Rûhtan ve Melekten Gelen Düşünceler, Allah’ın Hazinelerinden Gelmektedir. Akıl, Nefs ve Şeytândan Gelen Düşünceler ise Yerin Hazinelerinden Gelmektedir. Bu Konuda Şöyle Denmiştir; Nefs Yerden Yaratılmıştır, Toprakla İlgili Özelliklere Sahiptir. Bunun İçin Toprağa Meyleder. Rûh ise Rûhânîdir, Melekût Âleminden Yaratılmıştır, Bunun İçin Yükseğe (Yüceliklere) Meyleder ve Orada Huzur Bulur. Kalp ise Melekût Hazinelerinden Bir Hazinedir. Bir Aynaya Benzer. Bu Düşünceler, Gayb Hazinelerinden Gelerek Kalbin Ortasına İner, Kalpte Yanar ve Parlayarak Tesirini Gösterir. Onlardan Bir Kısmı, Kalbin Kulağına Tesir Edip Bir Anlayış Olarak Zuhur Eder. Bir Kısım Düşünceler, Kalbin Dilinde Tesir Eder, Bir Kelâm Olarak Ortaya Çıkar. Bu Zevktir. Bâzısı, Kalbin Koklama Hassasında Etki Eder, İlim Olur. Bu, Fikirdir. Ona Fıtrî Aklın Etkisi ile Ortaya Çıktığı İçin Müktesep Akıl Denir. Bu, Kalpte En Az Kalan, Değeri ve Etkisi En Düşük Olan Bir Düşüncedir. Kalbin Gözünde ve Kulağında Etki Eden Düşünce, Kalbin İçerisine İntikâl Ederek Özüne Ulaşır. Bu, Direkt Etkidir. O, Kalpte Oluşan Bir Vecddir. Bu ise Mücahede Makamının Bir Hâlidir. Rasülullah Aleyhisselâm’ın Şu Sözü de Bu Hâli Târif Etmektedir, “Allah’ım! Senden, Kalbime İyice Yerleşecek Bir Îmân İstiyorum...”

Âriflerden Birisi Demiştir ki, “Îmân, Kalbin Zâhirinde Olunca, Kul, Âhireti ve Dünyâyı Sever Bir Hâlde Olur. Bâzen, Allahû Teâlâ ile Beraber, Bâzen de Nefsiyle Birlikte Bulunur. Îmân, Kalbin İçerisine Girince, Kul, Dünyâya Buğz Eder ve Hevâsını/Kötü Arzularına Uymayı Terk Eder.”

Üstâdımız Ebû Muhammed Sehl Şöyle Demiştir, “Kalbin İki Boşluğu Vardır. Biri İç Kısımdadır. Orada Göz ve Kulak Vardır. Buna, Kalbin Kalbi (Özü) Denir. Diğeri de Kalbin Zâhirindedir. Orada da Akıl Vardır.”

Aklın Kalpteki Misâli, Görme Hassesinin Gözdeki Fonksiyonuna Benzer. Onun, Gözbebeğinde Sağladığı Parlaklık Gibi Akıl da, Kalbin Kendine Mahsûs Bir Yerinde Kalbe Parlaklık Sağlamaktadır.

Kalbe Gelen Düşünceler, Onu Hidâyete Sevk Edecek Türden Olunca –ki Bunlar Melek ve Rûhtan Gelir– Kalpte Takvâ, Hidâyet ve Hayr Oluşur. Bunlar Hayr Hazinesindendir ve İlâhî Rahmete Ulaşmaya Vesiledirler. Bu Tür Düşünceler, Kulun Kalbine Bir Nûr ve Güzel Bir Duygu Olarak Etkisini Gösterir. Sağda Görevli Hafâza Melekleri, Onu Fark Eder ve İyilik Olarak Kaydederler.

Eğer Bu Düşünceler, İsyânla İlgili ise –ki Bunlar Nefs ve Şeytândan Gelir– Kalpte İsyân ve Kötülük Duyguları Oluşturur. Bunlar, Şer Kaynağı ve Dünyevî Bağımlılıklardır. Kalpte Bir Zulmet ve Kötü Koku Meydana Getirirler. Bunu, Sol Tarafta Bulunan Hafâza Melekleri Fark Ederler ve Onları Kötülük Olarak Yazarlar. Bütün Bunlar Nefsi Yaratan ve Onu Dilediği Gibi Şekillendirip Düzenleyen ve Kalplere Hükmeden ve Onu İstediği Yöne Çeviren Cenâb-ı Hakk Tarafından Takdir Edilen Birtakım İlhâm ve Kalbe Atılan Düşüncelerdir. Hepsi Bir Hikmete Dayanmakta, Sonuçta Bu, Allah’ın Dilediği Kimseler İçin Bir Adâlet, Sevdikleri İçin de Bir İhsân ve Fazîlet Olmaktadır. Nitekim Allahû Teâlâ Hazretleri, “Rabbinin Sözü, Doğruluk ve Adâlet Bakımından Tamamlanmıştır.” Buyurmuştur. Yani Allah, Dostlarına Hidâyeti Nâsip Edip Müjde Ettiği Sevâbı Vererek Sözünde Sâdık Olmuş, Düşmanlarına da Onları Sapıklık İçerisinde Bırakıp Kendileri İçin Hazırladığı Cezayı Adâletin Bir Gereği Yapmıştır. Hem, Cenâb-ı Hakk Şöyle Buyurur, “O, Yaptıklarından Sorguya Çekilmez. Onlar (İnsanlar) ise (Her Fiillerinden) Sorulacaklar (ve Sorumludurlar).”

Bunlar (Melek, Rûh, Nefs, Şeytân) Allah’ın Emrine Boyun Eğmiş Askerlerdir. O ise Her Şeye Hükmü Geçen, Her İstediğini Yapan Bir Sultândır. Yüce Allah, Bunlar İrâdesine Boyun Eğdiğinde, Kudretine Teslim Olduğunda, Bizzât O Şeylerde Bulunmaktan Yücedir. Bu Durumda, Kudreti İrâdesine Göre Tecelli Edip Gereğini Yerine Getirir, Hikmetini de Fiillerini Ortaya Çıkarır. O, Bir Şeyin Olmasını Dilediği Zaman, Gizli Kudretiyle Ona, “Ol!” Der, O da Hikmetine Uygun Olarak Ortaya Çıkıverir. Yüce Allah’ın Her Şeye Gücü Yeter. Her Şeyin Mülkü O’nun Kudret Elindedir. O, Her İşinde Sonsuz Hikmet Sahibidir. Hâlbuki Kul Güçsüzdür, Âcizdir, Câhildir, Hiçbir Şeye Gücü Yetmez. Kul, Sebeplerle Kuşatılmış, Üzerine Perde Çekilmiş, Sonuçta Sevâp veyâ Azâb Görmesi İçin İlâhî Hükümlerin Uygulanmasına Bir Mahal Yapılmıştır. Şu Hâlde, Bunca Sebepler Bir İmtihân Vesilesi, Kul da Bir İmtihânın Uygulanma Yeridir.

Her Şeyin Evveli Cenâb-ı Hakk’tır. İmtihân Eden, Dileyen, İlk Olarak Yaratan, Öldürüp Yeni Bir Hayat Başlatan O’dur. Sizi, Bilmediğiniz Bir Hâlde (ve Nitelikte) Yaratacak O’dur. O, Bunları, Mü’minleri Güzel Bir İmtihânla Sınamak ve Hâllerini Ortaya Çıkarmak İçin Yapar. Kul Ancak O’nun Gösterdiğini Görebilir. Kulların Müşâhededeki Farklılıkları da O’nun Takdirine Göredir. Kula Ancak, O’nun Açıkladığı ve Dilediği Açılır. Bundan Dolayı Kullar, Delillerde İhtilâfa Düşmüşlerdir. Çünkü Herkese Açılan Delil Farklıdır.

Allahû Teâlâ Gayb Âleminde Olan Bir Şeyi Ortaya Çıkarmak İstediğinde Lâtif/Görünmeyen, Sırlı Kudretiyle Nefsi Harekete Geçirir O da O’nun İzniyle Harekete Geçer. Nefsin Bu Hareketiyle Onun Yapısından Ortaya Çıkan Bir Zulmet Oluşur ve Kalpte Kötü Bir Düşünce Olarak Yazılır. Devamlı Gözetlemede Olan Şeytân Kalbe Bakar. Kalpler Şeytân İçin Açılıp Yayılmış, Nefisler de Önüne Serilmiş Durumdadır. Kalpte Olup Biteni Görür, Onun Müptelâ Olduğu ve Çevrildiği Ameli Fark Eder. Nefsânî Bir Düşünce ve Kalpte Tesirini Gösteren Bir Zulmet Gördüğünde, Kendisi İçin Hareket Alanı Ortaya Çıkar ve Bu Sayede Kalpteki Hâkimiyeti Kuvvetlenir.

Kalpteki Nefsânî Arzular, Asıl Üç Şeyden Kaynaklanır. Teferruatı ise Sayısız Denecek Kadar Çoktur. Bu, Her Kulun Arzu Edip Peşine Düştüğü Şeye ve Derecesine Göre Değişiklik Gösterir. Bu Asıl Şeylerden Birisi Hevâdır. Hevâ/Boş Arzular Nefsin Hemen Ele Geçirdiği Bir Hazdır. Diğeri Boş Hayaldir. Bu da Fıtratındaki Cehâletten Kaynaklanmaktadır. Bir Diğeri de, Bir Şeye Karşı Harekete Geçme ve Ondan Çekinme Duygusudur. Bu ise Aklın ve Kalbin Muhabbetinin Sonucu Olan Bir Şeydir. Bu Üç Şeyden Hangisi Kalpte Yerleşip Etki Gösterirse, Bilinmelidir ki O, Nefsin Vesvesesi ve Şeytânın Kalpte Bulunması Sonucu Oluşmuştur. Böyle Bir Düşünce Şeytâna Aittir ve Kötü Olduğuna Hükmedilir. Bunlar da Ancak Şu Üç Şeyden Kaynaklanır; Cehâlet, Gâflet ve Faydasız Dünyâ Metaı Talep Etmek. Bunlar Kula Fayda Vermeyen ve Dünyâya Ait Olan Şeylerdir. En Fazîletlisi, Faydasız Dünyâ Malı Konusunda Nefisle ve Şeytânla Mücâdele Etmek ve Peşine Düşmekten Kendini Alıkoymaktır. Bu, Peşine Düşülen Şeylerin Mübâh Olması Durumundadır. Eğer Bu Hâller, Harâmlarda Ortaya Çıkıyorsa, O Zaman Kula, Tamamıyla Onlardan Sakınması ve Peşine Düşmemesi Farz Olur. Kulun Kalbi Bu Şeylerin Zikrinde İleri Gidip Onlara Meyil Gösterir yahût Onları Ele Geçirmek İçin Hareket Ederse, Bu Şeyler, Kalbiyle Yakîni Arasında Perde Olurlar. Şâyet Yukarıda Saydığımız Durumlar, Kalbe Mübâh Olan Şeyler Vâsıtasıyla Arız Oluyorsa, Kalbin Gâflete Sebep Olacak Şeylere Mahal Olmaması İçin Onları Kalpten Yok Etmek, Kendisi İçin Fazîlet Olur. Hem Bu Mübâh Şeyler Asıl İtibârıyla, Onları Kullanma ve Harcama Konusunda Nasıl Hareket Edildiğini Tespit İçin, Allahû Teâlâ’nın Önümüze Koyduğu Birer İmtihândır. Bunun İçin O, Nefsi, Rûhu, Hayatı ve Ölümü Yaratmış, Kullar Nasıl Amel Edecek ve Kalbini Dünyâdan Çekerek En Güzel Ameli Kim Yapacak Diye, Yeryüzündeki Şeyleri Bir Süs ve İmtihân Vesilesi Yapmıştır.

Şeytânın Hâkimiyeti ve Nefsin Kötü Şeyleri Kendisine Güzel Göstermesi Sebebiyle Helâke ve Azâba Yaklaştıktan Sonra, Allahû Teâlâ Bir Kulunun Kurtulmasını İsterse, İmtihân Ânında Kalbine Bakar, Îmânının Nûru ile Nefsini Allah’a Yöneltir. O Zaman Kul, Gizlice O’na İltica Eder. O’na Sığınarak ve O’na Koşarak Kendisine Tevekkül Eder, Hâlis Bir Şekilde O’na Yalvarıp Yakarır. Böyle Bir Durumda Kul Allah’a Güvenir, O da Ona Yeter. O, İşini Rabbine Teslim Eder, Rabbi de Kendisini, Düşmanının Hilesinden Muhâfaza Eder. Kul, Yaratanına Yalvarır, O da Kendisini Korur, Ona Bir Çıkış Yolu Yaratır ve Sıkıntısından Kurtarır. Allahû Teâlâ, Kulun Kalbine Öyle Bir Nazar Eder ki, Nefsin Ateşi Söner, Kötü Arzular Yok Olur, Hareket İmkânı Kalmadığı İçin Şeytân Siner, Etkisiz Hâle Gelir ve Devre Dışı Kalır. Böylece Kalp, Cenâb-ı Hakk’ın Nûru ile Kötü Tesirlerden Temizlenir. Aziz ve Kahhar Olan Hakk Teâlâ’nın Kudretiyle Pürüzsüz Bir Hâle Gelip Taâtlere Yumuşar. Artık Kul, Yüce Rabbinin Rahmet Nazarıyla, Kalbinin Safiyet Bulmasından Dolayı O’nun Makamından Korkar, Hatâlardan Çekinir ve Kaçar yahût Hatâsına İstiğfâr ve Tevbe Eder, Üzerinde Takvâ Hâli Zuhur Eder.

Yüce Allah, Kötülüğe Düşmesine Hükmettiği Bir Kulun Helâk Olmasını İstediğinde, Nefsin Hevâsı ile Müptelâ Olup Kötü Arzulara Kapıldıktan Sonra, Kalp Akla Bakar, Akıl da Nefse Müracaat Eder. O Zaman Nefs, Kötü Şeyleri Süsler ve Teşvik Eder. Akıl, Nefsin Süslemesine ve Teşvikine Rızâ Gösterip Onu Güzel Bulur. Aklın Güzel Bulması ve Hevânın/Kötü Arzuların Kalpte Yayılması Sebebiyle Göğüs Kötü Şeylere Açılır. Böyle Bir Durumda, Şeytânın Hareket Alanı Genişlediği İçin, Kalpteki Hâkimiyeti Kuvvetlenir, Kalpteki Kötü Arzuları Süslemeye, Kalbi Aldatmaya, Ona Birtakım Boş Vaatlerde Bulunmaya Yönelir. Bu Şekilde Birtakım Yaldızlı Sözler ve Aldatmacalarla Kalbe Vesveseler Vermeye Başlar. O Zaman, Şeytânın Hâkimiyetinin Kuvvetlenmesinden ve Yakîn Nûrunun İyice Kaybolmasından Dolayı Îmânın Kalpteki Hâkimiyeti Zayıflar. Şehvetin Fazla Olmasından Dolayı Hevâ/Kötü Arzular Gâlip Gelir. Şehevî Arzular, İlmin Nûrunu ve Delilin Gücünü Yok Eder, Hayâ Ortadan Kalkar, Îmân Şehvetle Perdelenir. Bu Durumda, Hayânın Kalkmasından ve Hevânın Galebesinden Dolayı Kötülük Ortaya Çıkar.

Kalpte Hayrın ve Şerrin, Taâtin ve Günâhın Ortaya Çıkması Yukarıda Saydığımız Sebeplere Bağlı Olarak Meydana Gelmektedir ve Bu Bir Ânda Olmaktadır. Bunlar, Kulun Kalbinin Hâline Göre Elde Ettiği Neticelerdir. Kalpte Oluşmaları Sanki Yıldırım Hızıyla Olmaktadır. Çünkü Allahû Teâlâ, Bir Şeyin Olmasını İsteyince Ona, “Ol!” Der, O da İlâhî Kudret ve İrâdeye Uygun Olarak Oluşuverir.

Eğer Allahû Teâlâ, Melekût Hazinelerinden Bir Hayrı Ortaya Çıkarmak ve Takvâyı İlhâm Etmek İsterse, Gizli Bir Tecellisiyle Rûhu Hareket Ettirir. Rûh, Yüce Kudret Sahibi Mevlâ’nın Emriyle Hareket Eder. O Zaman Rûhun Cevherinden Kalpte Alî Duygular Yayan Bir Nûr Parlar. Kalpte Hayr Düşüncesi, Üç Şekilde Kendisini Gösterir. Bunun Kısımları ise Sayılamayacak Kadar Çoktur. Çünkü Her Kulun Kalbinde, İlminin Ulaştığı, Makamının Yükseldiği Yere Göre Hayr Düşüncesi Oluşur.

Kalpte Oluşan Hayr Düşüncesi ya Farz Kılınan Bir Emre Derhâl İcâbet Etme Şeklinde Olur yahût Kulun İçerisinde Bulunduğu Hâl ve Ameline Uygun Bir Fazîlete Teşvik Yapma Şeklinde Ortaya Çıkar ve yahût Melek veyâ Melekût Âleminden Yayılan Gaybî Keşiflerle Üzerine Açılan ve Kendisi İçin Bir Fazîlet Olan İlme Sarılma Şeklinde Tezahür Eder.

Bütün Bunlar, Mabûd-u Hakîki’nin Dilemesi ve Hikmet Sahibi Mevlâ’nın Bir Hikmeti İcâbı Cereyân Eden ve Kulların Tanınıp Birbirinden Ayrılmasını Temin Eden Şeylerdir. Hayr Grubuna Giren Bütün Düşüncelerde Allahû Teâlâ’nın Rızâsı Vardır. Bunların Tahakkuku Kul İçin Hayırlıdır. Şu Kadar Var ki, Onların Bâzısı Diğerinden Daha Fazîletlidir.

Hayr ve Şerre Ait Kalpte Oluşan Bu Altı Temel Düşünce, Melekten Gelen Takvâ İlhâmı ile İblis Aleyhillâne’den Gelip Vesvese ve Kötü Niyet Şeklinde Ortaya Çıkan Kötülük Düşüncesinin Arasındaki Farktan Kaynaklanmaktadır.

Bâzen Bu Duygu ve Düşünceler, Kul İçin Birtakım İlimlerin Açılmasına Vesile Olurlar. Kul Onlardan Allahû Teâlâ’ya Nazar Eder, İlâhî Tecellileri ve Hikmeti Bulur. Bütün Bunlar, Allah’a Ait Birer Mârifet Bilgisi Olurlar ve Bu Sayede Kula Ünsiyet ve Şevk Kapısı Açılır.

Sonra Kullar, Yakînlerindeki Yükseklik ve Temkin Hâlindeki İstikrârları Nispetinde, Müşâhede Konusunda Farklı Derecelere Sahiptirler. Ancak, Hayra Ait Düşüncelerin Aslı ve Oluşması, Meleğin İlhâmı, Rûha Hayr Duygusunu Atması ve Îmân Üzerinde İlâhî Nûrların Parıldayıp Onu Tutuşturmasına Dayanmaktadır. Bu Düşüncelerin Dıştaki Tezahürü ise Âhirete Yönelme, Emredilen yahût Teşvik Edilen Şeyleri Bilme Şeklinde Olur.

Kötülüğün Oluşması ise Yukarıdakilerin Tersine, Nefs ve Şeytândandır. Sebepleri ise Şehvet ve Hevâdır. Bunlar Cehâletten Ortaya Çıkar. Kalpte Perde Olup Sonuçta Kulu Azâba Götürürler.

Allahû Teâlâ Hazretleri, Rûh Hazinelerinden Bir Hayrı Ortaya Çıkarmayı İsteyince Onu Harekete Geçirir. O Zaman Rûh, Kalbe Bir Nûr Yayar ve Onu Etkiler. Bu Durumda Melek, Kalbe Bakar ve Allahû Teâlâ’nın Orada Oluşturduğu Şeyi Görür. Artık Melek İçin Kalpte Hareket Alanı ve Tesir İmkânı Oluşur. Bunun Zıddı, Kalp ve Nefsin Etkisinde Kalınca, Şeytân İçin Emre Hazır Olur ve O Zaman Kalp, Şeytânın Tasarrufu Altında Kalır.

Melek, Hidâyet ve Allah’a İtaât Muhabbeti Üzerinde Yaratılmıştır. Şeytân ise Azgınlık ve Kötülük Muhabbeti Üzerinde Yaratılmıştır. Melek, Kalbe Hayr Düşünceyi İlhâm Eder, Böylece Kalpte Hayr Anlayışı Oluşur. Bu Düşüncenin Canlanması İçin Melek Kalbe, Onu Takviye Edecek Şeyleri Emreder. İyiliği Gösterir ve Ona Teşvik Eder. İşte Bu, Takvâ ve Hidâyete Götüren İlhâmdır. Bu Durumda, Şeytânın Nefse Nazar Ettiği Gibi, Melek de Yakîne Bakar. Yakîn, Bunun Hayr Olduğunda Meleğe Şahidlik Yapar. O Zaman Akıl, Huzur ve Sükûnet Hâlini Elde Edip Yakînin Şehâdetiyle Teskin Olarak, Allahû Teâlâ’nın Desteği ve İzni ile Melekle Beraber Olur. Nitekim Daha Önceki Durumda da, Nefse Kandığı İçin Onunla Beraber Olmuştu.

Bundan Sonra Aklın Hayırda Mutmain Olmasından Dolayı Göğüs Hayra Açılıp, İç Âlemin Genişlemesi Sebebiyle İlmin Delillerinin Sıhhati Ortaya Çıkar. Böylece, Îmânın Safiyetinden Dolayı Yakînin Kalpteki Hâkimiyeti Kuvvetlenir. Hevânın/Kötü Arzuların Yakîn Nûru İçerisinde Kaybolup Gider. Îmân Nûrunun Ortaya Çıkması Sebebiyle Şehvet Ateşi Söner. Îmân, Hayâ Süsüyle Süslenir. Şehvetin Yok Olmasından Dolayı, Nefsin Azgınlık Sıfatı Zayıflar. Nefs Zayıfladığı İçin Kalp Kuvvetlenir. Yakînin Kuvvetlenmesi ve İlmin Gösterdiği Şeylerin Kesinliği Ortaya Çıkması Sebebiyle, Îmân Artar. Îmânın Artması ve Hayâ ile Süslenmesinden Dolayı, Kalpte Hidâyet Nûru Hâkim Olur. Hakk’ın Galebesinin Neticesi, Taât Ortaya Çıkar. Allah Her Emrinde ve İşinde Gâliptir, Dilediğini İcra Eder Fakât İnsanların Çoğu Bunu Bilmezler.

[Kûtu’l-Kulûb]

__________________
Ne senle yaşanıyor
Ne de sensiz oluyor
Şu garip bomboş dünyada..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:27.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com