![]() |
|
#1
|
|||
|
|||
|
Bir zamanlar, bir köyde iki dost vardı. Her ikisi de Allah’ın birliğini derinden idrak etmeye çalışan, her anı ilahi hikmetle dolu yaşamak isteyen, samimi birer müminlerdi. Ancak, kalplerinde bir eksiklik hissediyorlardı. Gerçek huzuru bulamıyor, Allah’a daha yakın olmayı arzu ediyorlardı. Birbirlerine, kalbinin derinliklerine inebilmek ve Allah’ın huzuruna ermek için daha fazla çaba sarf etmeleri gerektiğini söylediler. Bu düşüncelerle bir gün, kasabanın dışında, kuytu bir köşede, sadece Allah’a yönelip zikre koyulmaya karar verdiler.
İlk başta, sakin bir şekilde "Lâ ilâhe illallah" diyerek zikre başladılar. Zikirleri ilerledikçe, daha derin bir tefekkür hali içine girdiler ve nihayet, "Allah" lafzının her bir harfini bir başka derinlikte hissetmeye başladılar. Fakat, zamanla her bir "Allah" lafzı, akıllarında bir yangın gibi büyüdü. Zihinsel berraklık yerini yoğun bir karışıklığa ve dağılmaya bırakıyordu. Her zikriyle, akıllarındaki tüm düşünceler, Allah’ın kudretine olan teslimiyetleriyle siliniyor, birer birer kayboluyordu. Her "Allah" lafzı, onların zihinlerinde öylesine güçlü bir ışık yarattı ki, bu ışık akıl ve düşüncenin ötesine geçip, onları bambaşka bir hale soktu. Akıl, bir noktada eriyip kaybolmuş, geriye sadece saf bir bilincin izleri kalmıştı. Ne düşündüklerini artık bilmiyorlardı, sadece Allah’ın varlığını ve kudretini derinden hissediyorlardı. Düşüncelerinin her bir parçası, bir nehir gibi akıp gitmiş, geriye sadece varlıkları kalmıştı. Zikir, öylesine güçlüydü ki, akıllarını yakarak onları Allah’a tamamen teslim etti. Bu teslimiyet, onların akıllarını kaybetmelerine, fakat bir anlamda en yüksek hakikate ermiş olmalarına yol açtı. Artık dünya onların gözlerinde yoktu, her şey bir tek varlıkta birleşiyordu; o varlık, Allah’tı. Kalpleri ve ruhları Allah’ın birliğinde erimiş, zihinleri bir kenara bırakılmıştı. İkisi de, akıl ve düşüncenin çok ötesinde bir halle, Allah’ın mutlak varlığını ve kudretini derinden idrak ediyorlardı. Ancak, akıllarını kaybetmişlerdi; zihinsel işlevleri silinmişti, çünkü onların kalpleri ve ruhları, "Lafzı Celal"in her bir harfiyle öylesine aydınlanmıştı ki, bu aydınlanma artık aklın sınırlarını aşmıştı. Zikir, onları sadece akıldan değil, her türlü dünyevi algıdan da arındırmıştı. O an, dünya onların gözlerinde bir hayal, zaman bir anlık bir gölge gibi geçip gitmişti. Akıllarını kaybetmişlerdi ama bu kayıp, aslında en büyük kazanımlarıydı. Çünkü geriye sadece Allah’ın birliğini derinden hisseden saf bir kalp ve ruh kalmıştı. Zihinsel bulanıklık, onları sadece Allah’a daha yakınlaştırmış, nefsin tüm kirlerinden arındırmıştı. Ve o günden sonra, o iki dost, artık akıl ve düşünceden değil, sadece Allah’tan gelen ilahi hikmetle yaşadılar. Zikir, onlara en yüksek hakikati, Allah’ın mutlak varlığını öğretti ve akıllarını kaybetmek, onlara kalp ve ruh düzeyinde en büyük kazancı sağladı. Akıl, bu yolculukta sadece bir geçiş noktasıydı. Gerçek olan ise, Allah’ın huzurunda kaybolmaktı.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
![]() |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Letaifler, Letaiflerin Görevleri, Letaif Zikri (Zikr-i Letaif) | Sin | Tasavvuf & Tarikatler | 19 | 05.09.25 21:21 |
| 70 bin Kelime'i Tevhid Zikir Havassı | CahCahi | Zikir | 24 | 17.04.25 22:10 |
| Lafza-i Celal (Allah) Zikri | RvP | Zikir | 9 | 02.04.25 07:35 |
| Tevhid zikri nedir | Teyrebaz | Zikir | 0 | 07.11.22 01:47 |
| idrisiye (tevhid) zikri | HavasHoca | Zikir | 1 | 28.08.17 15:49 |