Alıntı:
Lunvelius Nickli Üyeden Alıntı
Çok güzel bir açıklama olmuş elinize sağlık FAKAT şunu da belirtmeden durmak hoş olmaz insanlar bilemediği veya daha bilimsel olarak tam kanıta ulaşamadığı konulara metafiziksel anlam yüklemeye daha çok meyilli olur. Ama bu da o konunun doğru cevabı olmaz. Her iki tarafta kendi inanmak istediği tarafa çekilir. Bunu da siz zaten sonda belirtmiş siniz Teşekkürler açıklama için.
|
Değerli kardeşim kapasitesi olan biri olduğunu düşündüğümden şunları yazmaya ihtiyaç duydum. Elli yıl önce temel varsayımlarını tartışmak gereksizdi. Bunlar fiziksel dünyadaki her şeyi açıklamada çok başarılıydı. Ancak günümüzde çok tuhaf bir şey olmaktadır. Bilimdeki yeni gelişmeler bu varsayımların her birini çözmeye başlamıştır. Örneğin artık pozitivizmin (gerçek olanın ölçülebilirliği) her zaman geçerli olduğunu varsayamayız, çünkü istatistiksel mekanik ve Heisenberg Belirsizlik İlkesi, bize dünyanın bütün unsurlarının doğrudan gözlenemediğini ya da ölçülemediğini öğretmiştir. Bu nasıl oldu? Psikolog Ken Wilber imkan dahilinde bir neden ileri sürmüştür: ‘’Evren, özneye karşı nesne ya da gören duruma karşı görülen durum gibi bölümlere ayrıldığında bir şey her zaman dışarıda kalır. Bu şartlarda evren ‘kendisini her zaman kısmen atlatacaktır’ Hiçbir gözleyen sistem kendisini gözlem yaparken gözleyemez. Gören kişi kendisini görürken göremez. Her gözün bir kör noktası mevcuttur. Ve işte tam olarak bu nedenle tüm bu düalistik çabaların temelinde sadece şunu buluyoruz. Belirsizlik, tamamlanmamışlık.’’
Bu nedenle Descartes dünyayı ikiye böler bölmez o bunu bilmiyordu ama pozitivizm zarar görmüştü. Einstein’ın da madde ve enerjinin eşitliğini bulmasıyla materyalizm hakkında da şüphe duyulmaya başlandı. Sonraları, genel ve özel rölativite, kuantum mekaniği kaos teorisi ve dağıtıcı sistemler teorisi pozitivizmin mekanizmin determinizmin ve realizmin varsayımlarına zarar vermiştir. Bu varsayımlara gelişmekte olan biyoloji, psikoloji, sosyoloji ve tıptaki yeni görüşler de meydan okumuştur. Klasik bilimsel varsayımlar zihin-beden etkileşimlerinin, biyo-geri beslemenin ya da plasebo ilaç etkisinin nasıl işlediğini açıklamamaktadır.
Düz akılcı mantık hakkında bile tüm temel varsayımlarımızı ne kadar kanıksamış olduğumuzu göstermek için şöyle bir senaryoyu hayal edin:’’Çiftlikteki hayvanları tüm ineklerin geçmelerinin yasaklanıp sadece atların geçmelerine izin verildiği bir kapıdan geçiriyorsunuz. Sonra da birinci kapıdan geçen atları, beyaz atların geçişini yasaklayan ve siyah atlara izin veren ikinci bir kapıdan geçiriyoruz.
Mantık bize sadece siyah atların her iki kapıdan da geçeceğini söylemektedir. İşin tuhafı her iki kapıdan geçen hayvanların yarısının beyaz inekler olduğunu görüyoruz bu tamamen gülünç bir şeydir ve kuantum düzeyindeki dünyanın aslında bu şekilde işlemesi haricinde bu durum bir hata olarak görülecektir. Temel parçacıkların da siyah ve beyaz atlar ile renklerin ufak versiyonları gibi olduğunu varsayarsak hata etmiş oluruz. Psişik etkinin de sıradan algıların başka versiyonları olduğunu varsayarsak yine yanılabiliriz.
Biyolojideki, klasik varsayımlarla açıklanamayan şu derin bir gizemi düşünün . Ortalama bir sinir hücresi %80 su ve yaklaşık yüz bin molekülden oluşur. Beyinde on milyon hücre var dolayısıyla 1015 Molekül vardır. Beyindeki her sinir hücresinin öteki beyin hücreleriyle ortalama on bin bağlantısı vardır ve her hücredeki molekül hayat boyunca on bin kez yenilenmektedir. Her gün yaklaşık bin hücre kaybederiz. Bu nedenle beyindeki hücrelerin toplam nüfusu on milyon azalarak yüz milyar kadar hücresel ilişki kaybedilmiş olur.
P.A.Weiss’in da dediği gibi, ‘’Yine de öğelerin bu büyük nüfusundaki ayrıntı değişimlerine rağmen, temel davranış kalıplarımız birey olarak bütünleşik varlık hissimiz kendi kalıplarındaki tek biçimli sürekliliğini devam ettirir.’’ Maddelerin hepsi bu kalıpların yok olduğunu ifade eder ama yine de bu kalıplar varlığını hala sürdürmektedir. Kalıpları bir arada tutan madde değilse nedir? Bu soru mekanikçi, sadece maddeci bilim tarafından kolaylıkla cevaplanama maktadır.
İngiliz filozof ve matematikçi Alfred North Whitehead, klasik ilkeler üzerine kurulmuş evrimsel felsefenin bile materyalizmin varsayımlarıyla tutarsız olduğunu ileri sürmektedir:
‘’Materyalist felsefenin içinden evrimleştiği ilk madde veya malzeme, evrimleşme becerisinden mahrumdur. Bu madde, zaten kendi özünde nihai maddedir. Maddeci teorideki evrim, maddenin parçaları arasındaki dış ilişkilerdeki değişikliklerin tanımlanmasına dair bir başka sözcük olma rolüne indirgenmiştir. Hiçbir şey evrimleşmemektedir, çünkü bir dizi dış ilişki bir başka dış ilişki kadar iyidir. Sadece ve sadece amaçsız ve gelişim göstermeyen değişiklik mevcut olabilir. Bu nedenle bu doktrin doğanın temelindeki organizma kavramını seslendirmektedir.’’