Lût aleyhisselamın, kavmini helak etmek,
Üzere, Hak teâlâ göndermişti üç melek.
Hem de o melekleri, bu kavmin helakine,
Gönderirken, onlara emretmişti ki yine;
(Bu kavmin azgınlığı hakkında, Lût Nebi'nin,
Tam dört defa şahitlik etmesini bekleyin.)
Lût Peygamber, onları genç ve güzel görünce,
Endişeye kapıldı, onlar için ilk önce.
Zira düşünmüştü ki, bu çok azgın ve sapık,
Alçaklar, bu gençlere yaparlar bir fenalık.
Hemen sual etti ki: (Nereden gelirsiniz?)
Dediler ki: (Çok uzak bir yerden geliriz biz.)
Buyurdu ki: (Bu kavmin, ne kadar azgın, şaki,
Oldukları hakkında, bilginiz var mı peki?)
Cebrail, meleklere dönüp yaptı işaret.
Ve yavaşça dedi ki: (Bu, birinci şehadet.)
Dediler ki: (Biz senin, misafiriniz ey Lût!
Bu kavimde ne gibi azgınlık, günah mevcut?)
Buyurdu: (Yer yüzünde, bunlardan daha alçak,
Bir kavim yoktur daha, kahretsin cenâb-ı Hak.)
O böyle söyleyince, Cebrail dönüp yine,
(Bu, ikinci şehadet) dedi diğerlerine.
Lût peygamber, onlara buyurdu ki bu defa:
(Bekleyin de karanlık yayılsın her tarafa.
Sizin ile birlikte, şehre girdiğimizi,
Bu alçak insanlardan, görmesin hiç birisi.
Çünkü öyle azgın ve ahlaksızdır ki bunlar,
Allah'ın lanetine olsunlar hepsi duçar.)
Cebrail, meleklere yine yaptı işaret.
Ve yavaşça dedi ki: (Bu, üçüncü şehadet.)
Biraz sonra, iyice bastırınca karanlık,
Buyurdu ki: (Gizlice gidebiliriz artık.)
Öne geçti kendisi, arkasında melekler.
Kimseye görünmeden, gelip eve girdiler.
Kilitledi kapıyı, hemen sonra içerden.
Hanımını çağırıp, tembih etti ki hemen;
(Getirdiğim bu gençler, misafirimdir benim.
Bilirsin, çok ahlaksız kimselerdir bu kavim.
Bu yüzden bunlar için ben düştüm endişeye.
Bu hususu gizli tut, söyleme hiç kimseye.)
Söz vermesine rağmen, peki, olur diyerek,
Haber verdi kavmine, ihanet eyliyerek.
Çünkü o, iman ile olmamıştı müşerref.
Bunu, hemen kavmine ihbar etti malesef.
Dedi ki: (Ey insanlar, haber vereyim size.
Lût, erkek misafirler getirdi evimize.
Öyle parlak ve güzel gençtir ki hem de bunlar,
Görmedim böylesini hatta şimdiye kadar.)
Zalimler toplandılar, duyunca bu haberi.
Gelerek, muhasara eylediler bu evi.
Lût aleyhisselamı, dışarı çağırdılar.
Dediler ki: (İçerde, genç misafirler mi var?
Bize teslim eyle ki, o genç misafirleri,
Onlara da yapalım, o malum fiilleri.)
Lût peygamber üzülüp, çok daraldı o ara.
Ve nasihat etmeye başladı azgınlara.
--------------
Lût Nebi’nin evini, sararak o kâfirler,
Dediler: (O gençleri, çabuk getir bize ver!)
O, buna çok üzülüp, buyurdu ki: (Ey kavmim!
Allah'tan korkun, bunlar, misafirimdir benim.
Beni, bunlara karşı rezil etmeyin şu an.
Yok mudur içinizde, aklı başında olan?)
Lakin o inatçılar, gelmediler insafa.
Dediler ki: (Biz sana, demiştik ya son defa,
Bizim işlerimize, bir şey demeyecektin.
Evine, hiç misafir kabul etmeyecektin!
Getirip teslim et ki, bize o üç kişiyi,
Yapalım biz onlara, istediğimiz işi.)
Onlara, ne kadar çok ettiyse de nasihat,
Kapıda toplanan halk, dağılmıyordu fakat.
İyice darlık geldi, Lût Nebi'nin kalbine,
Şöyle niyaz eyledi, sonra kendi kendine:
(Size yetecek kadar keşke güçlü olsaydım.
Yahut sağlam bir kale bulup da sığınsaydım.)
Cebrail işitince, bu dua ve haceti,
Dedi ki: (İşte onun, dördüncü şehadeti.)
Hakikati bildirip, dedi ki: (Elbette biz,
Hak teâlâ katından, gelen habercileriz.
Üzülme, onlar sana yapamazlar bir zarar.
Bu kavmin üzerinde, azab-ı ilahi var.
Sırf sana ve ehline, bundan kurtuluş vardır.
Senin hanımın bile, helak olanlardandır.
Sen şimdi aç kapıyı, sonra çekil geriye.
Hiç korkma, o kâfirler girsinler içeriye.)
Lût Peygamber, kapıyı açtı ve çıktı geri.
O azgın çapulcular, daldılar hep içeri.
Ve lakin kanadıyla, Cibril, o kâfirlere,
Vurunca, her birisi, kör oldu birden bire.
Şaşkın şaşkın geriye kaçarken dediler ki:
(Evine, sihirbazlar getirmiş Lût meğer ki.)
Kalpleri mühürlenmiş, o azgın ve sapıklar,
İnanmak nimetinden, yine mahrum kaldılar.
Sonra Cibril dedi ki o gece Lût Nebi'ye:
(Ehlinle çıkıp gidin, hiç bakmayın geriye.)
Onlar çıkıp gidince, Sedum vilayetinden,
Ateşte pişmiş taşlar, yağdı gök cihetinden.
Her taşta, bir kâfirin ismi nakşedilmişti.
Ve her taş, sahibini bulup helak etmişti.
Sonra Cibril, o şehri takarak kanadına,
Çıkardı bir lahzada, topyekün gök katına.
Sonra da ters çevirip, havada birden bire,
Koca şehri, yüksekten, kuvvetle çarptı yere.
Gadab-ı ilahinin, nişanesi olarak,
Şehri, yerin dibine geçirdi cenâb-ı Hak.
Açılan o çukura, sonradan pis kokulu,
Siyah sular dolarak, Lût gölü hasıl oldu.
Yaşamadığı için, hiç bir canlı içinde,
Ölü deniz olarak, meşhurdur halk içinde.
Allah ve Peygambere karşı gelen bu kavmin,
Çok çirkin bir günahı işledikleri için,
Gadab-ı ilahiye, uğradığına dair,
Bu göl, mahşere kadar, apaçık bir delildir.
__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
|