![]() |
|
#1
|
|||
|
|||
|
Hz. İbrahim'in kardeşi; Harran'ın oğlu Hz. Lut Ibrahim aleyhisseläma ilk iman edenlerdendi.
Birlikte, Babil'den hicret edip Harran'a varmışlardı. Hz. İbrahim orada kalmıştı. Hz. Lut ise Sedom ve Gomora şehirlerinin bulunduğu Ürdün ve civarına gitti ve oraya yerleşti. Oldukça güzel ve zengin bir şehir olan, Sedom ülkenin en bayındır bölgesiydi, Ancak insanları yoldan çıkmış idi. Orda her türlü ahlaksızlıklar vardı. Putlara tapıyorlar, soygunlar yapıp zavallı insanların ellerinde ne varsa yağmalıyorlar ve en önemlisi ise cinsi sapıklık yapıyorlardı. Yani kadın yerine erkeklere şehvetle yaklaşıyorlardı. Bundan daha kötü daha tiksindirici birşey olabilirmiydi acaba? Yüce Allah yeryüzünde yarattığı canlıları bir erkek ve bir dişiden meydana getirmişti. bütün canlıların üremesi bu iki unsurun, birleşmesinden meydana geliyordu. Hal böyle iken sapık ilişkiyi seçen Sedom halkı en yanlış ve en çirkin yolu seçmişlerdi. Bu yüzden o bölgeye gelen kimseler aynı davranışlarla karşılaştıkları için Sedom'luları hiç mi hiç sevmiyorlardı. Yolu o bölgeden geçen yolcular, ne yapıp ne edip Sedom'a uğramadan geçmeyi tercih ediyorlardı. Yolu yanlışlıkla Sedom'a düşenler ise Sedom'luların sarkıntılıklarından dolayı mutlaka kavgaya tutuşurlardı. Bu iğrenç durumu o kadar benimsemişlerdi ki onlara oldukça normal bir işmiş gibi geliyordu. İşte Hz. Lut'un Sedom'a gönderiliş gayesi buydu. Sapıklık bataklığına gömülmüş olan Sedom halkını bu bataktan söküp çıkarmaya çalışacaktı. Yüce Allah'ın yasakladığı her şeyde insanlar için mutlaka maddi ve manevi zararlar vardır. Nitekim bu sapık ilişkilerin, günümüzün en korkunç hastalığı olan, "AIDS"ın yayılmasına en büyük aracılığı ettiği tartışılmaz bir gerçektir. Hz. Lut kendisine Yüce Allah tarafından, peygamberlik görevi verilir verilmez, Sedom halkını bu kötü huydan vazgeçmeye çağırdı. Bu azgın insanlara doğruyu anlatmak gerçektende çok zordu. - Ey kavmim, Ey Sedom halkı, ben size gönderilen emin bir peygamberim. Sizler daha önce hiç bir kavmin işlemediği büyük bir günahı işliyorsunuz. Gelin bu kötü işleri terkedin. Sizler bir insansınız. Bu yaptıklarınızı hayvanlar bile yapmıyor. Çevrenize şöyle bir bakın. Hiç bir hayvan dişisi dururken erkeğe yanaşıyor mu? Cahillik batağına öyle saplanmışsınız ki, hem nefsinize hemde başkalarına zulmediyorsunuz Ben Allahü teälänın emirlerini size iletiyorum. ! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Sedom halkı bu davete pek itibar etmedi. Hz. Lut'un sözlerine gülüp geçtiler. Onu dinlemediler. Çok az kişi iman etmişti. Bunun üzerine Hz. Lut onları Allah'ın azabı ile korkutmaya çalıştı. - Ey halkım. Benim bu anlattıklarımda luv ı>u menfaat yoktur. Bütün bunları Dünya ve ahiret saadetiniz icin sizlere anlatıyorum. Eğer bu haliniz böyle devam ederse korkarım helak olursunuz. Sapıklığı normal bir halmiş gibi gören, bu azgın kavmin ileri gelehleri, aralarında konuşup bir karara vardılar. - Hz. Lut ve ona inananları Sedom'dan kovalım. Güya bize temizlik namusluk davası güdüyorlar. Üstelik ona inananlarda gittikçe artıyor. Gariptirki ahlaksızlık ve sapıklık içinde boğulanlar iffetli ve namuslu olanları suçluyorlardı. Gidip bu kararlarını Hz. Lut'a bildirdiler. Lut aleyhisseläm onları sogukkanlı karşılamıştı. - Ey Lut eğer sen bizi kınamaya devam edersen seni bu memleketten kovarız. Saçma sapan sözlerle bizleri oyalayıp durma. Madem bizi korkutuyorsun doğru , sözlü isen şu vadettiğin Allah'ın azabını getirde görelim. Ey kavmim ben sizin yaptığınız bu çirkin işleri şiddetle kınıyor ve nefret duyuyorum. Sizleri kesinlikle tasvip etmiyorum. Ya Rabbi, beni ve ehlimi onların kötü emellerinden kurtar. Hiç bir peygamber ıslahında ümidi kesmediği milleti için beddua etmezdi Ancak Lut aleyhisselämın hiç umudu kalmamıştı. Sedom halkı hiçde ıslah olacağa benzemiyordu. Onlar azabı hakediyordu. Allahü teälä, Hz. Lut'un duasını kabul etmişti. Lut kavmini yok etmek için üç melek görevlendirmişti. Bu melekler yakışıklı birer delikanlı suretinde Hz. Lut'a gönderildi. Melekler önce Hz. Ibrahim'e uğrayıp, "İSHAK" adlı bir oğlu olacağını müjdeleyeceklerdi. Melekler Hz. İbrahim'e müjdeyi verdikten sonra bir öğle vakti Hz. Lut'a misafir olarak geldiler. O sırada Hz. Lut tarlada çalışmakta idi. Yabancılan görünce hemen yanlarına gitti. - Safa geldiniz yabancılar. - Safa bulduk. - Hayırdır nereden gelir nereye gidersiniz? - Yolcuyuz. Sedom şehrine kalmak için uğradık, sana misafir olalım dedik. Hz. Lut iyice terlemişti. Gelen misafirlerin melek olduğunu anlamamıştı. Misafirierin yakışıklı olduklarını görünce, endişelenmişti. Sedom'lular bu yabancıları gördüklerinde rahailık vermezlerdi. Ancak kendisine gelen bu misafirleride reddetmek bir peygamber için çok ağır bir işti. Donakalmıştı. Sedom'lular evine hücum ederek bu gençlere saldırabilirlerdi. Bir an ne yapacağını bilemedi. Ancak Sedom'luların çirkin hallerini belli etmek için şöyle dedi. - Ey misafirler, belliki buranın yabıncısısınız ve belli ki bura ahalisinin hallerini hiç bilmemektesiniz. - Neymiş o halleri. - Yeryüzünde bu kavimden daha ahlaksız daha kötüsü olamaz. Hz. Lut'un bu sözleri üzerine, meleklerden Cebrail arkadaşlarına dönerek, "Şahit olun" demişti. Yüce Allah Sedom halkının heläki için Lut aleyhisselamın kavmi aleyhine dört defa şehadet etmesini şart koşmuştu. Bunun üzerine aynı soru üç kere daha soruldu. Üç kerede aynı cevap alınmıştı. Işte Sedom halkı için azap hak olmuştu. Hz. Lut akşama doğru misafirleri alarak kimselere görünmeden eve getirdi. Evde hanımı Vahile ile kızları bulunuyordu. Vahile aslında Hz. Lut'a inanmamıştı. İman ettiğini söyleyip hep öyle görünmüştü. İmansızlığını içinde gizlemişti bu güne kadar. Halbuki Vahile bir peygamber karısı olarak, dünya ve ahiret saadetini kazanabilecek, büyük bir nimet içindeydi. Allah'ın sevgili peygamberine zevce olmuştu. O tıpkı Hz. Nuh'un hanımı gibi bunun kıymetini bilemedi. Gizlice evden çıkıp misafirleri olduğunu Sedom'lulara bildirdi. Haber bir anda etrafa yayıldı Herkes müjdeli bir habermiş gibi durumu birbirine anlatıyordu. Süratle toplanıp Hz. Lut'un evini çevirdiler. Misafirlerin kendilerine teslim edilmesini istiyorlardı. Hz. Lut'un korktuğu başına gelmişti. Perdeyi f aralayarak dışarı baktı. Sedom'lular ellerinde meşalelerle evin etrafını çepeçevre kuşatmışlardı. Taşkınlıklarını arttırınca Hz. Lut onlara nasihat etti. - Bunlar benim misafirlerimdir. Onlara karşı beni mahçup etmeyin. Alah'tan korkun beni rezil etmeyin. Ancak Sedom halkının gözü kararmıştı. - Ey Lut. Bak işte şimdi tuzağa düştün. Bize nasihatlar edip duruyordun. Ama bak sende gençleri eve almıssın. Hz. Lut'un tüm çabaları boşa gitmişti. Ne söylese ne anlatsada, bu azgın kavmi durduramıyordu. - Keşke size yetecek gücüm olsa, Ya da sağlam bir yere sığınsam. Hz. Lut'un çaresiz kaldığını gören elçi melekler duruma müdahale ettiler. Lut aleyhisseläma melek olduklarını söylediler. Görevlerini anlattılar. - Ey Lut korkma ve üzülme. Onlar bize hiç bir şey yapamazlar. Onlar azabı hakettiler. Artık ne kadar nasihat etsende faydasız. Kapıyı aç. Bırak gelsinler. Bize bir şey yapamazlar. Hz. Lut çok şaşırmış. Aynı derecede sevinmişti. İçindeki sıkıntı dağılmış, kuş gibi hafiflemişti. Allah'a şükrettikten sonra kapıyı açtı. Şehvetten gözleri kararmış ahlaksız Sedom'lular, naralar atarak, salyalar akıtarak, içeri daldılar. O anda melekleri asıl şekilleri ile görünce nur (ısık) dan gözleri kamaşıp görmez oldular. Neredeyse korkudan ödleri patlayacaktı. Yine geldikleri gibi çığlıklar ata ata, birbirlerine çarparak, ezerek, Hz. Lut'un evini terkettiler. - Lut'un evine sihirbazlar toplanmış. Sakın yaklaşmayın. Kalabalık çabuk dağılmıştı. Etraf tenhalaşınca Melekler, Lut aleyhisseläma bundan sonra ne yapmaları gerektiğini anlattıktan sonra oradan kayboldular. - Ey Lut sen görevini yaptın. Milletine Cenab-ı Allah'ın emirlerini duyurdun. Aileni ve sana tabi olanları alarak bu şehirden hemen uzaklaş. Müminlerin hiç biri senden geride kalmasın. Hanımında diğerleri gibi helak olacak. Yola çıktıktan sonra hiç kimse geriye dönüp bakmasın. Geride ne olup bittiğini merak etmeyin. Sabaha doğru hepsi azap olacaktır. Hz. Lut müminleri bir araya toplayıp, onlara olanı biteni anlattı. Ve hep birlikte şehri sessizce terkettiler. Sabaha doğru, Yüce Allah'ın azabıda yetişmişti. sedom'un altı üstüne gelmişti. Üzerlerine taş yağıyordu. Bağırmaları taçışmaları fayda vermemişti. Yağmur gibi yağan taşların altında kaldılar. Güneş tamamen doğduğunda, bir tek müşrik kalmamıştı. Aynı şekilde Gomorro şehride yerle bir olmuştu. Daha sonra, her taraftan kaynarsular fışkırarak, yurdun her tarafı göl olmuştu. Bugün o şehirin yerindeki göl, "Lut gölü" adıyla f, anılmaktadır. Lut aleyhisseläm daha sonra, kızları ve müminleri ile beraber, Şam diyarına ämcası Hz. Ibrahim'in yanına gitmiştir. Kavminin helakinden sonra, yedi yıl daha Şam'da kalmıştır. 80 yaşında ise vefat etmiştir. Kabri İbrahim aleyhisselämın bulunduğu Halilürrahman kasabasındadır. Alıntıdır
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Sözün kıymetini '' Lal'' olandan,
Ekmeğini kıymetini ''Aç '' olandan, Aşkın kıymetini ''Hiç'' olandan öğren.. |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Hazret-i İbrahim'in, kardeşinin oğluydu.
Siyah gözlü ve güzel, iri, orta boyluydu. Bütün iyi huylara, sahip idi ne varsa. Cömertliği ve sabrı, meşhur idi bilhassa. Hazret-i İbrahim'le, o da, Babil şehrinden, Birlikte hicret etti, o Nemrud’un şerrinden. Amcasının yanında, Şam'a geldi o dahi. Orada, onun için, geldi vahy-i ilahi. Hakkında buyurdu ki, Rabbimiz Halil'ine: (Lût, Peygamber olarak, gitsin Sedum kavmine!) İbrahim Halilullah, çağırıp yeğenini, Bildirdi kendisine, Allah'ın bu emrini. Buyurdu ki: (Git hemen, Sedum ahalisine. Allah'ın birliğini, tebliğ eyle hepsine.) O Sedum milleti ki, şimdiki Lût gölünün, Bulunduğu bölgede yaşıyorlardı o gün. Birbirlerine yakın, beş müstakil şehirde, Binlerce Sedum halkı yaşardı o devirde. Ve lakin kâfir olup, puta tapıyorlardı. Yol kesip, insanlara zulüm yapıyorlardı. Bilhassa o güne dek, hiç bir eski milletin, İşlememiş olduğu, çok iğrenç ve pek çirkin, Bir fiili, açıkça ederlerdi irtikâb. Hem de hiç duymazlardı, bir utanma ve hicab. Ahlaksızlık ve zulüm, böyle kol geziyordu. Kuvvetliler, zalimce zayıfı eziyordu. Edep haya duygusu, yok olmuştu tamamen. En çirkin, ayıp işler, yapılırdı alenen. Hatta kimler bu işi çok yaparsa ne kadar, O kimseler, bilhassa görürdü çok itibar. Hiç kimse, diğerini, bundan men etmiyordu. Bilakis yapmayanlar, hakir görülüyordu. Bununla da kalmayıp, öldürülürdü hatta. Ahlaksız olmayanlar, kalamazdı hayatta. Yabancı kim gelseydi, kalkıp memleketinden, Mallarını, zor ile alırlardı elinden. Ve zorla o kimseye, o çok iğrenç ve çirkin, Fiili yaparlardı, hiç haya etmeksizin. Ve bir yolcu geçseydi, onların diyarından, Küçük taş atarlardı, ona yol kenarından. Kimin taşı isabet etseydi o yolcuya, O giderdi onunla o fiili icraya. Vardı bu alçaklarda, her türlü kötü haslet. Mesela koğuculuk, söz taşımak, hiyanet. Ve bilhassa hepsinde, var idi ki cimrilik, Hiç kimse, diğerine yapmazdı bir iyilik. Herkes üstün görürdü, kendini diğerinden. Yanlarına yanaşmak, zordu kibirlerinden. İstihza ederlerdi, zayıf kimseler ile. Bundan, zevk alırlardı, sıkılmak dursun hele. İşte onlar, hak yoldan kalmışken böyle uzak, Lût aleyhisselamı gönderdi cenâb-ı Hak. Nemrud'un bir yakını, Sedum ibni Harik nam, Bir kral var idi ki, layıktı onlara tam. Velhasıl Lût peygamber, Sedum'a oldu vasıl. Gördü ki, her işleri günah, çirkin ve batıl.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana. Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi. Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Vakta ki Lût peygamber, geldi Sedum şehrine,
Çıktı o havalinin, yüksekçe bir yerine. Oradan, insanlara seslendi ki: (Ey kavmim! Ben size, Rabbimizden gelen bir peygamberim. Sizi çağırıyorum, tek olan bir Allah'a. Zira Allah’tan başka, bir ilah yoktur daha. Taptığınız bu putlar, değildir mabud-u hak. Yalnız tek Allah vardır, ibadete müstehak. Bu putları bırakıp, O'na edin ibadet. Yoksa, hep yanarsınız ateşte ilel-ebet. Sizden önce, kimsenin yapmadığı şu çirkin, Ve iğrenç fiili de, işlemekten vazgeçin! Eğer Hak teâlâya, ibadet ederseniz, Ve o çirkin günahtan, hemen vazgeçerseniz, Huzurlu olursunuz, dünya ve ahirette. Yoksa, hep kalırsınız ebedi felakette. Buna karşı, sizden bir ücret istemiyorum. Mükâfatını ancak, Rabbimden bekliyorum. Lût aleyhisselamı, dinledi Sedumlular. Ve lakin inanmayıp, hemen yalanladılar. Kral dahi duyunca, onun bu tebliğini, (Onu bana getirin!) diye verdi emrini. Lût aleyhisselamı, götürdüler saraya. Sordu kral: (Sen kimsin, niçin geldin buraya?) Buyurdu ki: (Adım Lût, Rabbin peygamberiyim. Sizi, O'nun dinine tebliğle görevliyim. Eğer bu sapıklıktan dönmezseniz geriye, Müstehak olursunuz, azab-ı ilahiye.) Bu sözlerden, krala, geldi korku ve heybet. Dedi ki: (Kavmime de, git bunları tebliğ et. Ben dahi, bu milletin içinden bir kimseyim. Onlar kabul ederse, ben de kabul edeyim.) Lût peygamber ayrılıp, kavmine geldi tekrar. Allah'ın birliğini, tebliğ etti aşikâr. Onlar inanmayarak, dediler: (Öyle ise, Bunun isbatı için, mucize göster bize. Eğer sen bu davanda sadıksan hakikaten, Mesela yağmur yağdır, havada bulut yokken.) Lût Nebi dua etti Allahü teâlâya. Ve işaret eyledi, bir eliyle semaya. Bir zerre bulut yokken o anda gök yüzünde, Birden yağmur boşandı, halkın gözü önünde. O azgın Sedum'lular, gördü bu mucizeyi. Lakin yalanladılar, yine de Lût Nebi’yi. İntikam almak için, hatta bu Peygamberden, Toplanıp, şu karara vardılar o gün hemen: (Onun koyunlarını, takibata alalım. Otlu olan yerlerde, asla otlatmayalım.) Başka bir dağ vardı ki, şehrin kenar yerinde, Tek bir ot bitmez idi, yıllarca üzerinde. Onun koyunlarını, o dağa sürerlerdi. Çıkmasınlar diye de, hususi beklerlerdi. Lût Nebi, dua etti Allahü teâlâya. Bir anda döndü o dağ, bol otlu bir mer'aya. Hem de Sedum kavminin koyunları, o dağdan, Otlasa, ölürlerdi çok geçmeden aradan. -------------------- Lût Peygamber, kavmini, usanmadan, yılmadan, Allah'ın birliğine, çağırırdı durmadan. Lakin o insafsızlar, inkâr ederdi yine. Hatta taş atarlardı, mübarek bedenine. Fakat korurdu onu, Allah'ın himayesi. Etmezdi hiç isabet, zira tek bir tanesi. Onlar taş atsa bile, o ederdi nasihat. Ve bunda, elli sene eyledi sabır, sebat. Lakin o nasipsizler, yine inanmadılar. Hatta öldürmek için, bir gün karar aldılar. Bildirdi bu hususu, Allah bu Nebi'sine. Bir dağa gitmesini, emretti kendisine. Vakta ki geldi ona, böyle emr-i ilahi, Şehirden ayrılarak, dağa gitti o dahi. Kavminden yedi kişi, gittiğini farkedip, Arkasına düştüler, izini takib edip. O ise, uzun zaman yürüyüp yorulmuştu. Ve bir taşın üstüne, uzanıp uyumuştu. Gelip onu buldular, takib neticesinde. Gördüler ki uyuyor, bir taşın üzerinde. Öldüreceklerdi ki kendisini uyurken, O an dikkatlerini, bir husus çekti birden. Zira farkettiler ki, hayret ile şu hali, Yattığı taş, yumuşak, sanki sünger misali. Hatta çukurlaşmıştı, yattığı yer tamamen. Onlar bunu görünce, iman ettiler hemen. Lût Peygamber oradan, kavmine döndü yine. Devam etti onlara, hak yolu tebliğine. Kavminden bir kimsenin, bir gün oğlu kayboldu. Pek çok aradıysa da, lakin bulamıyordu. Çaresizlik içinde, geldi Lût Peygambere. Dedi ki: (Benim oğlum, kayboldu birden bire. Her yerde arıyorum, lakin bulamıyorum. Ayrılığına ise, hiç dayanamıyorum. Sen, gerçekten Allah'ın peygamberiysen eğer, Oğlumun bulunduğu yeri bana haber ver.) Lût Nebi, bir an için, kapayıp gözlerini, Gördü ve haber verdi, o çocuğun yerini. Çok geçmeden oğlu da, çıka geldi o yerden. O bunu da görünce, imana geldi hemen. Lût Nebi, kavmi için eyledi bunca gayret. Onları, elli sene imana etti davet. Ve lakin o nasipsiz Sedum ahalisinden, Sadece sekiz kişi, inandı içlerinden. İki de kızı vardı kendisine inanan. Kendi hanımı bile, etmedi ona iman. Elli sene içinde, o kadar etti gayret. İnanan, on kişiyi geçmemişti nihayet. Kâfirler, kendisine hem inanmıyorlardı. Hem de küçümsiyerek, alay ediyorlardı. Sonunda, ufak taşlar ve kumlar geldi dile. Dediler: (Ey Peygamber, Rabbinden şunu dile: Bizi, ateş haline getirsin de Rabbimiz, Hepsini teker teker, yakalım her birimiz.) O da Hak teâlâya, eyledi şöyle niyaz; (Beni ve ailemi, bunlardan eyle halas.) ------------ Lût kavmi, her geçen gün, daha da azarlardı. Ve kötülüklerine, kötülük katarlardı. Öyle çok daldılar ki, zulüm ile günaha, Toprak bile tahammül edemez oldu daha. Ve kendi lisaniyle, niyaz etti nihayet: (Ya Rabbi, sen bu kavmi, azabınla helak et.) O zaman Hak teâlâ, emredip Cebrail'e, Görevlendirdi onu, bu kavmin helakiyle. O dahi İsrafil’le, Azraili alarak, Gittiler ki, o kavmi etsinler toptan helak. Hazret-i İbrahime, uğradılar ilk önce. Melek olduklarını, anladı ilk görünce. Buyurdu: (Ey Allah'ın elçileri, siz acep, Buraya, ne maksatla geldiniz, nedir sebep?) Dediler ki: (Bir kavim var ki azgın ve asi, Onların helakine gönderdi Allah bizi. Ateşte pişirilmiş taşları yağdırarak, Onları, teker teker edeceğiz hep helak. Her taşta, bir kâfirin ismi yazılmıştır ki, O bir taşla olacak, sahibinin helaki. Küfürde çok ileri gittiler zira onlar. Onların günahından, yer bile oldu bizar.) Halilullah buyurdu: (Onlar, Lût'un kavmidir. Lakin o, onlar gibi zalimlerden değildir.) Dediler: (Ya İbrahim, o kavmin hepsini biz, Kim kâfirdir, kim değil, gayet iyi biliriz. Kurtuluş vereceğiz, biz Lût ile kavmine. Lakin azap gelecek, ehlinden zevcesine.) Üzüldü Halilullah, duyunca bu haberi. İstedi ki, bu azap gelmeden dönsün geri. Zira çok merhametli bir zattı Halilullah. Ümit ediyordu ki, affeder belki Allah. Melekler dediler ki: (Emretti cenâb-ı Hak. Azab-ı ilahiyle, olacak hepsi helak. Zira onlar, günahta gittiler çok ileri. Bu azap, dua ile çevrilmez artık geri.) Hazret-i İbrahim'in, yanından çıktı onlar. Sedum şehrine doğru, hemen yola çıktılar. Parlak ve güzel yüzlü, genç erkek suretinde, Vardılar o şehire, tam da akşam vaktinde. Lût aleyhisselamın, iki kızı vardı ki, Büyük olan, çeşmeden su dolduruyor idi. Gelenleri görünce, dedi ki: (Acaba siz, Niçin bu azgınların diyarına geldiniz? Sizi barındıracak kimse yok, bir zat hariç. Ona da, bu hususta müsade etmezler hiç. O, misafir ederdi yabancıları, ancak, Ona, bu alçak kavim, bunu da etti yasak.) Ve hemen babasını, koşup etti haberdar. Dedi ki: (Babacığım, üç tane misafir var.) Lût Nebi, gelip gördü güzel yüzlü gençleri. Buyurdu ki: (Nereden buldunuz siz bu şehri? Siz, benim bilmediğim, yabancı gençlersiniz. Bu günahkâr kavime, acep niçin geldiniz?) Önce bildirmediler, aslını onlar işin. Dediler: (Geldik sana, misafir olmak için.)
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana. Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi. Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Lût aleyhisselamın, kavmini helak etmek,
Üzere, Hak teâlâ göndermişti üç melek. Hem de o melekleri, bu kavmin helakine, Gönderirken, onlara emretmişti ki yine; (Bu kavmin azgınlığı hakkında, Lût Nebi'nin, Tam dört defa şahitlik etmesini bekleyin.) Lût Peygamber, onları genç ve güzel görünce, Endişeye kapıldı, onlar için ilk önce. Zira düşünmüştü ki, bu çok azgın ve sapık, Alçaklar, bu gençlere yaparlar bir fenalık. Hemen sual etti ki: (Nereden gelirsiniz?) Dediler ki: (Çok uzak bir yerden geliriz biz.) Buyurdu ki: (Bu kavmin, ne kadar azgın, şaki, Oldukları hakkında, bilginiz var mı peki?) Cebrail, meleklere dönüp yaptı işaret. Ve yavaşça dedi ki: (Bu, birinci şehadet.) Dediler ki: (Biz senin, misafiriniz ey Lût! Bu kavimde ne gibi azgınlık, günah mevcut?) Buyurdu: (Yer yüzünde, bunlardan daha alçak, Bir kavim yoktur daha, kahretsin cenâb-ı Hak.) O böyle söyleyince, Cebrail dönüp yine, (Bu, ikinci şehadet) dedi diğerlerine. Lût peygamber, onlara buyurdu ki bu defa: (Bekleyin de karanlık yayılsın her tarafa. Sizin ile birlikte, şehre girdiğimizi, Bu alçak insanlardan, görmesin hiç birisi. Çünkü öyle azgın ve ahlaksızdır ki bunlar, Allah'ın lanetine olsunlar hepsi duçar.) Cebrail, meleklere yine yaptı işaret. Ve yavaşça dedi ki: (Bu, üçüncü şehadet.) Biraz sonra, iyice bastırınca karanlık, Buyurdu ki: (Gizlice gidebiliriz artık.) Öne geçti kendisi, arkasında melekler. Kimseye görünmeden, gelip eve girdiler. Kilitledi kapıyı, hemen sonra içerden. Hanımını çağırıp, tembih etti ki hemen; (Getirdiğim bu gençler, misafirimdir benim. Bilirsin, çok ahlaksız kimselerdir bu kavim. Bu yüzden bunlar için ben düştüm endişeye. Bu hususu gizli tut, söyleme hiç kimseye.) Söz vermesine rağmen, peki, olur diyerek, Haber verdi kavmine, ihanet eyliyerek. Çünkü o, iman ile olmamıştı müşerref. Bunu, hemen kavmine ihbar etti malesef. Dedi ki: (Ey insanlar, haber vereyim size. Lût, erkek misafirler getirdi evimize. Öyle parlak ve güzel gençtir ki hem de bunlar, Görmedim böylesini hatta şimdiye kadar.) Zalimler toplandılar, duyunca bu haberi. Gelerek, muhasara eylediler bu evi. Lût aleyhisselamı, dışarı çağırdılar. Dediler ki: (İçerde, genç misafirler mi var? Bize teslim eyle ki, o genç misafirleri, Onlara da yapalım, o malum fiilleri.) Lût peygamber üzülüp, çok daraldı o ara. Ve nasihat etmeye başladı azgınlara. -------------- Lût Nebi’nin evini, sararak o kâfirler, Dediler: (O gençleri, çabuk getir bize ver!) O, buna çok üzülüp, buyurdu ki: (Ey kavmim! Allah'tan korkun, bunlar, misafirimdir benim. Beni, bunlara karşı rezil etmeyin şu an. Yok mudur içinizde, aklı başında olan?) Lakin o inatçılar, gelmediler insafa. Dediler ki: (Biz sana, demiştik ya son defa, Bizim işlerimize, bir şey demeyecektin. Evine, hiç misafir kabul etmeyecektin! Getirip teslim et ki, bize o üç kişiyi, Yapalım biz onlara, istediğimiz işi.) Onlara, ne kadar çok ettiyse de nasihat, Kapıda toplanan halk, dağılmıyordu fakat. İyice darlık geldi, Lût Nebi'nin kalbine, Şöyle niyaz eyledi, sonra kendi kendine: (Size yetecek kadar keşke güçlü olsaydım. Yahut sağlam bir kale bulup da sığınsaydım.) Cebrail işitince, bu dua ve haceti, Dedi ki: (İşte onun, dördüncü şehadeti.) Hakikati bildirip, dedi ki: (Elbette biz, Hak teâlâ katından, gelen habercileriz. Üzülme, onlar sana yapamazlar bir zarar. Bu kavmin üzerinde, azab-ı ilahi var. Sırf sana ve ehline, bundan kurtuluş vardır. Senin hanımın bile, helak olanlardandır. Sen şimdi aç kapıyı, sonra çekil geriye. Hiç korkma, o kâfirler girsinler içeriye.) Lût Peygamber, kapıyı açtı ve çıktı geri. O azgın çapulcular, daldılar hep içeri. Ve lakin kanadıyla, Cibril, o kâfirlere, Vurunca, her birisi, kör oldu birden bire. Şaşkın şaşkın geriye kaçarken dediler ki: (Evine, sihirbazlar getirmiş Lût meğer ki.) Kalpleri mühürlenmiş, o azgın ve sapıklar, İnanmak nimetinden, yine mahrum kaldılar. Sonra Cibril dedi ki o gece Lût Nebi'ye: (Ehlinle çıkıp gidin, hiç bakmayın geriye.) Onlar çıkıp gidince, Sedum vilayetinden, Ateşte pişmiş taşlar, yağdı gök cihetinden. Her taşta, bir kâfirin ismi nakşedilmişti. Ve her taş, sahibini bulup helak etmişti. Sonra Cibril, o şehri takarak kanadına, Çıkardı bir lahzada, topyekün gök katına. Sonra da ters çevirip, havada birden bire, Koca şehri, yüksekten, kuvvetle çarptı yere. Gadab-ı ilahinin, nişanesi olarak, Şehri, yerin dibine geçirdi cenâb-ı Hak. Açılan o çukura, sonradan pis kokulu, Siyah sular dolarak, Lût gölü hasıl oldu. Yaşamadığı için, hiç bir canlı içinde, Ölü deniz olarak, meşhurdur halk içinde. Allah ve Peygambere karşı gelen bu kavmin, Çok çirkin bir günahı işledikleri için, Gadab-ı ilahiye, uğradığına dair, Bu göl, mahşere kadar, apaçık bir delildir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana. Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi. Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS |
![]() |
| Etiketler |
| hayati, lÛt |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Hz. Muhammed (s.a.v.) kimdir? Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı | ugi | Hadisler | 1 | 06.11.24 13:22 |
| Hastalıkların ruhsal nedenleri ve gereken olumlama-yaptırımlar | lindaa | Zahiri Hastalıklar | 5 | 13.05.24 12:08 |
| insan hakları savunucusu Malcolm X'in hayatı | baykartalizma | Kültür & Sanat | 1 | 12.03.24 08:12 |
| Dünya Hayatı Kısa Ve Geçicidir | baykartalizma | Derin Konular & Beyin Fırtınası | 0 | 23.04.22 12:01 |
| Hayvanlar gibi bir hayatı olanlar kimler? | Gercek | Derin Konular & Beyin Fırtınası | 1 | 01.02.22 21:30 |