Aşağıdaki satıları, Bergzabern gazetesinin yazarı M. Blanck tarafından 1853'de yayınlanmış olan ve mayıs sayımızda sözünü ettiğimiz darbeci varlığı konu edinen yeni bir Almanca broşürden almış bulunmaktayız. Broşürde dile getirilen ve gerçekliği su götürmeyen olağan dışı fenomenler bu konuda Afrikaya imrenmemizi gerektirecek hiçbir noksanımız bulunmadığını ispatlamaktadırlar. Bu yazıda olayların nasıl inceden inceye gözlemlendiği dikkati çekmektedir. Böyle durumlarda daima aynı dikkatin ve aynı sıkıntının gösterilmesi arzulanan birşeydir. Bugün bu türden fenomenlerin artık Patolojik '' hastalığa ait'' bir durumdan ileri gelmedikleri, aksine bu fenomenlerin, kahramanlarında ki kolayca uyarılabilir nitelikli aşırı bir duyarlılıktan kaynaklandıkları bilinmektedir. Patolojik durum fenomenlerin etkili nedeni değil, ancak sonucu olabilmektedirler. Buna benzer durumlarda, aşırı deneyim düşkünlüğü nice ciddi olaylara yol açmıştır. Oysa daha kendi haline bırakılmış olsaydı bu olaylar gerçekleşmeyecekti. Tarafımızdan yazılmış '' Medyomların Kitabı'' bu konuya ilişkin öğütler yer almaktadır.Şimdi de M.Blanck'ın raporunu izleyelim.
'' Darbeci varlıklar'' başlığını taşıyan broşürümüzü okuyanlar Philipine Sanger'de gözlemlenen tezahürlerin bilmece ve olağan dışı nitelikte olduklarını farketmişlerdir. Bu harika gürünümlü olaylarıi başından başlayıp çoçuğun Kanton hastanesine götürüldüğü ana kadar adım adım izleyip anlattık. Şimdi de o günden sonra olup bitenleri inceleyeceğiz.
Çocuk Dr. Beutner'in konutundan ayrılıpta baba ocağına dündüğünde darbeler ve tırmalamalar tekrar başlamıştır. Kızın tam bir şifaya kavuşmasından itibaren şu ana kadar geçen süre içinde tezahürler dahada belirginlemiş ve nitelik değiştirmiştir. Bu Kasın ayında 1852, varlık ıslık çalmaya başlamıştır; daha sonrada paslı dingili üzerinde gacur gucur yürüyen bir el arabasının tekerlek sesinini anrırır sesler işitilmeye başlanmıştır. Ama işin insana en olağan dışı gelen yanı Philipine'nin odasında ki eşyaların kuşkuya yer vermeyecek şekilde alt üst oluşu ve 15 gün boyunca karmakarışık edilişidir.
Evin durumu ile ilgili olarak bazı kısa açıklamalarda bulunmayı kaçınılmaz görmekteyiz. Söz konusu odanın boyu 18 ayak ( 5,5 metre kadar ) , eni ise 8 ayak ( 2,5 metre kadardır ) .Oraya ulaşmak için oturma odasından geçilmektedir. Her iki odanın ortak kapısı sağa sola açılmaktadır. Çocuğun karyolası sağda yer almaktadır. Ortada bir dolap, sol tarafta bir köşede değirmi biçimli ve kapaklı iki oyuğu bulunan M.Sanger'e ait çalışma masası bulunmaktadır.
Gürültü ve patırtıların başladığı akşam bayan Sanger ve büyük kızı Francisco ilk odada masanın yakınında oturmakta ve fasulye ayıklamaktaydılar; birden yatak odasından fırlatılan bir kilit mafhazası yakınlarına düşmüştür: Odada, mışıl mışıl uyumakta olan Philipine'den başka kimse olmadığını bildikleri için olay onları son derece korkutmuştur. Üstelik mafhaza, sağda bulunan küçük bir dolabın rafında bulunduğu halde ters taraftan yani sol taraftan fırlatılmıştır. Eğer karyolanın bulunduğu yerden fırlatılmış olsaydı kapıya çarpacak ve kendilerine ulaşamayacaktı. Çocuğun bu olayda her hangi bir rolu olmadığı ap açıktı. Sanger ailesi şaşkınlığını dile getirmekte iken bu kez masan yere bir şey düşmüştür; daha önce su dolu leğen içine bastırılmış bir çarşaf parçasıydı bu. Yerde mafhazanın yanında bir pipo başı durmaktaydı. Ağızlık kısmı ise masanın üstündeydi, işin daha da akıl almaz yanı fırlatılmadan önce içinde mafhazanın bulunduğu dolabın kapısını kapalı oluşu leğendeki suyun hiç çalkalanmamış ve bunun sonucu olarakta masa üzerine bir damla bile su sıçramamış olmasıydı. Tam o sırada birden uyumakta olan çocuğun haykırışı işitilmiştir; baba, Kaç, fırlatıyor! Çabuk dışarı çıkın gene fırlatacak. Bu ciddi uyarıyı önemsemeyip üçü birden kendilerini ilk odaya atmışlardır ve tam o andada pipo başı mütiş bir hızla fırlatılmıştır, ama yinede kırılmamıştır. Ardında da Philiphine'nin okulda kullandığı cetvel havada uçmuştur. Baba, ana ve büyük kızları korku içinde ne yapacaklarını düşünürlerken bu kezde Sanger'in uzun marangoz rendesi ile kocaman bir tahta parçası öbür odadaki tezgahın üzerinden kalkıp üzerine doğru uçmuştur. Çalışma masasının üzerinde ki kapaklar yerli yerinde durmaktaydı. Ama buna rağmen kapakların altında bulunan malzemeler kısmen uzağa saçılmışlardı. Aynı akşam karyolanı yastıkları bir dolabın üstüne, yorgan ise kapıya fırlatılmıştır.
Başka bir gün çocuğun ayak ucuna, yorgan altına yaklaşık üç kilo ağırlığında bir ütü konmuştur.Az sonra bu ütü ilk odaya fırlatılmıştır. Kopmuş sapı yatak odasındaki bir sandalyenin üzerinde bulunmuştur.
Yataktan bir metre kadar uzakta bulunan sandalyelerin tepe taklak edilişine ve kapalı pencerelerin açılışınada tanık olduk. Bunlar ilk odaya girmek üzere sırtımızı döndüğümüz anda birden oluvermiştir. Başka bir seferinde de yatağın üzeriden sürüklenmek sureti ile iki sandalye getirilmişama yorgan karışmamıştır bile, 7 Ekim günü pencere sımsıkı kapalıyıdı ve önündede bembeyaz bir çarşaf geriliydi. Odadan çıktığımız anda öyke korkunç ve müthiş darbeler vurulmuştur ki içeride herşey alt üst olmuş ve hatta o sırada yoldan geçenler bile korku içinde kaçışmışlardır. Bunun üzerine hemen odaya koşulmuş; pencerenin açık olduğu, çarşafın sol tarafındaki küçük dolabın üzerine fırlatılmış yorgan ile yastıkların yere atılmış, sandalyelerin devrilmiş durumda bulundukları görülmüş ve çocuğun üzeriden gömlekten başka birşey kalmadığı saptanmıştır. Olaydan sonra yatağın onarımı baya Sanger'in tam 14 gününü almıştır.
Bir seferinde de bir iskemblenin üzerinde bir armonika bırakılmıştı. Birden aletten sessler gelmeye başlamıştır. Hemen odaya koşulduğunda çocuğun her zaman ki gibi sakin sakin uyumakta olduğu, aletin sandalye üzerinde durduğu fakat artık titreşmediği görülmüştür. Bir akşamda kızının odasından çıkmaya calışmaktayken bay Sanger 'i sırtına bir sandalye şiltesi fırlatılmıştır. Başka bir gün ise bir çift eski terlik ile karyola altında duran pabuçlar ve takunyalar üstüne uçmuştur. Çalışma masasının üzerinde ki yanık mumda kaç kez söndürülmüştür. Darbe ve tırmalamalar ile mobilya ve eşya hareketleri sıra ile birbirlerini izlemekteydi. Karyola sonraki görünmez bir el tarafından hareket ettrilmekteydi. '' Karyolayı sallamayınız'' veya '' Çocuğu sallayınız '' emri ile birlikte yatak gürültü ile uzunlamasına ve enlemesine gidip gelmekte ve '' Durunuz'' emri ilede durmaktaydı. Olayın tanıkları olarak şunuda belirtmemiz gerekirki engellemek amacıyla 4 kişi yatağın üzerine oturmuştur. Ama haraketi engelleyemedikleri gibi birde üstelik yatak ile birlikte boşlukta asılı kalmışlardır. 14 gün sonra mobilya hareketi sonra ermiştir. Ama bu kez başkaları başlamıştır.
26 Ekim akşamı odada Wissemborg hukukçu MM. Louise Soehnee ve yüzbaşı Simon ile Bergzabern'den M.Sievert bulunmaktaydı.Philipine Sanger'de manyetik uykuya dalmış durumdaydı. Ne yapacağını merak ederek M. Sivert kıza içinde saç bulunan bir kağıt vermiş ve kız kağıdı açmış ama yinede saçları açıkca incelemeden kapalı göz kapakları üzerine bastırmış sonrada sanki uzaktan incelemek istermişcesine gözlerinden uzaklaşıp şöyle demiştir; '' Bu kağıdın içinde ne bulunduğunu çok merak ediyorum...Bunlar tanımadığım bir kadının saçları..Eğer gelmek istiyorsa gelsin...Onu davet edememem, zira kendisini tanımıyorum. M. Sievert'in yönelttiği soruları cevaplandırmamış ama kağıdı avucunu çukuruna yerleştirmiş sonrada elini ileri uzatıp avucu yere dönecek şekilde ters çevirmiştir. Kağıt yere düşmemiş, boşlukta avucuna yapışık durumda kalmıştır. Daha sonra kağıdı işaret parmağının ucuna yerleştirmiş ve epey uzunca bir süre ''düşme'' diye mırıldanarak eline yarım daire çizer gibi hareketler yaptırmış ve yine kağıt düşmemiş,parmağının ucunda kalmıştır. Az sonrada '' şimdi düş artık'' demiş ve eline kağıdın düşmesini sağlayacak her hangi bir hareket yaptırmadığı halde kağıt kendiliğinden yere düşmüştür. Sonra birden duvar tarafına dönen çocuk '' şimdide seni duvara yapıştırmak istiyorum''diyerek kağıdı duvara bastırmıştır. Kağıt duvarda 5, 6 dakika kadar asılı durumda kalmış sonrada çocuk kağıdı geri almiştır. Bunun üzerine kağıtta duvarda kılı kırk yararcasına incelenmiş ancak her hangi bir yapıştırıcının söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Odanın çok iyi bir şekilde aydınlatıldığını belirtmekte yarar görmekteyiz. Ayrıntıları iyiden iyie incelememiz bu sayede mümkün olmuştur.
Ertesi akşam çocuğa anahtar, para, sigaralık, sol saati, atın ve gümüş yüzük gibi şeyler verilmiş ve istisnasız hepside çocuğun yere dönük avcunda yer düşmeden yapışık durumda kalmıştır. Paranın avuca diğer nesnelerden daha çok yapıştığı dikkati çekmiştir. Para avuçtan zorlukla çekilip alınmış ve o andada çocuk acı duymuştur. En ilginç olaylardan biride şu olmuştur. 11 Kasın Cumartesi günü olay yerinde bulunan bir yüzbaşı çocuğa hepsi 2 kilo gelen kılıcı ile palaskasını vermiş ve bunlarda çoçuğun orta parmağının ucunda epey uzun zaman dengeli bir şekilde salınarak boşlukta asılı kalmıştır. İşin tuhaf yanı, yapıldıkları madde ne olursa olsun, tüm objelerin eşit bir şekilde boşlukta aslılı kalmalarıdır. Bu özellik bünyesi akışkan iletimine elverişli kişilere basit bir el teması ile geçmektedir. Buna ait bir sürü örneğe tanık olmuşuzdur.
O sıralarda Berzagern'deki karargahta görevli bulunan ve olaylara tanık olan M. le Chevalier'de Zenter adlı bir yüzbaşının aklına çocuğunun yakınına bir pusula koyma ve ibredeki değişmeleri gözlemleme düşüncesi gelmiştir. İlk denemede ibrede 15 derecelik bir sapma görülmüştür.Ama sonraki denemelerde çocuk pusulayı bir elinde tuttuğu ve diğer eliylede okşadığı halde hiç bir sapma saptanmamıştır. Bu deneme manyetik çekimin bütün cisimleri daima aynı derecede etkilemediğini onun içinde bu türden olayların mineral cinsinden olan akışkanların etkinliği olgusuyla açıklanamayacağını ispatlamıştır.Seanslarına başlamaya hazırlandığı sırada uyu gezer kız daima evde bulunan kimseleri odaya çağırmakta ve sadece ''Geliniz! Geliniz! '' veya '' Veriniz! Veriniz! '' demekteydi. Genellikle ancak herkes yatağını çevresinde toplanınca sakinleşmekteydi. O anda da alelacele ve sabırsızlık içinde her hangi bir obje istemekteydi; verilincede objeyi hemen parmaklarına yapıştırmaktaydı. Hazır bulunan ların 10, 12 kişiyi bulduğu ve her birinin bir sürü obje veridiğide oluyordu. Seans sırasında elinden her hangi bir objenin alınmasından hoşlanmamaktaydı. Kol saatlerine karşı özel bir ilgisi vardı. Onları büyük bir ustalıkla açmakta, içini dışını incelemekte, sonra güzelce kapayıp yanı başına koymaktaydı. Ardından da başka bir objeyi eline almaktaydı. En sonunda ise verilen objeleri sahiplerine iade etmekteydi. Objeleri incelerken gözlerini kapamaktaydı ve objenin sahibini bulmada hiç yanılmamaktaydı. Her hangi bir kimse kendine ait olmayan bir objeyi almak için elini uzatınca hemen itiraz etmekteydi. Bir sürü insana böylesine yanılgısız bir dağıtımın nasıl gerçekleştirildiğini açıklamak çok zor birşey. İnsan gözleri açıkken bile böyle birşeyi hakkıyla başaramaz doğrusu, seans bitipte yabancılar evden ayrılınca geçici olarak kesilmiş olan darbe ve tırmalamalar tekrar başlamaktaydı. Şunu da ilave edelimki, çocuk yatağının ayak ucu ile dolap arasındaki 30 santimlik aralıkta hiç kimsenin bulunmasını istememekteydi. Kazara birisi bu aralığa girecek olsa onu hemen işaretle oradan kovmaktaydı. Odada durulmakta ısrar edildiğinde ise büyük bir endişeye kapılmakta ve emredici işaretlere başvurmaktaydı. Bir keresinde hazır bulunanları yasak yerde durmaları için ikaz etmiştir. Gerekçe olarakda kimsenin zarar görmesini istemediğini belirtmiştir. Bu uyarı herkesi öyle etkilemiştirki daha sonra buna özellikle dikkat edilmiştir.
Aradan bir süre geçince darbe ve tırmalama seslerine kontrbas kalın telinden çıkan sesi andırır bir uğultu eklenmiştir. BU uğultunun arasında bir ıslık seside karışmaya başlamıştır. Birisi bir marş veya bir dans çalınmasını istedimi büyük bir zevk duymakta ve saygılı bir tavır takınmaktaydı. Görünmeyen müzisyen tırmalamalar yardımıyla evin sakinlerini veya hazır bulunan yabancıları ad belirterek çağırmaktaydı. Tırmalama tarzındaki çağrı üzerine çağırılan kişi anladığını belirtmek için '' Evet'' diye cevap vermekteydi. O zamanda müzisyen onun şerefine bazen eğlenceli sahnelerede yol açabilen bir müzk parçası çalmaktaydı. Adı söylenenden başka birisi '' Evet'' cevabını vermişse o zaman tırmalayıcı o kişiyi henüz muhattap kabul edmeyeceğiniz belirtmek üzere kendi tarzında '' Hayır'' demekteydi. Bu olaylar ilk kez 10 Kasın akşamı başlamış ve bugüne kadar sürmüştür. Şimdide tırmalayıcı varlığın kişileri belirtmek için nasıl davranacağını görelim.
Gecelerden beri şu veya bu şeyi yapma davetlerine uzun bir tırmalama sesi ile cevap vermekteydi. Darbe vurulur vurulmaz hemen kendisinden isteneni yerine getirmeye başlamaktaydı. Aksine tırmalamadan sonra ise isteneni yapmaktaydı. Bir doktorun aklına ilk gürültüyü '' Evet'' ikinciyide '' Hayır'' anlamına alma düşüncesi gelmiş ve bu yorum hep doğru çıkmıştır. Varlık bazı kimselerden bazı şeyleri az veya çok güçlü bir dizi tırmalamalar yardımı ile istemekteydi.Gürültücünün niyeti dikkat edilerek ve gürültünün oluş biçimi gözlenerek anlaşılmaktaydı. Bay Sanger'in anlattığına bakılırsa, sabahleyin gün ağırırken belli bir makamla çıkarılan sesler işitilmekteydi. Başlangıçta buna bir anlam vermemiştir. Daha sonraları gürültülerin ancak uyanıp yatağından çıktığı zaman kesildiğini fark etmiş, böylece kendisine '' Uyan'' '' Kalk'' denmek istendiğini anlamıştır. Böyle böyle derken bu anlatım biçimine iyice alışılmış ve herkes hangi işaretin kimi kast ettiğini anlar duruma gelmiştir.
Darbecinin kendisini ilk defa belli edişinin yıldönümü gününde Philipine Sanger'in durumunda bir çok değişmeler saptanmıştır. Darbeler, tırmalamalar ve uğultular devam etmiştir. Ama tüm bu işaretlere bazen bir kazın veya bir papağanın, bazende başka bir kocaman kuşun sesini andırır özel bir çığlık daha eklenmiştir.Ayrıcada duvarda sanki iki kuş yemyiyormuş gibi gaga sesleri işitilmeye başlanmıştır. O sıralarda Philipine Sanger uyku sırasında çok konuşur ve adeta ayak ucunda durup bağıran ve duvara gagasıyla tık tık diye vuran papağan benzeri görünmez bir havyanla uğraşır olmuştur. Papağanın sesini dinlemek istediklerinde bizim ki tiz tiz çığlıklar atmaktaydı. Sorulan bir çok soruya aynı türden çığlıklarla haber verilmiştir. Bir çok kişi '' Kakatoes'' cinsi papağan denmesini istemiş ve bir kuşun ağzından çıkmışa benzer şekilde ve çok belirgin olarak '' Kakatoes'' kelimesi işitilmiştir. İlginç yanı olmayan önemsiz olayları bir yana atıp sadece küçük kızın bedensel durumda zuhur etmiş olan değişmeler yönünden dikkati çeken olayları sergilemekle yetineceğiz.
Noelden bir kaç gün önce tezahürler öncekilerden daha güçlü bir şekilde yeniden başlamıştır. Darbeler ve tırmalamalar daha şiddetlenmiş ve daha uzun sürer olmuştur. Öncekine göre daha kıpır kıpır bir halde gelmiş olan Philipine artık kendi yatağında değil, anne ve babasının yatağında yatmak istemeğe başlamıştır. Kendi yatağında iken bir oyana bir buyana dönüp şöyle haykırmaktaydı. '' Artık burada kalamam, nefesin tıkanıyor.. Beni duvarın içine sokacaklar. İmdat'' Ancan diğer yatağa nakledildiği zaman sakinleşmekteydi. Ama yatağa girer girmezde hemen yukarlardan çok güçlü darbe sesleri gelmeye başlamaktaydı. Sanki çatı arasından geliyor gibiydiler.Tıpkı bir dülgerin çekiç seslerine benzemekteydiler. Bazen öyle şiddetlenmekteydiler ki o sırada ev sarsılmakta, pencereler zangırdamakta ve hazır bulunanlar ayakları altında yerin titrediğini hissetmektediler. Birbirine darbeler hem duvardan, hem yatağın yakınından gelmekteydi.
Sorulan sorulara daima tırmalamaları izleyen darbelerle cevap verilmekteydi. Daha az ilginç olmaya şu olaylar bir çok kez tekrarlanmıştır.
Her türlü gürültü sona eripte yatağında sakinleşince küçük kızın çoğu kez birden bire el pençe divan durduğu ve gözlerini kapayıp dua edercesine ellerine kavuşturduğu dikkati çekmiştir. Ardından da sanki çevresinde olağan dışı birşeyler oluyormuşta oda seyrediyormuş gibi başını bir oyana birde buyana çevirio durmaktaydı. O anda dudaklarında tatlı bir tebessüm belirmekteydi. Gören, birisine hitap ettiğini sanırdı. Ellerini öne doğru uzattığında dostlarıyla veya tanıdıklarıyla tokalaştığı anlaşılıyordu. Bu sahnelerden sonra tekrar o önceki el pençe divan durumuna döndüğü, yani ellerini kavuşturp yorgana değinceye kadar başını eğdiği, sonra tekrar doğrulduğu ve göz yaşları dökdüğü saptanmıştır. Göğüs geçirerek ve coşku içinde dua ederken yüzünün görünümü değişmekte, sararmakta ve yirmi dört yirmi beş yaşlarında bir kadın ifadesi kazanmaktaydı. Bu durum çoğu kez yarım saat kadar sürmekteydi. Ve bu süre içinde ağızından '' ah! '' sözcüklerinden başka bir söz çıkmamaktaydı. Darbeler, tırmalamalar, uğultu ve çığlıklar uyanma anına kadar sürmekteydi; o anda bizim ki yeniden faaliyete geçmekte ve hazır bulunanların üzerinde yarattığı tatsız izlenimi gidermek istercesine en şakrak ezgiler çalmaya çabalamaktaydı. Uyandığında bitkin bir durumda bulunan çocuk, kollarını bile zor kaldırmaktaydı ve kendisine verilen objeler artık parmaklarına yapışıp kalmamaktaydı.
Olaylar sırasında başından geçenleri anlatsın diye çocuk bir kaç sorguya çekilmiştir. Ancak uzun yavarış yakarmalardan sonra konuşmaya razı olmuş İsa'nın Golgotha'ya götürülüşünü ve çarmaha gerişilini gördüğünü ve haçın üzerinde diz çökmüş azizelerin ıstırapları ile çarmıha germe işleminin kendisini çok fena etkilediğini üzerinden atamayacağı kadar derin izlenimler yarattığını bildirmiştir. Ayrıca siyah giysili kadınlardan ve körpecik bakirelerden oluşma bir kalabalığın güzel bir şehrin yollarında ain düzeninde yürüdüklerini görmüş ve sonrada kendisini büyük bir klisede bulmuş vede bir cenaze törenine katılmıştır.
__________________
“Utanmadıktan sonra dilediğini yap.”
(Peygamberimiz Hz.Muhammed s.a.v)
|