Kısa zaman içinde Philipine Sanger'in sağlığı endişe uyandıracak ölçüde değişme göstermiş ve çocuk saçma sapan şeyler söylemeye ve yüksek sesle sayıklamaya başlamış; ne anasını ne babasını, nede kız kardeşini nede başka bir kimseyi tanımaz olmuştur. V e bu durum 15 gün süren bir sağırlığa yola açmıştır. Bu süre içinde cereyan eden olayları zikretmeden geçemeyeceğiz.
Philipine'nin sağırlığı hep öğle vakti başlayıp saat üçe kadar sürmüştür; bu sağırlığın bir sğre devam edeceğini ve kendisininde hasta olacağını belirtmiştir. İşin şaşılacak yanı şuyduki bazen yarım saat süreyle sağırlığı kaybolmaktaydı ve çocuk bundan çok büyük bir mutluluk duymaktaydı. Sağırlığın ne zaman başlayacağını ne zaman sona ereceğini önceden söylemeye bile başlamıştı. Bir keresinde akşam saat sekiz buçukta yarım saat süreyle herşeyi açık seçik duyacağını bildirmiştir. Gerçektende tam sekiz buçukta işitmeye başlamıştır ve bu durum saat dokuza kadar sürmüştür.
Sağırlaştığı sırada yüz hatlarında değişmeler saptanmaktaydı. Yüzüne aptalca bir ifade kaplamaktaydı, ama normal duruma döner dönmez bu ifade birden kaybolmaktaydı. İşte o anda kendisini hiç birşey ilgilendirmemekteydi; oturduğu yerden çevresine sabit bakışlarla bakmaktaydı e kimseyi tanımamaktaydı. O sırada ona ancak işaretlerle hitap edilebilmekteydi, ama o cevap vermemekteydi. Yaptığı hareket sadece gözlerini soruyu soran kişiye çevirmekten ibaretti. Bir ara orada bulunalardan birinin kolunu birden kapmış ve itileyerek ona '' Söyle, kimsin sen?'' diye sormuştur. Bazen bu durumda yatağında bir buçuk saat kadar hareketsiz kalmaktaydı ve yarı kapalı gözleri her hangi bir noktaya dikilmekteydi. O anda her türlü duyarlığı körelmekteydi, nabzı yavaşlamaktaydı be gözlerine ışık sıkılınca hiçbri reaksiyon göstermemekteydi; gören ölmüş sanırdı.
Bir akşam sağırlığının egemen olduğu bir anda yatağına uzanıp bir taş tahta ile tebeşir istemiş ve şunları yazmıştır; '' Saat 11'de birşey söyleyeceğim, ama sessiz ve sakin olunmasını isterim'' bu sözlerin ardındanda hazır bulunanların hiç birinin çözemediği latince harfleri andırır. Beş işaret daha çizdirmiştir. Hazır bulunanlar taş tahtaya bu işaretlerin anlamını çözemediklerini belirtir sözler yazılınca şu cevap verilmiştir.; '' Demek okuyamıyorsunuz! '' Altınada şunlar yazılmıştır; '' Almanca değil, yabacı bir dil''. Sonra taş tahtanın öteki yüzüne '' Franciskue ( Ablası ) bu masaya oturacak ve söylediklerimi yazacak'' cümlesi yazılmıştır. Küçük kız bu kelimelere öncelikleri andırır beş işaret daha eklemiş ve sonra taş tahtayı iade etmiştir. Bu işaretlerin hala daha anlaşılmadığını fark edince taş tahtayı yeniden istemiş ve bu kez şöyle yazmıştır; '' Bunlar özel emirlerdir''
Saat 11'e doğru kız şöyle demiştir; '' Sakin olun, herkes otursun ve dikkat etsin!'' . ve tam saat 11 de kendini yatağa bırakıp her zaman ki manyetik uykusuna dalmıştır. Bir müddet sonrada konuşmaya başlamış ve yarım saat boyunca hiç ara vermeden konuşmuştur. Bir ara bütün yıl boyunca hiç kimsenin anlam veremeyeceği ve her türlü anlama girişimlerini boşa çıkaracak olayların cereyan edeceğini bildirmiştir.
Küçük Sanger'in sağırlığı sırasında mobilyalar yine ve birçok kez altüst olmuş, yine pencereler açılmış ve çalışma masasının üzerindeki mumlar yine söndürülmüştür. Bir akşam yatak odasında ki askıda asılı iki şapkanın diğer odada ki masanın üzerine fırlatıldığı süt dolu bir fincanın devrildiği ve sütlerin yere döküldüğü görülmüştür. Yatağa indirilen darbeler öyle şiddetlenmiştir ki sarsıntının etkisi ile yatak yer değiştirmeye başlamıştır. Hatta bazen darbe sesleri duyulmadan da yatağın çatırdaığı ve darmadağınık bir duruma getirildiği saptanmıştır.
Olaylar yüzlerce kişi tarafından gözlemlenmiştir ve olaylar sırasında çoçuğun kollarının devamlı surette yorganın altında bulunduğu doğrulanmıştır. Ama buna rağmen tüm bu tuhaflıkları çoçuğun bir hilesine bağlayanlar, darbe ve tırmalamaları el ve ayakları ile çocuğun yaptığına inananlar olmuştur; İşte bu zor inanır kimseleri ikna etmek üzere yüz başı Zentner'in aklına bir çare gelmiştir.Bu maksat için kışladan çok kalın iki battaniye getirtmiş, üst üste koyup yatağıda, çarşafıda örtecek şekilde sermiştir. Battaniyeler, tırmalandığında her hangi bir sesin çıkmasına imkan vermeyecek kadar tüylüydü. Philipine, sırtında sadece bir gömlek ve gecelik olduğu halde bu battaniyelerin üzerine yatırılmıştır. Daha yatar yatmaz hemen tırmalama ve darbeler başlamış ve arzuya göre sesler bazen karyolanın ağaç aksamından bazende hemen ordaki dolaptan gelmiştir.
Birisi bir melodiyi mırıldanır veya ıslıkla çalarken bizim darbecide hemen ona eşlik etmeye başlamaktaydı ve duyulan sesler sanki iki, üç veya dört enstürümandan çıkıyormuş gibiydi. Tırmalama, darbe, ıslık ve uğultular söylenen ezginin ritmine uymamaktaydı. Gürültücü çoğu kezde orda bulunanların birinden şarkı söylemesini istemekteydi. Kişiyi belirtirken hani şu bildiğimiz işleme başvurmaktaydı ve belirtilen kişi kendisinin söz konusu olduğunu anladığında ise bizimki ona şu veya bu şarkıyı söyle demekteydi. Seçilen kişide evet veya hayır diyerek karşılık vermekteydi. Şarkı söylenirken şarkının ölçüsüne tıpa tıp uyan uğultu ve sesler duymaktaydı, neşeli bir parçadan sonra varlık çoğu kez '' Ulu Tanrım, Seni Ulularız'' adlı şarkıyı veya '' Birinci Napolyonun'' şarkısını istemekteydi.
Bu sonuncu şarkıyı veya bir başkasını tek başına çalması istendiğinde varlık şarkıyı başından sonuna kadar çalmaktadı.
Senger'lerin evinde olaylar bu şekilde bazen gündüz, bazen gece bazen çocuk uyurken, bazen uyanıkken cereyan eder şekilde 4 Mart 1953 tarihine kadar sürmüştür. Ama o günden sonra ise olaylarda yeni bir dönem başlamıştır. İşte o gün, öncekilerden daha da olağan dışı bir olayın cereyan ettiği bir gün olmuştur.
---------- Post added 26.03.17 at 22:49 ----------
Obsesyon Tedavisi
Bu şehirden bir kaç mil uzakta bulunan bir köydeki sakinlerden biri şiddetli bir deliliğe yakalanmıştır; elinde orak olduğu halde öldürmek kastıyla insanları kovalamaya, insan bulamayıncada kümes hayvanlarına saldırmaya başlamıştır. Durmadan kırlarda dolaşmakta ve eve dönmemektedir. Tehlikeli bir tip haline gelmiştir.Cadiilac Tımarhanesine kabulüde bu yüzden pek kolay olmuştur. Ancak ailesi bu yola başvurmayı büyük bir üzüntü ile kabullenmeye mecbur kalmıştır. Buna benzer durumlara Marmande da çare bulunabildiğini duymuş olan akrabalardan biri M. Dombre'u bulup ona şöyle demiştir. '' Beyefendi duyduğuma göre siz delileri iyi ediyormuşsunuz, size onun için geldim. Sonra da konuyu anlatmaya başlamıştır. '' Zavallı J... den bu şekilde ayrılmak öyle zoruma gidiyor ki... İşte bu yüzden, buna engel olmanın bir yolu varmı yokmu diye öğrenmek için size başvurdum.''
- Muhterem beyin, demiştir. M. Dombre,bana bu onuru kimin bağışladığını bilmiyorum; gerçi bir ara bazı delileri gerçekten iyi ettim, ama bu deliliğin türüne bağlı bir şeydir. Her ne kadar sizi tanımıyorsamda yararlı olur muyum olmaz mıyım anlamak için bir girişimde bulunacağım.
Hemen o beyle birlikte her zaman ki medyomun evine koşmuştur; rehberlerinden bu olyaın ciddi bir operasyon olduğunu, fakat sebatkar davranılırsa pekala üstesinden gelineceğini öğrendikten sonra köylüye şunları söylemiştir. '' Akrabanızı hemen Cadillac'a götürmeyin, bir kaç gün bekleyin, onunla ilgileneceğiz; iki günde bir bana gelip durumunu anlatacaksınız.''
Hemen o gün çalışmaya koyulmuşlardır. Varlık, tıpkı diğer benzerleri gibi, zor söz anlar nitelikte olduğunu belli etmiştir hemen; ama yinede ağır ağır yumuşamaya yönelmiş ve sonunda zavallı adama işkence etmekten vazgeçmiştir.
İşin ilginç yanı şudur ki varlık, bu adama karşı hiç bir kini olmadığını; içini kemiren zaptolunmaz bir kötülük yapma arzusu ile ve ihtiyacı ile adama saldırdığını; o olmasaydı bunu pekala bir başkasına yapacağını; şimdi ise hatasnı anladığını ve bu suçunu affetmesi için Tanrı'ya yalvardığını ifade etmiştir. Köylü akraba iki gün sonra gelmiş ve hastanın sakinleştiğini, fakat hala daha evine dönemediğini ve çiftler arasında saklandığını söylemiştir. Bir sonraki gelişinde ise hastanın artık eve döndüğünü, ancak somurttuğunu ve insanlardan uzak durduğunu vede kimseye zarar vermeye kalkışmadığını belirtmiştir. Bir kaç gün sonra panayıra gidip her zaman ki işlerini görmüştür. Demek oluyor ki normal durumuna tekrar kavuşması için sekiz gün kafi gelmiştir. Ve bu süre içinde de hiç bir fizik tedavi uygulanmamıştır. Şurası muhtemeldir ki hata muhtemelden de öte eğer tımarhaneye tıkılmasaydı tamamen aklını yitirebilecekti.
Obsesyon olayları o kadar sık görülen olaylardır ki akıl hastanelerinde ki, dış görünüş itibarıyle gerçek deliliğe benzeyen fakat mevcut ilaçların şifa sağlayıcı bir etki sağlamayıp aciz kaldığı delilik olaylarının yarısı obsesyonel deliliktir dersek hiçde bir abartma yapmış sayılmayız.
Ruhçuluk bize obsesyonu, varlığı oluşturan bölümler arasında ki uyum bozukluğunun nedenlerinden biri olarak tanıtma ve hemen ardından da bunun çaresini sunmaktadır; büyük iyiliklerinden biride budur. Ama Evokasyon denen olgu bilinmeseydi ve uygulanmasaydı bu nedeni nasıl keşfedebilecektik? Muhalifleri ne derlerse desinler, evokasyon çok hayırlı işlere hizmet etmektedir.
Bireysel ruhun var olduğunu da, ölümden sonra da yaşamını sürdürdüğünüde kabul etmeyen veya kabul etse bile ölüm sonrası durumunu bir türlü kavrayamayan, benimseyemeyen bir kimsenin böyle durumlarda görünmez varlıkların müdahalelerini olmayacak şey gibi nitelendireceği aşikardır; ama kaba ve hoyratça gerçekleştirilmiş kötülük olaylarıda ortadadır. Bunlar karşı sağlanmış şifa olaylarıda daha önce hiç görmediğiniz kimseler üzerinde uzaktan vede her hangi bir maddi etken kullanmadan sağladığınız şifa olgusunu da kalkıp hayal gücünün ürünü diye nitelendirecek olurlarsa pes doğrusu. Hastalık ruhçuluğun pratiğinden kaynaklanıyor demekte mümkün değildir. Çünkü ruhçuluğa inanmayanlar bile ve hatta ve hatta ruhçuluk hakkında zerre kadar birşey bilemeyecek çocuklar bile hastalığa yakalanmaktadır. Ama yinede bunlar mucize değil fakat her devirde görülmüş ama bir zamanlar bir anlam verilememiş oluşmalarına yol açan yasalarının çok iyi bilindiği günümüzde ise en sade şekilde açıklanabilir hale gelmiş olaylardır.
Ve bedenliler arasında da, kendilerinden güçsüzlere onları hasta edecek ve hatta öldürecek derecede vede sırf kötülük yapma arzusu ile işkence eden kötüler yok mudur? Kurbanı sukunete kavuşturmanın iki yolu vardır.; Baskı ile onu haşinlikten, sertlikten vazgeçirmek veya kalbinde iyilik duygusunun filizlenmesini sağlamak. Görünmeyen evren hakkında bilgilerimiz ise oranında, bir zamanlar yerküremiz üzerinde yaşamış kimi ileri kimi geri varlıklarla meskun bulunduğunu bildirmektedir. Kötülükleri arasında moral gerilikleri nedeni ile hala daha kötülük yapmaktan zevk alan ve onları devamlı suretle kötülüğe doğru iten içgüdülerinden hala daha sıyrılamamış bulunanları vardır; Bedenli yaşamları sırasında nasıl arasında dolaşmakta idi iseler şimdi de yine aynı şekilde dolaşmaktadırlar.
Şu farkla ki gözle görülür maddi beden yerine gözle görülemez akışkansal bir beden içinde bulunmaktadırlar; ama bu, onların insan olmadıklaı anlamına gelmezki; pekala moral açısından pek az gelişmiş, her an kötülük yapma fırsatını kollayan kendileri için uygun ortam hazırlayanların üzerine çullanan ve onları egemenlikleri altına almayı başaran insanlardır bunlar; bir zamanların bedenli obsesörleri şimdi bedensiz obsesörler haline dönüşmüşlerdir ve görülmez olmaları nedeni ile daha da tehlikeli olmuşlardır. Maddi bedenleri olmadığı için bunları bilek gücü ile alt etmekte olacak şey değildir; onlara egemen olmanın tek yolu moral sözü geçerliktir; ancak bu yeteneğin yardımı ile, yani akıl yolunu göstererek ve yararlı öğütler vererek onları islah etmek pekala mümkün dür, zira varlık halindeyken bedenli hallerine oranla telkine çok daha elverişlidirler. Kötülük yapmaktan istiyerek vazgeçmeleri sağlandığı anda hastalıkta kaybolu vermektedir, tabii hastalık bir obsesyonsa; görülüyor ki ne duşlar, nede ilaçlar obsesör varlık üzerinde etkili olmamaktadır. Kutsayıcı sözlerinde kabalistik formüllerinde bir işse yaramadığı bu şifa çalışmalarında gizemi şudur; Bedensiz varlıkla görüşülmekte, kendisine ahlak dersi verilmekte ve bedenli yaşamında uygulanması gereken eğitim programı uygulanmaktadır. Ustalık onu karakterine göre ele almak ve öğretilecek konuları tıpkı usta bir öğretmenin yaptığı gibi büyük bir incelikle sunmaktadır. Sorun sonunda gelip şu noktaya dayanmaktadır; Obsesör varlık diye birşeyler var mıdır yok mudur? Bu soruya cevabımız yukarıda anlattıklarımızdır.;maddi etkiler işte ortada, gözler önünde.
Bazıları geri varlıkların bedenlilere işkence etmesine Tanrı'nın niçin izin vermediğini sormaktadırlar. Bedenlilerin birbirlerine işkence etmesine neden izin verdiğinide sorsalar ya. İki farklı hal içinde ki bedenli ve bedensiz haller aynı varlıkların oluşturduğu maddi evren ile ruhsal evren arasında mevcut bulunan benzerlikler ve ilişkiler ve bağlantılar hep gözden uzak tutulamaktadır. Oysa doğa üstü niteliği yakıştırılan tüm bu fenomenlerin anahtarı hep bu kavramın içinde yatmaktadır.
Beşeriyeti kırıp geçiren hastalıklara ve diğer kötülüklere şaştığımızdan daha fazla şaşmayalım; obsesyonlara noksanlarımız yüzünden içinde, yeterince islah oluncaya ve dolayısı ile oradan kurtulma hakkını kazanıncaya kadar yaşamaya mahkum edildiğimiz ortamın geriliğinden ileri gelen çetin sınavların ve yoksullukların bir bölümünü oluşturmaktadır bunlar. Bu dünyada insanlar eksikliklerinin sonuçlarını yaşamaktadırlar; kusurlu olmasalardı bunlar gelmezdi başlarına.
------------------
BERESINA'LI TRAMPETÇİ
Bazı tezahürleri gözlemlemek amacıyla bizim evde toplanmış birkaç kişinin huzurunda bircok oturumda aşağıda sözünü edeceğimiz olaylar meydana gelmiş ve inceleme açızından büyük önem taşıyan samimi bir söyleşi yapma fırsatını doğurmuştur.
Varlık darbelerle, ama masanın ayağıyla çıkarılan darbelerle değil, tahtanın dokusundan, içinden gelen darbelerle tezahür etmiştir. Hazır bulunanlarla görünmeyen varlık arasında cereyan etmiş olan fikir alışverişi okült (gizli) bir zekanın mücadelesinden şüphelenme olanaklarını silip atmıştır. Çeşitli sorulara ^^evet^^ veya ^^hayır^^ sözcükleri yardımıyla verilmiş cevaplardan ayrı olarak alfabetik tiptoloji (varlıkların darbeler yoluyla haberleşmesi) vasıtasıyla darbeler, arzu üzerine herhangi bir marşı, bir ezginin ritmini, bir fıçıcının veya bir kundura tamircisinin çıkardığı gürültüyü dile getirmiş ve şaşılaccak bir belirginlikle yankılanmıştır, vs... Daha sonra, hazır bulunanların elleri değmediği halde bir masanın hareket ettiği ve yer değiştirdiği görülmüş; masa üzerine konmuş olan bir salata tabağı, yine hiç kimsenin eli değmediği halde dönüp duracağına düz bir çizgi üzerinde kaymaya başlamıştır. Darbeler odadaki farklı farklı mobilyalardan hep aynı biçimde, bazan aynı anda, bazan da sanki birbirlerine cevap veriyormuş gibi aralıklı gelmekteydi.
Varlık trampet takımını pek seviyor gibiydi, zira istemediği halde hep trampet sesi üretmekteydi bazı sorulara cevap vereceği yerde çoğu kez içtima veya yoklama emrini ilan eden darbeler sergilemekteydi. Hayatıyla ilgili birçok özellikler hakkında sorular, yöneltildiğinde adının Celima olduğunu, Paris'te doğduğunu, kırkbeş yıl önce öldüğünü ve bedenli yaşamı sırasında trampetçilik yaptığını belirtmiştir.
Hazır bulunanlar arasında tezahürllerin oluşmasını sağlayan özel fizik etki medyomundan ayrı olarak varlığa tercümanlık yapmış olan mükemmel bir yazıcı medyom da vardı; onun sayesinde çok belirgin cevaplar elde etmek mümkün olmuştur. Adı, doğum yeri ve ölüm tarihi konusunda tiptoloji yardımıyla söylediklerini psikografi vasıtasıyla doğrulamak suretiule kendisine aşagıdaki sorular sorulmuş ve kuramın bazı temel esaslarını doğrulayan karakteristik nitelikte cevaplar alınmıştır.
__________________
“Utanmadıktan sonra dilediğini yap.”
(Peygamberimiz Hz.Muhammed s.a.v)
|