Tekil Mesaj gösterimi
  #16  
Alt 25.10.25, 12:22
Cengihan Cengihan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 03.11.24
Bulunduğu yer: Senin gözlerinde
Mesajlar: 209
Forum Puanı: 675
Etiketlendiği Mesaj: 4 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
hangi kitaptir bilmiyorum, budist tasavvufu nasil olur onuda bilmiyorum, ama budizmi savunan bir kisiye göre budizm haktir ve ölen budistin ruhunun rahatca dolasacagina inanir, zaten budizmde ruhlarin kabzedilmesi yok ruhun bulundugu vucudun ölümü ile baska bir canliya adapte olma var...
Arada acaba ilginç bir bilgi bulabilirmiyim diye okuyorum böyle antin kuntin kitapları.😆
Zaten 20-30 sayfa okuyup bıraktım.Saçma saçma aslı olmayan şeylerden bahsediyor.
Valla bende bilmiyorum budist tasavvufunun ne olduğunu mistisizim de denebilir galiba.

Hocam peki tasavvufta ilerlemiş bir insanın otobiyografisini anlatan bir kitap varsa önerebilir misiniz.

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bütün fırkaların gerek ruhun araştırma konusu yapılmasında gerekse onun mahiyeti ile ilgili yorumlarda, öncelikle Kur'an'da dikkatlerini çeken ayetdeki Sana ruhtan sorarlar, deki Ruh rabbimin emrindendir" (İsra süresi ayet 85) ayetidir. Bu ayet, bazı İslam düşünce ekollerinin ruh kavramı yerine daha çok nefs kavramını kullanmalarına neden olmuştur. Bunun başlıca iki sebebi olabilir: Bunlardan birincisi, İslam filozoflarının kendilerinden önceki felsefi literatüre bağlı kalma çabası, ikincisi ise, Kur'an'da ruh hakkında bilgiyle ilgili olumsuz ifadedir. Bu arada, söz konusu ayetin bağlamından koparılmadan ele alındığında, aslında, vahiy ya da onu getiren melekle ilgili olduğuna da dikkat çekilmiştir.
İslam ruh telakkilerinde nasslardan kaynaklanan başka bir mesele, özellikle Hz. Adem'in yaratılışını ve Allah'ın Adem'e ruh üflediğini belirten ayetlerin (Mesela Hicr suresi ayet 29; Sad suresi ayet 72) yorumlanmasında ortaya çıkmıştır; söz konusu ayetler, düşünce ekolleri arasında ciddi tartışmalara ve görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Bu ayetlere, Kur'an'da zikredilen ölü cisimlere "üflemek" (Mesela Al-i İmran suresi ayet49) ya da "uyku halinde ruhların/nefs bedenlerden ayrılması" (Mesela Zümer süresi ayet 42) gibi ifadeleri de ilave edebiliriz. Bu ifadeler görünüşte ruh ile bedeni ayrı mütalaa eden ayetlerdir. Nitekim bu durum, İslam düşünürlerinin nefs-beden ilişkilerinde- ki tartışmalarında açık bir şekilde kendisini göstermiştir.
Ruh-beden ilişkileri, öncelikle ruh ile beden arasındaki zaman ilişkisi çerçevesinde ele alınmıştır. Buna göre, bazı ilim adamları ruhun bedenden önce yaratıldığını, bazıları, beden ile birlikte, bazıları da, bedenden sonra yaratıldığını ileri sürmüşlerdir. Şüphesiz ki, ruh ile beden ilişkileriyle ilgili her görüşün de kendisine özgü birtakım sorunları ortaya çıkmıştır: Ruhun beden ile birlikte yaratılmışlığı düşüncesi, tenasüh, hulul vb. problemlere kapıyı kapatırken, öldükten sonra ruh veya nefsin ne olacağı ve tekrar dirilişin ne şekilde gerçekleşeceği meselesi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Öte yandan ruhun bedenden önce veya bedenden sonra yaratıldığını -ki her iki durum-
da da ruh veya nefs, bedenden ayrı ve bağımsız bir varlık olarak tasavvur edilmektedir- ruhun kadimliği ve bekası, bu bağlamda tenasüh, ruh göçü, vb. sorunlar ortaya çıkmıştır.
Bu noktada gerek inanç mezheplerine mensup bilginlerin ve gerekse diğer İslam düşünürlerinin meseleyi ele alış tarzları ile Kur'an'da meselenin ele alınışı arasında temelde bir farklılık bulunduğunu gözlemlemekteyiz. Kur'an, sorumlu bir varlık olarak kabul ettiği insana hitap ederken, farklı kavramlar kullansa da somut ve kamil bir insan tasavvurunu ortaya koyar. Bu insan, öncelikle fiillerinden sorumludur, ahlak normlarını davranışlarında gözetmek zorundadır ve nihayette ahiret hayatında yaptığı hayır ve kötülüklerin karşılığını tam olarak göreceğinin bilincini taşımalıdır. Bu anlamda ayetlerde ortaya konulmuş insan tasavvurunun, özellikle ruh beden ikiliğini savunan ekollerin görüşleriyle ters düştüğü gibi, onların bu bağlamda ele aldıkları pek çok sorun da bu ayetlerde yer almamaktadır. Kur'an, her halükarda mesul olan ve ilahi hitaba muhatap olacak somut insandan söz etmektedir; nitekim ilk dönem inanç mezheplerine mensup isam düşünürlerinin, Kur'an'ın ruh-beden ikiliğini tasvip etmeyen insan tasavvurunu "İnsan heykel-i muhsüsdür" şeklinde kavramsallaştırmışlardır.
Teşekkür ederim

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148