Bu kıssa tasavvuf büyüklerinin sıkça kullandığı temsilî anlatımlardan biri gibi duruyor. Maksadı, şeriat–tarikat–hakikat mertebeleri arasındaki bakış farkını zihne yaklaştırmak.
Ancak acizane şu ölçüyü de hatırda tutmak faydalı görünüyor: Bu tür menkıbeler hüküm koyan metinler değil, hâli anlatan temsillerdir. Nitekim şeriatın zahir hükümleri açısından bakıldığında, sebepsiz yere birine zarar vermenin meşru görülmeyeceği açıktır.
Tasavvuf ehli de zaten bu tür misalleri fiilî bir uygulama olarak değil, insanın musibet, övgü ve yergi karşısındaki iç duruşunu anlatan sembolik dersler olarak değerlendirmiştir. Bu yönüyle kıssa, kulun başına gelen hâdiseler karşısındaki mertebe farkını hatırlatması bakımından manidar duruyor.
Anlam karışıklığı olmasın, bilmeyen kardeşler yanlış yere çekmesin diye bu şekilde açıklık getirmek istedim. Maksadım yazıya muhalefet etmek değil, daha doğru anlaşılmasına katkı sağlamaktır.
|