Hz. Ömer b. el-Hattâb radıyallahu anh
Hakkın karşısında nefsine yer bırakmayan adam
Allah’ın izniyle ashab-ı kiram serimizin ikinci gününde, ümmetin büyüklerinden Hz. Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’ı anacağız.
Hz. Ömer radıyallahu anh, Resulullah’ın en büyük sahabilerinden, Hz. Ebu Bekir’den sonra ikinci raşid halifedir. Hilafeti 634-644 yılları arasındadır. Onun hayatını anlatırken halk arasında meşhur olan her menkıbeyi sahih rivayet gibi aktarmayacağız. Bugün özellikle Sahih-i Buhari’de sabit olan bazı rivayetler üzerinden onun şahsiyetindeki ana çizgiyi anlamaya çalışacağız.
Hz. Ömer’i anlamak için önce şunu bilmek gerekir, Onun büyüklüğü sadece kuvvetli oluşunda değildi. Onun asıl büyüklüğü, kuvvetinin hakka teslim olmasındaydı. Çünkü kuvvet tek başına fazilet değildir. Kuvvet nefsin emrine girerse zulüm olur. Hakkın emrine girerse adalet olur. Hz. Ömer radıyallahu anh’ın hayatında gördüğümüz çizgi, Sertlik nefse değil, batıla karşı, vakar gösterişe değil, dine hizmet içindir.
Resulullah onun hakkında şöyle buyurmuştur,
“Ey İbnü’l-Hattab! Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şeytan senin yürüdüğün bir yolda seninle karşılaşsa, mutlaka başka bir yola sapar.”
Bu rivayet Sahih-i Buhari’dedir.
Bu hadis, Hz. Ömer’in sadece heybetini değil, şeytanın onda yol bulamadığı bir istikamet kuvvetini gösterir. Çünkü şeytan her sert insandan kaçmaz. Şeytan öfkeli insana yaklaşır, kibirli insana yaklaşır, kendini beğenen insana yaklaşır. Demek ki burada anlatılan şey kuru sertlik değildir. Burada anlatılan, hakkın karşısında nefsine alan açmayan bir imandır.
Bir başka sahih rivayette Resulullah rüyasında kendisine bir kap süt verildiğini, ondan içtiğini, sonra kalanını Hz. Ömer’e verdiğini haber vermiş, sahabe bunun tabirini sorunca Efendimiz “ilim” buyurmuştur. Burada ince bir mizan vardır. Hz. Ömer’in heybeti ilimsiz bir heybet değildi. İlimden nasip almayan kuvvet, insanı kırar. İlimle terbiye edilen kuvvet ise hakkı ayakta tutar. Bu yüzden Hz. Ömer’i sadece “sertti” diye anlatmak eksik olur. Onda sertlik vardı, fakat o sertlik ilmin, dinin ve adaletin terazisine girmişti.
Yine Sahih-i Buhari’de Resulullah insanların rüyada kendisine arz edildiğini, üzerlerinde gömlekler bulunduğunu, bazılarının gömleğinin göğsüne kadar, bazılarının daha uzun olduğunu, Hz. Ömer’in ise gömleğini sürükleyecek kadar uzun giydiğini haber vermiştir. Ashab bunun tabirini sorunca Efendimiz “din” buyurmuştur.
Bu rivayet çok büyüktür. Çünkü elbise bedeni örter, din ise insanın içini ve dışını örter. Dini kısa olan insanın bazı halleri açıkta kalır, öfkesi açıkta kalır, hırsı açıkta kalır, dili açıkta kalır, adaleti eksik kalır. Hz. Ömer’de ise din sadece sözde duran bir iddia değil, halini örten bir elbise gibiydi.
Bir başka sahih rivayette Resulullah önceki ümmetlerde ilham edilmiş, doğruya sevk edilmiş kimseler bulunduğunu, kendi ümmeti içinde böyle biri varsa onun Ömer olduğunu bildirmiştir.
Burada da ölçüyü kaçırmamak gerekir. Bu rivayet Hz. Ömer’e nübüvvet isnadı değildir, Resulullah açıkça “peygamber değillerdi” buyurulan bir bağlamda konuşmaktadır. Mana şudur. Hz. Ömer’in feraseti, hakka muvafakati ve doğru yerde doğruyu görme kabiliyeti ümmet içinde çok müstesna bir mertebededir.
Fakat işin en çarpıcı yanı şudur,
Hz. Ömer radıyallahu anh’ın büyüklüğü, kendini büyük görmesinde değil, hakkın önünde kendini küçük tutmasındaydı.
Bugün insanlar kuvvet ister. Sözüm geçsin ister. Kararım dinlensin ister. Heybetim olsun ister. Fakat Hz. Ömer’in hayatı bize şunu öğretir, Heybet, nefsin büyümesi değildir. Heybet, nefsin hakkın önünde küçülmesidir.
İnsan öfkeli olabilir, bu fazilet değildir.
İnsan cesur olabilir, bu tek başına fazilet değildir.
İnsan sözünü dinletebilir, bu da tek başına fazilet değildir.
Asıl mesele,
Öfken hakka mı bağlı, nefsine mi?
Cesaretin adalete mi hizmet ediyor, üstünlük davasına mı?
Sözün insanları Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa kendine mi bağlıyor?
Hz. Ömer’in hayatında bizi susturan ders budur.
Dinde kuvvet istiyorsan önce nefsini hüküm makamından indir. Çünkü nefsini yenemeyen adamın elindeki kuvvet, adalet değil imtihan olur.
Bugünün hal muhasebesi,
Ben hakkı savunurken gerçekten hakkın emrinde miyim, yoksa hakkı kendi sertliğime perde mi yapıyorum?
Rabbim bizleri ashâb-ı kirâmı doğru tanıyan, onların faziletini edeble anan ve onların hayatından kendi hâline nasip çıkaran kullarından eylesin.
Âmin.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|