![]() |
|
#1
|
||||
|
||||
|
ASHÂB-I KİRÂM’I TANIMAK Selamün aleyküm değerli kardeşlerim. Allah’ın izniyle bu başlık altında her gün bir sahabi efendimizin hayatını ele alacağımız yeni bir seri başlatıyoruz. Maksadımız sadece tarihi bilgi vermek değildir. Sahabe-i kiram, İslam’ı kitap satırlarından değil, Resulullah’ın terbiyesinde hayatın içinde öğrenmiş ve yaşamış bir nesildir. Onlar Kur’an’ın nüzulüne şahit oldular, vahyin hangi hadiselere indiğini gördüler, Resulullah ile hicreti, cihadı, sabrı, fakrı, infakı, itaati, edebi ve teslimiyeti bizzat yaşadılar. Bu sebeple sahabeyi tanımak, sadece “kim ne zaman doğdu, nerede vefat etti?” bilgisinden ibaret değildir. Sahabeyi tanımak, imanın bir insanı nasıl değiştirdiğini, dünya karşısında nasıl durdurduğunu, musibetle nasıl yoğurduğunu ve Resulullah’a bağlılığın hayatta nasıl karşılık bulduğunu görmektir. Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh. İman geldiğinde tereddüdü susturan adam Asıl adı Abdullah b. Ebi Kuhafe’dir. Kureyş’in Beni Teym kolundandır. Yaklaşık 573 yılında Mekke’de doğmuş, 634 yılında Medine’de vefat etmiştir. Resulullah’ın vefatından sonra ümmetin ilk halifesi olmuş ve hilafeti 632-634 yılları arasında sürmüştür. Fakat Hz. Ebu Bekir’i tanımak, sadece “ilk halife” demekle tamam olmaz. Onun asıl büyüklüğü, makamından önce imanındaki tereddütsüzlükte, Resulullah’a yakınlığında, zor zamanda sarsılmayan sadakatinde ve hakikat karşısında nefsini araya koymamasındadır. Kur’an-ı Kerim onun Resulullah ile hicret yolculuğundaki mağara hadisesine işaret eder. Tevbe suresi 40. ayette Resulullah’ın mağarada arkadaşına, “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” dediği bildirilir. Bu ayet, Hz. Ebu Bekir’in sadece tarihi bir yol arkadaşı değil, vahyin içinde adı verilmese de işaret edilen büyük bir sadakat şahidi olduğunu gösterir. Sahih-i Buhari’de Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh, mağarada müşriklerin ayaklarını gördüğünü ve “Biri ayağının altına baksa bizi görürdü” dediğini anlatır. Resulullah ona, “Üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne zannediyorsun?” buyurur. Burada çok ince bir iman dersi vardır. Hz. Ebu Bekir’in endişesi kendi canı için değil, Resulullah içindir. Resulullah’ın cevabı ise sebepleri aşan tevhid ölçüsüdür, Sayı az olabilir, yol kapalı görünebilir, düşman yakın olabilir, fakat Allah’ın maiyyeti varsa kul yalnız değildir. Demek ki Sıddık olmak, hiç korkmamak değildir. Sıddık olmak, korku geldiğinde bile kalbi Allah’ın vaadine teslim etmektir. Resulullah onun yakınlığını da açıkça beyan etmiştir. Sahih-i Buhari’de gelen rivayette Efendimiz, “Eğer ümmetimden birini halil edinseydim, Ebu Bekir’i edinirdim, fakat o benim kardeşim ve arkadaşımdır” buyurmuştur. Bu ifade sadece sevgi cümlesi değildir. Resulullah burada Hz. Ebu Bekir’in ümmet içindeki yerini gösterir, Yakınlık iddia ile değil, sadakatle olur. Herkes sevdiğini söyler, fakat sevginin imtihanı zor zamanda yanında durmaktır. Hz. Ebu Bekir’in bir başka fazileti de Resulullah’ın son hastalığında ortaya çıkar. Sahih-i Buhari’de Hz. Aişe radıyallahu anha’dan gelen rivayette, Resulullah hastalığı ağırlaşınca “Ebu Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurmuştur. Hz. Aişe onun yumuşak kalpli olduğunu, makamda durunca ağlayacağını söyleyince Efendimiz emri tekrar etmiştir. Bu hadise Hz. Ebu Bekir’in sadece duygulu bir sahabi olmadığını, aynı zamanda ümmetin önünde durabilecek emanet ehli bir şahsiyet olduğunu da gösterir. Yumuşak kalplilik onda zayıflık değil, imanın inceliğidir. Fakat o incelik, vazife geldiğinde geri durmaya mazeret olmamıştır. Resulullah onun mal ve arkadaşlık yönünden yaptığı hizmeti de zikretmiştir. Sahih-i Buhari’de, Ebu Bekir’in malı ve arkadaşlığıyla Resulullah’a büyük fayda sağladığı, ayrıca mescide açılan kapılar içinde Ebu Bekir’in kapısının müstesna tutulduğu rivayet edilir. Burada da ayrı bir ders vardır. Hz. Ebu Bekir malını verdi, fakat malıyla kendini büyütmedi. Hizmet etti, fakat hizmetini minnet yapmadı. Yakın oldu, fakat yakınlığını edebe aykırı bir üstünlük davasına çevirmedi. Bugün bizim en çok kaybettiğimiz ölçülerden biri budur. İnsan küçük bir hizmet eder, görülmek ister. Bir infak yapar, bilinmek ister. Bir fedakarlık yapar, karşılığında itibar bekler. Hz. Ebu Bekir ise malını, canını, vaktini ve ömrünü Resulullah’ın davasına koydu, fakat merkezde kendisi değil, hakikat vardı. Hz. Ebu Bekir’i “Sıddık” yapan şey sadece doğru sözlü olmak değildir. Sıddıkiyet, hakikat geldiği anda nefsin itiraz hakkını kaldırmaktır. Akıl anlamaya çalışır, ama teslimiyet gecikmez. Kalp sarsılabilir, ama itikad çözülmez. Sebepler daralabilir, ama Allah’a güven kopmaz. Bu yüzden Hz. Ebu Bekir’in hayatında üç büyük çizgi görürüz. Birincisi, tasdik çizgisi, Hak gelince tereddüt etmedi. İkincisi, sadakat çizgisi, Zor zamanlarda Resulullah’ın yanında durdu. Üçüncüsü, emanet çizgisi, Sevgi, mal, namaz, yol arkadaşlığı ve ümmet sorumluluğu onda emanet bilinciyle birleşti. Bugün bize düşen soru şudur: Biz hakikati seviyor muyuz, yoksa sadece hakikatin bize itibar kazandıran tarafını mı seviyoruz? Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh bize şunu öğretir. İman, sadece kalpte saklanan bir kabul değildir. İman bazen mağarada korkunun içine girer, bazen maldan vazgeçirir, bazen insanı Resulullah’ın yanında yalnız bırakmaz, bazen de ümmetin önünde ağır bir emaneti taşımaya çağırır. Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh, imanın tereddütsüz teslimiyet, sevginin bedel, yakınlığın edep, hizmetin de emanet olduğunu ümmete gösteren büyük sahabidir. Rabbim bizleri ashâb-ı kirâmı doğru tanıyan, onların faziletini edeble anan ve onların hayatından kendi haline nasip çıkaran kullarından eylesin. Âmin.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Konu serisi hayırlı olsun
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Taşı havaya atıp kafasını altına tutana ne olur? To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Hz. Ömer b. el-Hattâb radıyallahu anh
Hakkın karşısında nefsine yer bırakmayan adam Allah’ın izniyle ashab-ı kiram serimizin ikinci gününde, ümmetin büyüklerinden Hz. Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’ı anacağız. Hz. Ömer radıyallahu anh, Resulullah’ın en büyük sahabilerinden, Hz. Ebu Bekir’den sonra ikinci raşid halifedir. Hilafeti 634-644 yılları arasındadır. Onun hayatını anlatırken halk arasında meşhur olan her menkıbeyi sahih rivayet gibi aktarmayacağız. Bugün özellikle Sahih-i Buhari’de sabit olan bazı rivayetler üzerinden onun şahsiyetindeki ana çizgiyi anlamaya çalışacağız. Hz. Ömer’i anlamak için önce şunu bilmek gerekir, Onun büyüklüğü sadece kuvvetli oluşunda değildi. Onun asıl büyüklüğü, kuvvetinin hakka teslim olmasındaydı. Çünkü kuvvet tek başına fazilet değildir. Kuvvet nefsin emrine girerse zulüm olur. Hakkın emrine girerse adalet olur. Hz. Ömer radıyallahu anh’ın hayatında gördüğümüz çizgi, Sertlik nefse değil, batıla karşı, vakar gösterişe değil, dine hizmet içindir. Resulullah onun hakkında şöyle buyurmuştur, “Ey İbnü’l-Hattab! Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şeytan senin yürüdüğün bir yolda seninle karşılaşsa, mutlaka başka bir yola sapar.” Bu rivayet Sahih-i Buhari’dedir. Bu hadis, Hz. Ömer’in sadece heybetini değil, şeytanın onda yol bulamadığı bir istikamet kuvvetini gösterir. Çünkü şeytan her sert insandan kaçmaz. Şeytan öfkeli insana yaklaşır, kibirli insana yaklaşır, kendini beğenen insana yaklaşır. Demek ki burada anlatılan şey kuru sertlik değildir. Burada anlatılan, hakkın karşısında nefsine alan açmayan bir imandır. Bir başka sahih rivayette Resulullah rüyasında kendisine bir kap süt verildiğini, ondan içtiğini, sonra kalanını Hz. Ömer’e verdiğini haber vermiş, sahabe bunun tabirini sorunca Efendimiz “ilim” buyurmuştur. Burada ince bir mizan vardır. Hz. Ömer’in heybeti ilimsiz bir heybet değildi. İlimden nasip almayan kuvvet, insanı kırar. İlimle terbiye edilen kuvvet ise hakkı ayakta tutar. Bu yüzden Hz. Ömer’i sadece “sertti” diye anlatmak eksik olur. Onda sertlik vardı, fakat o sertlik ilmin, dinin ve adaletin terazisine girmişti. Yine Sahih-i Buhari’de Resulullah insanların rüyada kendisine arz edildiğini, üzerlerinde gömlekler bulunduğunu, bazılarının gömleğinin göğsüne kadar, bazılarının daha uzun olduğunu, Hz. Ömer’in ise gömleğini sürükleyecek kadar uzun giydiğini haber vermiştir. Ashab bunun tabirini sorunca Efendimiz “din” buyurmuştur. Bu rivayet çok büyüktür. Çünkü elbise bedeni örter, din ise insanın içini ve dışını örter. Dini kısa olan insanın bazı halleri açıkta kalır, öfkesi açıkta kalır, hırsı açıkta kalır, dili açıkta kalır, adaleti eksik kalır. Hz. Ömer’de ise din sadece sözde duran bir iddia değil, halini örten bir elbise gibiydi. Bir başka sahih rivayette Resulullah önceki ümmetlerde ilham edilmiş, doğruya sevk edilmiş kimseler bulunduğunu, kendi ümmeti içinde böyle biri varsa onun Ömer olduğunu bildirmiştir. Burada da ölçüyü kaçırmamak gerekir. Bu rivayet Hz. Ömer’e nübüvvet isnadı değildir, Resulullah açıkça “peygamber değillerdi” buyurulan bir bağlamda konuşmaktadır. Mana şudur. Hz. Ömer’in feraseti, hakka muvafakati ve doğru yerde doğruyu görme kabiliyeti ümmet içinde çok müstesna bir mertebededir. Fakat işin en çarpıcı yanı şudur, Hz. Ömer radıyallahu anh’ın büyüklüğü, kendini büyük görmesinde değil, hakkın önünde kendini küçük tutmasındaydı. Bugün insanlar kuvvet ister. Sözüm geçsin ister. Kararım dinlensin ister. Heybetim olsun ister. Fakat Hz. Ömer’in hayatı bize şunu öğretir, Heybet, nefsin büyümesi değildir. Heybet, nefsin hakkın önünde küçülmesidir. İnsan öfkeli olabilir, bu fazilet değildir. İnsan cesur olabilir, bu tek başına fazilet değildir. İnsan sözünü dinletebilir, bu da tek başına fazilet değildir. Asıl mesele, Öfken hakka mı bağlı, nefsine mi? Cesaretin adalete mi hizmet ediyor, üstünlük davasına mı? Sözün insanları Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa kendine mi bağlıyor? Hz. Ömer’in hayatında bizi susturan ders budur. Dinde kuvvet istiyorsan önce nefsini hüküm makamından indir. Çünkü nefsini yenemeyen adamın elindeki kuvvet, adalet değil imtihan olur. Bugünün hal muhasebesi, Ben hakkı savunurken gerçekten hakkın emrinde miyim, yoksa hakkı kendi sertliğime perde mi yapıyorum? Rabbim bizleri ashâb-ı kirâmı doğru tanıyan, onların faziletini edeble anan ve onların hayatından kendi hâline nasip çıkaran kullarından eylesin. Âmin.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ |
|
#5
|
||||
|
||||
|
Hz. Osman b. Affan radıyallahu anh
Hayanın, emanetin ve Kur’an’a hizmetin sessiz büyüklüğü Allah’ın izniyle Ashab-ı Kiram serimizin üçüncü gününde, Hz. Osman b. Affan radıyallahu anh’ı anacağız. Hz. Osman radıyallahu anh’ı anlatırken iki şeyi birbirinden ayırmamız gerekir. Halk arasında dolaşan menkıbeler başka, sahih rivayetlerde sabit olan faziletler başkadır. Biz burada onun hayatını süslemek için değil, sahih rivayetlerin gösterdiği ölçüyle tanımak için konuşacağız. Hz. Osman radıyallahu anh, ümmetin üçüncü raşid halifesidir. Onun şahsiyetinde öne çıkan en büyük çizgilerden biri hayadır. Fakat bu haya, çekingenlik veya zayıflık değildir. Bu, Allah’ın huzurunda edeple duran bir kalbin vakar halidir. Sahih-i Müslim’de Hz. Aişe radıyallahu anha’dan gelen rivayette, Resulullah effendimiz Hz. Osman içeri girince oturuşunu düzeltmiş, bunun sebebi sorulduğunda, Meleklerin haya ettiği bir kimseden ben haya etmeyeyim mi? buyurmuştur. Bu rivayet, Hz. Osman’ın hayasının sadece insanlar arasında bilinen bir huy değil, Resulullah’ın lisanıyla tescil edilmiş büyük bir fazilet olduğunu gösterir. Burada dikkat edelim Haya, insanlardan utanmak değildir sadece. Haya, nefsin taşkınlığını Allah’ın huzurunda dizginlemektir. İnsan bazen sertliği kuvvet zanneder, rahat konuşmayı cesaret zanneder, sınır tanımamayı özgürlük zanneder. Hz. Osman’ın hayası bize şunu öğretir, Edep, insanı küçültmez, bilakis Allah katında büyütür. Sahih-i Buhari’de gelen başka bir rivayette Resulullah Uhud dağı üzerinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ile beraberken dağ sarsılmış, Efendimiz, Sabit ol ey Uhud! Üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid vardır buyurmuştur. Buradaki iki şehidden biri Hz. Ömer, diğeri Hz. Osman radıyallahu anhümadır. Bu rivayet çok derindir. Çünkü Hz. Osman’ın şehadeti, daha hayattayken Resulullah’ın haber verdiği bir akıbet olarak karşımıza çıkar. Demek ki onun sonu, yalnız tarihi bir hadise değildir, sabır, kader, fitne karşısında vakar ve kan dökülmesini istemeyen bir duruşla okunması gereken ağır bir imtihandır. Yine Sahih-i Buhari’de Ebu Musa el-Eş‘ari radıyallahu anh’dan gelen rivayette Resulullah bir bahçede iken önce Hz. Ebu Bekir’e, sonra Hz. Ömer’e, ardından Hz. Osman’a cennet müjdesi verilmiş, Hz. Osman için ayrıca başına gelecek bir bela ile beraber bu müjde zikredilmiştir. Burada Hz. Osman’ın hayatındaki büyük sır açılır. Bazen cennet müjdesi, dünya rahatlığıyla değil, dünya imtihanının ağırlığıyla beraber gelir. İnsan zanneder ki Allah’ın sevdiği kulun yolu hep açık olur, herkes onu anlar, herkes ona vefa gösterir. Halbuki sahabe hayatı bize başka bir hakikat öğretir. Bazen Allah’ın sevdiği kul, insanların karıştığı fitne içinde sabırla sınanır. Hz. Osman radıyallahu anh’ın ümmete bıraktığı en büyük hizmetlerden biri de Kur’an’ın mushaflar halinde çoğaltılıp ümmetin kıraat ihtilafı sebebiyle dağılmasının önüne geçilmesidir. Sahih-i Buhari’de, Hz. Osman’ın Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Said b. el-As ve Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam’dan oluşan heyete mushafları çoğalttırdığı, ihtilaf halinde Kur’an’ın Kureyş lisanı üzere nazil oluşu dikkate alınarak yazılmasını emrettiği rivayet edilir. Bu hizmetin büyüklüğü şuradadır, Hz. Osman kendi adını büyütmek için değil, Kur’an’ın ümmet içindeki birliğini korumak için hareket etti. Bugün bir insan Kur’an okurken, onun bu ümmete bıraktığı emanet hizmetini hatırlamalıdır. Bazı insanlar mal bırakır, bazıları söz bırakır, bazıları makam bırakır Hz. Osman’ın hizmetlerinden biri, ümmete mushaf birliği hususunda ağır bir emanet bırakmak oldu. Hz. Osman’ın hayatındaki üç büyük çizgi şudur, Birincisi, haya çizgisi, Meleklerin haya ettiği bir edep. İkincisi, emanet çizgisi, Kur’an hizmetinde ümmetin birliğini gözeten bir basiret. Üçüncüsü, imtihan çizgisi, Cennetle müjdelenmiş, fakat ağır bir bela ile sınanmış bir sabır. Rabbim bizleri ashâb-ı kirâmı doğru tanıyan, onların faziletini edeble anan ve onların hayatından kendi hâline nasip çıkaran kullarından eylesin. Âmin.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ |
|
#6
|
||||
|
||||
|
__________________
Taşı havaya atıp kafasını altına tutana ne olur? To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. |
![]() |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Evliyalar (imam-ı Azam Ebu Hanife) | Dedee | Allah Dostları & Evliyalar | 1 | 11.05.24 01:53 |
| Bitkiler düşüncemizi okuyabilir. | MollaAbdullah | ilginç konular & Teoriler | 5 | 28.03.23 18:28 |
| esmai erbain | Manevitokat | Evradiyeler & Azametler | 1 | 28.09.22 18:08 |
| Kuran-ı Kerim de geçen amel ayetleri... | ayhan571 | Kuran-ı Kerim | 0 | 14.04.21 11:47 |
| Adem Aleyhisselam | aşk | Peygamberler | 2 | 03.02.21 14:20 |