Hz. Osman b. Affan radıyallahu anh
Hayanın, emanetin ve Kur’an’a hizmetin sessiz büyüklüğü
Allah’ın izniyle Ashab-ı Kiram serimizin üçüncü gününde, Hz. Osman b. Affan radıyallahu anh’ı anacağız.
Hz. Osman radıyallahu anh’ı anlatırken iki şeyi birbirinden ayırmamız gerekir. Halk arasında dolaşan menkıbeler başka, sahih rivayetlerde sabit olan faziletler başkadır. Biz burada onun hayatını süslemek için değil, sahih rivayetlerin gösterdiği ölçüyle tanımak için konuşacağız.
Hz. Osman radıyallahu anh, ümmetin üçüncü raşid halifesidir. Onun şahsiyetinde öne çıkan en büyük çizgilerden biri hayadır. Fakat bu haya, çekingenlik veya zayıflık değildir. Bu, Allah’ın huzurunda edeple duran bir kalbin vakar halidir.
Sahih-i Müslim’de Hz. Aişe radıyallahu anha’dan gelen rivayette, Resulullah effendimiz Hz. Osman içeri girince oturuşunu düzeltmiş, bunun sebebi sorulduğunda, Meleklerin haya ettiği bir kimseden ben haya etmeyeyim mi? buyurmuştur. Bu rivayet, Hz. Osman’ın hayasının sadece insanlar arasında bilinen bir huy değil, Resulullah’ın lisanıyla tescil edilmiş büyük bir fazilet olduğunu gösterir.
Burada dikkat edelim Haya, insanlardan utanmak değildir sadece. Haya, nefsin taşkınlığını Allah’ın huzurunda dizginlemektir. İnsan bazen sertliği kuvvet zanneder, rahat konuşmayı cesaret zanneder, sınır tanımamayı özgürlük zanneder. Hz. Osman’ın hayası bize şunu öğretir, Edep, insanı küçültmez, bilakis Allah katında büyütür.
Sahih-i Buhari’de gelen başka bir rivayette Resulullah Uhud dağı üzerinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ile beraberken dağ sarsılmış, Efendimiz, Sabit ol ey Uhud! Üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid vardır buyurmuştur. Buradaki iki şehidden biri Hz. Ömer, diğeri Hz. Osman radıyallahu anhümadır. Bu rivayet çok derindir. Çünkü Hz. Osman’ın şehadeti, daha hayattayken Resulullah’ın haber verdiği bir akıbet olarak karşımıza çıkar. Demek ki onun sonu, yalnız tarihi bir hadise değildir, sabır, kader, fitne karşısında vakar ve kan dökülmesini istemeyen bir duruşla okunması gereken ağır bir imtihandır.
Yine Sahih-i Buhari’de Ebu Musa el-Eş‘ari radıyallahu anh’dan gelen rivayette Resulullah bir bahçede iken önce Hz. Ebu Bekir’e, sonra Hz. Ömer’e, ardından Hz. Osman’a cennet müjdesi verilmiş, Hz. Osman için ayrıca başına gelecek bir bela ile beraber bu müjde zikredilmiştir.
Burada Hz. Osman’ın hayatındaki büyük sır açılır. Bazen cennet müjdesi, dünya rahatlığıyla değil, dünya imtihanının ağırlığıyla beraber gelir. İnsan zanneder ki Allah’ın sevdiği kulun yolu hep açık olur, herkes onu anlar, herkes ona vefa gösterir. Halbuki sahabe hayatı bize başka bir hakikat öğretir. Bazen Allah’ın sevdiği kul, insanların karıştığı fitne içinde sabırla sınanır.
Hz. Osman radıyallahu anh’ın ümmete bıraktığı en büyük hizmetlerden biri de Kur’an’ın mushaflar halinde çoğaltılıp ümmetin kıraat ihtilafı sebebiyle dağılmasının önüne geçilmesidir. Sahih-i Buhari’de, Hz. Osman’ın Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Said b. el-As ve Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam’dan oluşan heyete mushafları çoğalttırdığı, ihtilaf halinde Kur’an’ın Kureyş lisanı üzere nazil oluşu dikkate alınarak yazılmasını emrettiği rivayet edilir.
Bu hizmetin büyüklüğü şuradadır, Hz. Osman kendi adını büyütmek için değil, Kur’an’ın ümmet içindeki birliğini korumak için hareket etti. Bugün bir insan Kur’an okurken, onun bu ümmete bıraktığı emanet hizmetini hatırlamalıdır. Bazı insanlar mal bırakır, bazıları söz bırakır, bazıları makam bırakır Hz. Osman’ın hizmetlerinden biri, ümmete mushaf birliği hususunda ağır bir emanet bırakmak oldu.
Hz. Osman’ın hayatındaki üç büyük çizgi şudur,
Birincisi, haya çizgisi, Meleklerin haya ettiği bir edep.
İkincisi, emanet çizgisi, Kur’an hizmetinde ümmetin birliğini gözeten bir basiret.
Üçüncüsü, imtihan çizgisi, Cennetle müjdelenmiş, fakat ağır bir bela ile sınanmış bir sabır.
Rabbim bizleri ashâb-ı kirâmı doğru tanıyan, onların faziletini edeble anan ve onların hayatından kendi hâline nasip çıkaran kullarından eylesin.
Âmin.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|