Alıntı:
Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı
Aslında olayın özü çok insani bir yerden başlıyor. Adam oraya kendi keyfiyle gitmiyor; geminin yakıtı bittiği ve dünyaya hayat kurtaran o son verileri ulaştırmak zorunda olduğu için her şeyi göze alıp o devasa kara deliğin çekim alanına atlıyor. Normal şartlarda oraya giren birinin saniyesinde paramparça olması gerekirken, o uçurumun eşiğinde uzay-zaman dokusu öyle bir bükülüyor ki onu yok etmek yerine üç boyutlu algımızın ötesindeki beş boyutlu bir alana fırlatıyor.
Zaten bütün sihir de o noktada çözülüyor. Orada zaman bizim bildiğimiz gibi tek yönlü akmıyor; geçmiş, an ve gelecek aynı anda bir defterin yaprakları gibi yan yana duruyor. Zaman böyle önünde serili durunca da adam kızının odasını o an karşısında görebiliyor.
Peki geçmişe nasıl el uzatıyor derseniz; işin en dokunaklı yeri tam da burası. Kara deliğin "seni şuraya götüreyim" diye ne bir aklı var ne de bir planı. Adamı o sonsuz boşlukta kaybolmaktan alıkoyan şey soğuk bir fizik kuralı değil; o baba ile evladı arasındaki derin ve saf sevgi bağı. Evrendeki en güçlü çekim gücünün o sevgi olduğunu düşünün; adamın yüreğindeki o devasa özlem ve bağ, kütle çekimini adeta bir pusula gibi yönlendiriyor ve onu tesadüfen değil, doğrudan kızının odasına kilitliyor.
Orada fiziksel olarak odada bulunmuyor ama o sevginin verdiği güçle yerçekimi dalgalarını kontrol ediyor. Saatin saniyelerini oynatarak Mors alfabesiyle o mesajı örüyor, kızı da yıllar sonra o saatin hareketini çözüp babasının sevgisiyle dünyayı yeniden kuruyor.
|
Cok güzel cevap olmuş teşekkürler