Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı
Tasavvuf hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim siz degerli üstadlarımında bu konudaki düşüncelerini merak ederim.Öncelikle Tasavvuf veya bir mürşidden himmet istemek kimine göre bidat kimine göre şirk ama benim görüşüm burda insanın niyetidir.Manevi kuvveti olan zaatlardan yardım istemek bu şuna benziyor bir insan zora düştügü zaman polis çagırması polisten yardım istemesi gibi Şüphesiz herşeyin sahibi Allah yalnız ondan korunma dileriz lakin Allah çogu şeyi vesile üstüne kılmıştır hasta olunca hastaneye gitmemiz ilaç alıp şifalanmamız gibi bir çok vesile dir burda herşeyin Allah tan oldugunu bildikten sonra Manevi kuvveti olan insanların o kuvvetlerinden faydalanmada pek bir beis görmüyorum kendi düşüncem olarak lakin herkezin görüşünede saygım vardır.Öncelikle şu şekilde giriş yapmak istiyorum bazı zaatların kerametleri bu kerametleri kabul ölçütümüz nedir mesela bir kaç örnekle başlayayım Abdulkadir Geylani ks Bağdat'ta Dicle Nehri taşarak şehri su altında bırakma tehlikesi oluşturduğunda halk korkuyla Geylani’ye sığınır. Geylani, nehrin kenarına giderek asasını yere diker ve "Ey Dicle, Allah’ın izniyle buraya kadar gel ve dur!" der. Nehrin suları o andan itibaren çekilmeye başlar.Şeyh Nazım kibrisinin anlatımına Şeyh Abdullah dagıstani hz Peygamber efendimizle uyanıkken görüşen tek zaat ve bazı anlatımlara göre Şeyh Abdullah dagıstani ks şamda üfürmesiyle israil uçaklarını bir anda radardan silmesi ve bir söyleşide ise Şeyh Abdullah dagıstani Şeyh naızm kıbrisiye Nazım oglum gözünü kapat diyip gözünü tekrar açtıgında 99evliyanın bulundukları bir makama gitmeleri Şeyh nazım kibrisinin aynı anda 3yerde gözükmesi gibi hadiseler daha bunun gibi bir çok keramet olan zaatlar var sizce bunlar mümkünmüdür Allahın peygamberlerine tanıdıgı örnegin hz Musa as a tanıdıgı asayı vurup ejdere dönüşmesi denizi ortadan ikiye bölmesi gibi Allahın peygamberlerine tanıdıgı bu olaganüstü halleri evliyalarına makamı büyük olan kullarınada tanımışmıdır.İslamın müthiş kuvveti oldugu aşikar mesela Abdullah dagıstani ks bir sözü dervişligin 1.mertebesi mezardaki ölülerle konuşmak der . Daha 1.mertebede böyle ise insan mertebe atladıkca ulaşacagı konum sonu nereye uzanır.Gelelim mürşid konusuna neden bir mürşide ihtiyac duyarız insan kendisi tek başına ilerleyemezmi bu konuyuda bir örnek ile vermek isterim Okula niçin gideriz sadece kitaplara kendimiz bakıp ögrenemezmiyiz neden ögretmene ihtiyac duyarız dünyasal ilimde bile ögretmene bir bilene ihtiyac duyuyoruz bu yüzden bilen mürşitlerin manevi terbiyesine girmek onların ilimlerinden yararlanmak gerektigini düşünüyorum.Gel gelelim ki havas ilminde bile mürşidin icazetin manevi terbiyenin çok büyük ehemmiyeti var.Nahl Suresi 43. ayet : "Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn."Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz kişileri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (bilgi sahiplerine) sorun.Günümüzde insan harkülade birşey duydugu zaman hemen karşı çıkıyor bir keramet gördügü zaman karşı çıkıyor materyelist bir topluma dogru son sürat ilerliyoruz.
|
Ölülerle konuşmayı dervişliğin ilk mertebesi sayan merdivenin de ilk basamağı delile basmalı. Yoksa yukarı değil, hikayeye çıkar kardeşim.
Mürşidden elbette istifade edilir. Fakat mürşid pusula olabilir, menzil değil. İnsanlarımız bazen yol göstereni yolun sahibi gibi görüyor. Ne söylese sorgusuz kabul ediyor. Ama mürşid de insandır, yanılabilir. Matematikte ihtisas için fakülteye ve hocaya gidersin. Dini ilimler için de medreseye, ilim ehline müracaat edersin. Fakat fakülte hocası matematiğin sahibi olmadığı gibi, medrese hocası da dinin sahibi değildir. Sana nereden ve nasıl bakacağını öğretir. Bugün yaşanan karışıklığın bir sebebi de kerametin veliliğin önüne geçirilmesidir. Sanki her veli keramet göstermek zorundaymış gibi… Oysa Kur’an evliyayı kerametle değil, iman ve takvayla tarif eder. Keramet veli olmanın şartı da belgesi de değildir.
Nahl 43, aklı teslim etmeyi değil, bilmediğini ehline sormayı emreder. Ben mürşidden faydalanırım ama onu hatadan uzak görmem. Kerameti kabul ederim ama her menkıbeye keramet demem. Ölçü aslında bu kadar sade.