Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
İslami açıdan meseleye bakarsak, mürşid kavramını cinlere nispet etmek oldukça problemli ve ihtiyat gerektiren bir konudur.
Kur’an’da cinlerin de iman edenlerinin bulunduğu bildirilir. Cin ancak bir insanın manevi eğitiminde mürşid olarak bağlanacağı kişinin cin olması, Kur’an ve sahih sünnette ortaya konmuş bir yöntem değildir.
“Mürşid” denildiğinde tasavvuf geleneğinde genellikle insan olan, ilim ve irşad ehli, şeriata bağlı bir rehber anlaşılır. Nitekim Hz. Peygamber insanlara dini bizzat öğretmiş, sahabe de ondan öğrenmiştir.
Cinlerden bilgi veya haber aldığını söyleyen bir kişinin sözünü ise ayrıca değerlendirmek gerekir. Çünkü cin olduğunu söyleyen bir varlığın gerçekten cin olup olmadığını, doğru söyleyip söylemediğini ve insanı nereye yönlendirdiğini kesin olarak bilemeyiz. Bu nedenle “bana görünen cin benim mürşidimdir” anlayışı kişiyi ciddi biçimde yanıltabilir.
Tasavvuf açısından daha ince bir ifade kullanırsak:
“Bir cin, bir insana bazı bilgiler verebilir mi?” meselesi ayrı;
“Cin, insanın mürşidi ve manevi rehberi olabilir mi?” meselesi ayrıdır.
İkincisini, dini açıdan güvenilir ve genel geçer bir mürşitlik yöntemi olarak kabul etmek için sağlam bir delil bulunmadığından ihtiyatlı olmak gerekir.
Hatta güzel bir ölçü şudur: Hakiki rehber insanı kendisine değil Allah’a, Kur’an’a, sünnete ve güzel ahlaka yaklaştırır. Bir varlık kişiden gizli bağlılık, mutlak itaat, özel sırlar veya şeriata aykırı uygulamalar istiyorsa, “mürşid” adını taşıması onun güvenilir olduğu anlamına gelmez.
|
CİNLER HAKKINDA HADİSLER
İbn Abbâs’tan (r.a.) nakledildiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle derdi:
“Allah’ım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana tevekkül ettim ve sana yöneldim. Senin yardımınla mücadele (gücü elde) ettim. Allah’ım! Beni saptırmaman için senin yüceliğine sığınıyorum. Zira senden başka ilâh yoktur. Sen ölmeyecek olan dirisin, cinler ve insanlar ise ölümlüdürler.” (Müslim, Zikir, 67)
***
Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor:
“Yâ Resûlallah! Kâhinler bize bir şeyler söylerdi de dedikleri gerçek çıkardı.” dedim. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: “Bu doğru olan sözü bir cin elde eder ve dostunun kulağına fısıldar. O da buna yüz yalan katar!” (Müslim, Selâm, 122)
***
Hz. Âişe’den (r.a.) şöyle naklediliyor:
Allah’ın Resûlü, çocuklar doğduğu zaman kendisine getirilir, bereket için onlara dua ederdi. Bir gün bu maksatla yeni doğan bir çocuk getirildi. Hz. Âişe çocuğu yatağına yatırırken yastığının altında bir ustura gördü. Oradakilere bunun ne olduğunu sordu. Onlar da, “Çocuğu cinlerden korumak için onu koyuyoruz.” dediler. Bunun üzerine Hz. Âişe usturayı alıp attı ve “Allah’ın Resûlü uğursuzluk düşüncesini çirkin görür ve bundan nefret ederdi.” diyerek bu davranışı yasakladı. (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 314)
***
Yahyâ b. Ca’de (r.a.) naklediyor:
Hâlid b. Velîd, geceleri kılıcını yanına alarak dışarı çıkacak kadar korkar hâle gelmişti. Bu durumda birisine zarar verebileceğinden endişe edilince, Hz. Peygamber’e gelerek, yaşadığı durumdan şikâyetini arz etti. Resûlullah şöyle buyurdu: “Cebrail bana demişti ki, ‘Cinlerden bir ifrit senin için tuzak kurmaya çalışıyor, (bu yüzden) şöyle dua et: Gökten inen ve yerden yükselen kötülüklerin şerrinden, yeryüzünde yerleşen (yaşayan) ve yerin altından çıkan şeylerin şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinin şerrinden, hayırlı olanların dışında her türlü aniden ortaya çıkan durumdan, Allah’a ve hiçbir iyinin ve kötünün ulaşamayacağı Allah’ın yüce kelimelerine (sonsuz iradesine ve hükmüne) sığınırım, Ey Rahmân!” (İbn Ebû Şeybe, Musannef, Tıb, 28; Abdürrezzâk, Musannef, XI, 35)