![]() |
|
#6
|
||||
|
||||
|
6. İmâm-ı Rabbânî
İmâm-ı Rabbânî bahsinde asıl omurga, Mektûbât etrafında kurulur. TDV’ye göre Sirhindî’nin görüşlerini en açık biçimde yansıtan eser budur; üç ciltten oluşur ve toplam 536 mektup ihtiva eder. İlk cilt 1025’te, ikinci cilt 1028’de, üçüncü cilt ise vefatından sonra derlenmiştir. Bu eser, kuru bir tasavvuf kitabı gibi değil; doğrudan talebelere, şeyhlere, devlet adamlarına ve farklı muhataplara yazılmış mektuplar üzerinden yürüyen bir irşad metnidir. Bu yüzden İmâm-ı Rabbânî’nin kalemini anlamak isteyen kimse, onu menkıbe dilinden çok bu mektupların içindeki tertip, tashih ve tecdid çizgisinde aramalıdır. TDV maddesi ayrıca onun başka eserlerini de zikreder: İsbâtü’n-nübüvve, Redd-i Revâfıż, Mebdeʾ ve Meʿâd, Âdâbü’l-mürîdîn ve çeşitli risâleler bunlar arasındadır. Fakat buna rağmen İmâm-ı Rabbânî denildiğinde merkez yine Mektûbât’tır; çünkü onun tasavvuf anlayışı, vahdet-i vücûd çevresindeki bazı yorumlara yönelttiği tenkitler, şeriat-vilâyet dengesi ve Nakşibendî-Müceddidî çizginin omurgası en çok orada görünür. Bana göre İmâm-ı Rabbânî’nin ağırlığı, yalnız “müceddid” diye anılmasında değil; kalemiyle tasavvufu yeniden ölçü, tashih ve istikamet dili içine çekebilmesindedir. 7. Muhyiddin İbnü’l-Arabî Muhyiddin İbnü’l-Arabî bahsinde, hürmet ile ihtiyatı birlikte taşımak gerekir. Çünkü burada hem çok büyük bir tesir vardır, hem de çok geniş bir yorum alanı. TDV, onu “tasavvuf ve İslâm düşünce tarihinde büyük etkileri bulunan sûfî müellif” diye tanımlar. Bu ifade yerindedir; zira İbnü’l-Arabî yalnız bir tarikat büyüğü olarak değil, kurduğu kavram dili, varlık anlayışı ve tasavvufî metafizik çerçevesiyle de asırlarca etkili olmuştur. Fakat tam da bu sebeple, onu birkaç meşhur cümleye yahut yalnızca etrafında oluşan tartışmalara indirgemek doğru olmaz. Önce metinlerine bakmak gerekir; çünkü İbnü’l-Arabî’yi gerçekten anlamanın yolu, şöhretinden değil, kaleminden geçer. Bu kalemin merkezinde iki büyük eser durur: el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Fuṣûṣü’l-ḥikem. TDV’ye göre Fütûhât, onun tasavvufî görüşlerini en geniş boyutlarıyla açıkladığı eseridir; adeta büyük bir tasavvuf ansiklopedisi gibidir. Fuṣûṣ ise yine TDV’nin ifadesiyle, onun bütün fikirlerinin özeti sayılan temel eseridir. Yani Fütûhât daha geniş, Fuṣûṣ daha yoğun ve özlü bir omurgadır. Bu yüzden İbnü’l-Arabî denildiğinde önce bu iki eser anılmalıdır. Bana göre burada dikkat edilmesi gereken esas nokta şudur: İbnü’l-Arabî’nin etkisi yalnız çok okunmasından değil, metinlerinin şerh geleneği doğuracak kadar yoğun oluşundan kaynaklanır. Nitekim Fuṣûṣ üzerine çok sayıda şerh yazılmış olması da bunu gösterir. Onu seven de, eleştiren de, çoğu zaman bu iki büyük metnin etrafında konuşmuştur.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Evliyalar serisi 1 / ayaklarım bütün velilerin boynundadır sözü | Lil bin Ali | Allah Dostları & Evliyalar | 20 | 12.05.26 14:36 |
| Velilerin kabir ziyaretlerinde farklı durum yaşayanlar var mı | bitter | Sorularınız | 11 | 18.05.23 15:29 |
| Nietzsche'nin Kaleminden | Ex Nihilo | Güzel Sözler & aŞka Dair | 0 | 17.09.20 02:43 |
| Velîlerin kerametleri Ve Kısımları | Mostar | Allah Dostları & Evliyalar | 5 | 23.07.18 16:56 |
| Velîlerin Kerametleri | SiLence | islam & islami Konular | 2 | 17.07.18 08:50 |