![]() |
Alıntı:
|
Deccalin ölüleri diriltmesiyle alakalı kaynak verir misiniz bende okumak istiyorum
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
mesela Hz aişeden gelen hadisi yok kabul edersen bir cok yerde yanilir eksik kalirsin .. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Caferi kaynaklarıyla ve kendi kaynaklarınızla İkisinide istiyorum ve kurandan ehli beyt günah işlemiştir diye bi ayet getir Ben günahsız olmalarına dair ayet getirdim sen günahkar olduklarına dair bi ayet getir bana |
Alıntı:
ayette onlar günahsiz demiyor bunu hz. ali ve cocuklarini kutsallastiran dokunulmaz sayan şia söylüyor, senin tabirinle ( tabirin yanliştir) madem ayette ehlibeyt günahsiz diyor, ehlubeytin icinde ve en önde gelenleri hz. peygamber sav. hanimlari bizim annelerimiz olan ve en cok sevdiği hanimi hz. Aişe ye şia niye küfrediyor hz aişeye şia hem küfrediyor hemde diger ehlubeyti kutsallastiriyor ayette hz. alinin ismi gecmiyor sen nerede hz ali geciyor onu göster bak ahzab 33 ün tefsiri bu iyice oku.... AZHAB SURESİ 33. AYET TEFSİRİ Allah Teâlâ Peygamber’inin hanımlarına ve çocuklarına seslenerek, şan ve şereflerini kirletebilecek günahlardan onları uzaklaştırmak istediğini ve kendilerini tertemiz yapmayı arzu ettiğini belirtiyor. Bu âyette olduğu gibi, bundan önceki dört âyette ve bu âyetin devamında Peygamber Efendimiz’in hanımlarına hitap edildiği görülmektedir. İşte bu sebeple Ehl-i Beyt denince öncelikle Resûlullah’ın hanımları hatıra gelir. Aşağıdaki hadiste Ehl-i Beyt deyiminin içine Peygamber Efendimiz’in hanımları, çocukları, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile damadı Hz. Ali’nin girdiği açıklanacaktır. Peygamber’ini günahlardan koruyan Allah Teâlâ, onun aile fertlerinin de günahlardan arınmalarını ve kendi huzuruna tertemiz gelmelerini diliyor. Peygamber yakını olduklarını düşünerek diğer insanlara da örnek olacak tarzda mükemmel bir hayat sergilemelerini istiyor. Kaynak: Riyazüs Salihin, bak Allah onlar tertemiz demiyor, temiz olmalarini diler diyor ki, ayni zamanda ehli beytin en onde gelenleri hz. peygamberin hanimlar ve cocuklaridir... son olarak , bu tartişmalar 1500 yildir hic bitmedi kiyamete kadarda bitmeyecek, bunu bilen hz. peygamber kitap ehli 72 fırkaya ayrildi, brnim ümmetim de 73 fırkaya ayrilacak bunlarin 72 fırkasi cehenneme , 1 fırkasi cennete gidecek diyor, kiyamete ve hesap gününe az kaldi, huzuru mahserde hep beraber cennete girecek 1 firkayla , cehennem ehli olacak 72 firkayi hep beraber görecegiz... Alıntı:
Hz fatima vefaat ettikten sonra , hz Ali kac defa daha evlendi kac cocugu oldu .. |
Alıntı:
Bu rivayet sahih kabul edildiği takdirde imamlara masumiyet atfetme düşüncesinin İmamiyye Şiası'nın diğer Şii firkalardan kendisini tefrik edip on iki imam doktrinini temellendirmeye çalıştığı hicri 4. (10.) asrın ikinci yarısından çok önceki bir zaman diliminde seslendirildiğini söylemek gerekir. Bununla birlikte, Zeynelabidin'in "masum" kelimesine "Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılan kimse" manasından fazla bir muhteva yüklemediği de belirtilmelidir. Ayrıca, Zeynelabidin'e isnat edilen rivayetin sıhhati müsellem değildir. Çoğunluğa göre rivayetin uydurma olması kuvvetle muhtemeldir. Zira İmam Zeynelabidin'in torunu olan ve Şia'nın hemen bütün itikadi doktrinlerinde kurucu figür olarak kendisine atıfta bulunulan İmam Ca'fer es-Sadık dahi imamların masumiyetinden söz etmediği gibi bildik anlamda bir imamet iddiasını da seslendirmemiş; aksine erken dönem Şii-İmami müelliflerden İbn Ebi Zeyneb diye de anılan Ebu Abdillah en-Nu'mani'nin Kitabü'l-Gaybe'si ile diğer bir- Çok Şii kaynakta nakledilen bir dizi rivayette belirtildiği üzere, bazı insanların kendisine imam, vasi, mehdi gibi birtakım sıfatlar yakıştırmasıyla ilgili olarak, "Kimileri iddia ediyor ki [güya] ben kendilerinin imamıymışım. Allah'a yemin olsun ki ben onların imamı falan değilim. Allah lanet etsin onlara! Zira ben ne zaman bir şeyi sır bilip sakladıysam onlar her defasında o sırrımı faş ettiler. Ben bir konuda 'Şu şöyledir' dedim; onlar kalkıp 'O şunu demek istedi' diye söylediler. Gerçekte ben sadece bana uyanların imamıyım. (Ebu Abdillah Muhammed b. İbrahim en-Nu'mani, Kitabü'l-Gaybe, Tahran) şeklinde bir serzenişte bulunmuştur. Ayrıca, Ebu Ali et-Tabersi'nin Yunus b. Ya'kub'tan naklettiği bir rivayete göre Ca'fer es-Sadık, "Peygambere itaat vacip olduğu gibi sana da itaat vacip mi?" sorusuna, "Hayır” diye cevap vermiş ve yine "Sizin aranızda kendisine itaat farz olan bir imam var mı?" tarzındaki sorulardan da rahatsızlık duyduğunu belirtmiştir. (Ebu Ali el-Fadl b. el-Hasen et-Tabersi, I'lamü'l-Vera, Tahran trs., s. 280- 87) Emevilerin son dönemleri ile Abbasilerin ilk dönemlerinde yaşayan ve her iki dönemde de siyasetten uzak kalmaya özen gösteren Ca'fer es-Sadık'ın kendisine imam, mehdi gibi sıfatlar atfedilmesinden rahatsızlık duyduğuna ilişkin bilgiler, belirttiğim referanslardan da anlaşılacağı gibi, erken dönem Şii kaynaklarda yer almaktadır. Dolayısıyla söz konusu bilgilerin Şia'ya muhalif çevrelerce üretilmediği açıktır. Diğer taraftan, ilgili kaynaklardaki rivayetlerden Ca'fer es-Sadık'ın kendisine mehdilik, vasilik, peygamberlik ve hatta ilahlık atfeden Hattabiyye, Muammeriyye, Beziğiyye, Muğiriyye ve Beyaniyye gibi aşırı Şii gruplardan (Gulat-ı Şia) teberri ettiği, ayrıca Cabir el-Cu'fi, Zürare b. A'yen, Hişam b. Sa- lim el-Cevaliki Hişam b. Hakem ve Şiilerce "Mü'minüttak", muhaliflerince "Şeytanüt- tak" diye anılan Ebu Ca'fer el-Ahvel gibi meşhur öğrencilerinin kimi görüş ve iddialarından da ciddi şekilde rahatsızlık duyduğu anlaşılmaktadır. (Mehmet Atalan, Şiiliğin Farklılaşma Sürecinde Ca'fer es-Sadık'ın Yeri, Ankara 2005, s. 117-149.) Ca'fer es-Sadık'ın öğrencileri arasında Hişam b. Hakem'e ayrı bir bahis açmak gerekir. Çünkü Hişam b. Hakem Şii-İmami gelenekteki imamet ve ismet nazariyesinin teşekkülünde kurucu bir figür gibi gözükmektedir. Mezhepler tarihiyle ilgili klasik kaynaklarda Hişam'ın Allah'ı üç boyutlu konkre bir varlık olarak tasavvur ettiği, ayrıca Allah'ın nesneler dünyasındaki olayları ancak vuku buldukları zaman itibariyle bildiği gibi birtakım uç Siyasi ve Keskin fikirleri savunduğu belirtilmiş ve bu tür fikirlerinden dolayı İbn Kuteybe gibi bazı Sünni alimlerce Gulat-ı Şia'dan (Rafizi-Gali) kabul edilmiştir.( İbn Kuteybe, Te'vilü Muhtelefi'l-Hadis, s. 53.) Bağdadi gibi diğer bazı Sünni alimler ise Hişam'ın imamet konusunda İmamiyye Şiası'yla aynı çizgide yer aldığını ve fakat "Peygamberlerin günah işlemeleri mümkündür" şeklindeki görüşünden ötürü diğer bazı İmamiyye Şiası mensupları tarafından tekfir edildiğini belirtmiştir.( Ebu Mansur Abdülkahir b. Tahir el-Bağdadi, el-Fark beyne'l-Furak, Beyrut trs., s. 68.) Buna karşılık bazı Şii-İmami müellifler biyografik eserlerinde Hişam b. Hakem'e çok geniş bir yer ayırmışlar, (Ebu Amr Muhammed b. Ömer el-Keşşi, İhtiyaru Marifeti'r-Rical (Rica- lü'l-Keşşi), Meşhed, 1348 hs., s. 255-280) Şeyh Saduk gibi kimi meşhur Şii alimler ise Hişam'dan söz ederken, "Allah ondan razı olsun" ifadesini kullanmışlardır.( İbn Babeveyh el-Kummi, Kemalüddin ve Temamü'n-Ni'me, II. 362. Hişam b. el-Hakem hakkında daha geniş bilgi için bkz. Montgomery Watt, İslam Düşüncesinin Teşekkül Devri, çev. Ethem Ruhi Fığlalı, Ankara 1981, s. 234-237; Atalan, Şüiliğin Farklılaşma Sürecinde Ca'fer es-Sadık'ın Yeri, s. 119-122; Metin Bozan, İmamiyye'nin İmamet Nazariyyesi'nin Teşekkül Süreci, (yayımlanmamış doktora tezi), Ankara 2004, s. 52-57; Mustafa Öz, "Hişam b. Hakem", DIA, İstanbul 1998, 18.cilt. 153-154. (1983), s. 138.) Şii gelenekte masum imam nazariyesi galip ihtimalle ilk defa Hişam b. Hakem tarafından formüle edilmiştir.( Avni ilhan, "İmamet Nazariyesinde Seçim ve Nass Münakaşası", DEÜİFD, I 1983 sayfa 138) İmamet konu- sunda Kitabü'l-İmame, Kitabü't-Tedbir fi'l-İmame, Kitabü'l-Va- siyye ve'r-Red 'ala men Enkereha, Kitabün fi İmameti'l-Mefdul (Kitabü'r-Red 'ala men Kale bi İmameti'l-Mefdul), Kitabü İhtila- fi'n-Nas fi'l-İmame ve Kitabü'l-Mecalis fi'l-İmame gibi bir dizi eser yazdığı bilinen Hişam, (Hişam b. Hakem'e atfedilen eserler için bkz. Ebü'l-Ferec Muhammed b. Ebi Yakub İbnü'n-Nedim, el-Fihrist, Beyrut 1997, s. 217-218; Ebü'l-Abbas Ahmed b. Ali en-Necaşi, Ricalü'n-Necaşi, Kum 1407, s. 433.) Hz. Ali'nin nas ve tayin yoluyla imametinden söz etmiş ve imamet makamının onun soyundan gelenlere mahsus olduğunu ileri sürmüştür. Bu çerçevede imamların kutsallık ve masumiyetlerinden de söz eden Hişam bütün bu görüşlerini akli ve nakli delillerle temellendirmeye çalışmıştır. Hişam b. Hakem'in akli istidlalleriyle hicri 2. (8.) asrın ortalarında belli bir içerik kazanan ismet nazariyesi imamların sayısının on iki ile sınırlandırıldığı hicri 4. (10.) asrın ikinci yarısından itibaren tedrici olarak Şeyh Saduk ve Şeyh Müfid gibi Şii-İmami alimler tarafından olgunlaştırılmıştır. Masumların sayısı galip ihtimalle on ikinci imamın 260 (874) yılına rastlayan gaybetinden sonra on dört olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede masumlar listesine Hz. Peygamber ve on iki imamin yanı sıra Hz. Fatıma da eklenmiş ve toplam on dört kişiden oluşan masumlar tarihsel süreçte "Çardeh Ma'sum-i Pak" tabiriyle anılmıştır. Bu arada Hz. Fatıma'nın ismeti, masumiyeti gerektiren iki makam, yani nübüvvet ile imamet arasında bağ oluşturmasıyla açıklanmıştır. (Şia'da on dört masum anlayışı hakkında daha geniş bilgi için ( Hamid Al- gar, "Çardeh Ma'sum-i Pak", DIA, İstanbul 1993, 8. Cilt 227-228.) Kaynaklardaki rivayet malzemesinden anlaşıldığı kadarıyla Şii gelenekte imamlara atfedilen ismet sıfatının birtakım akli ve nakli istidlallerle müdellel kılma çabalarına öncülük eden figür de yine Hişam b. Hakem'dir. |
Alıntı:
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:31. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com