Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Yeniden başlamak-hasar düzeltme

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.10.25, 18:04
 
Üyelik tarihi: 18.07.24
Bulunduğu yer: Yeryüzünde
Mesajlar: 121
Forum Puanı: 738
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Yeniden başlamak-hasar düzeltme

Çeşitli sıkıntılar(büyü-nazar-soydan gelenler-musalat, ve bunlar neticesinde yaşanan-yaşanamayan bir hayattan dolayı kalan travmalar, hasarlar vb.) hayatı oldukça güçleştiriyordur. Bu sebep olan sıkıntıların çözüldüğünü varsayarsak kalan hasarlarım onarımı için ne yapabiliriz.
Malesef bu noktada çözüm gibi görünen öneri çok , aura onarımı enerji düsenlemesi gibi şeyler var(celcelutiye hocanın zahiri konusu ayrı ) bu konuda imas gocamız ve diğer hocaların yorumları vardı varkılarla yapılan ama yapanı bulmak ayrı mesele,psikolojik destek desek o da sorunu kabullenmediğinden o alandada ehil birine denk gelmek güç yıllarca sürükleyebiliyor, hipnoterapi-emdr-rdt gibi yönremler den bahsediliyor ama gerçekten yapabilen bulunurmu yada işe yararmı ?

Değerli hocalarım , ve üyeler bu konuda fikir ve öneriniz varmıdır ? Şimdiden teşekkür ederim

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 11.10.25, 20:05
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Hadid Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Çeşitli sıkıntılar(büyü-nazar-soydan gelenler-musalat, ve bunlar neticesinde yaşanan-yaşanamayan bir hayattan dolayı kalan travmalar, hasarlar vb.) hayatı oldukça güçleştiriyordur. Bu sebep olan sıkıntıların çözüldüğünü varsayarsak kalan hasarlarım onarımı için ne yapabiliriz.
Malesef bu noktada çözüm gibi görünen öneri çok , aura onarımı enerji düsenlemesi gibi şeyler var(celcelutiye hocanın zahiri konusu ayrı ) bu konuda imas gocamız ve diğer hocaların yorumları vardı varkılarla yapılan ama yapanı bulmak ayrı mesele,psikolojik destek desek o da sorunu kabullenmediğinden o alandada ehil birine denk gelmek güç yıllarca sürükleyebiliyor, hipnoterapi-emdr-rdt gibi yönremler den bahsediliyor ama gerçekten yapabilen bulunurmu yada işe yararmı ?

Değerli hocalarım , ve üyeler bu konuda fikir ve öneriniz varmıdır ? Şimdiden teşekkür ederim
Şu kitabı tavsiye ederim (‘’ŞİMDİ’nin GÜCÜ GERÇEĞİ ARAYANLARIN MUTLAKA OKUMALARI GEREKEN BİR KİTAP’’ YAZAR: ECKHART TOLLE AKAŞA YAYINLARI)



Bu kitaptan oldukça istifade ettim diyebilirim. Ağır ağır sindirerek okumak lazım.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 15.10.25, 06:54
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Hadid Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Çeşitli sıkıntılar(büyü-nazar-soydan gelenler-musalat, ve bunlar neticesinde yaşanan-yaşanamayan bir hayattan dolayı kalan travmalar, hasarlar vb.) hayatı oldukça güçleştiriyordur. Bu sebep olan sıkıntıların çözüldüğünü varsayarsak kalan hasarlarım onarımı için ne yapabiliriz.
Malesef bu noktada çözüm gibi görünen öneri çok , aura onarımı enerji düsenlemesi gibi şeyler var(celcelutiye hocanın zahiri konusu ayrı ) bu konuda imas gocamız ve diğer hocaların yorumları vardı varkılarla yapılan ama yapanı bulmak ayrı mesele,psikolojik destek desek o da sorunu kabullenmediğinden o alandada ehil birine denk gelmek güç yıllarca sürükleyebiliyor, hipnoterapi-emdr-rdt gibi yönremler den bahsediliyor ama gerçekten yapabilen bulunurmu yada işe yararmı ?

Değerli hocalarım , ve üyeler bu konuda fikir ve öneriniz varmıdır ? Şimdiden teşekkür ederim
İbnü’l-vakt olma bilinciyle insan, aynı sûfîler gibi, “geçen geçmiştir, geçen için üzülmenin bir manası yoktur. Gelecek ise henüz gelmemiştir, gelip gelmeyeceği de belli değildir” diyerek bilinç altına telkinde bulunarak depresyonun yıkıcı etkisini de tedavi ve terapi edebilir. “Zaten depresyonda fiziksel ve zihinsel süreçler yavaşlar; ani sevinç ve üzüntü dokulardaki gerilimi değiştirir; bazen bu durum, yürüyüşün hafiflemesine veya davranışların yavaşlamasına bile neden olur.” İbnü’l-vakt olma bilinci, sağladığı manevî enerjiyle metabolizmayı dengeler ve davranışları düzenler. Bununla beraber ibnü’l-vakt olma bilincinin, kaygıyı ve korkuyu da azaltan bir etkisi vardır. Çünkü ibnü’l-vakt olma bilinci, kişiye özgüven ve özsaygı gibi psikolojik güçleri kazandırdığı için, korku ve kaygı düzeyini de en aza çekebilir. Bu manada korku gibi kaygı da, tehlikeye yönelik coşkusal bir tepkidir. İster korku düzeyinde, ister kaygı düzeyinde olsun ibnü’l-vakt olma hassasiyeti, her iki duygusal sıkıntıyı da tedavi ve terapi etmeyi başarır kanaatindeyim. İbnü’l-vakt olmak bütün bir yaşam boyu sıkıntı ve kaygıları, yaşadığımız anın değerini bilmek yoluyla ortadan kaldırmak olduğu için bireyin dengesini ve içsel huzurunu sağlayabilir. “Yaşam boyunca bütün faaliyetlerin değişmeyen nihaî amacı, bireyin dengesinin yeniden kurulmasıdır.” Yaşam boyunca insan, aradığı veya hedeflediği içsel huzur ve dengeyi, anı değerlendirme yoluyla bulabilir ve böylece gerçek mutluluğu yakalayabilir. İnsanı hayata bağlayan güdüler ve motivasyonlar da gerçek ve nihaî amacına kavuşabilir

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 29.10.25, 16:13
 
Üyelik tarihi: 18.07.24
Bulunduğu yer: Yeryüzünde
Mesajlar: 121
Forum Puanı: 738
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İbnü’l-vakt olma bilinciyle insan, aynı sûfîler gibi, “geçen geçmiştir, geçen için üzülmenin bir manası yoktur. Gelecek ise henüz gelmemiştir, gelip gelmeyeceği de belli değildir” diyerek bilinç altına telkinde bulunarak depresyonun yıkıcı etkisini de tedavi ve terapi edebilir. “Zaten depresyonda fiziksel ve zihinsel süreçler yavaşlar; ani sevinç ve üzüntü dokulardaki gerilimi değiştirir; bazen bu durum, yürüyüşün hafiflemesine veya davranışların yavaşlamasına bile neden olur.” İbnü’l-vakt olma bilinci, sağladığı manevî enerjiyle metabolizmayı dengeler ve davranışları düzenler. Bununla beraber ibnü’l-vakt olma bilincinin, kaygıyı ve korkuyu da azaltan bir etkisi vardır. Çünkü ibnü’l-vakt olma bilinci, kişiye özgüven ve özsaygı gibi psikolojik güçleri kazandırdığı için, korku ve kaygı düzeyini de en aza çekebilir. Bu manada korku gibi kaygı da, tehlikeye yönelik coşkusal bir tepkidir. İster korku düzeyinde, ister kaygı düzeyinde olsun ibnü’l-vakt olma hassasiyeti, her iki duygusal sıkıntıyı da tedavi ve terapi etmeyi başarır kanaatindeyim. İbnü’l-vakt olmak bütün bir yaşam boyu sıkıntı ve kaygıları, yaşadığımız anın değerini bilmek yoluyla ortadan kaldırmak olduğu için bireyin dengesini ve içsel huzurunu sağlayabilir. “Yaşam boyunca bütün faaliyetlerin değişmeyen nihaî amacı, bireyin dengesinin yeniden kurulmasıdır.” Yaşam boyunca insan, aradığı veya hedeflediği içsel huzur ve dengeyi, anı değerlendirme yoluyla bulabilir ve böylece gerçek mutluluğu yakalayabilir. İnsanı hayata bağlayan güdüler ve motivasyonlar da gerçek ve nihaî amacına kavuşabilir

Sağolun hocam,daha önce yazamamıştım kitap öneriniz için de çok teşekkür ederim . O bilince ulaşabiliriz hayıelısıyla inşallah. Bende o kavramların hepsi uzak gibi "iç huzur,gerçek mutluluk vb." Çok yabancı kavramlar bana. Yaşanmadan yaşlanmış bir ömrün izlerini temizlemek bilmediğim bir dünyada varolmak galiba aradığım. sanırım olmayacak olanı istiyorum ibnü’l-vakt olma bilincine varırsak kendim kimim onu bulurum belki, ama yeni bir ben yeni baştan doğmuş gibi mümkün mü ? Rabbim büyük Nasip olur belki.Allah razı olsun öneriniz için.

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 29.10.25, 19:22
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Hadid Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sağolun hocam,daha önce yazamamıştım kitap öneriniz için de çok teşekkür ederim . O bilince ulaşabiliriz hayıelısıyla inşallah. Bende o kavramların hepsi uzak gibi "iç huzur,gerçek mutluluk vb." Çok yabancı kavramlar bana. Yaşanmadan yaşlanmış bir ömrün izlerini temizlemek bilmediğim bir dünyada varolmak galiba aradığım. sanırım olmayacak olanı istiyorum ibnü’l-vakt olma bilincine varırsak kendim kimim onu bulurum belki, ama yeni bir ben yeni baştan doğmuş gibi mümkün mü ? Rabbim büyük Nasip olur belki.Allah razı olsun öneriniz için.
Estağfurullah kardeşim mesajını fark etmedim. Allah (c.c.) yar ve yardımcın olsun.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 29.10.25, 19:27
 
Üyelik tarihi: 27.07.24
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 291
Forum Puanı: 769
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Estağfurullah kardeşim mesajını fark etmedim. Allah (c.c.) yar ve yardımcın olsun.
Hocam selamun aleyküm iyi akşamlar Osmanlı son dönemlerinde Havas ilmi halka yasak mıydı bilginiz varmı

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 29.10.25, 19:36
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Cerrah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hocam selamun aleyküm iyi akşamlar Osmanlı son dönemlerinde Havas ilmi halka yasak mıydı bilginiz varmı
zannetmiyorum kardeşim Yüzyılın ilginç simalarından bir olan Cinci Hoca’nın asıl adı Hüseyin’dir. Muskacılık ve büyücülükle geçinen Cinci Hoca (öl.1648), Safranboluludur. Daha medrese talebesiyken süratle terfi ettirilerek Anadolu Kazaskerliği’ne kadar yükseltilen Cinci Hoca, padişah ve saray çevresini etkisine almıştı. Cinci Hoca, Valide Kösem Sultan tarafından Sultan İbrahim’in tedavisi için saraya davet edilmiş, yazdığı muska ve okuduğu dualarla padişahı iyileştirdiği için kısa zamanda şöhretine şöhret katmıştı. Padişah ve hareme yakınlığını kullanarak mansıpları rüşvetle dağıtmaya başlayan, tayin ve terfilerde söz sahibi olarak istediğini istediği yere atayabilen Cinci Hoca, kısa zamanda büyük bir servet elde etmiştir. (Na’ima 2007: IV/1173).
Cinci Hoca’nın Sultan İbrahim üzerinde kurduğu baskı neticesinde, kadılık ve müderrislik payelerinin rüşvetle dağıtıldığı ve sarayın aşırı israf ve lükse düşkünlükle anıldığı bu dönemde, Osmanlı devlet otoritesi de trajik bir biçimde ortadan kaybolmuştur. Sultan İbrahim tarafından Sahn Medresesi’ne atanan Cinci Hoca, birkaç gün sonra Süleymaniye Medresesi ve ardından da Galata Kadılığı’na getirilmiştir. Önemli bir konum kazanan ve elde ettiği güçle padişaha istediğini yaptırabilen Cinci Hoca, padişaha büyük zarar vermiştir. Nitekim Sultan İbrahim’in samur ve anber merakıyla sarayda yaptığı israf, ciddi bir tepkiye sebep olmuş ve padişahın sonunu hazırlamıştır.Kaynakların da belirttiği gibi, Sultan İbrahim devri, Osmanlı tarihinde tam bir israf ve sefahat devridir. Solakzade Tarihi’nde, bu döneme “samur devri” adının verilmesiyle ilgili bilgiler yer almaktadır.
Cinci Hoca’nın gözden düşmesi ve servetinin müsadere edilmesi, Solakzade Tarihi’nde şöyle tasvir edilir:“Anadolu Kazaskeri olan Cinci Hüseyin Efendi’nin padişahın iltifatları ile iki yıldan fazla süren ikbal yıldızı, tam bir parlaklık ve aydınlıkta iken, olgunluk nazarının nisbeti ile, yüksek mevkiinin binası haraba döndü. Zamanın kahrı ile unutulmaya başlamasının belirtileri ortaya çıktı. Önce kazaskerlikten azledildi. Bu yüce göreve Bahayi Efendi vasıl oldu. Yeni yaptırdığı, kendi icadı olan Şeddad görünümlü sarayından çıkarılması da ferman olunduğu gibi, izzet ve itibarı bir süre için revaç buldu. Çünkü İrem güzelliğinde olan bu sarayları, padişah hazretlerinin muhterem kız kardeşlerine ikametgah tayin edildi” (Solakzade 1989/II: 568).IV. Mehmed’in cülusu için hazinede para kalmadığından önce Cinci Hoca’dan ikiyüz akçe istenmiş, Cinci Hoca bu parayı vermeye yanaşmayınca da evi basılarak bütün servetine el konulmuştur.İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Cinci Hoca’nın servetinin büyüklüğü hakkında önemli bilgiler vermektedir:“İkiyüz kese akçe ile bohça bohça hediyeler ve altınla dolu iki sandık, elliden fazla samur kürk bulup müsadere ettiler. (...) Cinci’nin defterleri tetkik edilerek masrafı çıktıktan sonra üç bin kese malı olduğu anlaşıldı. Meşhur cellad Kara Ali’ye teslim edilip onun işkencesine uğrayacağını hisseden Cinci Hoca, on iki güğüm çil akçe ve yetmiş bin kuruşluk nakdi, merdiven altından çıkardı. İkiyüz keseyi sakınırken bütün servetini verdi; bu para ile cülûs bahşişi dağıtıldı; sakladığı çil çil akçeleri Cinci akçesi diye elden ele gezerek meşhur oldu” (Uzunçarşılı 1983: III/241).Sonunda malları müsadere yoluyla devlete devredilen Cinci Hoca, önce Mısır’a sürgün edilmiş, sonra Mihaliç’te ikametine izin verilmiş, ancak sonunda katledilmekten kurtulamamıştır. Osmanlı Devleti’nin 17. yüzyılında ne yazık ki Cinci Hocaların sonu gelmemiş ve biri ortadan kaldırılınca, bu kez diğeri sahneye çıkmıştır. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Yeni Cinci Hoca” (İnalcık 2014: 277) diye tavsif ettiği Müneccimbaşı Hüseyin Efendi da, tıpkı Cinci Hoca gibi, saray çevresini yıldızlara bakarak ve kehanette bulunarak etkilemiş ve bir zaman sonra da her olayda kendisine başvurmalarını sağlayarak hatırı sayılır bir servet biriktirmiştir. 1630 ile 1650 yılları arasında tam yirmi yıl boyunca müneccimbaşılık mevkiinde oturan Hüseyin Efendi, saray ve yöneticiler üzerinde manevi baskı kurmuş ve istediği her şeyi rahatlıkla yaptırabilmiştir. Sonunda gerçek yüzü ortaya çıkan Hüseyin Efendi’nin mallarına el konulmuş ve Şeyhülislam Bahayi Efendi’nin verdiği fetvayla idam edilmiştir. İnalcık, yaklaşık 15 milyon akçası (150 kise) hazineye alınan bu servetin 200 kiseden fazlasının da yağmalandığını belirtmiş ve müneccimbaşının yıldız falıyla nasıl bir servet yığdığını (İnalcık 2014:278) ortaya koymuştur

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 29.10.25, 19:40
 
Üyelik tarihi: 27.07.24
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 291
Forum Puanı: 769
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
zannetmiyorum kardeşim Yüzyılın ilginç simalarından bir olan Cinci Hoca’nın asıl adı Hüseyin’dir. Muskacılık ve büyücülükle geçinen Cinci Hoca (öl.1648), Safranboluludur. Daha medrese talebesiyken süratle terfi ettirilerek Anadolu Kazaskerliği’ne kadar yükseltilen Cinci Hoca, padişah ve saray çevresini etkisine almıştı. Cinci Hoca, Valide Kösem Sultan tarafından Sultan İbrahim’in tedavisi için saraya davet edilmiş, yazdığı muska ve okuduğu dualarla padişahı iyileştirdiği için kısa zamanda şöhretine şöhret katmıştı. Padişah ve hareme yakınlığını kullanarak mansıpları rüşvetle dağıtmaya başlayan, tayin ve terfilerde söz sahibi olarak istediğini istediği yere atayabilen Cinci Hoca, kısa zamanda büyük bir servet elde etmiştir. (Na’ima 2007: IV/1173).
Cinci Hoca’nın Sultan İbrahim üzerinde kurduğu baskı neticesinde, kadılık ve müderrislik payelerinin rüşvetle dağıtıldığı ve sarayın aşırı israf ve lükse düşkünlükle anıldığı bu dönemde, Osmanlı devlet otoritesi de trajik bir biçimde ortadan kaybolmuştur. Sultan İbrahim tarafından Sahn Medresesi’ne atanan Cinci Hoca, birkaç gün sonra Süleymaniye Medresesi ve ardından da Galata Kadılığı’na getirilmiştir. Önemli bir konum kazanan ve elde ettiği güçle padişaha istediğini yaptırabilen Cinci Hoca, padişaha büyük zarar vermiştir. Nitekim Sultan İbrahim’in samur ve anber merakıyla sarayda yaptığı israf, ciddi bir tepkiye sebep olmuş ve padişahın sonunu hazırlamıştır.Kaynakların da belirttiği gibi, Sultan İbrahim devri, Osmanlı tarihinde tam bir israf ve sefahat devridir. Solakzade Tarihi’nde, bu döneme “samur devri” adının verilmesiyle ilgili bilgiler yer almaktadır.
Cinci Hoca’nın gözden düşmesi ve servetinin müsadere edilmesi, Solakzade Tarihi’nde şöyle tasvir edilir:“Anadolu Kazaskeri olan Cinci Hüseyin Efendi’nin padişahın iltifatları ile iki yıldan fazla süren ikbal yıldızı, tam bir parlaklık ve aydınlıkta iken, olgunluk nazarının nisbeti ile, yüksek mevkiinin binası haraba döndü. Zamanın kahrı ile unutulmaya başlamasının belirtileri ortaya çıktı. Önce kazaskerlikten azledildi. Bu yüce göreve Bahayi Efendi vasıl oldu. Yeni yaptırdığı, kendi icadı olan Şeddad görünümlü sarayından çıkarılması da ferman olunduğu gibi, izzet ve itibarı bir süre için revaç buldu. Çünkü İrem güzelliğinde olan bu sarayları, padişah hazretlerinin muhterem kız kardeşlerine ikametgah tayin edildi” (Solakzade 1989/II: 568).IV. Mehmed’in cülusu için hazinede para kalmadığından önce Cinci Hoca’dan ikiyüz akçe istenmiş, Cinci Hoca bu parayı vermeye yanaşmayınca da evi basılarak bütün servetine el konulmuştur.İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Cinci Hoca’nın servetinin büyüklüğü hakkında önemli bilgiler vermektedir:“İkiyüz kese akçe ile bohça bohça hediyeler ve altınla dolu iki sandık, elliden fazla samur kürk bulup müsadere ettiler. (...) Cinci’nin defterleri tetkik edilerek masrafı çıktıktan sonra üç bin kese malı olduğu anlaşıldı. Meşhur cellad Kara Ali’ye teslim edilip onun işkencesine uğrayacağını hisseden Cinci Hoca, on iki güğüm çil akçe ve yetmiş bin kuruşluk nakdi, merdiven altından çıkardı. İkiyüz keseyi sakınırken bütün servetini verdi; bu para ile cülûs bahşişi dağıtıldı; sakladığı çil çil akçeleri Cinci akçesi diye elden ele gezerek meşhur oldu” (Uzunçarşılı 1983: III/241).Sonunda malları müsadere yoluyla devlete devredilen Cinci Hoca, önce Mısır’a sürgün edilmiş, sonra Mihaliç’te ikametine izin verilmiş, ancak sonunda katledilmekten kurtulamamıştır. Osmanlı Devleti’nin 17. yüzyılında ne yazık ki Cinci Hocaların sonu gelmemiş ve biri ortadan kaldırılınca, bu kez diğeri sahneye çıkmıştır. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Yeni Cinci Hoca” (İnalcık 2014: 277) diye tavsif ettiği Müneccimbaşı Hüseyin Efendi da, tıpkı Cinci Hoca gibi, saray çevresini yıldızlara bakarak ve kehanette bulunarak etkilemiş ve bir zaman sonra da her olayda kendisine başvurmalarını sağlayarak hatırı sayılır bir servet biriktirmiştir. 1630 ile 1650 yılları arasında tam yirmi yıl boyunca müneccimbaşılık mevkiinde oturan Hüseyin Efendi, saray ve yöneticiler üzerinde manevi baskı kurmuş ve istediği her şeyi rahatlıkla yaptırabilmiştir. Sonunda gerçek yüzü ortaya çıkan Hüseyin Efendi’nin mallarına el konulmuş ve Şeyhülislam Bahayi Efendi’nin verdiği fetvayla idam edilmiştir. İnalcık, yaklaşık 15 milyon akçası (150 kise) hazineye alınan bu servetin 200 kiseden fazlasının da yağmalandığını belirtmiş ve müneccimbaşının yıldız falıyla nasıl bir servet yığdığını (İnalcık 2014:278) ortaya koymuştur
Hocam mesela arşivlere baktığımızda günümüz Havas ilmine inanmayan kişilerin tabirleri kullanılmis belki çeviri hatası da olabilir örnek bir vefk tarzı birşey paylaşayim arsivlerden

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 29.10.25, 19:44
 
Üyelik tarihi: 27.07.24
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 291
Forum Puanı: 769
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
zannetmiyorum kardeşim Yüzyılın ilginç simalarından bir olan Cinci Hoca’nın asıl adı Hüseyin’dir. Muskacılık ve büyücülükle geçinen Cinci Hoca (öl.1648), Safranboluludur. Daha medrese talebesiyken süratle terfi ettirilerek Anadolu Kazaskerliği’ne kadar yükseltilen Cinci Hoca, padişah ve saray çevresini etkisine almıştı. Cinci Hoca, Valide Kösem Sultan tarafından Sultan İbrahim’in tedavisi için saraya davet edilmiş, yazdığı muska ve okuduğu dualarla padişahı iyileştirdiği için kısa zamanda şöhretine şöhret katmıştı. Padişah ve hareme yakınlığını kullanarak mansıpları rüşvetle dağıtmaya başlayan, tayin ve terfilerde söz sahibi olarak istediğini istediği yere atayabilen Cinci Hoca, kısa zamanda büyük bir servet elde etmiştir. (Na’ima 2007: IV/1173).
Cinci Hoca’nın Sultan İbrahim üzerinde kurduğu baskı neticesinde, kadılık ve müderrislik payelerinin rüşvetle dağıtıldığı ve sarayın aşırı israf ve lükse düşkünlükle anıldığı bu dönemde, Osmanlı devlet otoritesi de trajik bir biçimde ortadan kaybolmuştur. Sultan İbrahim tarafından Sahn Medresesi’ne atanan Cinci Hoca, birkaç gün sonra Süleymaniye Medresesi ve ardından da Galata Kadılığı’na getirilmiştir. Önemli bir konum kazanan ve elde ettiği güçle padişaha istediğini yaptırabilen Cinci Hoca, padişaha büyük zarar vermiştir. Nitekim Sultan İbrahim’in samur ve anber merakıyla sarayda yaptığı israf, ciddi bir tepkiye sebep olmuş ve padişahın sonunu hazırlamıştır.Kaynakların da belirttiği gibi, Sultan İbrahim devri, Osmanlı tarihinde tam bir israf ve sefahat devridir. Solakzade Tarihi’nde, bu döneme “samur devri” adının verilmesiyle ilgili bilgiler yer almaktadır.
Cinci Hoca’nın gözden düşmesi ve servetinin müsadere edilmesi, Solakzade Tarihi’nde şöyle tasvir edilir:“Anadolu Kazaskeri olan Cinci Hüseyin Efendi’nin padişahın iltifatları ile iki yıldan fazla süren ikbal yıldızı, tam bir parlaklık ve aydınlıkta iken, olgunluk nazarının nisbeti ile, yüksek mevkiinin binası haraba döndü. Zamanın kahrı ile unutulmaya başlamasının belirtileri ortaya çıktı. Önce kazaskerlikten azledildi. Bu yüce göreve Bahayi Efendi vasıl oldu. Yeni yaptırdığı, kendi icadı olan Şeddad görünümlü sarayından çıkarılması da ferman olunduğu gibi, izzet ve itibarı bir süre için revaç buldu. Çünkü İrem güzelliğinde olan bu sarayları, padişah hazretlerinin muhterem kız kardeşlerine ikametgah tayin edildi” (Solakzade 1989/II: 568).IV. Mehmed’in cülusu için hazinede para kalmadığından önce Cinci Hoca’dan ikiyüz akçe istenmiş, Cinci Hoca bu parayı vermeye yanaşmayınca da evi basılarak bütün servetine el konulmuştur.İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Cinci Hoca’nın servetinin büyüklüğü hakkında önemli bilgiler vermektedir:“İkiyüz kese akçe ile bohça bohça hediyeler ve altınla dolu iki sandık, elliden fazla samur kürk bulup müsadere ettiler. (...) Cinci’nin defterleri tetkik edilerek masrafı çıktıktan sonra üç bin kese malı olduğu anlaşıldı. Meşhur cellad Kara Ali’ye teslim edilip onun işkencesine uğrayacağını hisseden Cinci Hoca, on iki güğüm çil akçe ve yetmiş bin kuruşluk nakdi, merdiven altından çıkardı. İkiyüz keseyi sakınırken bütün servetini verdi; bu para ile cülûs bahşişi dağıtıldı; sakladığı çil çil akçeleri Cinci akçesi diye elden ele gezerek meşhur oldu” (Uzunçarşılı 1983: III/241).Sonunda malları müsadere yoluyla devlete devredilen Cinci Hoca, önce Mısır’a sürgün edilmiş, sonra Mihaliç’te ikametine izin verilmiş, ancak sonunda katledilmekten kurtulamamıştır. Osmanlı Devleti’nin 17. yüzyılında ne yazık ki Cinci Hocaların sonu gelmemiş ve biri ortadan kaldırılınca, bu kez diğeri sahneye çıkmıştır. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Yeni Cinci Hoca” (İnalcık 2014: 277) diye tavsif ettiği Müneccimbaşı Hüseyin Efendi da, tıpkı Cinci Hoca gibi, saray çevresini yıldızlara bakarak ve kehanette bulunarak etkilemiş ve bir zaman sonra da her olayda kendisine başvurmalarını sağlayarak hatırı sayılır bir servet biriktirmiştir. 1630 ile 1650 yılları arasında tam yirmi yıl boyunca müneccimbaşılık mevkiinde oturan Hüseyin Efendi, saray ve yöneticiler üzerinde manevi baskı kurmuş ve istediği her şeyi rahatlıkla yaptırabilmiştir. Sonunda gerçek yüzü ortaya çıkan Hüseyin Efendi’nin mallarına el konulmuş ve Şeyhülislam Bahayi Efendi’nin verdiği fetvayla idam edilmiştir. İnalcık, yaklaşık 15 milyon akçası (150 kise) hazineye alınan bu servetin 200 kiseden fazlasının da yağmalandığını belirtmiş ve müneccimbaşının yıldız falıyla nasıl bir servet yığdığını (İnalcık 2014:278) ortaya koymuştur
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 29.10.25, 19:46
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Cerrah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hocam mesela arşivlere baktığımızda günümüz Havas ilmine inanmayan kişilerin tabirleri kullanılmis belki çeviri hatası da olabilir örnek bir vefk tarzı birşey paylaşayim arsivlerden
Kardeşim Mustafa Kemal bile cin çağırma seansları tertiplemiş. yahudi menşeili Halide Edip Adıvar'ın ''Mor Salkımlı Ev'' adlı romanında geçer şu anda bu ibareler yok zira sansür yemiş. Zaten Havas ilmiyle ilgilenilmemesini en çok Yahudiler teşvik ediyor. Cumhuriyetin teşekkülünde Sabetayistlerin rolü oldukça fazla.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Dökülen Saçları yeniden çıkarmak - Saçın Yeniden Çıksın RvP Rukye ve Tedavi 82 05.10.25 00:42
ilk Adım Sizi Gitmek istediğiniz Yere Götürmez ama Olduğunuz Yerden Ayırır Och Pozitif Düşünce 5 12.05.24 12:44
Kıyametin Dehşetli Sahnesi, İnsanın Yaratılışı ve Yeniden Dirilişin Delilleri Gercek Ölüm & Kabir & Kıyamet 0 18.03.22 01:13
yeniden Doğuş gunes Güzel Sözler & aŞka Dair 11 19.10.17 20:12
Geçmişi Yeniden Yaşadılar SiLence Parapsikoloji & Spiritüalizm 2 21.03.17 13:02


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:03.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com