![]() |
Alıntı:
kader vardir, bu hususta esari mutekellimlerle gorus ayriligim yok. |
Alıntı:
benim sordugum seyin ta kendisi bu iste, Allahin iradesinin 2 zidda nisbeti esit oldugu halde, irade birini terk edip digerini secemez. sen diyorsun ki, Allah ikisinden birine yonelir onu secer, iste tartisma bu zaten. Allahin kendilerine yonelip birini terk edip digerini sectigi zitlarin tahsis edicisi "irade sifati" diyor ehli sunnet. Sikinti da orada ki, iradenin iki zidda nisbeti esit oldugu takdirde, iradenin kudretten bir farki kalmiyor, secim yapamiyor, eger yapacaksa ya yeter neden ilkesi reddedilip celiskiye girilecek, yahut iki ziddan birinin digerine ruchaniyeti kabul edilmek zorunda kalinilacak bu da icabi itiraf etmeyi gerektirecek, zira iki ziddan brinin digerine ruchaniyeti digerinin secimini imkansiz kilacak. zincire gelince, bu itibari teselsulu uskudari iddia ediyor fakat bu teselsul yine icabi gerektiriyor, cunku kendinden onceki irade her zaman ayni seyi irade ediyor. birde mesele itibari teselsulle de cozulmez zira benim sordugum kisim iradenin tallukuyla alakali tamamen. o oyle dedi oyledir diye savunma da olmaz, cunku o oyle dedi bizde diyebiliriz. Bize gore de zaten irade var, benim sorum iradenin mahiyetiyle alakali, bu tartisma semiyyatta degil akliyyatta bitiyor. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Tercih-i bila müreccih, iki şeyden birini diğerine tercih etmeye hiçbir sebep yok iken, o iki şeyden birini diğerine tercih etmek demektir. Bu ise, batıldır. Kadi Beydavi buyuruyor ki, alemin yaratıcısının iki olduğu kabul edilse, her iki ilahın, bütün mümkinata kudretlerinin kâfi gelmesi, müsavi [eşit] olur. Çünkü, kudreti kâfi olmak, imkanın, yani var ve yok etmenin sebebidir. Var ve yok olabilmek, yani mümkin olmak ise, bütün varlıklar arasında müşterek bir vasıftır. Buna göre, alemde hiçbir varlığın olmaması icab eder. Çünkü mevcud olacak, yaratılacak şeyin vücudunda, yaratılmasında, iki ilahtan her ikisi de tesir etmez veya biri tesir edip, diğeri tesir etmez. Her iki surette de (tercih-i bilâ müreccih) olması lazım gelir. Mümkinin [mahlukların] yaratılmasına iki ilahın tesir etmemesi olamaz. Çünkü, mümkinin var olması ve yok olması arasında bu tesir olmayınca, mümkinin yok olması lazımdır. Tercih eden olmayınca, tercih edilen de olmaz. Yani, yaratan olmayınca, yaratılan da olamaz. İkinci hal olan, mümkinin yaratılmasına iki ilahtan birinin tesir edip, diğerinin tesir etmemesi halinde, mümkinin yaratılmasının, iki yaratıcıdan her birine nispeti müsavi [eşit] olduğu için, ikisinden birinin tesiri ile yaratılması muhakkak tercih-i bila müreccihdir. Tercih-i bila müreccih ise, batıldır. Eğer, iki ilahtan her biri aynı anda tesir ederse, iki müstakil müessirin, bir eser üzerine tesir etmeleri lazım gelir. Bu ise, muhaldir. Bu şekilde, iki ilahın mümkinattan bir şey üzerine, birbirine zıt olan iki tesir ile tesir etmeleri mümkin değildir. Bunlardan anlaşılıyor ki, burada lazımın yani iki müstakil müessirin (ilahın), bir eser üzerine tesir ederek, ikisinin de tesirlerinin neticelerinin meydana gelmesi batıldır. Bunun için, melzumun yani iki ilahın her birinin aynı anda bir esere tesir etmeleri de batıldır. Şu halde, alemin Yaratıcısı iki olamaz. buda büyuk alimlerden mehmet kırkıncı hocanin cevabi Menü Mehmed Kırkıncı Hocaefendi Arama yap ... Anasayfa/Kader Nedir? Kader Nedir? Tercih Bilâ Müreccih Admin fotoğrafı Admin0 3.979 1 dakika okuma süresi İlm-i kelâmla ilgilenen kimselere faydası olacağı kanaatiyle bu mesele üzerinde kısaca duracağız: “Tercih bilâ müreccih câizdir.” ifâdesindeki müreccih kelimesi, “tercih ettiren sebep, vasıf, özellik, kısaca üstün sıfat mânâsında kullanılmıştır.”79 Meselâ, altından yapılmış bir kâlemin gümüş kâlemden üstün ciheti, râcih sıfatı yani tercih edilme sebebi varsa da altından yapılmış aynı marka ve özellikteki diğer bir kâlemden hiçbir üstün tarafı yoktur. Eğer “tercih bilâ müreccih” muhal olsa, bizim bu iki altın kâlemden birini tercih edemememiz gerekir. Hâlbuki aynı değer ve özellikteki bu iki kâlemden birisini cüz’î irademizle seçebiliyor ve alabiliyoruz. O halde, müreccihsiz tercih câizdir ve daima tatbik edilmektedir. Yapılmış, meydana gelmiş şeylerde ise, tercih bilâ müreccih muhaldir. Buradaki müreccih kelimesi, tercih edici sebep veya zât, mânâsındadır. Mevcut bir eser, kendisinin var olmasını yoklukta kalmasına tercih eden bir müreccihi gösterir. O müreccih olmaksızın eserin meydana gelmesi muhaldir. İşte ilm-i kelâmdaki tercih bilâ müreccih muhaldir, ifâdesi bu kısım içindir. “Tercih bila müreccih” caiz olmakla beraber, tereccüh bila müreccih muhaldir. Evet, bir şeyin veya şıkkın diğerine tercih edilmesi hâlinde, tercih edilen şeyin veya şıkkın tereccüh ettiğinden, meydana geldiğinden söz edilir. İşte bu tereccüh, müreccihsiz, yâni tercih edici bir sebep veya zât olmaksızın olamaz. Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda bir karara varmamızdan önce, söz konusu şeyin yapılması ile yapılmaması müsavidir. Yapmayı tercih ettiğimizde, işin yapılması tereccüh etmiş olur. Meselâ, bir cümleyi yazdığımız takdirde cümlenin yazılması yazılmamasına tereccüh etmiştir. İşte bu tereccüh, bir müreccihe yâni tercih yapan bir kâtibe delâlet eder ve onsuz olamaz. Aynen öyle de, bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması, yoklukta kalmasına tereccüh etmiştir. Bu tereccühün müreccihsiz olması muhaldir. Kâinatın yaratılmasını tercih eden müreccih ise ancak ve ancak Kadîr-i Mürîd olan Allah-u Azîmüşşân’dır. Cenab-ı Hak, kâinatın var olmasını, yoklukta kalmasına tercih etmiştir. Bu hâşâ; Allah’ın ihtiyacından değil, O’nun, lütuf ve kereminden dolayıdır. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder: “Cenab-ı Hakk’ın ef’alinde, tercih edici bir garaza, bir illete ihtiyaç yoktur. Ancak tercih edici, Cenab-ı Hakk’ın ihtiyarıdır.”80 |
Alıntı:
"Meselâ, altından yapılmış bir kâlemin gümüş kâlemden üstün ciheti, râcih sıfatı yani tercih edilme sebebi varsa da altından yapılmış aynı marka ve özellikteki diğer bir kâlemden hiçbir üstün tarafı yoktur. Eğer “tercih bilâ müreccih” muhal olsa, bizim bu iki altın kâlemden birini tercih edemememiz gerekir. Hâlbuki aynı değer ve özellikteki bu iki kâlemden birisini cüz’î irademizle seçebiliyor ve alabiliyoruz. O halde, müreccihsiz tercih câizdir ve daima tatbik edilmektedir." bu kilit nokta tam olarak bunu soruyorum zaten, mutekelliminin delili kendisini aslan kovalayan bir adamin iki yol agzina gelince birbirine nisbeti esit olan iki yoldan birini mureccihsiz "saik veya herhangi bir dai" tercih etmesi. veya firindan cikan 2 ayni ekmegin mureccihsiz tercihi. fakat problem su ki, bizim bu kimsede mureccih gormememiz, veya bir mureccihin varligini bilmememiz onun yoklugunu nicin gostersin? bu gun psikolojik determinizm bu argumani kabul etmiyor, ki curcani de iradenin kendine mahsus zatiyyati icabla iki ziddan birini tahsis eder fakat bu icab irade sifatini iptal etmez diyor. |
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Merhabâ cân :) Tanrı senden râzî olsun :) Sağ ol var ol :) Lutfen İslâm filozofisi ile ilgili daha çok konu aç...Zihnî derinleşmenin ve genişlemenin tek yolu çok boyutluluktur...İslâm dunyâsında,15. yüz yılın başına dek üstün konumlu olan filozofi yeniden üstün konumlu yapılmalıdır...Saygılar,sevgiler :)
|
Alıntı:
|
Alıntı:
BİLA MÜRECCİH: tercih eden olmadan EMRİ İTİBARİ: hakikatte varlığı olmayan fakat var kabul edilen şeyler KESB-İ İNSANİ: insanın iradesi MÛCİB: gerekli kılan USUL-U KELAM: kelam ilminin usulü HEDMETMEK: bozmak MUHAL: imkânsız RÜCHANİYET: tercih ediliş |
Alıntı:
|
Alıntı:
ben burada 2 örnek versem çok kişi delalete düser... |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:38. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com