![]() |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
İşte aklın sınırlarından bahsediyorum. Mesela ben hayatımda hiç yeşil bir fil görmedim. Lakin fili ve niteledeğim yeşil rengini gördüğüm için bunu sentezleyebilirim. Mesela bunları yazmam bile beynimdeki bir dizi elektriksel ve kimyasal reaksiyon nedeniyle oluyor. Nedenselliği de aklım alıyor ve gözlemliyorum ve nedensellikle ilgi fikir sentezi yapabilirim. Lakin bana hiçbir zaman nisbet bakımından iki kavram tamamen eşit olmadı. Bunu algılayamadım. Bununla ilgili bir sentez yapamam. İki şeyin nisbet bakımından tamamen eşit olduğu bir senaryoyu benim aklım almaz. Çünkü böyle bir deneyimim yok. Eğer iki şey birbirine tamamen eşitse o iki şey değil tek bir şeydir(insan için). "İnsanın aklını aşıyor" denmesinin temel sebebi budur. Kör bir aklı reddediş değil, aklın sınırını aşmasından mütevellit kavrayamadığımız bir durum. Akıl kıyas yapar. Bilmediğini nasıl kıyas yapacak? |
Alıntı:
O öyle dedi bu böyle dedi diye savunma yapan kim kardeşim? Konuyu bilinçli biçimde manipüle ediyorsunuz. Bu da bir sınavdır, Elhamdülillah... Fakat açıkça görülüyor ki bu tartışma bir şeyi öğrenmek veya anlamak için değil, nefsinizin tatmininden ibaret. Rahman, Enbiya suresi 23ncü ayetinde "Allah yapacağından sual olunmaz. Onlar ise sual olunur." buyurur. Siz kim oluyorsunuz da Allahü Zül Celal'in iradesini mahlukatın ölçüsüne indirgiyorsunuz? Ehli sünnet sınırını çizmişken, siz hangi hakla o sınırı aşıyorsunuz? Unutmayın, Ehli sünnet iradeyi "illete" değil, doğrudan "Zat"a dayandırmaktadır. Bu yüzden sınırda kalmıştır. Zira o sınır, kulluğun sınırıdır. Siz nesiniz? Kul. Kölesiniz yani. Köle ne yapar? Efendisine teslim olur. Teslimiyetin kadar karşılığın verilir. Bizim inancımız budur. İslam, her şeyin akılla çözülebileceğini iddia etmez. Aksine, aklın bir noktada aciz kalacağını defalarca belirtir. Taha suresi 110ncu ayette Rabbimiz "O, onların önlerindekini ve arkalarında kalanı bilir, onlar O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar." buyrulur. Ve son olarak Yasin Suresinde şöyle buyrulur; "KUN FE YEKUN" OL DER, OLUR. |
Alıntı:
|
Alıntı:
aklin her seyi kavrayamayacagi mevzusuna gelince. kiyasin 4 turu var, ve kesin bilgi veren kiyasta hicbir suphe olamaz. eger kesin akli hakikatleri falanca mezhebin gorusune aykiri diye reddedeceksek bu hakkin hakikatin ustunu ortup taassub yapmak olur. Ki bu hakki hakikati inkar etmenin ta kendisidir. insan aklinin sinirlari vardir, ki bu kiyasin kesin sonuc vermeyecegi mukaddimelerden olusuyor. fakat ilahi irade tartismasinda biz muaallakta kalan birsey gormuyoruz akli deliller acik secik verilmis ve muhakkik alimler tarafinca da tartisilmis. konu basindan beri cok dagildi, benim kisaca sorum tereccuh bila mureccih ile tercih bila mureccih farkini neden kabul edelim? ve ehli sunnetin meshur delili olan aslandan kacanin birbirine nisbeti esit iki yoldan birini tercih ettiginde neden onun mureccihinde bir saikin olmadigini soyleyelimdi. ben Allah ol der olmaz mi dedim ki, Allah ol der olur gibi nasslarla imalarda bulunuyorsunuz? bunlar ilim meclislerine yakismayan seyler. ayrica ehli sunnet, istiva, yed, vech, unutkanlik ve Allah hakkinda cihet belirten nasslari aklen imkansiz olusundan oturu reddediyor. Yani beni bununla elestirip bu mezhebe teslim olacaksin diyorsunuz, ve bu teslimiyeti sanki mezhebe olan teslimiyet degil de, islama olan teslimiyet gibi lanse ediyorsunuz. ehli sunnet zahirinde tesbih ve tecsimle varid olan nasslari aklen imkansiz olusundan oturu tevil eder. ki zaten tevil edilmesi gerekiyor, aksi halde tutarsizlik ve celiski ortaya cikar. |
Alıntı:
Eger dersen ki, irade iki zidda esit nisbette oldugu halde, hicbir yeterli sebep olmadan, zidlardan birinin digerine ruchaniyeti olmadan tamamen rastgelelikle biri tercih edildi. Bu halde sen ehli sunnete de muhalif oluyorsun, cunku bu zaman irade sifatina gerek kalmiyor, kudret bile yeterli oluyor ayrica bunu kabul ettigin zaman once acikladigim gibi Allahi ispatlamanin yolu kapaniyor, eger tercih bila mureccih muhal degilse, mumkunler varliginde bir tercih ettiriciye ve illete muhtac olmazdi, yani kendi kendine var olmus olabilirdi. Bu ise dinin temelini sarsiyor. Dini sadee salt delilsiz bir inanc haline ceviriyor. Bu zaman hristiyanlikla Islam arasinda hicbir fark kalmaz. |
Alıntı:
şunu boşuna demedim: "bana hiçbir zaman nisbet bakımından iki kavram tamamen eşit olmadı. Bunu algılayamadım. Bununla ilgili bir sentez yapamam. İki şeyin nisbet bakımından tamamen eşit olduğu bir senaryoyu benim aklım almaz. Çünkü böyle bir deneyimim yok. Eğer iki şey birbirine tamamen eşitse o iki şey değil tek bir şeydir(insan için)." İnsanın aklının sınırını aşıyor bu durum. İnsan böyle bir şey düşünemiyor. O yüzden aklın durması gereken nokta burasıdır. "yeterli sebep yok" diyorsun, sen aklının sınırını aşan bir konuda hüküm veriyorsun. "Eger dersen ki, irade iki zidda esit nisbette oldugu halde, hicbir yeterli sebep olmadan, zidlardan birinin digerine ruchaniyeti olmadan tamamen rastgelelikle biri tercih edildi. Bu halde sen ehli sunnete de muhalif oluyorsun, cunku bu zaman irade sifatina gerek kalmiyor, kudret bile yeterli oluyor ayrica bunu kabul ettigin zaman once acikladigim gibi Allahi ispatlamanin yolu kapaniyor, eger tercih bila mureccih muhal degilse, mumkunler varliginde bir tercih ettiriciye ve illete muhtac olmazdi, yani kendi kendine var olmus olabilirdi. Bu ise dinin temelini sarsiyor. Dini sadee salt delilsiz bir inanc haline ceviriyor. Bu zaman hristiyanlikla Islam arasinda hicbir fark kalmaz." Allah(c.c) iradeyle tercih eder, kudreti her duruma yeter. " eger tercih bila mureccih muhal degilse, mumkunler varliginde bir tercih ettiriciye ve illete muhtac olmazdi, yani kendi kendine var olmus olabilirdi. Bu ise dinin temelini sarsiyor." Mümkünlere her zaman tercih ettirici sebepler vardır. Ben de sana bunu anlatmaya çalışıyorum. İnsana hiçbir zaman iki tercih, tercih ettiricilik bakımından birbirine eşit olmadı. Böyle bir durum aklın sınırını aşar çünkü akıl kıyas yapar. Bilmediğini nasıl kıyaslayacak? İnsan için 2 durum birbirine tamamen eşse o durum 2 kavram değil, 1 kavramdır. Lakin her şey gibi "ruchaniyet, öncelik" kavramları da yaratılmış olduğu için, yaratılmışlarla yaratıcının kuralları belirlenemez. O zaman senin iddian şuna geliyor: Ruchaniyet kavramı ezelden beri vardı, Allah(c.c) buna göre yaratır. O zaman ruchaniyet kavramını Allah(c.c) zatından bağımsız hale getirdin. Allah (c.c) kendi zatının dışında bir duruma veya bir varlığa ezeliyet yüklemek şirktir. Başka açıklaması yoktur. Senin yaptığın hata yaratılmış kavramlarla yaratma olayını anlamak. Lakin bu imkansızdır. Senin en büyük hataların şunlar: Aklın sınırlarını bilmemek, Allah(c.c) dışında herhangi bir şeye ezeliyet yüklemek. Seni yanlış anladığımı düşünerek af dilemiştim lakin ben seni gayet doğru anlamışım. Özrümü geri alıyorum. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:00. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com