
05.03.26, 02:21
|
|
|
|
Üyelik tarihi: 06.12.22
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 102
Forum Puanı: 1361
Etiketlendiği Mesaj: 6 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
|
|
Alıntı:
HÂMÛŞÎ Nickli Üyeden Alıntı
Evvela şunu açıkça söyleyeyim: İstihare, kulun “Ya Rabbi hayırlı olanı göster” diye Allah’a yönelişidir. Eğer kişi istihareyi usûlüyle yapar, gönlünde bir hayır işareti hâsıl olur ve bununla ferahlarsa; bizim dışarıdan “hayır değil” diye kesin hüküm kurmamız asla doğru olmaz. Zira hayrı da şerri de en iyi bilen Allah’tır; kul istihareyi zaten bunun için yapar. Bu noktada “Allah hayırlı gösterirse bile yine de hayırsızdır” demek, edep bakımından da ağır bir söz olur.
Fakat ikinci bir ölçü daha var: İstihare, şeriatın yerine geçmez. Yani istihare “haramı helal kılmaz”, “yanlışı doğruya çevirmez”; sadece helal dairedeki bir işte, kulun gönlüne bir yön tayin etmesine vesile olur. Bu sebeple istihareden “olumlu” bir hâl alsan bile, işin yürüyüşü yine şu iki terazide tartılır: helal daire ve edep ile zahirdeki fiilî karşılık (muhatabın tavrı, ciddiyeti, istikamet niyeti).
Bir de şunu unutmamak gerekir: İstiharede alınan işaret veya doğan kanaat her zaman doğru okunmayabilir. İnsan bazen arzusunu işaret sanabilir, bazen korkusunu ikaz zannedebilir. Bu yüzden ehl-i tahkik, istihareyi tek başına “kesin hüküm” gibi kullanmayı değil; mümkünse ehline danışarak, işareti ve hâli yerli yerine koyarak yürümeyi daha emniyetli görmüştür. Yanlış okumak da mümkündür; bu da insanı gereksiz bir yola sokabilir.
|
Aşk girdabından hep kendimi olumlu sonuca ulaştıracak yorumlama yapıyorum galiba haklısın abi zaten gösterilen şeyler yeterince açık. Farklı bakış açısı için Allah Razı Olsun
|