![]() |
insan neyi bilir?
İnsan Bildiği Şeyleri mi Görür, Yoksa Gördüğü Şeyleri mi Bilir?
|
Güzel bir felsefi soru olmuş bence iki durum da geçerli hocam
|
Alıntı:
|
Toplam 1 Eklenti bulunuyor.
Bazı insanlar gözleriyle görür bazı insanlar kalpleriyle görür. Bazı şeyleri görmek için mutlaka göze ihtiyaç yoktur. Bazıları gözünün önündekini göremez. Görüp de görmezden geldiği de olur...
Çoğu zamansa bazı şeyleri görmediği için yok olduğunu zanneder. Düz Ülke isimli bir kitap okumuştum, orada 2 boyutlu dünya anlatılıyordu ve oraya 3 boyutlu dünyadan insan gidiyordu. 2 boyutlu dünyada yaşayan biri nasıl ki 3 boyutlu dünyayı anlamıyorsa bizler de eğer varsa 4 boyutlu dünyayı görmeden anlamıyoruz. Bu, onun yok olduğu anlamına gelmiyor. |
Alıntı:
İdrakin sınırlı olması, varlığın sınırlı olduğunu değil; bizim erişimimizin sınırlı olduğunu gösterir. O hâlde problem yalnız “neyi gördüğümüz” değil, “gördüğümüz şeyi hangi epistemik yetkiyle nihai ölçü saydığımız” problemidir. Belki de insanı en çok yanıltan şey, bilgisizliği değil; kendi idrak tarzını hakikatin tamamı sanmasıdır. Bu noktada senin işaret ettiğin misal, sadece boyut meselesini değil, bilginin mahiyetini de tartışmaya açıyor. ''İdrakimizin erişemediği bir şeyi inkâr etmek, bir tavır mıdır; yoksa yalnızca insanın kendi sınırını varlığın sınırı yerine koyması mıdır? |
Alıntı:
|
Alıntı:
İnsan elbette yanılabilir, gördüğünü yanlış yorumlayabilir veya bildiğini zannedebilir; fakat bu, insanın hiçbir şeyi bilemediği veya hiçbir şeyi görmediği anlamına gelmez. |
Alıntı:
bu iki kavram bazı yerde birbirinden çok farklı, bazende birbiriyle bütünleşik iç içe geçmiş ayrılmaz bütündür... |
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Üstadım, katkınız için teşekkür ederim. Birkaç cümleyle meselenin özüne temas etmişsiniz.
İnsan çoğu zaman gördüğü şeyi bilmez; bildiğini sandığı şey üzerinden görür. Çünkü idrak, sadece gözün işi değildir. Göz görür; fakat mânâyı zihin verir. Zihin ise çoğu zaman saf ve tarafsız değildir. Önceden öğrendikleri, alıştıkları ve inanmaya meylettiği şeyler, gördüğünü yorumlama biçimini etkiler. Bu yüzden iki kişi aynı hadiseye bakar, ama biri başka bir âlem görür, diğeri başka bir âlem. Fakat burada ikinci bir incelik daha vardır. İnsan bütünüyle yalnız bildiğini gören bir varlık da değildir. Çünkü eğer öyle olsaydı, yeni hiçbir hakikate açılamazdı. Demek ki insanda hem önceden bildiği ile bakma hâli vardır, hem de o kalıpları aşarak gerçekten görme imkânı. Lâkin bu ikinci kapı herkeste ve her zaman açık değildir. Bunun için insanın kendi zihnine, nefsine ve peşin hükümlerine karşı dikkatli olması gerekir. Yani hakikati görmek, sadece bakmakla değil; kendi içindeki perdeyi fark etmekle mümkündür. Kanaatimce insanın en büyük yanılgılarından biri, gördüğü şeyi doğrudan hakikat sanmasıdır. Hâlbuki insan bazen gördüğünü değil, görmek istediğini görür. Bazen korkusunu hakikat diye okur, bazen arzusunu işaret sanır, bazen de önceden inandığı şeye uygun parçaları seçip geri kalanını görmezden gelir. Bu yüzden gerçek görme, dışarıyı görmekten önce insanın kendi iç karışımını fark etmesini gerektirir. O hâlde sorunun cevabı tek taraflı değildir. İnsan hem gördüğü şeyleri bilir, hem de bildiği şeyler yüzünden görmesi bozulabilir. Asıl mesele şudur: İnsan, gördüğünü sandığı şeyin ne kadarının hakikatten, ne kadarının kendi zihninden geldiğini ayırt edebiliyor mu? İşte idrakin imtihanı tam burada başlar. |
İnsan nice şey bilir ama kibir kalbe girince göz hakikati görmez; nefsin peşinden giden de yolunu değil, kendini kaybeder
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:38. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com