“Bismi”deki mîm Âdem’e, “Rahîm”deki mîm Hz. Muhammed’e işaret ediyorsa, aradaki sır iki ayrı insan değil, insan hakikatinin iki mertebesidir. Âdem başlangıçtır; çünkü ona esmâ öğretilmiş, cismanî âlemin ondan uzanıp yayılmasıyla insan türünün zahirdeki başlangıcı onda görünmüştür. Hz. Muhammed ise kemâldir; çünkü “Rahîm”deki mîm onun rahmet mazharı oluşuna, ruhlar âleminin ondan istimdadına ve rahmetin onda tamam oluşuna işaret eder. İbn Arabî’nin metninde bu açıkça böyle kuruluyor: “bismi”deki mîm Âdem’e, “Rahîm”deki mîm Hz. Muhammed’e nisbet edilir; biri cismanî başlangıcı, diğeri ruhânî kemâli gösterir.
Bu yüzden ben derim ki: Âdem esmânın mazharıdır, Muhammed rahmetin mazharıdır; ama rahmet esmâdan ayrı bir şey değildir, esmânın kemâle ermiş tecellisidir. Yani insanın yolculuğu isimden rahmete doğrudur; fakat bu, bir şeyi bırakıp başka bir şeye geçmek değildir. Daha doğrusu, insan önce esmâ ile varlık sahasına çıkar, sonra o esmânın hakikatini rahmette kemale erdirir. Âdem’de “bilme”, Hz. Muhammed’de “tamamlama”; Âdem’de “başlatma”, Hz. Muhammed’de “kuşatma” sırrı görünür. Biri hilafetin kapısını açar, diğeri hilafetin gayesini gösterir.
İşin en derin yeri ise İnsan, Âdemî tarafıyla esmâyı taşır; Muhammedî tarafıyla o esmânın rahmete dönüşmesini gerçekleştirir. Sırf isim bilmek yetmez; isim rahmete dönüşmedikçe kemâl olmaz. Bu sebeple yolculuk sadece marifet yolculuğu değil, marifetin merhamete inkılâp etme yolculuğudur. Âdem’de “öğretilen”, Hz. Muhammed’de “yaşatılan” şey olur. Biri insana hakikatin anahtarını verir, diğeri o hakikatin niçin verildiğini gösterir.
Bizimle o iki makam arasında beşeriyet yönünden bağ vardır; fakat ruhânî mertebe bakımından Hz. Muhammed’in yeri ayrıdır. Yani başlangıçtaki insan ile kemâldeki insan arasında kopukluk değil, nesep ve nûr devamlılığı vardır.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|