Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   insanoğlu Ay’a gitmiş midir? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/104700-insanoglu-ay-gitmis-midir.html)

imas 06.06.26 13:02

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710652)
Değerli üstadım evvela şunu söyleyeyim ki maksadım söz çoğaltmak, itirazı büyütmek veya bir görüşe karşı cephe almak değildir. Bilakis muradım, âyet-i kerîmenin mânasını usûlünce anlamaya çalışmak, bilgiyi paylaşmak ve meseleye Kur’ân, tefsir, ilim ve hikmet zaviyesinden daha dikkatli bakabilmektir. Sizlerin beyanı bizim için kıymetlidir; ben de acizane, meseleye başka bir cihetten bakarak bazı hususları dile getireyim.

Burada bir usûl inceliğini gözden kaçırmamak gerekir. İnsan henüz ulaşamadığı, keşfedemediği veya teknik olarak tam nüfuz edemediği her saha için Kur’ân’dan bir âyet gösterip “işte burası geçilemez huduttur” derse, yarın o saha keşfedildiğinde problem Kur’ân’da değil, bizim dar yorumumuzda ortaya çıkar.

Nitekim geçmiş asırlarda uçak yokken bir kimse bu âyeti okuyup “insan göğe yükselemez, havada uçamaz” deseydi, uçakların icadıyla Kur’ân değil, o kimsenin yorumu boşa düşmüş olurdu. Aynı şekilde insanın denizlerin derinliklerine inmesi, yerin altına madenler ve sondajlarla nüfuz etmesi, atmosfer dışına araç göndermesi de Allah’ın mülkünden çıkmak değildir. Bunların hepsi Allah’ın yarattığı kanunlar ve insana verdiği ilim sayesinde olur.

“Ancak bir sultan/güç olmadan geçemezsiniz.”

Diyanet Kur’an Yolu mealinde de bu kısım “Ama tarafımızdan verilmiş bir güç olmadıkça geçemezsiniz” şeklinde verilir. Yani âyet mutlak bir “asla geçemezsiniz” hükmü değil; Allah’ın verdiği güç, imkân, ilim, izin ve kudret olmadan hiçbir hududun aşılamayacağı hakikatidir.

Bugün Kuzey Kutbu için de aynı hataya düşmemek gerekir. Kuzey Kutbu, Antarktika gibi sabit bir kara kıtası değil; Arktik Okyanusu üzerinde, çoğu zaman buzla kaplı ve sürekli hareket eden deniz buzu sahasıdır. Ayrıca Kuzey Kutbu’nun keşif tarihi de göstermektedir ki “bugün zor ulaşılan yer” yarın ilim, araç ve imkânla ulaşılabilir hâle gelebilir.

Bir yerin zor olması, o yerin Kur’ânî mânada “geçilmesi yasak hudut” olduğunu göstermez.
Bir bölgenin henüz tam keşfedilmemiş olması, oranın ilâhî olarak kapatılmış saha olduğu mânasına gelmez.
Bir coğrafyanın bugünkü teknik imkânlarla güç erişilir olması, yarın Allah’ın bahşedeceği ilimle erişilemeyeceği anlamına gelmez.

Eğer bugün biri “Kuzey Kutbu tam bilinemiyor, demek Rahmân 33 bunu haber veriyor” derse, yarın orası daha ileri teknolojiyle tamamen haritalandığında ne diyecektir? Aynı mantıkla geçmişte biri “insan uçamaz” deseydi, uçaklar icat edilince ne diyecekti? Yine biri “denizlerin derinliklerine inilemez” deseydi, denizaltılar ve ilmî araçlar derinliklere indikçe bu yorum nasıl savunulacaktı?

Rabbimizin ilmi sonsuzdur. O, kâinatı ince ince, hikmetle ve kusursuz bir nizamla yaratmıştır. İnsana da katından ilim vermiştir. İnsan bugün yapamadığını yarın Allah’ın öğrettiği ilimle yapabilir. Bugün ulaşamadığı yere yarın Allah’ın verdiği “sultan” ile ulaşabilir. Bu sebeple âyeti sığ bir hükme indirgemek doğru değildir.

Rahmân 33’ün asıl mesajı şudur:

Ey insan ve cin! Allah’ın mülkünden, hükmünden ve kudretinden kaçamazsınız. Ancak Allah’ın verdiği sultan, kudret, ilim ve imkân ile bazı hudutları aşabilirsiniz. Fakat nereye giderseniz gidin, Allah’ın mülkü dışına çıkamazsınız.

Bu âyet, ilmi ve araştırmayı reddetmez; insanın Allah’tan bağımsız güç sahibi olduğu vehmini reddeder.

Bir başka görüşte şöyle diyor...

Derveze 33. âyette geçen sultân kelimesini “kişiyi kurtaracak sâlih ameller” şeklinde izah eder (VII, 136); birçok müfessirin anılan kelimeyi “delil, hüccet” anlamında almaları (İbn Atıyye, V, 230) bu yorumu destekler nitelikte olmakla beraber, 35. âyetin ifadesi belirtilen ihtimali zayıflatmaktadır. Öte yandan, bazı tefsirlerde sultan kelimesinin “güç” anlamı esas alınarak “Büyük bir güç bulunmadıkça geçemezsiniz” ifadesinden, “Böyle bir gücünüz de olmadığına göre göklerin ve yerin sınırını aşıp ötelere geçmeniz de imkânsızdır” anlamı çıkarılmıştır. Fakat sultan kelimesinin “yetki” anlamı dikkate alınarak âyetin ilgili kısmı, “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak (Allah tarafından verilecek) bir yetki, bir imkânla olabilir” şeklinde de anlaşılabilir. Bu takdirde muhatapların, yüce yaratıcının evrendeki yasaları doğrultusunda ortaya koyacakları çabaları sonucunda elde edecekleri kuvvete bir gönderme yapılmış demektir. Uzay araştırmalarının ilerlediği ve uzaya seyahatlerin gerçekleştiği günümüz şartları, Kur’an tefsiriyle meşgul olanları bu yorumu benimsemeye ve bu âyetlerde uzayın fethine işaret bulunduğu görüşüne yöneltmiştir. Hatta 35. âyetteki tasvirin modern silâhları çağrıştırdığı yorumları yapılmıştır. Râzî’nin belirttiği gibi, bağlam bu hitabın âhirette olduğu izlenimini vermektedir. Fakat her iki ihtimale göre düşünüp bu âyetlerde, Allah’ın hükümranlığını aşmanın ve verdiği hükümden kaçmanın asla mümkün olmayacağı uyarısı bulunduğunu söylemek daha doğru olur (XXIX, 113-114). Bir başka anlatımla, Allah’a karşı sorumluluğu olan varlıklar ister dünya hayatında ister kıyamet gelip çattığında Allah’ın hükmünden kaçıp kurtulmak için yerin ve göğün sınırlarını zorlayacak kadar güç elde etseler veya kendilerine bu tarz bir imkân verilse, hatta bu varlıklar topyekün bir dayanışma içine girseler dahi, 35. âyette ifade edildiği üzere bunlar sınırlı ve sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Şu halde ikinci yorum esas alındığında da (dünya hayatı bakımından) bu âyetlerden çıkan mesaj şu olmaktadır: Evreni daha iyi tanıma merakı, yerin derinliklerine ve göğün en uzak noktalarına nüfuz etme arzusu yadırganacak bir şey değildir ve büyük bir güç oluşturularak bu konuda epeyce mesafe alınabilir; ama bu çabalar asla ilâhî iradenin egemenliğini alt etme gibi bir amaç taşımamalıdır. Zira bu, Allah’ın evrendeki mutlak gücünü ayan beyan gören şuurlu varlıklara yaraşmaz; kaldı ki böyle bir yöneliş başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdur, böyle bir amaç taşıyanların âkıbeti hüsrandır.

Alıntı:

Svg Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710653)
Ben onu bilerek yazdım. İnandığımdan değil. :)
Söyleyen kişiyi bilirsiniz efenim, kendisi Haktan Akdoğan :)

O tür kişilerin adını söylemek bile zul dür

HâmûŞî 06.06.26 13:24

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710655)
Bir başka görüşte şöyle diyor...

Derveze 33. âyette geçen sultân kelimesini “kişiyi kurtaracak sâlih ameller” şeklinde izah eder (VII, 136); birçok müfessirin anılan kelimeyi “delil, hüccet” anlamında almaları (İbn Atıyye, V, 230) bu yorumu destekler nitelikte olmakla beraber, 35. âyetin ifadesi belirtilen ihtimali zayıflatmaktadır. Öte yandan, bazı tefsirlerde sultan kelimesinin “güç” anlamı esas alınarak “Büyük bir güç bulunmadıkça geçemezsiniz” ifadesinden, “Böyle bir gücünüz de olmadığına göre göklerin ve yerin sınırını aşıp ötelere geçmeniz de imkânsızdır” anlamı çıkarılmıştır. Fakat sultan kelimesinin “yetki” anlamı dikkate alınarak âyetin ilgili kısmı, “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak (Allah tarafından verilecek) bir yetki, bir imkânla olabilir” şeklinde de anlaşılabilir. Bu takdirde muhatapların, yüce yaratıcının evrendeki yasaları doğrultusunda ortaya koyacakları çabaları sonucunda elde edecekleri kuvvete bir gönderme yapılmış demektir. Uzay araştırmalarının ilerlediği ve uzaya seyahatlerin gerçekleştiği günümüz şartları, Kur’an tefsiriyle meşgul olanları bu yorumu benimsemeye ve bu âyetlerde uzayın fethine işaret bulunduğu görüşüne yöneltmiştir. Hatta 35. âyetteki tasvirin modern silâhları çağrıştırdığı yorumları yapılmıştır. Râzî’nin belirttiği gibi, bağlam bu hitabın âhirette olduğu izlenimini vermektedir. Fakat her iki ihtimale göre düşünüp bu âyetlerde, Allah’ın hükümranlığını aşmanın ve verdiği hükümden kaçmanın asla mümkün olmayacağı uyarısı bulunduğunu söylemek daha doğru olur (XXIX, 113-114). Bir başka anlatımla, Allah’a karşı sorumluluğu olan varlıklar ister dünya hayatında ister kıyamet gelip çattığında Allah’ın hükmünden kaçıp kurtulmak için yerin ve göğün sınırlarını zorlayacak kadar güç elde etseler veya kendilerine bu tarz bir imkân verilse, hatta bu varlıklar topyekün bir dayanışma içine girseler dahi, 35. âyette ifade edildiği üzere bunlar sınırlı ve sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Şu halde ikinci yorum esas alındığında da (dünya hayatı bakımından) bu âyetlerden çıkan mesaj şu olmaktadır: Evreni daha iyi tanıma merakı, yerin derinliklerine ve göğün en uzak noktalarına nüfuz etme arzusu yadırganacak bir şey değildir ve büyük bir güç oluşturularak bu konuda epeyce mesafe alınabilir; ama bu çabalar asla ilâhî iradenin egemenliğini alt etme gibi bir amaç taşımamalıdır. Zira bu, Allah’ın evrendeki mutlak gücünü ayan beyan gören şuurlu varlıklara yaraşmaz; kaldı ki böyle bir yöneliş başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdur, böyle bir amaç taşıyanların âkıbeti hüsrandır.



O tür kişilerin adını söylemek bile zul dür

Naklettiğiniz açıklama, aslında meseleyi çok güzel bir noktaya getirmektedir. Zira bu nakilde Rahmân sûresi 33. âyet hakkında birkaç tefsirî ihtimal zikredilmekte; fakat neticede âyetin asıl maksadının Allah’ın hükümranlığından, kudretinden ve hükmünden kaçışın mümkün olmadığını bildirmek olduğu ifade edilmektedir.

Burada en mühim kelime “sultân” kelimesidir. Bu kelime tefsirlerde bazen delil ve hüccet, bazen güç ve kudret, bazen de Allah tarafından verilen yetki, imkân ve izin mânasında değerlendirilmiştir. Nitekim sizin naklettiğiniz açıklamada da “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak Allah tarafından verilecek bir yetki ve imkânla olabilir” şeklindeki yorumun mümkün olduğu açıkça belirtilmektedir.

İşte acizane benim de yukarıdaki mesajımızda arz etmek istediğimiz nokta tam olarak budur.

Rahmân 33, ilmi ve araştırmayı reddetmez.
Rahmân 33, insanın Allah’tan bağımsız kudret iddiasını reddeder.
Rahmân 33, mutlak olarak “gidemezsiniz” demez; “Allah’ın verdiği sultân olmadan gidemezsiniz” der.

İnsan nereye giderse gitsin; yerin derinliklerine inse de, denizlerin altına nüfuz etse de, semaya yükselse de, Ay’a çıksa da yine Allah’ın mülkü içindedir.

Bu sebeple âyet-i kerîmeden doğrudan doğruya “uzaya çıkış yasaktır”, “belli bir mesafeden sonrası insana ve cinne kapalıdır”, “Ay’a gidilemez” şeklinde kesin bir hüküm çıkarmak kanaatimizce âyetin lafzını ve tefsirî çerçevesini aşan bir yorum olur.

Sizin naklettiğiniz metin de bunu teyit etmektedir. Çünkü orada mesele, insanın Allah’ın verdiği imkânla bazı hudutlara nüfuz edip edemeyeceğinden ziyade, bunu Allah’ın hükümranlığını aşma iddiasına dönüştürmemesi gerektiği şeklinde izah edilmektedir.

Âyet, Allah’ın mülkünden kaçışı imkânsız kılar; ilimle yapılan araştırmayı yasaklamaz.
Âyet, mahlûkun aczini bildirir; Allah’ın bahşettiği sultân ile elde edilen imkânları inkâr etmez.
Âyet, insanın haddini bilmesini emreder; fakat kâinatı tanıma gayretini reddetmez.

HâmûŞî 06.06.26 13:37

Alıntı:

Lonkia Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710649)
Üstadım, Zülkarneyn A.S.’ın göğe ve yere çekmiş olduğu gökkubbeden dolayı, ne insanların ne de cinlerin belli bir mesafeden sonrasına gidemediğini ayrıca bu gökkubbe, bizleri Yecüc ve Mecüc’ten korumak için çekildiğini biliyorum. Bunun yanı sıra, Kuzey Kutbu'nda ya da Antarktika'nın ötesinde henüz keşfedilmemiş başka kıtalar da olabilir mi? Ayrıca yerin altında da Agarta ve Şambala medeniyetleri olduğuna inanıyorum. Yecüc Mecüc denilen tayfa belkide onlardır.

Değerli kardeşim, Agarta ve Şambala meselesi İslâmî nasslarda sabit olan kavramlar değildir. Şambala, daha çok Tibet-Budist gelenekte geçen efsanevî/mistik bir krallık tasavvurudur, Agarta ise modern ezoterik, okült ve “yeraltı krallığı” anlatılarında dolaşan bir iddiadır. Bunları Kur’ân’daki Ye’cûc-Me’cûc ile özdeşleştirmek için elimizde sahih âyet, sahih hadis veya muteber tefsir delili yoktur.

Zülkarneyn kıssası, Ye’cûc-Me’cûc meselesi ve Rahmân sûresi 33. âyet-i kerîmesi elbette büyük ve derin mevzulardır. Fakat bu meselelerde konuşurken Kur’ân’ın söylediği ile sonradan oluşmuş rivayet, efsane, işârî yorum ve halk anlatılarını birbirinden ayırmak gerekir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Zülkarneyn’in yaptığı şey, göğe ve yere çekilmiş bir gökkubbe olarak anlatılmaz. Kehf sûresi 93-98. âyetlerde bildirilen hadise, iki dağ/sed arası bir bölgede, Ye’cûc ve Me’cûc’ün fesadından şikâyet eden bir kavme karşı yapılan sed/radm meselesidir. Bu sebeple “Zülkarneyn aleyhisselâm göğe ve yere bir gökkubbe çekti; insanlar ve cinler belli bir mesafeden sonrasına bu yüzden gidemez” ifadesi, Kur’ân’ın açık lafzında bulunan bir bilgi değildir. Kur’ân bize Zülkarneyn’in Allah’ın verdiği imkânla bir set yaptığını haber verir; fakat bunu bütün yeryüzünü veya semayı kaplayan bir kubbe şeklinde anlatmaz.

Zülkarneyn’in seddi haktır; Ye’cûc ve Me’cûc haktır. Fakat bu hakikatleri gökkubbe, Agarta, Şambala, gizli kıtalar ve modern ezoterik anlatılarla karıştırırsak, sahih bilgiyi zanna bulamış oluruz.

imas 06.06.26 13:48

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710660)
Naklettiğiniz açıklama, aslında meseleyi çok güzel bir noktaya getirmektedir. Zira bu nakilde Rahmân sûresi 33. âyet hakkında birkaç tefsirî ihtimal zikredilmekte; fakat neticede âyetin asıl maksadının Allah’ın hükümranlığından, kudretinden ve hükmünden kaçışın mümkün olmadığını bildirmek olduğu ifade edilmektedir.

Burada en mühim kelime “sultân” kelimesidir. Bu kelime tefsirlerde bazen delil ve hüccet, bazen güç ve kudret, bazen de Allah tarafından verilen yetki, imkân ve izin mânasında değerlendirilmiştir. Nitekim sizin naklettiğiniz açıklamada da “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak Allah tarafından verilecek bir yetki ve imkânla olabilir” şeklindeki yorumun mümkün olduğu açıkça belirtilmektedir.

İşte acizane benim de yukarıdaki mesajımızda arz etmek istediğimiz nokta tam olarak budur.

Rahmân 33, ilmi ve araştırmayı reddetmez.
Rahmân 33, insanın Allah’tan bağımsız kudret iddiasını reddeder.
Rahmân 33, mutlak olarak “gidemezsiniz” demez; “Allah’ın verdiği sultân olmadan gidemezsiniz” der.

İnsan nereye giderse gitsin; yerin derinliklerine inse de, denizlerin altına nüfuz etse de, semaya yükselse de, Ay’a çıksa da yine Allah’ın mülkü içindedir.

Bu sebeple âyet-i kerîmeden doğrudan doğruya “uzaya çıkış yasaktır”, “belli bir mesafeden sonrası insana ve cinne kapalıdır”, “Ay’a gidilemez” şeklinde kesin bir hüküm çıkarmak kanaatimizce âyetin lafzını ve tefsirî çerçevesini aşan bir yorum olur.

Sizin naklettiğiniz metin de bunu teyit etmektedir. Çünkü orada mesele, insanın Allah’ın verdiği imkânla bazı hudutlara nüfuz edip edemeyeceğinden ziyade, bunu Allah’ın hükümranlığını aşma iddiasına dönüştürmemesi gerektiği şeklinde izah edilmektedir.

Âyet, Allah’ın mülkünden kaçışı imkânsız kılar; ilimle yapılan araştırmayı yasaklamaz.
Âyet, mahlûkun aczini bildirir; Allah’ın bahşettiği sultân ile elde edilen imkânları inkâr etmez.
Âyet, insanın haddini bilmesini emreder; fakat kâinatı tanıma gayretini reddetmez.

*****Burada en mühim kelime “sultân” kelimesidir. Bu kelime tefsirlerde bazen delil ve hüccet, bazen güç ve kudret, bazen de Allah tarafından verilen yetki, imkân ve izin mânasında değerlendirilmiştir. Nitekim sizin naklettiğiniz açıklamada da “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak Allah tarafından verilecek bir yetki ve imkânla olabilir” şeklindeki yorumun mümkün olduğu açıkça belirtilmektedir.****

Bak ne güzel açıklama

Allah CC insana ve cine belli mesafeden sonrasına yetki vermiyor, eğer bunun tersi söylenirse cinlere yasak edilen kulak hırsızlığı için konan kararın olmadığı tezi ortaya çıkar ki bu resmen ayete muhalefettir
Bende bu kulak hırsızlığının yasaklandığı ayetden güç alarak belli mesafeden sonrasının yasak olduğu inancımı keainleştiriyor

Aya gidilip gidilmediği başka bir konu, ben insani delillerden ortaya çıkarak aya gidilmediği marsa gidilmediği kanaatindeyim, uzay harcamaları adı altında harcanan 100 milyarlarca doların halkın tepkisini çekmemek için uydurulduğunu o paraların başka yerlere aktarıldığı kanatindeyim

HâmûŞî 06.06.26 14:00

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710665)
*****Burada en mühim kelime “sultân” kelimesidir. Bu kelime tefsirlerde bazen delil ve hüccet, bazen güç ve kudret, bazen de Allah tarafından verilen yetki, imkân ve izin mânasında değerlendirilmiştir. Nitekim sizin naklettiğiniz açıklamada da “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak Allah tarafından verilecek bir yetki ve imkânla olabilir” şeklindeki yorumun mümkün olduğu açıkça belirtilmektedir.****

Bak ne güzel açıklama

Allah CC insana ve cine belli mesafeden sonrasına yetki vermiyor, eğer bunun tersi söylenirse cinlere yasak edilen kulak hırsızlığı için konan kararın olmadığı tezi ortaya çıkar ki bu resmen ayete muhalefettir
Bende bu kulak hırsızlığının yasaklandığı ayetden güç alarak belli mesafeden sonrasının yasak olduğu inancımı keainleştiriyor

Aya gidilip gidilmediği başka bir konu, ben insani delillerden ortaya çıkarak aya gidilmediği marsa gidilmediği kanaatindeyim, uzay harcamaları adı altında harcanan 100 milyarlarca doların halkın tepkisini çekmemek için uydurulduğunu o paraların başka yerlere aktarıldığı kanatindeyim

Değerli Üstadım, kulak hırsızlığı meselesini inkâr etmek gibi bir durum söz konusu değildir. Hicr, Sâffât, Mülk ve Cin sûrelerinde göğün şeytanlara karşı korunduğu, kulak hırsızlığına kalkışanların şihâb ile kovalandığı açıkça bildirilmiştir. Bu husus haktır, Kur’ân ile sabittir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken âyetlerin konusu insanın ilmî araştırma için semaya yükselmesi değil; şeytanların ve asi cinlerin mele-i a‘lâdan gaybî haber çalma teşebbüsüdür. Sâffât sûresi 7-10. âyetlerde de mesele açıkça “mele-i a‘lâya kulak verememeleri” ve kovulmaları bağlamında zikredilir; Kur’an Yolu tefsiri de bu âyetlerde kâhinlerin semavî güçlerden haber aldığına dair inançların asılsızlığının vurgulandığını belirtir.

Hicr sûresi 17-18. âyetlerde buyrulur ki gök, kovulmuş şeytanlara karşı korunmuştur; kulak hırsızlığı yapmaya kalkışanı da parlak bir ışık kovalar. Buradaki yasak, vahiy ve gayb alanına sızma teşebbüsüdür. Yoksa insanın teleskopla göğü incelemesi, uydu göndermesi, atmosferi araştırması veya Allah’ın yarattığı kevnî kanunları kullanarak bir mesafe kat etmesi bu âyetin doğrudan konusu değildir.

Şeytanların mele-i a‘lâya ulaşmaya çalışması engellenmiştir. Fakat insanın Allah’ın yarattığı kanunlarla göğü araştırması başka bir konudur.

Bu, kulak hırsızlığı değildir. Bu, mele-i a‘lâdan gaybî haber çalmak değildir. Bu, vahiy alanına müdahale değildir. Bu, kevnî âyetleri araştırmaktır.

Eğer kulak hırsızlığı âyetlerinden “belli bir mesafeden sonrası herkes için mutlak yasaktır” neticesi çıkarılırsa, o zaman uçak, uydu, teleskop, atmosfer araştırması ve uzay incelemesi gibi birçok ilmî faaliyet de aynı yasak içine sokulmuş olur. Hâlbuki bu faaliyetler gaybî haber çalma değil, Allah’ın kâinata koyduğu nizamı inceleme faaliyetidir.

Svg 06.06.26 14:51

Alıntı:

Lonkia Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710649)
Üstadım, Zülkarneyn A.S.’ın göğe ve yere çekmiş olduğu gökkubbeden dolayı, ne insanların ne de cinlerin belli bir mesafeden sonrasına gidemediğini ayrıca bu gökkubbe, bizleri Yecüc ve Mecüc’ten korumak için çekildiğini biliyorum. Bunun yanı sıra, Kuzey Kutbu'nda ya da Antarktika'nın ötesinde henüz keşfedilmemiş başka kıtalar da olabilir mi? Ayrıca yerin altında da Agarta ve Şambala medeniyetleri olduğuna inanıyorum. Yecüc Mecüc denilen tayfa belkide onlardır.

Kuzey kutbunda kara parçası yok.
Güney kutbunda uzaya gönderilecek astronotlar eğitiliyor aylarca.
Kuzey kutbunda kutup ayıları, güney kutbunda penguenler var.
Güney kutbundan Güney Haçı Takımyıldızı, kuzey kutbunda Kuzey Kutup Yıldızı görünüyor.

Logos 06.06.26 15:39

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710666)
Değerli Üstadım, kulak hırsızlığı meselesini inkâr etmek gibi bir durum söz konusu değildir. Hicr, Sâffât, Mülk ve Cin sûrelerinde göğün şeytanlara karşı korunduğu, kulak hırsızlığına kalkışanların şihâb ile kovalandığı açıkça bildirilmiştir. Bu husus haktır, Kur’ân ile sabittir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken âyetlerin konusu insanın ilmî araştırma için semaya yükselmesi değil; şeytanların ve asi cinlerin mele-i a‘lâdan gaybî haber çalma teşebbüsüdür. Sâffât sûresi 7-10. âyetlerde de mesele açıkça “mele-i a‘lâya kulak verememeleri” ve kovulmaları bağlamında zikredilir; Kur’an Yolu tefsiri de bu âyetlerde kâhinlerin semavî güçlerden haber aldığına dair inançların asılsızlığının vurgulandığını belirtir.

Hicr sûresi 17-18. âyetlerde buyrulur ki gök, kovulmuş şeytanlara karşı korunmuştur; kulak hırsızlığı yapmaya kalkışanı da parlak bir ışık kovalar. Buradaki yasak, vahiy ve gayb alanına sızma teşebbüsüdür. Yoksa insanın teleskopla göğü incelemesi, uydu göndermesi, atmosferi araştırması veya Allah’ın yarattığı kevnî kanunları kullanarak bir mesafe kat etmesi bu âyetin doğrudan konusu değildir.

Şeytanların mele-i a‘lâya ulaşmaya çalışması engellenmiştir. Fakat insanın Allah’ın yarattığı kanunlarla göğü araştırması başka bir konudur.

Bu, kulak hırsızlığı değildir. Bu, mele-i a‘lâdan gaybî haber çalmak değildir. Bu, vahiy alanına müdahale değildir. Bu, kevnî âyetleri araştırmaktır.

Eğer kulak hırsızlığı âyetlerinden “belli bir mesafeden sonrası herkes için mutlak yasaktır” neticesi çıkarılırsa, o zaman uçak, uydu, teleskop, atmosfer araştırması ve uzay incelemesi gibi birçok ilmî faaliyet de aynı yasak içine sokulmuş olur. Hâlbuki bu faaliyetler gaybî haber çalma değil, Allah’ın kâinata koyduğu nizamı inceleme faaliyetidir.

@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] @hamusi bu forumda ayetleri en iyi yorumlayacak değerli hocalarımızdansınız , müsaadenizle sadece bir fikrimi açıklayım , ayetlerde gök sınırı tam olarak neresi? İnsanlık 1977 de voyeger uydusu gönderdi ve bilinen güneş sisteminin dışına çıktı ve hala kısıtlı enerjisiyle veri gönderiyor, Atmosfer dışında iletişim, istihbarat, meteoroloji konum belirleme gibi binlerce uydu uzayda çalışıyor, belirlenmiş sınır belki daha uzak mesaflerdir ki zaten bilimde bunu doğruluyor, yıldızlara gidecek teknolojimiz yok, olsa bile tamamen güneşten kopup karanlık uzayda yolculuğa insan vücudu uygun değil.

Svg 06.06.26 16:09

Alıntı:

Logos Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710674)
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] @hamusi bu forumda ayetleri en iyi yorumlayacak değerli hocalarımızdansınız , müsaadenizle sadece bir fikrimi açıklayım , ayetlerde gök sınırı tam olarak neresi? İnsanlık 1977 de voyeger uydusu gönderdi ve bilinen güneş sisteminin dışına çıktı ve hala kısıtlı enerjisiyle veri gönderiyor, Atmosfer dışında iletişim, istihbarat, meteoroloji konum belirleme gibi binlerce uydu uzayda çalışıyor, belirlenmiş sınır belki daha uzak mesaflerdir ki zaten bilimde bunu doğruluyor, yıldızlara gidecek teknolojimiz yok, olsa bile tamamen güneşten kopup karanlık uzayda yolculuğa insan vücudu uygun değil.

Samanyolu'nun bir kolundayız ve şu anki teknoloji ile Güneş sisteminden çıkmak bin yıllar sürer. Hadi ışık hızına yaklaştılar ve ona göre bir motorla yakıt kullandılar diyelim. Uzay aracının personelleri evlenip çocukları olsa ve onlar da ileride aynı şekilde bunu devam ettirip gelecek nesilleri personel olarak yetiştirseler; yerçekimi Dünya'daki gibi olsa; yakıtı da üretseler; gıdayı da üretseler; gitseler ve çok az bir süre orada kalıp Dünya'ya dönseler, yüzlerce yıl geçmiş olur. Nasıl bir Dünya bulurlar, Allah bilir...

imas 06.06.26 16:10

Alıntı:

Logos Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710674)
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] @hamusi bu forumda ayetleri en iyi yorumlayacak değerli hocalarımızdansınız , müsaadenizle sadece bir fikrimi açıklayım , ayetlerde gök sınırı tam olarak neresi? İnsanlık 1977 de voyeger uydusu gönderdi ve bilinen güneş sisteminin dışına çıktı ve hala kısıtlı enerjisiyle veri gönderiyor, Atmosfer dışında iletişim, istihbarat, meteoroloji konum belirleme gibi binlerce uydu uzayda çalışıyor, belirlenmiş sınır belki daha uzak mesaflerdir ki zaten bilimde bunu doğruluyor, yıldızlara gidecek teknolojimiz yok, olsa bile tamamen güneşten kopup karanlık uzayda yolculuğa insan vücudu uygun değil.

sınır neresi onu bilmek zor, fakat atmosfer 100 km mesafede onun üzerinde uydular var fakat benim tahminim öyle kısa bir mesafe değildir onu şuradan tahmin ederiz semanın 2 katı arasındaki mesafenin 500 yıllık yürüme mesafesi kadardır( zayıf hadis)
bu hadisi doğru kabul edersek ayette geçen( miktarını 50 bin yıl tutan 1 gün ) sözüne göre aradaki mesafeyi tahmin edebiliriz
buna göre sınırı söylemek zor olsada atmosfer üstü kadar kısa bir mesafe değildir

HâmûŞî 06.06.26 16:48

Alıntı:

Logos Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710674)
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] @hamusi bu forumda ayetleri en iyi yorumlayacak değerli hocalarımızdansınız , müsaadenizle sadece bir fikrimi açıklayım , ayetlerde gök sınırı tam olarak neresi? İnsanlık 1977 de voyeger uydusu gönderdi ve bilinen güneş sisteminin dışına çıktı ve hala kısıtlı enerjisiyle veri gönderiyor, Atmosfer dışında iletişim, istihbarat, meteoroloji konum belirleme gibi binlerce uydu uzayda çalışıyor, belirlenmiş sınır belki daha uzak mesaflerdir ki zaten bilimde bunu doğruluyor, yıldızlara gidecek teknolojimiz yok, olsa bile tamamen güneşten kopup karanlık uzayda yolculuğa insan vücudu uygun değil.

Değerli kardeşim, Âyette geçen “göklerin ve yerin sınırları” ifadesini bugünkü teknik dille “şu kilometre, şu irtifa, şu atmosfer çizgisi” diye kesin bir rakama bağlamak doğru olmaz. Çünkü Kur’ân’da semâ lafzı, bağlamına göre bazen üzerimizdeki gök, bazen yıldızlarla süslü dünya seması, bazen de insan idrakini aşan daha geniş ulvî tabakalar mânasında kullanılır.

Bu sınır Allah’ın ilmindedir.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:27.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148