Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   insanoğlu Ay’a gitmiş midir? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/104700-insanoglu-ay-gitmis-midir.html)

imas 06.06.26 20:29

Alıntı:

Lonkia Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710729)
Aşağıdaki yazı benim ay hakkındaki düşüncelerimi temsil ediyor.

"Galaksimizin dışında bir gezegende, ileri teknoloji sahibi kulların yaşadığı sistemde manyetik tufan kopmadan önce bir kaçış ve hayatta kalma planı olarak Ay’ı bir uzay gemisi şeklinde yapıyorlar. Bu yaklaşık 700 bin yıl kadar önce.
Ellerinde maddenin küçültülüp büyütülebilmesi teknolojisi de olduğu için bunu normal boyutlarda bir gemi ve aynı zamanda bir gözlem istasyonu olarak inşa edip dünyanın yakınına şu anda bulunduğu yörüngeye getiriyor ve şimdiki haline büyütüyorlar
(ant-man filmini hatırlayın)
Getirip bıraktıkları nokta ve ayın çapı, hacmi ölçek olarak o kadar kritik ki güneş tutulmalarında dünyayı tam olarak örtebilmesine de imkan veriyor.
Bunu yansıtıcı bir mercek olarak da düşünün.

Bu kadar büyük nasıl yapıldı, taşındı?

Ay yapım aşamasında normal boyutlarda (örn. futbol sahası boyutlarında) ve 2 yarım küre parça olarak yapılıyor, açılan solucan deliği ve boyut kapısı ile ışınlanarak buraya getirilip birleştiriliyor ve bu günkü ölçülerine büyütülüyor.
Daha sonra üzerinde yüzeyi 30-40 km gibi kalınlık tutan alanı koruma ve kamuflaj için toprak dolduruyorlar ama bu toprak buradan değil, bunu ürettikleri başka bir galaksiden gelmiş durumda. Üzerinde bazı eski yapı ve kalıntılar da var,içi yaşanabilir bir gözlem üssü durumunda
Bunun maddi delilleri olarak; Yapılan inceleme ve örneklerde Aydaki toprağın dünya ve güneş sistemimizden iki kat yaşlı olduğu, bazı ay taşlarına 20 milyar yıl ömür biçildiğini hatırlatalım.
Ay'daki doğal düzene ters titreşim ve sismik faaliyetleri düşünelim.

Rabbimizin diğer yıldız ve gezegenlerde koyduğu doğal yaradılış kanunlarına ters olarak Ay’da yüzeyde bulunan ağır metaller, doğada hiç olmayan Radyoaktif maddeler, güneş sistemimizde olmayan türlü taş toprak ve diğer numuneler de bunu doğrular niteliktedir.

Ay’ın önü bir güvenlik kamerasının merceği gibi sabit, bize bakar. Arkası da bir huniye benzer sürahinin ağzı gibidir. Onu biraz ufaltabilsek, önü mercek gibi, bombeli arkası da jet motoru gibidir.
Aynı zamanda içinde çokça mekanizmalar, aletler vardır.
Ara ara da içinden sürekli oradaki gazları ve diğer atıkları atar. Diğer taraftan da güneş enerjisinden yararlanarak kendi enerjisini üretir.
Aynı zamanda Nuh tufanı ve sonrasında gelip giden ırkların gözlem istasyonu olarak kullanılmıştır. Bir çeşit gözetleme üssüdür

Ay yerine konduktan 200 bin yıl kadar sonra bugün mecüc ırkı ve benzeri uzaylı ya da ifrit olarak adlandırabileceğimiz şeytani türlerin istilasına uğramıştır.
Şu anda da bu kullar tarafından dünyamıza yapılan tüm fizik ve metafizik saldırıların ana kaynağıdır."

-ALINTIDIR-

Ay’ı bir uzay gemisi şeklinde yapıyorlar. Bu yaklaşık 700 bin yıl kadar önce.

yazıda bu var ben bu 700 bin yıl sözünü şu şekilde çürüteyim
124 peygamber gönderildi her peygamberin arası 5 yıl olsa bu zaten 700 bin yıl eder
demekki arz yaratıldığında o ay orada vardı...

Svg 06.06.26 20:29

Ay'a gidildi mi?

Lonkia 06.06.26 20:30

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710739)
Değerli kardeşim, bu zarif ve edepli cevabın için ben de teşekkür ederim. Maksadını bu şekilde izah etmen meseleyi daha doğru bir zemine taşıdı. Elbette kâinata yalnız kuru madde gözüyle bakmayız. Bizim nazarımızda kütleçekimi de, yörünge de, Ay’ın menzilleri de, yıldızların nizamı da başıboş “tesadüfî tabiat olayları” değildir; hepsi Allah’ın takdiri, hikmeti ve sünnetullah dediğimiz ilâhî düzenin tecellileridir.

Bir şeyin arkasında Allah’ın hikmeti, ölçüsü, melekûtî yönü ve bizim tam idrak edemediğimiz boyutları bulunabilir demek başkadır; “Ay yapaydır, içi üstür, şeytanî ordu tarafından kullanılır, başka galaksiden getirilmiştir” demek başkadır. Birinci cümle tefekkür kapısıdır; ikinci cümle ise ispat isteyen kesin iddiadır.

Neml sûresinde Hz. Süleyman aleyhisselâm kıssasında Belkıs’ın tahtının getirilmesi haktır. Lakin Kur’ân orada bize “işte bu kuantum ışınlanmasıdır” demez. “Kitaptan ilmi olan kimse”nin Allah’ın izniyle bunu yaptığını bildirir. Biz buradan Allah’ın kullarına olağanüstü ilimler verebileceğini anlarız; fakat bunu bugünkü fizik kavramlarıyla kesin bir teknolojiye bağlamak, tefekkür olabilir ama tefsir hükmü olmaz. Yani “olabilir mi?” diye düşünmek başka, “böyledir” diye hüküm kurmak başkadır.

Aynı şekilde Ay’ın Dünya’ya aynı yüzünü göstermesi de elbette Allah’ın kudretinden bağımsız değildir. Fakat bunun ilmî açıklaması kütleçekim kilitlenmesidir. Biz buna “tesadüf” demeyiz; “Allah’ın koyduğu ölçülü nizam” deriz. Ama bu nizamdan “demek ki Ay bir gözetleme kamerasıdır” neticesi çıkmaz. Çünkü o artık gözlemden çıkan ilmî sonuç değil, ayrıca delil isteyen yorumdur.

Benim üzerinde durduğum nokta tam olarak budur: Tefekkür kapısı açıktır; fakat tefekkür, kesin iddianın yerine geçmez. Allah’ın kudretini, sünnetullahı, melekûtu, bilinmeyen hikmetleri inkâr etmeyiz. Lakin gaybî bir varlık, şeytanî ordu, metafizik saldırı merkezi veya Ay’ın yapay oluşu gibi iddialar ortaya konulacaksa, bunlar ya sahih nassla ya da denetlenebilir ilmî delille desteklenmelidir.

Bu sebeple senin “ihtimal olarak tefekkür edilebilir mi?” dediğin yere itirazım yoktur. İtirazım, ihtimalin kesin bilgi gibi sunulmasına ve âyet-hadislerin bu kesin iddiaya delil yapılmasına yöneliktir. Çünkü Kur’ân’ın vakarı da, hadisin hürmeti de bunu gerektirir.

Kâinat Allah’ın kitabıdır; Kur’ân da Allah’ın kelâmıdır. Bu iki kitabı beraber okurken hayretimizi koruruz, fakat ölçümüzü de kaybetmeyiz. Bilmediğimize “bilmiyoruz” demek ilimdendir. İhtimale “ihtimal”, delile “delil”, gayba da “gayb” demek usûlün selâmetidir.

Zarif ve edepli cevabın için tekrar teşekkür ederim değerli kardeşim...

Hocam, meseleyi getirdiğiniz bu net, yapıcı ve usul merkezli nokta için kalben teşekkür ederim. :)
"Tefekkür, kesin iddianın yerine geçmez. İhtimale ihtimal, delile delil, gayba da gayb demek usûlün selâmetidir" sözünüz, bu tartışmanın en kıymetli kazanımı ve asıl mihenk taşı oldu benim için.
Haklısınız; tefekkür dünyasında zihne açılan pencereler ne kadar heyecan verici olursa olsun, bunu nassın (ayetin, hadisin) yerine koymak veya kesin bir tefsir gibi sunmak Kur’ân’ın vakarına da, ilmin ciddiyetine de uymaz. Hadiseyi "kesin hüküm" zemininden çıkarıp, sizin de müsaade ettiğiniz o "ihtimal dairesindeki tefekkür" sınırına çekmekle zaten aradığım doğru zemini bulmuş oldum. Sizin bu hassas terazinizi ve usul dersinizi cebe koyarak, haddini bilen bir hayretle kâinat kitabını okumaya devam edeceğim.
Zaman ayırıp, sabırla ve ilmin vakarına yakışır bir üslupla ufkumu açtığınız için tekrar çok teşekkür ederim. Hak Teâlâ ilminizi ve kaleminizi daim etsin.

Hürmet ve muhabbetle... :)

Alıntı:

Svg Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710742)
Ay'a gidildi mi?

Bence bedenen gidilmedi, ama tayyi mekan yapılarak Ledün ilimi vasıtası ile gidildi. Bu bilgileri alanlar zaten bu bilgilerin kaynağını rabbimizin iziniyle maneviyattan aldıklarını söylüyorlar şekerim.

imas 06.06.26 20:40

Alıntı:

Lonkia Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710743)
Hocam, meseleyi getirdiğiniz bu net, yapıcı ve usul merkezli nokta için kalben teşekkür ederim. :)
"Tefekkür, kesin iddianın yerine geçmez. İhtimale ihtimal, delile delil, gayba da gayb demek usûlün selâmetidir" sözünüz, bu tartışmanın en kıymetli kazanımı ve asıl mihenk taşı oldu benim için.
Haklısınız; tefekkür dünyasında zihne açılan pencereler ne kadar heyecan verici olursa olsun, bunu nassın (ayetin, hadisin) yerine koymak veya kesin bir tefsir gibi sunmak Kur’ân’ın vakarına da, ilmin ciddiyetine de uymaz. Hadiseyi "kesin hüküm" zemininden çıkarıp, sizin de müsaade ettiğiniz o "ihtimal dairesindeki tefekkür" sınırına çekmekle zaten aradığım doğru zemini bulmuş oldum. Sizin bu hassas terazinizi ve usul dersinizi cebe koyarak, haddini bilen bir hayretle kâinat kitabını okumaya devam edeceğim.
Zaman ayırıp, sabırla ve ilmin vakarına yakışır bir üslupla ufkumu açtığınız için tekrar çok teşekkür ederim. Hak Teâlâ ilminizi ve kaleminizi daim etsin.

Hürmet ve muhabbetle... :)



Bence bedenen gidilmedi, ama tayyi mekan yapılarak Ledün ilimi vasıtası ile gidildi. Bu bilgileri alanlar zaten bu bilgilerin kaynağını rabbimizin iziniyle maneviyattan aldıklarını söylüyorlar şekerim.

ibni arabi gezdiği alemleri anlatırken en çok gümüş renkli insanların olduğu alemi sevdiğini söylüyor, bir çok yiyeceğin ağaçlarda yetiştiğini koparıldığı anda yenisinin yerine geldiğini söylüyor, ister hayal kurarak ister çalışarak binaların yapıldığını söylüyor,
isteyen futuhatı mekkiye 2. cilde bakabilir..

Lonkia 06.06.26 20:49

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710746)
ibni arabi gezdiği alemleri anlatırken en çok gümüş renkli insanların olduğu alemi sevdiğini söylüyor, bir çok yiyeceğin ağaçlarda yetiştiğini koparıldığı anda yenisinin yerine geldiğini söylüyor, ister hayal kurarak ister çalışarak binaların yapıldığını söylüyor,
isteyen futuhatı mekkiye 2. cilde bakabilir..

Maşallah üstadım, ben henüz birinci cildin başında satırları sindire sindire ilerlemeye çalışıyorum. Sizin gibi bir üstadın önden gidip bize böyle güzel bilgilerden haber vermesi, arkadan gelen bizler için muazzam bir okuma şevki oluyor. Sayenizde ikinci cilde geçmek için sabırsızlanıyorum. İlminiz daim olsun. :)

HâmûŞî 06.06.26 20:52

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 710746)
ibni arabi gezdiği alemleri anlatırken en çok gümüş renkli insanların olduğu alemi sevdiğini söylüyor, bir çok yiyeceğin ağaçlarda yetiştiğini koparıldığı anda yenisinin yerine geldiğini söylüyor, ister hayal kurarak ister çalışarak binaların yapıldığını söylüyor,
isteyen futuhatı mekkiye 2. cilde bakabilir..

İbnü’l-Arabî hazretlerinin Fütûhât’ta zikrettiği bu bahis inkâr edilecek bir nakil değildir; bahsettiğiniz gümüş renkli insanlar, meyvelerin koparıldığı anda yenilenmesi ve bazı yapıların himmet/düşünceyle meydana gelmesi gibi ifadeler Fütûhât’ın “arz-ı vâsi‘a / geniş arz” bahsinde geçer. Ama İbnü’l-Arabî bu bahsi bizim fizikî dünyamızdaki Ay, kıta, gezegen veya astronomik coğrafya olarak anlatmıyor. Bu bahis tasavvufî müşâhede, berzah ve misal âlemi bağlamındadır. Metinde açıkça bu arzın “insanın çamurdan bedenlerini kabul etmediği”, âriflerin oraya “bedenleriyle değil ruhlarıyla” girdikleri ve bedenlerini bu fânî dünyada bıraktıkları ifade edilir. Bu tek kayıt bile, o anlatıyı fizikî Ay’a, gizli kıtalara veya maddî uzay üssü iddiasına delil yapmayı usûlen düşürür.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:01.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148