HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
(Mesaj 710739)
Değerli kardeşim, bu zarif ve edepli cevabın için ben de teşekkür ederim. Maksadını bu şekilde izah etmen meseleyi daha doğru bir zemine taşıdı. Elbette kâinata yalnız kuru madde gözüyle bakmayız. Bizim nazarımızda kütleçekimi de, yörünge de, Ay’ın menzilleri de, yıldızların nizamı da başıboş “tesadüfî tabiat olayları” değildir; hepsi Allah’ın takdiri, hikmeti ve sünnetullah dediğimiz ilâhî düzenin tecellileridir.
Bir şeyin arkasında Allah’ın hikmeti, ölçüsü, melekûtî yönü ve bizim tam idrak edemediğimiz boyutları bulunabilir demek başkadır; “Ay yapaydır, içi üstür, şeytanî ordu tarafından kullanılır, başka galaksiden getirilmiştir” demek başkadır. Birinci cümle tefekkür kapısıdır; ikinci cümle ise ispat isteyen kesin iddiadır.
Neml sûresinde Hz. Süleyman aleyhisselâm kıssasında Belkıs’ın tahtının getirilmesi haktır. Lakin Kur’ân orada bize “işte bu kuantum ışınlanmasıdır” demez. “Kitaptan ilmi olan kimse”nin Allah’ın izniyle bunu yaptığını bildirir. Biz buradan Allah’ın kullarına olağanüstü ilimler verebileceğini anlarız; fakat bunu bugünkü fizik kavramlarıyla kesin bir teknolojiye bağlamak, tefekkür olabilir ama tefsir hükmü olmaz. Yani “olabilir mi?” diye düşünmek başka, “böyledir” diye hüküm kurmak başkadır.
Aynı şekilde Ay’ın Dünya’ya aynı yüzünü göstermesi de elbette Allah’ın kudretinden bağımsız değildir. Fakat bunun ilmî açıklaması kütleçekim kilitlenmesidir. Biz buna “tesadüf” demeyiz; “Allah’ın koyduğu ölçülü nizam” deriz. Ama bu nizamdan “demek ki Ay bir gözetleme kamerasıdır” neticesi çıkmaz. Çünkü o artık gözlemden çıkan ilmî sonuç değil, ayrıca delil isteyen yorumdur.
Benim üzerinde durduğum nokta tam olarak budur: Tefekkür kapısı açıktır; fakat tefekkür, kesin iddianın yerine geçmez. Allah’ın kudretini, sünnetullahı, melekûtu, bilinmeyen hikmetleri inkâr etmeyiz. Lakin gaybî bir varlık, şeytanî ordu, metafizik saldırı merkezi veya Ay’ın yapay oluşu gibi iddialar ortaya konulacaksa, bunlar ya sahih nassla ya da denetlenebilir ilmî delille desteklenmelidir.
Bu sebeple senin “ihtimal olarak tefekkür edilebilir mi?” dediğin yere itirazım yoktur. İtirazım, ihtimalin kesin bilgi gibi sunulmasına ve âyet-hadislerin bu kesin iddiaya delil yapılmasına yöneliktir. Çünkü Kur’ân’ın vakarı da, hadisin hürmeti de bunu gerektirir.
Kâinat Allah’ın kitabıdır; Kur’ân da Allah’ın kelâmıdır. Bu iki kitabı beraber okurken hayretimizi koruruz, fakat ölçümüzü de kaybetmeyiz. Bilmediğimize “bilmiyoruz” demek ilimdendir. İhtimale “ihtimal”, delile “delil”, gayba da “gayb” demek usûlün selâmetidir.
Zarif ve edepli cevabın için tekrar teşekkür ederim değerli kardeşim...
|