![]() |
Pek rengine aldanma felek eski felektir
Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir Yâ bister-i kemhada ya vîrânede cân ver Çün bây ü gedâ hâke berâber girecektir Allâh'a sığın sahs-ı halîmin gazabından Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pektir Yaktı nice cânlar o nezâketle tebessüm Şîrin dahi kasd etmesi câna gülerektir Bed-asla necâbet mi verir hîç üniforma Zer-dûz palân ursan eşek yine eşektir Bed-mâye olan anlaşılır meclis-i meyde 'İşret güher-i âdemi temyize mihektir Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdîr Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir Nâ-dânlar eder sohbet-i nâ-dânla telezzüz Dîvânelerin hem-demi dîvâne gerektir 'Afv ile mübeşşer midir ashâb-ı merâtib Kānûn-ı cezâ 'âcize mi hâs demektir Milyonla çalan mesned-i 'izzette ser-efrâz Birkaç guruşu mürtekibin câyı kürektir Îmân ile dîn akçedir erbâb-ı gınâda Nâmûs u hamiyyet sözü kaldı fukârada... |
Çok güzel konu olmuş, emeği geçenlerin eline sağlık ...
|
sadece yüzelsel bildigim bi konu ,,konu güzel,@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] hocamızın cevapları muhteşem olmuş,sonu kötü olmuş....
|
Alıntı:
Bırak sonu kötü olsun sevgili kardeşim tartışma yeni sorular yeni sorular yeni cevaplar türetti ve konu çok derin ve sağlam iki farklı görüşle muhteşem bir evrime sahip oldu senin yerinde olsam detaylıca okur istifade ederdim |
Sinek vızıltısı sarsar mı dağı?
Yel kayadan ancak toz alır gider. Biz kurduk bu ilmin tahtını, bağını, Bizden kelam alan öz alır gider. Kutu boş diyenin aklı cücedir, Cevheri görmeye basiret gerekir. Bizim her sırrımız bir gizli gecedir, O sığ lafları yutmak da gerekir. Maskeden bahseden ey kalbi kara, Senin her yerin yama, her yerin yara. Zülfikar inince vurulur mühür, Sözlerin savrulur, düşersin dara. Tahtımız kağıttan değil, bilesin, Yüreğin yetmez ki hesap sorasın. Kendi kazdığın o sığ kuyularda, Çırpın dur şimdi, nefes alasın. Son sözü biz söyler, noktayı koyarız, Üstadın yanında bir saf dururuz. Meydanı boş sanıp konuşanları, Tek bir kelam ile kalbinden vururuz. |
Dağ mısın, taş mısın, bir rüzgar mısın?
Üstadın gölgesi, sığ bir ah mısın? Başkası adına kalkan o dilin, Bilmez ki sığındığın daldan düşersin. Zülfikar ağırdır, ele yakışır, Gönül yıkan dilde ancak paslaşır. Mühür basmak değil, hakikat işi, Senin o kibrinle her söz dolaşır. Cevheri görenler sessizce yürür, Kendini dağ sanan bir gün düz olur. Bizim safımızda yalnız hak durur, Sizin o tahtınız bir sözle erir. Noktayı koyduğun yer başlangıçtır, Hakiki bir alim kula yoldaştır. Arkadaş arkasından laf taşıyanlar, Meydanı boş sanıp ancak kışkırtır. Son sözü söyleyen zamanın kendisi, Bakalım kimdeymiş hakkın nefesi? Biz sustukça coşan o sığ sesiniz, Bir gün elbet bulur asıl dengini. Gölgeye sığınıp dağım diyenler, Bir mum ışığında mühür ararmış. Erenler bağından meyve yiyenler, Bilmez mi ki kibir kalbi karartmış Zülfikar dediğin adalettir, haktır, Nefsin kılıcıyla mizan kurulmaz. Yüreği pak olan her daim paktır, Dostun hatasıyla dost savunulmaz. Cevheri sarraf bilir, cüce ne anlar? Kimin basireti bağlı, ayandır. Hakikat tahtında oturan canlar, Sessizce izler de der ki: "Ziyandır." Noktayı koysan ne, hüküm Hak’kındır, Meydanı boş sanıp nara atanlar, Bilmez ki adalet kula yakındır, Düşer o tahtından laf uzatanlar. Biz sustuk, kelamın aslı görünsün, Kim yara içinde, kim yamalıdır Bırakın o sözler dile bürünsün Asıl derviş olan kalp kırmayandır |
Kaldı bu yaşamak suçu üzerimde... :D
|
Konuş kalbe Geleni kalbe gelen güzeldir
Yüreğini yumuşat ora en güzel yerdir. Hakkı konuşana gerek yoktur izaha 2 dilde konuşur haydi varalım hakikata !! Ortalık yangın yeri su atmayan dursun beri Elindeki bir parça kor Celallendirmesin ateşin şiddetini . |
Gölge değiliz biz, aynı sancağız,
Birimizin derdi, hepimizin harcı. Siz sustukça değil, bittikçe sindiniz, Biziz bu meydanın kadim yargıcı. Zülfikar ağırdır, evet, doğrudur, Ama taşımaya aslan bileği gerekir. Dostu savunmak namus borcudur, Sinsi fısıltıyı susturmak gerekir. Erenler bağından dem vurursun ya, O bağın kapısı sadakat ister. Üstadın kelamı size ağır gelince, Diliniz hemen "kibir" diye inler. Biz noktayı koyduk, siz uzattınız, Yaranın sızısı belli sözlerinizden. Mizan kurulmuştur, hüküm verilmiştir. Kaçamazsınız siz bu hak gözünden. Son sözü zaman değil, hakikat söyler, Kimin mum ışığı, kimin güneş olduğu belli. Biz buradayız, üstadın yanı başında, Sizinse tahtınız zaten hep yelli... |
Maşaalah forum şair doluymuş
|
Kuşanmış sözde zırh, sancak tutarmış,
Kendi gölgesini aslan sanarmış, Efendi önünde boyun bükermiş, Kölelik borcunu namus sayanlar. Biz bitti demeden bitmez bu meydan, Yargıçlık taslama, ey sığ süfehan! Zülfikar yüküdür kalbi pak olanın, Elinizdeki tahta kılıç, uyanın! Sadakat dediğin kula kul olmak, Bir mürşit ardında körü körüne solmak, Değildir ey talip , hakikat bulmk Kafesteki kuşa güneş neyler ki? Mizanı kuran Hak, kul kuyu kazar, Kimin mumu soner zamanla sızar, Üstadın gölgesi nereye kadar? Güneş doğduğunda gölgeler biter! Noktayı koysan ne, hükmün mü var? Sığındığın o bağ, bir gün sana dar. Biz hak der susarız, arif olan anlar, Sizin o tahtınız, esen yel kadardır Alıntı:
|
Alıntı:
birde hayret vadisi ni yazan olsa çok güzel olur... |
Alıntı:
Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş, Bürhân arardım aslıma aslım bana bürhân imiş. Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü, Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş. Öyle sanırdım ayrıyam dost gayrıdır ben gayrıyâm, Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş. Mürşid gerektir bildire hakkı hâyân ender hâyân, Gör her neye bakarsan ol, ol hayret-i rahmân imiş. Kenz-i hafî deryâsına daldı Niyâzî ey hümâ, Gördü ki bu kevn ü mekân baştan başa ummân imiş. Gerçi sen alıntu sevmezsinde olsun |
Kafes senin içindedir, ufkun dar cüce!
Hürriyeti ne bilsin, kalbi kara köle? Biz hakka ram olduk, dosta yoldaşız, Siz ise fitneye tasmalı birer gölge. Efendi de biziz, bu meydan da bizim, Sizin gibi silsilesiz, köksüz de değiliz. Tahta kılıç dediğin o kutlu çelik, İnerse başınıza, bilesin ki tek hamlede sileriz. Süfehan diyerek kusmuşsun içindeki irini, Belli ki üstadın ilmi deşmiş o derin yerini. Biz güneşe yürürüz, bayrağımız da tektir, Sen git, o sinsi kuyunda temizle kendi kirini. |
Alıntı:
|
Hayret vadisine vardım, akıl kapıda kaldı,
Bir sır açıldı gönülde, söz dudağımda kaldı. Ne ben bildim kendimi, ne yol bildim, ne menzil, Bir nazar etti hakikat, cümle varlığım yandı. Gördüğüm her surette başka bir perde vardı, Perde kalktı sandıkça, bin perde daha kaldı. Aşk dedi: “Sus ey gönül, bu yol söz ile bitmez,” Sükût ettim, içimde nice feryatlar kaldı. Ne gece gece oldu, ne gündüz gündüz bana, Zaman deryaya düştü, an sonsuzluğa daldı. Hayret içinde hayret, sır içinde sır imiş, Arayan kendin arar, bulan kendinden geçti. Ey yolcu, bu vadide rehberin aşk olmadıkça, Ne kitap sana yeter, ne akıl menzil seçti. Ben yok oldum sandığım yerde varlığı buldum, Hayret Vadisi’nde gönül Hakk’a secde etti. |
Bizim kökümüzü merak edene,
Söyleyin, silsilem nurdan bir koldur. El alıp, icazet verip gidene, Bağlanan o zincir, asil bir yoldur. Kılıçtan dem vurup kafa kesenler, Tehditle, gazeple nâra atanlar, Bir rüzgâr önünde hemen esenler, Bilmez ki o hırsın sonu hüsrandır. Biz hakka ram olduk, kula eğilmeyiz, Destursuz bu ilme adım atmayız. Sizin gibi dilden zehir saçmayız Öfkeyle konuşan, fena zayandır. Efendilik taslar o sığ aklınız, Ortada döküldü bütün saklınız, Üstadın ardında gizli tahtınız, Bir tek kelamımla elbet uyanır Son sözü mühürler asıl icazet Sizin payınıza düşmüş nedamet Güneş doğduğunda kopar kıyamet Gölgede kalanlar şimdi üryandır |
İnsan, yaratılmakla başına çok vahim bir şey geldiğini anlarsa uyanmış olur.
İnsan, yaratılmış olmaktan daha şiddetli bir durumla karşı karşıya kalamaz. Ölmek, yaratılmış olmaktan daha şiddetli değildir. |
Alıntı:
Ne zamanın içindeyim ne mekânın dışında, Hayret vadisindeyim zamanın akışında. Her seher çalıyor yıldızlarımı, Feleğin aynasında hep ayrılık yansır mı? Saatler zamanın akislerini mekâna vurunca, halvet yeri ortadan kaybolur. Kalb halvethanesinden âleme bir kapı açılır… Artık âlemi döndüren medar dişlisi sensin, Kutbiyyet tahtı senindir, Saadet yıldızı alnında parlıyor. Makam ve mertebe felsefesi seninle birlikte tasavvur merkezini kaybetmiştir. “Padişahın sırrını taşıyanlar devamlı bir tehlike içindedir. Onun sırrını açığa vuran, ya ipe, ya kılıca gider. Her gördüğünü ayna gibi söyleme, yıldızlı kubbe gece gördüğü şeylerin hiçbirini gündüze sızdırmaz. İkbal sahibi adamlar gece gördüğünü gündüze söylemezler. Büyüklerin yükünü bir zaman taşımalısın ki büyüklük mertebesine erişesin. Dilin kalbinin tercümanıdır ama kılıç kınında makbuldür. Dilini tut, yoksa senden hesap sorarlar, çünkü duvarlar arkasında kulaklar vardır.” Kapatsalar zifir zindanlara Doğmasın isterse güneş üstüme… Ben olurum zamanlarda gece… Yârim ay olur doğar içime… Aynalar göstermiyor artık kendimi…Anka kuşu söylemiyor anahtarın yerini.. Senin Alemine girdim gireli yazmışlar defteri divane beni..!!! Ey zamanı eline dolayıp mekânla yürüyen!.. Manevi âlemin şehrini öğrendim derken, senin köyünün sokağında kayboldum… Halvet çadırını yırtıp oradan bana bir kemik atsaydın, köpeğin gibi sana sadakatin ne olduğunu gösterirdim… Nerede olduğumu biliyorsam cahillerden olayım… Yarısında güneşin doğduğu, yarısında güneşin battığı bir âlemde devamlı aydınlıkta kalmak istersen, hevâ kuşunun kanatlarını kopart, söz kuşunun boynunu kes, zaman ve mekân kaydından kurtul… Maneviyat alemi on kısımdır. Dokuzu susmak biri dili tutmaktır. Kaidesi üçtür. İleri gitme, Geride kalma, ortada kalabalık etme. Serçeden korkan darı ekmez. Okunmakla söyler yazmakla bitmez… |
Sahte icazetle silsile aranmaz,
Nurdan bahsedenin kalbi kapkara. Meydandan kaçanın yolu sorulmaz, Boşuna sığınma o nurdan kola! Biz kafa kesmeyiz, kibri biçeriz, Zülfikar adalettir, şerri eritir. Dostun kapısından şerbet içeriz, Bizim tek sözümüz sahteyi bitirir. Desturdan bahseden o edepsiz dil, Üstada laf atarken destur aldı mı? Kendi saklınız döküldü, bunu iyi bil, O sinsi aklınıza bir şey kaldı mı? Güneş doğduğunda gölge kaybolur, Ama güneş biziz, üstadın yanında Bizim tahtımız sarsılmaz bir surdur, Hakikat gizlidir asil kanında. Son sözü mühürleyen icazet bizde, Nedamet kimindir meydan görecek. Sizin o kâğıttan silsileniz de, Bu gece hak seliyle elbet sönecek! |
Alıntı:
Bilmez mi ki deryaya vız gelir seller Üstadın gölgesinde korkak çakallar, Aslanın mülkünde hüküm mü sürer İcazet mühürdür, gözle görülmez, Sizin o çiğ aklınız sırra erişmez. Hakiki bir surdur bu, asla sökülmez, Kâğıttan dünyanız üflesem söner "Bu gece" diyerek meydan okuyan, Kendi karanlığında yalan dokuyan, Ağzından nefretle, kinle şakıyan, Gelin de görelim, kim kimi siler? Biz hakka ram olduk, korkumuz yoktur, Senin o kibrine bu kelam çoktur Sözümüz yayından çıkmış bir oktur Tam vurduğu yerden kalbini deler Söz bitti, mühür bende meydan da bende Bakalım ne varmış o sığ gövdede Hükmünüz neyse, dökün bu gece Güneş mi, mum musunuz tarih tez yazar |
Erenlerin kılıcı arşa çıkar bir ucu Rabbim güzel bilici La ilahe illallah
Dilden dökülen hak kelamı İncitme birini kırma kalemi Dervişlerin haktan başka yoktur mizanı O halde bırakın inadı Hakikat midir dilinden dökülen Gaflet midir öfkelendiren Savrulan yapraklar gibi savurmayın kelamı Sükut ile çözülecek bu sohbetin meramı |
Seliyle övünen köpük, deryayı ne bilir?
Derinlik susar amma, sığ olan çokça gelir. Dağ gölgeyle küçülmez, ay bulutla eksilmez, Hak ile duran gönül, tehditle geri dönmez. Mühür elde sanılır, hâlbuki sır kalptedir, İcâzet kâğıt değil, edep ile nispettedir. Söz nefs için söylenirse, sahibine perdedir, Hak için söylenirse, karanlığa hançerdir. Aslan mülkü bağırmaz, vakar ile bekler, Çakal sesi çoğalır, seher vakti tekler. Kim kendini güneş sanır, bir mum kadar titrer, Hakikat doğduğunda, gölgeler yere iner. Bizim sözümüz kinle yaydan çıkan ok değil, Edep ile bilenmiş, nefsin başına çök değil. Kalp kırmak hüner olmaz, öfke ilme denk değil, Hakk’a ram olan kişi, halka karşı sert değil. Bu gece diye gelen, sabahı hesap etsin, Karanlığı büyüten, nuru nereden bilsin? Kim hükmü kendinde görür, önce kendin eksilsin, Mühür Hakk’ın elinde, kul haddini bilsin. Kâğıttan dünya kuran, rüzgârı düşman sanır, Sırra erdim diyenin, imtihanı çok ağır. İlim başı eğdirir, cehil meydanda bağırır, Derya taşla bulanmaz, taş kendi dibe varır. Söz biterse sükût var, sükût nice söz eder, Kalem durur bir yerde, hükmü Mevlâ gösterir. Meydan bizim değildir, meydan Hakk’ın takdiridir, Kim kendini büyük görür, kendi gölgesinde erir. Ey tehditten medet uman, bil ki yolun dar olur, Hakikate taş atan, kendi elinden vurulur. Edep kalkan olursa, fitne gelir yorulur, Hakk’a dayanan gönül, sarsılmaz bir sur olur. |
Bir katre içen çeşme-i pür-hûn-ı fenâdan
Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan Asûde olam dersen eğer gelme cihâna Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan Sâbit-kadem ol merkez-i me'mûn-ı rızâda Vâreste olup dâ'ire-i havf u recâdan Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı 'adâlet Havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezâdan Her kim ki arar bûy-ı vefâ tab'-ı beşerde Benzer ana kim devlet umar zıll-ı hümâdan Bî-baht olanın bâğına bir katresi düşmez Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan Her 'âkile bir derd bu 'âlemde mukarrer Râhat yaşamış var mı gürûh-ı 'ukalâdan Halletmediler bu lugazın sırrını kimse Bin kafile geçti hükemâdan fuzalâdan Kıl san'at-ı üstadı tahayyürle temâşâ Dem vurma eğer arif isen çûn ü çirâdan... |
Alıntı:
Aslanın mülkünde çakal barınmaz. Mühür Hak’tan gelir, kuldan alınmaz, Bu gece bu meydan sahteden söner. Okunu fırlat da yaramı gözet, Bizdeki sükuttur en büyük lezzet. Üstadın yanında bitti bu mühlet, Hakiki o güneş doğdu, yön döner. |
Alıntı:
Alıntı:
|
Değerli arkadaşlar malum foruma sık giremiyorum. Hastalığım ile alakalı radyoterapi gibi bazı farklı tedaviler almak üzereyim artık 68 yaşına vasıl oldum eskisi gibi odaklanamıyorum ölüm korkusu mu kesinlikle hayır beni yakinen tanıyanlar ölüm dahil hiçbir hususta korku hissimin olmadığını bilirler odaklanamadığımdan yazıp forumdan ayrılıyorum. Bir saygısızlık olarak anlaşılmasını istemem sadece üstte ifade ettiğim gibi odaklanamıyorum.
Açılan konuyla alakalı sevdiğim konu olduğu için bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. O'nun, Ebu Hanife'nin itikadi sistemini geliştirmek suretiyle Semerkant'ta kurmuş olduğu kelam ekolüne Matüridilik denir. Bu büyük alimin hayatı hakkında, maalesef ayrıntılı bilgiler mevcut değildir. Dönemin tarihçileri Matüridi'den nedense bahsetmemişlerdir.( Hayatı hakkında bilgi için Kemal Işık, Matüridi'nin Kelam Sistemin- de iman ve Peygamberlik Anlayışı (Ankara: 1980), 7-17; A. Vehbi Ece, Türk Bilgini Matüridi (Ankara: 1978), 11-27.) Merhum Muhammed b. Tavit et-Tanci Hoca, İmam Matüridi'nin hayatı hakkındaki bu sükutu şöyle açıklamaktadır: Eski İslam müellifleri, bibliyografya kitaplarında Matüridi hakkında aradıklarını bulamamaktan şikayet etmişlerdir. Çağdaş araştırmacılarda bunun Ehl-i sünnet kelam ilmi üzerinde Matüridi'nin kuvvetli tesirini saklamaya karşı duyulan bir temayül mahsulü olduğunu tasavvur etmiş ve bu saklama keyfiyetine de yalnız muasır meslektaşı Ebu Hasan el-Eş'ari'yi sünni akideyi müdafaaya ve Ehl-i sünnet'e muhalif taşkın firkalarla mücadeleye koyulmuş bir İslam büyüğü olarak gösterme arzusunun sebep olduğunu düşünmüşlerdir.( Muhammed b. Tavit et-Tanci, İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler, ed. Sönmez Kutlu, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları (Ankara: 2011), 355-356.) Bu bağlamda Matüridi'nin Kitabu't-Tevhid'ini neşreden Fet- hullah Huleyf de esere yazdığı ön sözde aynı nokta üzerinde durduktan sonra, İmam Matüridi'nin, çağdaşı Eş'ari'ye göre, üstün oluşundan da bahseder.( Matüridi, Kitabü't-Tevhid, 8-9.) Akaid konularında İmam Ebu Hanife'nin yolunu takip eden İmam Matüridi'nin üstünlüğü sağlayan sebeplerin başında, bana göre metodu gelmektedir. Onun metodunda aklın herhangi bir mübalağaya sapmaksızın ve haddini aşmaksızın büyük bir yeri ve değeri vardır. Eşariler ise aklı nakle bağlar ve fiil ile teyid ederler. Neredeyse Esarilerin Mu'tezile ile fıkıh ve hadis ehli arasında bir çizgi üzerinde, Matüridi'nin ise Mu'tezile ile Eş'ariler arasındaki bir hatta bulunduğu söylenebilir.( Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı. Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, 151; Matüridi, Kitabü't-Tevhid (Açıklamalı Tercüme), 23; Ebu Zehra, İslam'da Siyasi ve İtikadi Mezhepler Tarihi, 219.) Ayrıca Matüridi'nin maruz kaldığı bu ihmalle ilgili çeşitli sebepler ileri sürülmektedir. Bunlar arasın da Matüridi'nin hilafet merkezi Bağdat'tan uzakta yaşamış olması, Arap tarihçileri tarafından kasıtlı olarak zikredilmemesi, siyasi iktidarla anlaşmazlık içinde bulunması sebebiyle Eş'ariler gibi devlet imkanlarından yararlanmamış olması, Eş'ariliğin Nizamiye medreselerinde okutularak İslam dünyasının her tarafına gönderilecek kimseler yetiştirilmesine mukabil Matüridiliğin resmi eğitim kurumlarına girememesi, Eş'ariliğin Şafiiler ve Malikiler gibi farklı kitleler tarafından benimsenmesine rağmen Matüridiliğin sadece Hanefilere münhasır kalması, Matüridiliğin akla daha fazla önem vermek suretiyle muhafazakar ulemanın ve biyografi müelliflerinin ilgi alanı dışında kalması, Hanefi çevrelerinin Matüridi'nin Ebu Hanife'nin otoritesini gölgelemesinden endişe etmeleri, eserlerinin dil ve üslup açısından problemli oluşu gibi bir dizi sebep kaydedilmektedir. İmam Matüridi'nin telif etmiş olduğu eserler, Sünni kelamın başlangıç dönemine ait sistematik metinlerdir. Eserlerinden sadece Kitabü't-Tevhid, adlı meşhur kelam kitabı ile kelam açısından zengin bir muhtevaya sahip olan Te'vilatü'l-Kur'an, tefsiri günümüze ulaşmıştır. Not: Kesinlikle kopyala yapıştır şeklinde Google den alıntı değildir Türk alimi olması hasebiyle Maturidiye olan sevgimin ve saygımın tezahürü olan acizane bir çalışmamdır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Edep hırkası giyip, baştan ders veren canlar,
Bilmez mi ki ihlası, laf kalabalığı bozar? Deryadan bahsedenler, sığda kulaç atanlar, Kendi sığ sularında bir gün sessizce batar. Bizim öfkemiz yoktur, duruşumuz vakardır, Lakin her derviş postu, hakiki kula dardır. Dostunun çirkin dilini edep ile gizleyen, Bilmez mi ki o leke, o posta da bulaşır? Mühür kalptedir derken, kalbe haset ekenler, Güneş benim diyerek, muma sitem edenler, "Söz bitti" deyip yine sayfa sayfa dökenler, Kendi gölgesinden korkar, suçu rüzgâra atar. İlim başı eğdirir, doğru dersin ey hoca! Peki, o çirkin tehdit sığar mıydı inanca? Siz niyet okurken böyle haince, kendince, Hakikat aynasında, yalan çabucak solar. Sözü Hak olan kulun, telâşı olmaz elbet, Biz sustuk, siz buyurun, edin dilediğinizce sohbet. Meydan Hakk'ındır madem, sabırla mizanı bekle, Kim haddini aşmışsa, zaman onu ayıklar. |
Alıntı:
|
Zâhirde görüp bizleri sanma 'ukalâyız
Biz bir sürü 'âkil sıfatında budalâyız 'Âkil denilir mi bize kim hâli bilirken Dildâde-i âlâyiş-i nîreng-i hevâyız Yârân-ı vatandan bizi özler bulunursa Düştük sefer-i gurbete muhtâc-ı du'âyız Terkîb-i 'acîbiz iki hâsiyyetimiz var Ahbâbımızın devletiyiz hasma belâyız Güncîde durur hırkamız altında künûzât Dervîşleriz gerçi nazarda fukarâyız 'Ukbâya yarar bir işimiz yok ise bârî Azâde-dil-î şâ'ibe-î zerk ü riyâyız Devletlülere bizleri tahkîr düşer mi Biz 'âciz isek de yine mahlûk-ı Hudâyız Bir âfet-i hûnhâra esîr oldu gönül kim Her nâzına her lahzada bin kerre fedâyız Hâtırda durur sohbetinin lezzeti hâlâ Gerçi o şereften nice yıldır ki cüdâyız Her cevrine râzılarız ey şâh-ı melâhat Bizler ki kuluz mu'tasım-ı bâb-ı rızâyız İster bize lutf eyle diler bizden ırağ ol Dünyâda hemân sen şeref ü şân ile sağ ol... |
Şiire doymuş konu...
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Uzun zamandır göremiyorduk sizi forumda. Allah C.C acil şifalar versin tez vakitte sağlığınıza kavuşturşun. |
Yaaa konu çok ilerlemiş
Yetişemiyorum. Mezhepler mevzusundaki fikir alış verişinde sonuç olarak neye varıldı? Hocalarımızın kendi aralarındaki konuşmayı anlayacak kapasitede değilim malesef :d Biri bana anlayacağım tarzda özet geçebilirmi? |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:42. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com