![]() |
Hak mezhebler nelerdir?
Bende soruyorum , herkes bilgisini ortaya koysun
Ehli sünnete göre kaç tane hak mezheb vardir? Bu hak mezhebler nelerdir? |
Alıntı:
4 büyük Hak mezhep vardır. 1.) hanefi meshebi; Kurucusu imam-ı Azam ebu Hanife dir. Kuran ve hadise çok önem verir ayrıca büyük islam alimlerinin yorumlarınada kulak verir. Fetva verirken bu üçünü gözden geçirir. Ehli sünnnet çizgisinde ilerler 2.) Şafi meshebi ; Kurucusu imam şafidir Fetva verirken sanırım ayetleri hadisleri ele alıyor sadece. Anne annem şafidir ama hiç sormadım ona mezhebinin nasıl bir şey olduğunu bu sebeple bilgim kısıtlı. Ve sanırım sünnetleri kişinin tercihine bırakıyor. Hanefide sünnet namazları farz gibidir yani kılınmaya mecburdur ama şafiler canı isterse kılar istemezse kılmaz onlar için bir mecburiyet yoktur. Onlarda köpeğe dokunmak yasaktır haram kabul edilir. Hanefide ise köpek necistir ellenirse eller yıkanır olur biter ama şafide köpek ellenirse kırmızı toprakla yıkamak şart koşulmuştur. Hanefilerde deniz ürünlerinden yalnızca balık yemek caizdir. Şafilerde ise her türlü deniz canlısı yenebilir. 3.) Hanbeli meshebi; Kurucusu imam Ahmed bin hanbeldir. Bu mezhep hakkındaki bilgim çok az Onuda sizin sayenizde öğrenmiştim. Hanbeli meshebi ayet ve hadisleri ele alıyor ve islam alimlerinin sözlerini arka planda tutuyor. Yani fetva verirken ayet ve hadise göre veriyor. 4.) maliki mezhebide var ama onu bilmiyorum. Birde siz hanbeliye geçerseniz bende geçerim |
Alıntı:
Maturidi ve eşari diye itikadda 2 mezheb daha var Bu mzhebler nedir? |
Alıntı:
Müslümanların günlük hayatını, ibadetlerini ve hukuki işlerini düzenleyen, Ehl-i Sünnet'in üzerinde icma ettiği 4 hak fıkıh mezhebi şunlardır: Hanefî Mezhebi: İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin içtihatlarına dayanır. Akıl ve nakil dengesini en iyi kuran, seninle az önce konuştuğumuz o fıkhi nizamın kurucusu olan mezheptir. Şâfiî Mezhebi: İmam Şâfiî’nin usulüne dayanır. Sünnetin ve hadislerin fıkhtaki yerine çok sıkı şartlar getirir. Mâlikî Mezhebi: İmam Mâlik bin Enes’in içtihatlarıdır. Medine halkının amelini (yaşayışını) çok güçlü bir delil kabul eder. Hanbelî Mezhebi: İmam Ahmed bin Hanbel’in ekolüdür. Nasslara (Ayet ve hadislere) en zahiri ve en katı şekilde bağlı olan fıkıh mezhebidir. 2. İtikadda (Akaidde) Hak Mezhepler (İki Ana Ekol) İşin inanç, kader, sıfatlar ve zaman gibi kelami boyutuna geldiğimizde, Ehl-i Sünnet'in sarsılmaz iki kalesi vardır: Matürîdî Mezhebi: İmam Ebû Mansûr el-Matürîdî’nin sistemleştirdiği inanç ekolüdür. Özellikle akla, cüzi iradeye ve kulun fiillerindeki seçimine çok net bir alan açar. (Bizim Türkiye coğrafyasında, Hanefilerin tabi olduğu ekoldür). Eş'arî Mezhebi: İmam Ebû’l-Hasan el-Eş'arî’nin kurduğu ekoldür. Hadis ve sünnet çizgisini kelam dünyasında savunan, şer'î hükümlerde nakli bir adım öne çıkaran kaledir. |
Genelde klasik cevap, fıkıh ve amelde 4:
Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli İtikadda 3: Maturidilik, Eşarilik (Mutezileye yakın olmayan taraf), Selefilik/Ehl-i Hadis olduğu yönündedir. Fakat ehl-i sünnetten olmayıp, ehl-i sünnet sayılmayıp çok yakın kabul edilen farklı mezhepler de vardır mesela Haricilerin İbadiyye kolu, şii'lerin Caferilik (imameti masum kabul etmeyen kolları) ve Zeydilik kolları gibi. Bu teorik bilgi. Günümüzde ise çoğu insan ne yazık ki itikadda Cebriyye veya Mutezile kafası gidiyor ama hiç farkında değiller. Amelde ise bu 4 mezhebin arasındaki farklılıklardan ve içtihattan bir haberler. Cehaletin mazeret olmasını umuyoruz yoksa itikadi açıdan büyük problemler ve ihtilaflar var aslında. |
Alıntı:
4 mehepten hangileri Maturidi veya eşariyi kabul ediyor? |
Alıntı:
Şâfiî Mezhebi: Tamamı Eş'arî ekolünü kabul eder. İmam Şâfiî'nin fıkıh usulü ve nakil anlayışı, İmam Eş'arî'nin akaid sistemiyle birebir örtüşür. Mâlikî Mezhebi: Tamamı Eş'arî ekolünü kabul eder. Kuzey Afrika ve Medine ekolünün inanç esaslarındaki yorumu Eş'arî çizgisiyle birleşmiştir. Hanbelî Mezhebi: Bu mezhep istisnai bir duruma sahiptir. Hanbelîlerin çok büyük bir kısmı ne Matürîdî'yi ne de Eş'arî'yi kabul eder; onlar doğrudan doğruya kelam ilmini tamamen reddedip kendilerine Selefiyye / Eseriyye (Gelenekçi/Hadisçi ekol) derler. Ancak Hanbelî alimlerinin içinden kelam yöntemini seçen çok küçük bir azınlık Eş'arî çizgisine yakın durmuştur. |
Alıntı:
Hanefi maturidi Şafi ve maliki eşari İmamı azamın , imamı şafinin, imamı malikinin İtikadi konularda problemleri mi var ki bu 3 mezhebe tabi olanlar maturidi veya eşari yi kabul etmek zorundalar? Misal şafi birisi ben lafitim ama eşariyi kabul etmiyorum derse ne olur? |
Alıntı:
Hâşâ ve kellâ! İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî ve İmam Mâlik Hazretleri’nin itikadda zerre kadar bir problemleri, eksiklikleri ya da şüpheleri yoktu. Onlar Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ve Sahabe-i Kiram’ın inanç çizgisini (orijinal Ehl-i Sünnet inancını) kalplerinde ve amellerinde tertemiz taşıyan Asr-ı Saadet’in hemen ardındaki nurani nesillerdi. Peki, o zaman neden bir Hanefî "Matürîdî'yim", bir Şâfiî "Eş'arî'yim" demek durumundadır? Tedvin ve Sistemleşme Farkı: Mezhep imamlarının yaşadığı dönemde (Hicri 2. asır), henüz İslam dünyasına Yunan felsefesi, Mu'tezile sapkınlığı ya da inkârcı akımlar bu kadar yoğun saldırmamıştı. İnanç saf ve berraktı; felsefi tartışmalara, mantık oyunlarına gerek yoktu. İmam-ı Azam Fıkhu’l-Ekber gibi eserlerinde inanç esaslarını ana hatlarıyla yazmıştı ama bu henüz kurumsal bir "kelam mezhebi" haline gelmemişti. Ordu İhtiyacı: Hicri 3. ve 4. asırlara gelindiğinde, dışarıdan gelen felsefi akımlar ve içerideki sapkın fırkalar (Mu'tezile, Cehmiyye) akıl oyunlarıyla Müslümanların inancını sarsmaya başladı. İşte tam bu dönemde İmam el-Eş'arî ve İmam el-Matürîdî sahneye çıktılar. Onlar yeni bir din veya yeni inanç kuralları uydurmadılar! Onlar, İmam-ı Azam’ın ve İmam Şâfiî’nin zaten inandığı o saf akideyi, mantık, kelam ve delil silahlarıyla donatarak sistemleştirdiler ve birer bilim dalı haline getirdiler. Netice: Bir Hanefî "Ben Matürîdî'yim" dediğinde, "Ben İmam-ı Azam'ın inancını bırakıp Matürîdî'ye uydum" demez; "Ben İmam-ı Azam'ın inancının, İmam Matürîdî tarafından felsefecilere karşı müdafaa edilmiş, sistemleştirilmiş halini savunuyorum" der. Yani Matürîdî ve Eş'arî, mezhep imamlarının inanç çizgisinin koruyucu kalkanlarıdır. Usulü ve Istılahı Bilmiyorsa (Avam İse): Eğer sıradan bir Müslüman (avam), kelam ilminin bu tarihi derinliğini bilmediği için "Ben Şâfiî'yim, fıkhımı İmam Şâfiî'den alırım ama Eş'arîlik falan anlamam, kabul de etmiyorum" diyorsa, bu adam dinden çıkmaz, günahkar da olmaz. Çünkü avamın görevi kelam tartışmalarına girmek değil, amel etmektir. O adam zâten farkında olmasa bile İmam Şâfiî'ye uyduğu için özünde Eş'arî çizgisine paralel bir inanç taşımaktadır. Onun bu reddi sadece terminolojiyi bilmemesinden kaynaklanan bir cehalettir. B) Bilerek ve İdeolojik Olarak Reddediyorsa (Selefî/Vahhâbî Kafasıysa): Eğer bir kimse ilim iddia edip, "Ben Eş'arîlerin ve Matürîdîlerin Allah'ın sıfatları hakkındaki tevil metodunu (mesela Allah'ın eli ifadesini 'kudret' olarak açıklamalarını) reddediyorum, onları sapkın görüyorum" diyerek Eş'arîliği dışlıyorsa: Bu kişi fıkıhta Şâfiî mülahaza edilse bile, itikadi olarak Ehl-i Sünnet vel Cemaat omurgasından çıkmış, Gayr-ı Sünnî (Selefiyye/Eseriyye veya Haşeviyye) çizgisine kaymış olur. İslam alimleri (özellikle Tâceddin es-Sübkî gibi dev Şâfiî fakihleri Tabakâtü’ş-Şâfiiyye adlı eserinde) açıkça ilan etmişlerdir ki: Şâfiî mezhebinin usulü ile Eş'arî akaidinin usulü etle tırnak gibidir. İmam Şâfiî’nin er-Risâle’de kurduğu fıkıh metodolojisi, Eş'arî kelamıyla tamamen bütünleşmiştir. Dolayısıyla ilim sahibi birinin bunu reddetmesi, Şâfiî mezhebinin kendi iç tutarlılığını ve usulünü hiç anlamadığını gösterir. |
Alıntı:
Veya Şafi veya maliki biri ben eşariliği kabul etmiyorum derse Ehli sünnetten çıkıyorsa ( bunun kararını kim veriyor) O zaman hanbeli mezhebinde olanlar ne oluyor? |
Alıntı:
Kararın Temeli: Bir Hanefî, durup dururken "Ben Matürîdîliği kabul etmiyorum" dediğinde, eğer reddettiği şey İmam Matürîdî’nin şahsı değil de onun savunduğu "Aklın ve naklin dengesi, kulun cüzi iradesi, Allah'ın zamandan münezzehliği" gibi Ehl-i Sünnet'in ana umdeleriyse; o adamı Ehl-i Sünnet'ten çıkaran şey keyfi bir karar değil, Ehl-i Sünnet'in asırlık inanç sınırlarını bizzat kendisinin ihlal etmesidir. Alimler (mesela İmam Gazâlî, İmam Taftazânî, İmam İbn Âbidîn) kitaplarında bu sınırları mermer gibi çizmişlerdir. Kararı o kurallar verir. 2. O Zaman Hanbelî Mezhebinde Olanlar Ne Oluyor? İşte o üstadın hiç bilmediği, fıkıh tarihinde "Eseriyye / Selef-i Sâlihîn Akidesi" denilen o muazzam ayrım tam olarak buradadır. Hanbelîlerin durumu ile Matürîdîliği reddeden bir Hanefî'nin durumu asla ve katâ aynı değildir! Neden mi? A) Hanbelîler Kelamı Neden Reddediyor? (Meşru Gerekçe) İmam Ahmed bin Hanbel ve onun yolundan giden müteaddit Hanbelî alimleri, Matürîdî ve Eş'arî kelamını şu yüzden reddederler: "Biz Allah'ın sıfatlarını akılla, felsefeyle tevil etmeyiz. Sahabe ve Tâbiîn bu felsefe dillerini kullanmadı. Ayette ne yazıyorsa, keyfiyetini Allah'a havale eder (Tefviz yapar), teslim oluruz." * Onların bu duruşuna İslam literatüründe Selef-i Sâlihîn Akidesi veya Eseriyye (Hadisçi Ekol) denir. Onlar Ehl-i Sünnet’in "en muhafazakar, felsefeden en uzak" kanadıdır ve inançları saf olduğu için Ehl-i Sünnet’in asıl kurucu unsurlarındandırlar. B) Bir Hanefî veya Şâfiî Kelamı Reddederse Neden Tehlikeye Düşer? (Tuzak) İşte kırılma noktası burası: Bir Hanefî kalkıp, "Ben Matürîdîliği kabul etmiyorum" dediğinde, gidip Hanbelîler gibi "saf, felsefesiz Selef akidesine" teslim olmuyor. Genelde ne yapıyor? Ya aklı tamamen ilahlaştıran Mu'tezile kafasına kayıyor ya da Müslümanları tekfir eden Vahhâbîlik/Müşebbihe (Allah'ı yaratıklara benzeten) çizgisine düşüyor. Usul Farkı: Hanefî mezhebinin fıkıh usulü (Mesela İmam Pezdevî ve Serahsî usulü), akli çıkarımlara ve kıyasa dayanır. Bir adam fıkıhta Hanefî'nin o yüksek akıl mekanizmasını kullanıp, itikadda "Ben aklı ve kelamı tamamen reddediyorum" derse, kendi mezhebinin usulüyle çelişir, omurgasız kalır. Hem Hanefî fıkhı yapıp hem kelamı reddetmek mantıksal bir imkansızlıktır. Alıntı:
Hanbelî mezhebinin kelamî ekolleri (Matürîdî ve Eş'arî'yi) reddetmesi, onların Ehl-i Sünnet dışı olduğunu değil; aksine Ehl-i Sünnet'in felsefesiz, saf ilk dönem akidesi olan 'Eseriyye / Selef-i Sâlihîn' çizgisinde durduklarını gösterir. Onlar Kelam'ı reddederken gidip tecsime (Allah'ı cisimleştirmeye) veya tekfirciliğe sapmazlar; teslimiyeti (tefvizi) seçerler Fakat fıkıh usulü tamamen akıl, kıyas ve rey üzerine kurulmuş olan bir Hanefî, 'Ben Matürîdîliği (yani aklî müdafaayı) reddediyorum' dediği an Hanbelîleşmez; aksine kendi mezhebinin mantık silsilesini çökerterek ya Mu'tezile'nin aklî sapmalarına ya da Müslümanları tekfir eden Vahhâbî zihniyetine kapı açar. Hanbelîlerin kelam karşıtlığı meşru bir usuldür; fakat bir Hanefî veya Şâfiî'nin kendi kurumsal kelamını reddetmesi, ümmetin asırlardır üzerinde icma ettiği o Ehl-i Sünnet omurgasını parçalamaktır. Bu kararı şahıslar değil, ümmetin süzülüp gelen o ortak aklı ve icmaı verir." |
Alıntı:
Maturidi ve eşari kelam ilmidir Kelam ilmine 2 büyük evliyanın bakışı belli Hz pir; kelam metodunu nihai kurtuluş için yetersiz görmüş, kalbi arınmayı ve ameli tasavvufu esas almıştır. İbni arabi ; kelam ilmi, akla ve şüpheye dayandığı için Allah’ı ve varlığı anlamada yetersizdir. O, dini hakikatlerin kelami tartışmalarla ve diyalektikle anlaşılamayacağını, yalnızca keşfe, ilhama ve tasavvufi tecrübeye (marifetullah) dayalı bir yaklaşımla kavranabileceğini savunur. Hatta kelam ilmi için çok daha ağır sözleri vardır |
Alıntı:
Kelam ilmi bir amaç değil, bir muhafız ordusudur. Hz. Pir Mevlânâ ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hazretleri kelam ilmini eleştirirken, "Kelam gereksizdir, çöpe atın" demediler. Onlar, "Sadece kelam ilmiyle, sadece akılla ve mantık oyunlarıyla Allah'a âşık olunmaz, marifetullaha ve hakiki keşfe ulaşılamaz" dediler. Misal: Kelam ilmi bir şehrin surları gibidir. Surlar seni düşmandan korur ama surların üzerinde yaşayamazsın, surları yiyip beslenemezsin. Şehrin içinde saraylar kurmak, bağlar bahçeler büyütmek tasavvufun ve keşfin işidir. Ama o surlar (Kelam) olmazsa, düşman (inkârcılar, felsefeciler) gelir o sarayı da bahçeyi de (tasavvufu da) talan eder. 2. "Selef-i Sâlihîn Çizgisi Varken Kelama Gerek Var mıydı?" Sorusunun Cevabı Sahabe ve Tâbiîn (Selef-i Sâlihîn) döneminde kelama gerek yoktu, çünkü inanç saf ve temizdi. Ama sonradan ne oldu? Yunan felsefesi İslam dünyasına girdi, Mu'tezile gibi akımlar ortaya çıkıp "Allah'ın sıfatları yoktur, kader yoktur, Kur'an mahluktur" diyerek avamın inancını zehirlemeye başladı. Selef'in "Ben kurcalamam, teslim olurum" yöntemi, o sinsi felsefi şüpheler karşısında eğitimsiz gençleri koruyamaz hale geldi. İşte Matürîdî ve Eş'arî, Selef-i Sâlihîn akidesini onların silahıyla (akıl ve mantık metodunu kullanarak) müdafaa etmek için doğdu. Kelam, felsefe virüsüne karşı üretilmiş bir antidottur (ilaçtır). İlaç durup dururken içilmez ama salgın varsa o ilaç hayattır! 3. İbnü'l-Arabî Kelamı Eleştirirken Kendisi Ne Yapıyordu? İbnü'l-Arabî Hazretleri, kelamın diyalektik tarzını yetersiz bulsa da, kendisi Fütûhât-ı Mekkiyye’nin daha ilk bablarında (bölümlerinde) "Ehl-i Sünnet Akidesi" başlığı altında upuzun bir inanç metni yazar. Ve o metin, baştan aşağı İmam Eş'arî kelamının tıpatıp aynısıdır! * Şeyh-ul Ekber, kelamcıları "keşfe ulaşamadıkları, akılda takılı kaldıkları için" eleştirir; yoksa "savundukları Ehl-i Sünnet inancı yanlıştır" demez. Şeyh, kelamcıyı koruma kapısında nöbetçi görür, kendisi ise sarayın başköşesindedir. Nöbetçiyi eleştirmek, kapıyı yıkıp düşmanı içeri almak demek değildir! |
Alıntı:
2---Sahabe ve Tâbiîn (Selef-i Sâlihîn) döneminde kelama gerek yoktu, çünkü inanç saf ve temizdi. Hanbeli bu yolu takip ediyorsa diğerlerine gerek yok, Eğer bozulmuş yolu takip edeiyorlarsa ziyandalar 3-- muhyiddin arabi nin düşüncesi eşariyle falan aynı değil bunu nereden çıkardın Kelamcıları keşifle değil sadece akılla yol buldukları için eleştir Kelamcılar hakkında çok ağır sözleri var |
Alıntı:
İnsanların fıtratı, anlama kabiliyetleri ve zihni yapıları tek tip değildir. * Hanbelîlerin yöntemi **"Tefviz"**dir; yani akli tartışmaya hiç girmeden "İnandım ve teslim oldum" derler. Bu, kalbi saf ve zihni felsefi şüphelerle zehirlenmemiş bir Müslüman için muazzam bir kurtuluş yoludur. Fakat İslam coğrafyası büyüyüp İran, Hint ve Yunan medeniyetleriyle karışınca, insanların zihnine felsefi şüpheler girdi. Bir adama "Allah Arş'a istiva etti" dendiğinde, adamın zihnine "Haşa, o zaman Allah bir mekandadır, cisimdir" vesvesesi düştüğü an, o adama sadece "Soru sorma, teslim ol" demek yetersiz kaldı. Adamın zihnindeki o şüphe yangınını söndürmek için, onun anladığı dilden (akıl ve mantık dairesinden) cevap vermek mecburi oldu. İşte Matürîdî ve Eş'arî, Hanbelîlerin yolunu bozmak için değil; Hanbelîlerin o teslim olduğu hakikatleri, zihni şüpheyle kirlenmiş insanlara akıl yoluyla ispat edip onları kurtarmak için devreye girdi. Yani yollar farklı, ama varılan Kâbe aynıdır. Biri kalbiyle teslim olanın yolu, diğeri aklıyla ikna olmak zorundaki adamın ilacıdır. 2. İbnü'l-Arabî'nin Akidesi Eş'arî ile Aynı mıdır? Şeyh-ul Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hazretleri’nin kelamcıların şahsına, metoduna ve diyalektiğine çok ağır sözler söylediği tamamen doğrudur. Yaptığn bu tespit haklıdır; İbnü'l-Arabî kelamcıları "akıl hapishanesine kısıldıkları ve keşfe ulaşamadıkları" için çok sert eleştirir. İbnü'l-Arabî metodolojiyi eleştirse de, savunulan inanç esaslarında (akidede) tamamen Eş'arîdir. Bunun ispatı bizzat kendi el yazısıyla yazdığı başeseridir: Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye, 1. Cilt, 2. Bab (Bölüm). Bölümün Adı: "Mübtedi olan (yola yeni başlayan) her müminin itikad etmesi gereken Ehl-i Sünnet akidesinin beyanı." İbnü'l-Arabî bu bölümde kendi inandığı ve ümmetin inanması gerektiği akaid maddelerini tek tek sayar. O maddeleri açıp okuduğumuzda; Allah’ın sıfatları (Hayat, İlim, Kudret, İrade, Semî, Basar, Kelam), tenzih maddeleri ve kelimelerin seçimi tıpatıp, kelime kelime İmam Eş'arî’nin akaid metinleriyle aynıdır. Hatta tasavvuf tarihçileri ve şarihleri (en başta da Şeyh-ul Ekber'in en büyük savunucusu olan İmam Şa'rânî, el-Yevâkît ve'l-Cevâhir eserinde) açıkça şunu yazar: "Muhyiddin İbnü'l-Arabî’nin zâhirdeki ve avama sunduğu akidesi, saf Eş'arî akidesidir." İbnü'l-Arabî Hazretleri’nin kelamcıların metoduna, diyalektiğine ve sadece akla dayanmalarına getirdiği o çok ağır tenkitler ve sözler sonuna kadar doğrudur, altına imzamızı atarız. Kelamcılar akıl perdesini aşamamışlardır, arifler ise keşif ehlidir; bu fark mermer gibi nettir. Ancak bizim işaret ettiğimiz husus 'metot' değil, 'akide (inanç maddeleri)' birliğidir. Nitekim Şeyh-ul Ekber, kelamcıların keşfe ulaşamamış olmasını sertçe eleştirse de, bizzat Fütûhât-ı Mekkiyye’nin 1. Cilt, 2. Bab’ında kaleme aldığı ve her müminin inanması gerektiğini söylediği o meşhur 'Ehl-i Sünnet Akidesi' metninde, itikadî maddeler ve sıfatlar hususunda tamamen İmam Eş'arî’nin terminolojisine ve esasına sadık kalmıştır. Metodu (kelamı) eleştirmiş, ama o metodun korumaya çalıştığı Eş'arî inanç maddelerini bizzat kendi eserine temel yapmıştır. Hanbelîlerin teslimiyet (tefviz) yolu elbette tertemiz bir Selef yoludur. Fakat kelam, Hanbelîlerin o nurani yolunu bozmak için değil; zihni felsefeyle zehirlenmiş ve 'teslim olamayan' insanları akıl zemininde ikna edip o hak yola devşirmek için inşa edilmiş zorunlu bir kalkan olmuştur. Biri kalbin teslimiyeti, diğeri aklın müdafaasıdır; ikisinin de harcı Ehl-i Sünnet harcıdır." |
Alıntı:
Kendi fikirlerini ne zaman yazarsan o zaman konuşalım |
Alıntı:
Zandan sakınınız. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.' |
Alıntı:
Kelam ilmiyle alakalı olarak da Cehmiyye'nin, Meşşaiyye'nin, Mutezile'nin neticeleri ortada. Kelam ilmi gerçekten kelam olarak değil Aristo felsefesi özelinde tartışıldığından kafir anlayışıyla İslam yorumlama çabası rezalet sonuçlanıyor. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Farklı adamsınız vesselam sizin gibi düşünmeyenleri kayırıyor ve itham ediyorsunuz farklı bir düşünce farklı bir korunma çabası |
Alıntı:
8. Asır, maturidi miladi 10. asır, Aradaki yıllarda insanlar ne ile yürütmüşler dini akideleri, Bu gün bu ülkede bırak müslümanı mümin olanların yarıdan fazlası maturidiyi eşariyi bilmiyor.. Kelam ilmiyle ilgili bir yerden kopyaladım aslında kopya yapıştırı hiç sevmem, ama malum her şeyi telefondan yazmak zor oluyor İbnü'l-Arabî'nin kelam ilmine bakışı genel anlamda menfidir. İbnü'l-Arabî'de bu bakış açısı şekillenmiş ve ortaya çıkan husus ise insanın hakikatle olan ilişkisidir. Sûfî kimliğiyle öne çıkan İbnü'l-Arabî'nin kelam eleştirisini kazandığı zemin de doğal olarak kendine özgü bir teoriyle beslediği bu tasavvufî zemindir. Ona göre insan hakikat yoluna ancak hâl, keşf ve müşâhede gibi ulaşılabilir, Allah tarafından (ledün) kendisine öğretilen bir bilgi aracılığıyla dahilinde olabilir. Öte yandan İbnü'l-Arabî'nin kelam eleştirisinde kaldığı önemli bir dayanağın da Kur'ân olduğunu görüyoruz. Kur'ân'ın zikrettiği deliller kelamin delillerine ihtiyaç bırakmayacak kadar güçlü, sahih ve sarihtir. Dolayısıyla Kur'ân'a sarılan birinin, sarıldığı süre boyunca kelama ihtiyacı duymasından söz edilemez. Ayrıca kelam İbnü'l-Arabî'ye göre aslında şüphe demektir, sorun demektir. Mütekellimler sürekli itikadî sorunlarla, şüphelerle ilgilenerek ve sorunları gündeme getirmeden, başkalarını şüpheye sevkederler. Buraya sürüklendikten sonra İbnü'l-Arabî'ye göre insanın kendisini kurtarması çok zor, birlikte kendini kurtaran sayıları da oldukça az. Bu yüzden İbnü'l-Arabî'ye göre bir şehirde bir kelamcıdan fazlasına lüzum yoktur. |
Alıntı:
İmam Matürîdî (10. asır), İmam-ı Azam'ın vefatından sonra yeni bir akide icat emedi. İmam-ı Azam'ın o 8. asırda yazdığı Fıkhu'l-Ekber'deki maddeleri aldı, o iki asır boyunca ortaya çıkan yeni felsefi şüphelere karşı şerh edip sistemleştirdi. Yani 8. asırdaki akide neyse, 10. asırdaki de oydu sadece adı kondu ve kurumsallaştı Ayrıca avamın bilmememsi bir ölçğ değildir |
Alıntı:
Hemde cuma namazı vaktinde yazmak hiç mümkün değil Bak üsteki mesajı yazmışsın ama noktalama işaretleri yok... Ben bu kadar yazıyı telefondan 4 dakikada yazdım |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Ya ya işte yılların tecrübesi yazmayla kopyalama arasındaki farkı görmenin en iyi yolu noktalama işaretleridir Bu şapkalı î harfini şapkalı â harfini el ile yazmada kullanan kimseyi göremezsin... |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Efendim konu önemli, belki biraz ara verip daha sakin konuşmak iyi gelebilir.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
bir kısmı ömer hayyamdan olan şiir
Gün gelir… Hırsızlar zengin… Metresler eş… Serseriler adam olur… Odundan kapı, taştan saray olur… Gün gelir… Kezbanlar destan… Onları destan yapanlar mestan olur… Gün gelir… Çivisi çıkar dünyanın… Konuşamayanlar hatip… Şifa veremeyenler tabip… Yazamayanlar kâtip olur… Ama yine öyle bir gün gelir ki… İşler ters döner. Aldatan, bir gün sadakat için… Çalan, bir gün adalet için… Döven, bir gün şefkat için yalvarır… ‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur…. Şâha da fazla güvenme… Gün gelir mat olur. İnsan yaratıcısına bile nankör iken sana vefalı mı olur? Oluruna bırak her şeyi bak neler neler olur… |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Vakit nasıl buluyorsunuz hocam iş,ilim,forumda bizim sorularimiz zamanınızı iyi değerlendiriyorsunuz. |
Alıntı:
|
Alıntı:
salla başı al maaşı sözüne uygun bir şekil Alıntı:
|
Benimde bir şiirim var
Lafı inciterek hüner satanlar, Gönül yıkıp bunu ilim sayanlar, Yüksekten konuşup dibe batanlar, Bilmez ki o hırsın sonu hüsrandır. Bize taş atarken kendi evinden, Belli ki bir yara kanar derinden, Oynatamaz bizi kimse yerinden, Tahtı kağıttansa, rüzgar uyanır. Kutuların içi boş çıkınca hani Sözlerin döküldü fani mi fani Nasihat eyleyen o derviş hani? Maskesi düşenler şimdi üryandır. Bizim kalbimizdir her daim pak olan, Sözü zehir saçıp özü boş kalan, Kendi kuyusuna kendi kapaklanan, Aynaya baksın da sorsun Kim ziyan? |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:34. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com