Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Hak mezhebler nelerdir?

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 12.06.26, 11:56
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,523
Forum Puanı: 10271
Etiketlendiği Mesaj: 5363 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Mesturu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Amelde (Fıkıhta) Hak Mezhepler (Dört Mezhep)
Müslümanların günlük hayatını, ibadetlerini ve hukuki işlerini düzenleyen, Ehl-i Sünnet'in üzerinde icma ettiği 4 hak fıkıh mezhebi şunlardır:
Hanefî Mezhebi: İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin içtihatlarına dayanır. Akıl ve nakil dengesini en iyi kuran, seninle az önce konuştuğumuz o fıkhi nizamın kurucusu olan mezheptir.
Şâfiî Mezhebi: İmam Şâfiî’nin usulüne dayanır. Sünnetin ve hadislerin fıkhtaki yerine çok sıkı şartlar getirir.
Mâlikî Mezhebi: İmam Mâlik bin Enes’in içtihatlarıdır. Medine halkının amelini (yaşayışını) çok güçlü bir delil kabul eder.
Hanbelî Mezhebi: İmam Ahmed bin Hanbel’in ekolüdür. Nasslara (Ayet ve hadislere) en zahiri ve en katı şekilde bağlı olan fıkıh mezhebidir.
2. İtikadda (Akaidde) Hak Mezhepler (İki Ana Ekol)
İşin inanç, kader, sıfatlar ve zaman gibi kelami boyutuna geldiğimizde, Ehl-i Sünnet'in sarsılmaz iki kalesi vardır:
Matürîdî Mezhebi: İmam Ebû Mansûr el-Matürîdî’nin sistemleştirdiği inanç ekolüdür. Özellikle akla, cüzi iradeye ve kulun fiillerindeki seçimine çok net bir alan açar. (Bizim Türkiye coğrafyasında, Hanefilerin tabi olduğu ekoldür).
Eş'arî Mezhebi: İmam Ebû’l-Hasan el-Eş'arî’nin kurduğu ekoldür. Hadis ve sünnet çizgisini kelam dünyasında savunan, şer'î hükümlerde nakli bir adım öne çıkaran kaledir.
Tekrar soru şu?

4 mehepten hangileri Maturidi veya eşariyi kabul ediyor?

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12.06.26, 12:01
Mesturu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Vefali
 
Üyelik tarihi: 10.06.26
Bulunduğu yer: Sırrın Kucağında
Mesajlar: 389
Forum Puanı: 203
Etiketlendiği Mesaj: 32 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Tekrar soru şu?

4 mehepten hangileri Maturidi veya eşariyi kabul ediyor?
Hanefî Mezhebi: Tamamı Matürîdî ekolünü kabul eder ve ona tabidir. İmam Matürîdî, İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin akaid konusundaki görüşlerini sistemleştirdiği için, bir insan fıkıhta Hanefî ise itikadda mutlak surette Matürîdî'dir.
Şâfiî Mezhebi: Tamamı Eş'arî ekolünü kabul eder. İmam Şâfiî'nin fıkıh usulü ve nakil anlayışı, İmam Eş'arî'nin akaid sistemiyle birebir örtüşür.
Mâlikî Mezhebi: Tamamı Eş'arî ekolünü kabul eder. Kuzey Afrika ve Medine ekolünün inanç esaslarındaki yorumu Eş'arî çizgisiyle birleşmiştir.
Hanbelî Mezhebi: Bu mezhep istisnai bir duruma sahiptir. Hanbelîlerin çok büyük bir kısmı ne Matürîdî'yi ne de Eş'arî'yi kabul eder; onlar doğrudan doğruya kelam ilmini tamamen reddedip kendilerine Selefiyye / Eseriyye (Gelenekçi/Hadisçi ekol) derler. Ancak Hanbelî alimlerinin içinden kelam yöntemini seçen çok küçük bir azınlık Eş'arî çizgisine yakın durmuştur.

Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12.06.26, 12:17
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,523
Forum Puanı: 10271
Etiketlendiği Mesaj: 5363 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Mesturu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hanefî Mezhebi: Tamamı Matürîdî ekolünü kabul eder ve ona tabidir. İmam Matürîdî, İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin akaid konusundaki görüşlerini sistemleştirdiği için, bir insan fıkıhta Hanefî ise itikadda mutlak surette Matürîdî'dir.
Şâfiî Mezhebi: Tamamı Eş'arî ekolünü kabul eder. İmam Şâfiî'nin fıkıh usulü ve nakil anlayışı, İmam Eş'arî'nin akaid sistemiyle birebir örtüşür.
Mâlikî Mezhebi: Tamamı Eş'arî ekolünü kabul eder. Kuzey Afrika ve Medine ekolünün inanç esaslarındaki yorumu Eş'arî çizgisiyle birleşmiştir.
Hanbelî Mezhebi: Bu mezhep istisnai bir duruma sahiptir. Hanbelîlerin çok büyük bir kısmı ne Matürîdî'yi ne de Eş'arî'yi kabul eder; onlar doğrudan doğruya kelam ilmini tamamen reddedip kendilerine Selefiyye / Eseriyye (Gelenekçi/Hadisçi ekol) derler. Ancak Hanbelî alimlerinin içinden kelam yöntemini seçen çok küçük bir azınlık Eş'arî çizgisine yakın durmuştur.
Bu duruma göre şöyle düşünenler olur
Hanefi maturidi
Şafi ve maliki eşari
İmamı azamın , imamı şafinin, imamı malikinin
İtikadi konularda problemleri mi var ki bu 3 mezhebe tabi olanlar maturidi veya eşari yi kabul etmek zorundalar?

Misal şafi birisi ben lafitim ama eşariyi kabul etmiyorum derse ne olur?

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12.06.26, 12:24
Mesturu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Vefali
 
Üyelik tarihi: 10.06.26
Bulunduğu yer: Sırrın Kucağında
Mesajlar: 389
Forum Puanı: 203
Etiketlendiği Mesaj: 32 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu duruma göre şöyle düşünenler olur
Hanefi maturidi
Şafi ve maliki eşari
İmamı azamın , imamı şafinin, imamı malikinin
İtikadi konularda problemleri mi var ki bu 3 mezhebe tabi olanlar maturidi veya eşari yi kabul etmek zorundalar?

Misal şafi birisi ben lafitim ama eşariyi kabul etmiyorum derse ne olur?
Müctehid İmamların İtikadda Problemi mi Vardı?
Hâşâ ve kellâ! İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî ve İmam Mâlik Hazretleri’nin itikadda zerre kadar bir problemleri, eksiklikleri ya da şüpheleri yoktu. Onlar Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ve Sahabe-i Kiram’ın inanç çizgisini (orijinal Ehl-i Sünnet inancını) kalplerinde ve amellerinde tertemiz taşıyan Asr-ı Saadet’in hemen ardındaki nurani nesillerdi.
Peki, o zaman neden bir Hanefî "Matürîdî'yim", bir Şâfiî "Eş'arî'yim" demek durumundadır?
Tedvin ve Sistemleşme Farkı: Mezhep imamlarının yaşadığı dönemde (Hicri 2. asır), henüz İslam dünyasına Yunan felsefesi, Mu'tezile sapkınlığı ya da inkârcı akımlar bu kadar yoğun saldırmamıştı. İnanç saf ve berraktı; felsefi tartışmalara, mantık oyunlarına gerek yoktu. İmam-ı Azam Fıkhu’l-Ekber gibi eserlerinde inanç esaslarını ana hatlarıyla yazmıştı ama bu henüz kurumsal bir "kelam mezhebi" haline gelmemişti.
Ordu İhtiyacı: Hicri 3. ve 4. asırlara gelindiğinde, dışarıdan gelen felsefi akımlar ve içerideki sapkın fırkalar (Mu'tezile, Cehmiyye) akıl oyunlarıyla Müslümanların inancını sarsmaya başladı. İşte tam bu dönemde İmam el-Eş'arî ve İmam el-Matürîdî sahneye çıktılar. Onlar yeni bir din veya yeni inanç kuralları uydurmadılar! Onlar, İmam-ı Azam’ın ve İmam Şâfiî’nin zaten inandığı o saf akideyi, mantık, kelam ve delil silahlarıyla donatarak sistemleştirdiler ve birer bilim dalı haline getirdiler.
Netice: Bir Hanefî "Ben Matürîdî'yim" dediğinde, "Ben İmam-ı Azam'ın inancını bırakıp Matürîdî'ye uydum" demez; "Ben İmam-ı Azam'ın inancının, İmam Matürîdî tarafından felsefecilere karşı müdafaa edilmiş, sistemleştirilmiş halini savunuyorum" der. Yani Matürîdî ve Eş'arî, mezhep imamlarının inanç çizgisinin koruyucu kalkanlarıdır.

Usulü ve Istılahı Bilmiyorsa (Avam İse):
Eğer sıradan bir Müslüman (avam), kelam ilminin bu tarihi derinliğini bilmediği için "Ben Şâfiî'yim, fıkhımı İmam Şâfiî'den alırım ama Eş'arîlik falan anlamam, kabul de etmiyorum" diyorsa, bu adam dinden çıkmaz, günahkar da olmaz. Çünkü avamın görevi kelam tartışmalarına girmek değil, amel etmektir. O adam zâten farkında olmasa bile İmam Şâfiî'ye uyduğu için özünde Eş'arî çizgisine paralel bir inanç taşımaktadır. Onun bu reddi sadece terminolojiyi bilmemesinden kaynaklanan bir cehalettir.
B) Bilerek ve İdeolojik Olarak Reddediyorsa (Selefî/Vahhâbî Kafasıysa):
Eğer bir kimse ilim iddia edip, "Ben Eş'arîlerin ve Matürîdîlerin Allah'ın sıfatları hakkındaki tevil metodunu (mesela Allah'ın eli ifadesini 'kudret' olarak açıklamalarını) reddediyorum, onları sapkın görüyorum" diyerek Eş'arîliği dışlıyorsa:
Bu kişi fıkıhta Şâfiî mülahaza edilse bile, itikadi olarak Ehl-i Sünnet vel Cemaat omurgasından çıkmış, Gayr-ı Sünnî (Selefiyye/Eseriyye veya Haşeviyye) çizgisine kaymış olur.
İslam alimleri (özellikle Tâceddin es-Sübkî gibi dev Şâfiî fakihleri Tabakâtü’ş-Şâfiiyye adlı eserinde) açıkça ilan etmişlerdir ki: Şâfiî mezhebinin usulü ile Eş'arî akaidinin usulü etle tırnak gibidir. İmam Şâfiî’nin er-Risâle’de kurduğu fıkıh metodolojisi, Eş'arî kelamıyla tamamen bütünleşmiştir. Dolayısıyla ilim sahibi birinin bunu reddetmesi, Şâfiî mezhebinin kendi iç tutarlılığını ve usulünü hiç anlamadığını gösterir.

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12.06.26, 12:32
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,523
Forum Puanı: 10271
Etiketlendiği Mesaj: 5363 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Mesturu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Müctehid İmamların İtikadda Problemi mi Vardı?
Hâşâ ve kellâ! İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî ve İmam Mâlik Hazretleri’nin itikadda zerre kadar bir problemleri, eksiklikleri ya da şüpheleri yoktu. Onlar Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ve Sahabe-i Kiram’ın inanç çizgisini (orijinal Ehl-i Sünnet inancını) kalplerinde ve amellerinde tertemiz taşıyan Asr-ı Saadet’in hemen ardındaki nurani nesillerdi.
Peki, o zaman neden bir Hanefî "Matürîdî'yim", bir Şâfiî "Eş'arî'yim" demek durumundadır?
Tedvin ve Sistemleşme Farkı: Mezhep imamlarının yaşadığı dönemde (Hicri 2. asır), henüz İslam dünyasına Yunan felsefesi, Mu'tezile sapkınlığı ya da inkârcı akımlar bu kadar yoğun saldırmamıştı. İnanç saf ve berraktı; felsefi tartışmalara, mantık oyunlarına gerek yoktu. İmam-ı Azam Fıkhu’l-Ekber gibi eserlerinde inanç esaslarını ana hatlarıyla yazmıştı ama bu henüz kurumsal bir "kelam mezhebi" haline gelmemişti.
Ordu İhtiyacı: Hicri 3. ve 4. asırlara gelindiğinde, dışarıdan gelen felsefi akımlar ve içerideki sapkın fırkalar (Mu'tezile, Cehmiyye) akıl oyunlarıyla Müslümanların inancını sarsmaya başladı. İşte tam bu dönemde İmam el-Eş'arî ve İmam el-Matürîdî sahneye çıktılar. Onlar yeni bir din veya yeni inanç kuralları uydurmadılar! Onlar, İmam-ı Azam’ın ve İmam Şâfiî’nin zaten inandığı o saf akideyi, mantık, kelam ve delil silahlarıyla donatarak sistemleştirdiler ve birer bilim dalı haline getirdiler.
Netice: Bir Hanefî "Ben Matürîdî'yim" dediğinde, "Ben İmam-ı Azam'ın inancını bırakıp Matürîdî'ye uydum" demez; "Ben İmam-ı Azam'ın inancının, İmam Matürîdî tarafından felsefecilere karşı müdafaa edilmiş, sistemleştirilmiş halini savunuyorum" der. Yani Matürîdî ve Eş'arî, mezhep imamlarının inanç çizgisinin koruyucu kalkanlarıdır.

Usulü ve Istılahı Bilmiyorsa (Avam İse):
Eğer sıradan bir Müslüman (avam), kelam ilminin bu tarihi derinliğini bilmediği için "Ben Şâfiî'yim, fıkhımı İmam Şâfiî'den alırım ama Eş'arîlik falan anlamam, kabul de etmiyorum" diyorsa, bu adam dinden çıkmaz, günahkar da olmaz. Çünkü avamın görevi kelam tartışmalarına girmek değil, amel etmektir. O adam zâten farkında olmasa bile İmam Şâfiî'ye uyduğu için özünde Eş'arî çizgisine paralel bir inanç taşımaktadır. Onun bu reddi sadece terminolojiyi bilmemesinden kaynaklanan bir cehalettir.
B) Bilerek ve İdeolojik Olarak Reddediyorsa (Selefî/Vahhâbî Kafasıysa):
Eğer bir kimse ilim iddia edip, "Ben Eş'arîlerin ve Matürîdîlerin Allah'ın sıfatları hakkındaki tevil metodunu (mesela Allah'ın eli ifadesini 'kudret' olarak açıklamalarını) reddediyorum, onları sapkın görüyorum" diyerek Eş'arîliği dışlıyorsa:
Bu kişi fıkıhta Şâfiî mülahaza edilse bile, itikadi olarak Ehl-i Sünnet vel Cemaat omurgasından çıkmış, Gayr-ı Sünnî (Selefiyye/Eseriyye veya Haşeviyye) çizgisine kaymış olur.
İslam alimleri (özellikle Tâceddin es-Sübkî gibi dev Şâfiî fakihleri Tabakâtü’ş-Şâfiiyye adlı eserinde) açıkça ilan etmişlerdir ki: Şâfiî mezhebinin usulü ile Eş'arî akaidinin usulü etle tırnak gibidir. İmam Şâfiî’nin er-Risâle’de kurduğu fıkıh metodolojisi, Eş'arî kelamıyla tamamen bütünleşmiştir. Dolayısıyla ilim sahibi birinin bunu reddetmesi, Şâfiî mezhebinin kendi iç tutarlılığını ve usulünü hiç anlamadığını gösterir.
Hanefi olan biri ben maturidiliği kabul etmiyorum
Veya
Şafi veya maliki biri ben eşariliği kabul etmiyorum derse
Ehli sünnetten çıkıyorsa ( bunun kararını kim veriyor)

O zaman hanbeli mezhebinde olanlar ne oluyor?

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12.06.26, 12:48
Mesturu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Vefali
 
Üyelik tarihi: 10.06.26
Bulunduğu yer: Sırrın Kucağında
Mesajlar: 389
Forum Puanı: 203
Etiketlendiği Mesaj: 32 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hanefi olan biri ben maturidiliği kabul etmiyorum
Veya
Şafi veya maliki biri ben eşariliği kabul etmiyorum derse
Ehli sünnetten çıkıyorsa ( bunun kararını kim veriyor)

O zaman hanbeli mezhebinde olanlar ne oluyor?
İslam'da aforoz mekanizması (Hristiyanlıktaki gibi bir kilise) yoktur; yani tek bir şahıs oturup "Sen çıktın, sen girdin" demez. Bu kararı, ümmetin asırlardır süzülüp gelen "İcmâ-ı Ümmet" (Alimlerin ortak ittifakı) ve "Usul-i Din" (Dinin temel kaideleri) mekanizması verir.
Kararın Temeli: Bir Hanefî, durup dururken "Ben Matürîdîliği kabul etmiyorum" dediğinde, eğer reddettiği şey İmam Matürîdî’nin şahsı değil de onun savunduğu "Aklın ve naklin dengesi, kulun cüzi iradesi, Allah'ın zamandan münezzehliği" gibi Ehl-i Sünnet'in ana umdeleriyse; o adamı Ehl-i Sünnet'ten çıkaran şey keyfi bir karar değil, Ehl-i Sünnet'in asırlık inanç sınırlarını bizzat kendisinin ihlal etmesidir. Alimler (mesela İmam Gazâlî, İmam Taftazânî, İmam İbn Âbidîn) kitaplarında bu sınırları mermer gibi çizmişlerdir. Kararı o kurallar verir.
2. O Zaman Hanbelî Mezhebinde Olanlar Ne Oluyor?
İşte o üstadın hiç bilmediği, fıkıh tarihinde "Eseriyye / Selef-i Sâlihîn Akidesi" denilen o muazzam ayrım tam olarak buradadır. Hanbelîlerin durumu ile Matürîdîliği reddeden bir Hanefî'nin durumu asla ve katâ aynı değildir! Neden mi?
A) Hanbelîler Kelamı Neden Reddediyor? (Meşru Gerekçe)
İmam Ahmed bin Hanbel ve onun yolundan giden müteaddit Hanbelî alimleri, Matürîdî ve Eş'arî kelamını şu yüzden reddederler: "Biz Allah'ın sıfatlarını akılla, felsefeyle tevil etmeyiz. Sahabe ve Tâbiîn bu felsefe dillerini kullanmadı. Ayette ne yazıyorsa, keyfiyetini Allah'a havale eder (Tefviz yapar), teslim oluruz." * Onların bu duruşuna İslam literatüründe Selef-i Sâlihîn Akidesi veya Eseriyye (Hadisçi Ekol) denir. Onlar Ehl-i Sünnet’in "en muhafazakar, felsefeden en uzak" kanadıdır ve inançları saf olduğu için Ehl-i Sünnet’in asıl kurucu unsurlarındandırlar.
B) Bir Hanefî veya Şâfiî Kelamı Reddederse Neden Tehlikeye Düşer? (Tuzak)
İşte kırılma noktası burası: Bir Hanefî kalkıp, "Ben Matürîdîliği kabul etmiyorum" dediğinde, gidip Hanbelîler gibi "saf, felsefesiz Selef akidesine" teslim olmuyor. Genelde ne yapıyor? Ya aklı tamamen ilahlaştıran Mu'tezile kafasına kayıyor ya da Müslümanları tekfir eden Vahhâbîlik/Müşebbihe (Allah'ı yaratıklara benzeten) çizgisine düşüyor.
Usul Farkı: Hanefî mezhebinin fıkıh usulü (Mesela İmam Pezdevî ve Serahsî usulü), akli çıkarımlara ve kıyasa dayanır. Bir adam fıkıhta Hanefî'nin o yüksek akıl mekanizmasını kullanıp, itikadda "Ben aklı ve kelamı tamamen reddediyorum" derse, kendi mezhebinin usulüyle çelişir, omurgasız kalır. Hem Hanefî fıkhı yapıp hem kelamı reddetmek mantıksal bir imkansızlıktır.

Alıntı:
Mesturu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İslam'da aforoz mekanizması (Hristiyanlıktaki gibi bir kilise) yoktur; yani tek bir şahıs oturup "Sen çıktın, sen girdin" demez. Bu kararı, ümmetin asırlardır süzülüp gelen "İcmâ-ı Ümmet" (Alimlerin ortak ittifakı) ve "Usul-i Din" (Dinin temel kaideleri) mekanizması verir.
Kararın Temeli: Bir Hanefî, durup dururken "Ben Matürîdîliği kabul etmiyorum" dediğinde, eğer reddettiği şey İmam Matürîdî’nin şahsı değil de onun savunduğu "Aklın ve naklin dengesi, kulun cüzi iradesi, Allah'ın zamandan münezzehliği" gibi Ehl-i Sünnet'in ana umdeleriyse; o adamı Ehl-i Sünnet'ten çıkaran şey keyfi bir karar değil, Ehl-i Sünnet'in asırlık inanç sınırlarını bizzat kendisinin ihlal etmesidir. Alimler (mesela İmam Gazâlî, İmam Taftazânî, İmam İbn Âbidîn) kitaplarında bu sınırları mermer gibi çizmişlerdir. Kararı o kurallar verir.
2. O Zaman Hanbelî Mezhebinde Olanlar Ne Oluyor?
İşte o üstadın hiç bilmediği, fıkıh tarihinde "Eseriyye / Selef-i Sâlihîn Akidesi" denilen o muazzam ayrım tam olarak buradadır. Hanbelîlerin durumu ile Matürîdîliği reddeden bir Hanefî'nin durumu asla ve katâ aynı değildir! Neden mi?
A) Hanbelîler Kelamı Neden Reddediyor? (Meşru Gerekçe)
İmam Ahmed bin Hanbel ve onun yolundan giden müteaddit Hanbelî alimleri, Matürîdî ve Eş'arî kelamını şu yüzden reddederler: "Biz Allah'ın sıfatlarını akılla, felsefeyle tevil etmeyiz. Sahabe ve Tâbiîn bu felsefe dillerini kullanmadı. Ayette ne yazıyorsa, keyfiyetini Allah'a havale eder (Tefviz yapar), teslim oluruz." * Onların bu duruşuna İslam literatüründe Selef-i Sâlihîn Akidesi veya Eseriyye (Hadisçi Ekol) denir. Onlar Ehl-i Sünnet’in "en muhafazakar, felsefeden en uzak" kanadıdır ve inançları saf olduğu için Ehl-i Sünnet’in asıl kurucu unsurlarındandırlar.
B) Bir Hanefî veya Şâfiî Kelamı Reddederse Neden Tehlikeye Düşer? (Tuzak)
İşte kırılma noktası burası: Bir Hanefî kalkıp, "Ben Matürîdîliği kabul etmiyorum" dediğinde, gidip Hanbelîler gibi "saf, felsefesiz Selef akidesine" teslim olmuyor. Genelde ne yapıyor? Ya aklı tamamen ilahlaştıran Mu'tezile kafasına kayıyor ya da Müslümanları tekfir eden Vahhâbîlik/Müşebbihe (Allah'ı yaratıklara benzeten) çizgisine düşüyor.
Usul Farkı: Hanefî mezhebinin fıkıh usulü (Mesela İmam Pezdevî ve Serahsî usulü), akli çıkarımlara ve kıyasa dayanır. Bir adam fıkıhta Hanefî'nin o yüksek akıl mekanizmasını kullanıp, itikadda "Ben aklı ve kelamı tamamen reddediyorum" derse, kendi mezhebinin usulüyle çelişir, omurgasız kalır. Hem Hanefî fıkhı yapıp hem kelamı reddetmek mantıksal bir imkansızlıktır.


Hanbelî mezhebinin kelamî ekolleri (Matürîdî ve Eş'arî'yi) reddetmesi, onların Ehl-i Sünnet dışı olduğunu değil; aksine Ehl-i Sünnet'in felsefesiz, saf ilk dönem akidesi olan 'Eseriyye / Selef-i Sâlihîn' çizgisinde durduklarını gösterir. Onlar Kelam'ı reddederken gidip tecsime (Allah'ı cisimleştirmeye) veya tekfirciliğe sapmazlar; teslimiyeti (tefvizi) seçerler
Fakat fıkıh usulü tamamen akıl, kıyas ve rey üzerine kurulmuş olan bir Hanefî, 'Ben Matürîdîliği (yani aklî müdafaayı) reddediyorum' dediği an Hanbelîleşmez; aksine kendi mezhebinin mantık silsilesini çökerterek ya Mu'tezile'nin aklî sapmalarına ya da Müslümanları tekfir eden Vahhâbî zihniyetine kapı açar. Hanbelîlerin kelam karşıtlığı meşru bir usuldür; fakat bir Hanefî veya Şâfiî'nin kendi kurumsal kelamını reddetmesi, ümmetin asırlardır üzerinde icma ettiği o Ehl-i Sünnet omurgasını parçalamaktır. Bu kararı şahıslar değil, ümmetin süzülüp gelen o ortak aklı ve icmaı verir."

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12.06.26, 13:11
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,523
Forum Puanı: 10271
Etiketlendiği Mesaj: 5363 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Mesturu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İslam'da aforoz mekanizması (Hristiyanlıktaki gibi bir kilise) yoktur; yani tek bir şahıs oturup "Sen çıktın, sen girdin" demez. Bu kararı, ümmetin asırlardır süzülüp gelen "İcmâ-ı Ümmet" (Alimlerin ortak ittifakı) ve "Usul-i Din" (Dinin temel kaideleri) mekanizması verir.
Kararın Temeli: Bir Hanefî, durup dururken "Ben Matürîdîliği kabul etmiyorum" dediğinde, eğer reddettiği şey İmam Matürîdî’nin şahsı değil de onun savunduğu "Aklın ve naklin dengesi, kulun cüzi iradesi, Allah'ın zamandan münezzehliği" gibi Ehl-i Sünnet'in ana umdeleriyse; o adamı Ehl-i Sünnet'ten çıkaran şey keyfi bir karar değil, Ehl-i Sünnet'in asırlık inanç sınırlarını bizzat kendisinin ihlal etmesidir. Alimler (mesela İmam Gazâlî, İmam Taftazânî, İmam İbn Âbidîn) kitaplarında bu sınırları mermer gibi çizmişlerdir. Kararı o kurallar verir.
2. O Zaman Hanbelî Mezhebinde Olanlar Ne Oluyor?
İşte o üstadın hiç bilmediği, fıkıh tarihinde "Eseriyye / Selef-i Sâlihîn Akidesi" denilen o muazzam ayrım tam olarak buradadır. Hanbelîlerin durumu ile Matürîdîliği reddeden bir Hanefî'nin durumu asla ve katâ aynı değildir! Neden mi?
A) Hanbelîler Kelamı Neden Reddediyor? (Meşru Gerekçe)
İmam Ahmed bin Hanbel ve onun yolundan giden müteaddit Hanbelî alimleri, Matürîdî ve Eş'arî kelamını şu yüzden reddederler: "Biz Allah'ın sıfatlarını akılla, felsefeyle tevil etmeyiz. Sahabe ve Tâbiîn bu felsefe dillerini kullanmadı. Ayette ne yazıyorsa, keyfiyetini Allah'a havale eder (Tefviz yapar), teslim oluruz." * Onların bu duruşuna İslam literatüründe Selef-i Sâlihîn Akidesi veya Eseriyye (Hadisçi Ekol) denir. Onlar Ehl-i Sünnet’in "en muhafazakar, felsefeden en uzak" kanadıdır ve inançları saf olduğu için Ehl-i Sünnet’in asıl kurucu unsurlarındandırlar.
B) Bir Hanefî veya Şâfiî Kelamı Reddederse Neden Tehlikeye Düşer? (Tuzak)
İşte kırılma noktası burası: Bir Hanefî kalkıp, "Ben Matürîdîliği kabul etmiyorum" dediğinde, gidip Hanbelîler gibi "saf, felsefesiz Selef akidesine" teslim olmuyor. Genelde ne yapıyor? Ya aklı tamamen ilahlaştıran Mu'tezile kafasına kayıyor ya da Müslümanları tekfir eden Vahhâbîlik/Müşebbihe (Allah'ı yaratıklara benzeten) çizgisine düşüyor.
Usul Farkı: Hanefî mezhebinin fıkıh usulü (Mesela İmam Pezdevî ve Serahsî usulü), akli çıkarımlara ve kıyasa dayanır. Bir adam fıkıhta Hanefî'nin o yüksek akıl mekanizmasını kullanıp, itikadda "Ben aklı ve kelamı tamamen reddediyorum" derse, kendi mezhebinin usulüyle çelişir, omurgasız kalır. Hem Hanefî fıkhı yapıp hem kelamı reddetmek mantıksal bir imkansızlıktır.





Hanbelî mezhebinin kelamî ekolleri (Matürîdî ve Eş'arî'yi) reddetmesi, onların Ehl-i Sünnet dışı olduğunu değil; aksine Ehl-i Sünnet'in felsefesiz, saf ilk dönem akidesi olan 'Eseriyye / Selef-i Sâlihîn' çizgisinde durduklarını gösterir. Onlar Kelam'ı reddederken gidip tecsime (Allah'ı cisimleştirmeye) veya tekfirciliğe sapmazlar; teslimiyeti (tefvizi) seçerler
Fakat fıkıh usulü tamamen akıl, kıyas ve rey üzerine kurulmuş olan bir Hanefî, 'Ben Matürîdîliği (yani aklî müdafaayı) reddediyorum' dediği an Hanbelîleşmez; aksine kendi mezhebinin mantık silsilesini çökerterek ya Mu'tezile'nin aklî sapmalarına ya da Müslümanları tekfir eden Vahhâbî zihniyetine kapı açar. Hanbelîlerin kelam karşıtlığı meşru bir usuldür; fakat bir Hanefî veya Şâfiî'nin kendi kurumsal kelamını reddetmesi, ümmetin asırlardır üzerinde icma ettiği o Ehl-i Sünnet omurgasını parçalamaktır. Bu kararı şahıslar değil, ümmetin süzülüp gelen o ortak aklı ve icmaı verir."
Selefi salihin çizgisi varken maturidi ve eşariye gerek var mı?
Maturidi ve eşari kelam ilmidir
Kelam ilmine 2 büyük evliyanın bakışı belli

Hz pir;
kelam metodunu nihai kurtuluş için yetersiz görmüş, kalbi arınmayı ve ameli tasavvufu esas almıştır.
İbni arabi ;

kelam ilmi, akla ve şüpheye dayandığı için Allah’ı ve varlığı anlamada yetersizdir. O, dini hakikatlerin kelami tartışmalarla ve diyalektikle anlaşılamayacağını, yalnızca keşfe, ilhama ve tasavvufi tecrübeye (marifetullah) dayalı bir yaklaşımla kavranabileceğini savunur.

Hatta kelam ilmi için çok daha ağır sözleri vardır

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Evrad-ı fethiyye HavasHoca Evradiyeler & Azametler 17 31.05.23 18:35
Adem Aleyhisselam aşk Peygamberler 2 03.02.21 14:20
Lailahe illallah Ne demektir? Torlak Tasavvuf Sohbetleri 0 11.11.20 11:37
Havvas-ul Kuran Devrimci Sure ve Ayet Havasları 4 25.03.20 00:09
Tevbe Suresi Açıklamalı Tefsiri Havasokulu Kuran-ı Kerim Tefsiri 23 29.01.19 13:29


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:27.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com