HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Değerli kardeşim, burada iki meseleyi birbirinden ayırman gerekir. Esma’ya zıt hal yaşamak başka şeydir, itikadi manada şirke düşmek başka şeydir. Her ikiliği doğrudan şirk diye isimlendirmek doğru olmaz. Bu, insanı vesveseye ve yanlış tekfire götürür.
Mesela kişi Allah’ın Rezzak olduğunu bilir, fakat rızık konusunda korkuya düşebilir. Bu hal, kalpte tevekkül zayıflığıdır. Allah’ın Hakim olduğunu bilir, fakat başına gelen bazı hadiselerde hikmeti göremeyip daralabilir. Bu, teslimiyet eksikliğidir. Bunlar kalbi hastalık, gaflet, nefis galebesi veya esma edebinin hale inmemesi olabilir. Fakat kişi Allah’tan başka müstakil bir ilah, rab, yaratıcı, hükmedici, rızık verici, zarar ve fayda sahibi kabul etmedikçe, ibadeti Allah’tan başkasına yöneltmedikçe buna doğrudan “şirk” hükmü verilmez.
Esma çekmek, vird yapmak, dua etmek ve Allah’ın isimleriyle istemek pazarlık değildir. Çünkü Kur’an bize Allah’ın güzel isimleriyle dua etmeyi öğretir. Fakat bu işin niyeti bozulursa, dua ibadet olmaktan çıkar, nefsin talep tekniğine dönüşür.
Mesela kul şöyle derse bu edep üzeredir;
Ya Rabbi, Sen Rezzak’sın, bana helal ve hayırlı rızık ihsan eyle.
Ya Fettah, hakkımda hayırlı kapıları aç.
Ya Şafi, şifayı ancak Senden bilerek Sana sığınıyorum.
Burada kul Allah’tan ister. Esma’yı Allah’a karşı bir zorlayıcı sebep gibi görmez. Zikir, Allah’a yöneliştir, Allah ile pazarlık değildir. Bu ölçü korunursa esma ibadet olur. Bu ölçü kaybolursa insan fark etmeden zikri bile nefsinin hizmetine verebilir.
|