Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Eşyanın ilmi

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 15.10.26, 13:20
NGB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
NGB NGB isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Dost Üye
 
Üyelik tarihi: 12.06.22
Bulunduğu yer: 🕋
Mesajlar: 6,689
Forum Puanı: 23009
Etiketlendiği Mesaj: 181 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Üstteki açıklamalara binaen yani destekleyici açıklama yapalım.
Orda biraz günümüz insanının anlamayacağı terimler var.
Kısa öz açıklama şu şekil eşyadan kasıt herşeyi içine alır.
Dağ-taş-sandalyesinden masasına kadar işte bunlarda yaratılıştaki görevlerini yerine getirmekle görevliler.

Aziz Mahmud Hüdai KS bir eserde dere kenarında otururken bir nida duyar nida YA daim ya daim bakar ve o sesin dereden geldiğini anlar aynı şekilde kuşlarda ağaçlarda zikir ederde işte normal avam bişey göremez o zikirleri ancak Kalp gözü açık olanlar görür deniyor.Allah CC bazılarına zikir etme görevi vermiş bunu anlıyoruz.

Hatta bir eserde şöyle yazıyordu evliyanın biri havada uçarken şimdi bazısı diyecek bu süpermen mi evet süpermen ama pelerini yok
gece uçuşu yapıyor ve yere bakınca bazı evlerden nur çıktığını bazı evlerden ise kıpkırmızı alevler yükseldiğini görüyor sonra anlıyorki nur olanlar Allahın yolunda olanların yaşadığı ev işte alev çıkanlar ise haram yiyip haram işleyip içki kumar zina ve başka günahlar gibi düşünmek lazım.Hal böyle olunca evde bir eşya oda işte duruma göre ordaki kişinin durumunu yansıtıyor.Affedersiniz adamın zıçtığı bok bile haram olursa ev ne yapsın.Haliyle alev ve duman çıkarır.Buda durumun yansıması.

Hal böyle olunca bazısı bu yazılanlara inanır.Bazısıda hadi canım öyle şeymi olur bunlar dine sokulan masallar yada la fontainde masallar der geçer.
En doğrusunu Allah CC bilir.

__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 15.10.26, 13:58
NGB - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
NGB NGB isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Dost Üye
 
Üyelik tarihi: 12.06.22
Bulunduğu yer: 🕋
Mesajlar: 6,689
Forum Puanı: 23009
Etiketlendiği Mesaj: 181 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart








Şu menkıbe değişik bir örnek.

__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 15.10.26, 14:14
Üye
 
Üyelik tarihi: 22.09.26
Bulunduğu yer: Sakarya
Mesajlar: 69
Forum Puanı: 60
Etiketlendiği Mesaj: 3 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

burada eşyanın hakikatinin yada esyanın ilmin havas ile ilgili değil daha derin daha leduni olduğunu anlayabilirmiyim yani buna ulaşmak istemekle yada calışmakla olurmu

Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 16.10.26, 16:26
Acemi
 
Üyelik tarihi: 19.08.26
Bulunduğu yer: izmit
Mesajlar: 24
Forum Puanı: 28
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Cüneyd-i Bağdadi ve Hallac gibi ilk dönem sufilerinden itibaren dile getirilen varlığın birliği düşüncesi (vahdet-i vücud) ilk kez İbnü’l-Arabi tarafından sistematik bir temele oturtulmuştur. “Vahdet-i vücud” terimini eserlerinde kullanmadığı halde vahdet-i vücud eksenindeki tevhid anlayışı İbnü’l-Arabi’nin eserlerinden yola çıkılarak görünürlük kazanmıştır. Bu ontolojiye göre “varlık” anlamı ile “vücud” varlığı kendinden olan Hakk’a, “vahdet” ise Hakk’ın tekliğine işaret eder. Mutasavvıflara özgü bir tevhid yorumu olan vahdet-i vücuda göre hakiki varlık bir olan Hakk’ın varlığından ibarettir. Görünen ve görünmeyen bütün varlık alemi ise Hakk’ın çeşitli mertebelerde zuhur ve tecellileridir.İbnü’l-Arabi yalnız mutasavvıfların tevhid anlayışını sistematize etmekle kalmamış; Allah-insan, alem-insan ilişkilerine de kıymetli katkılar sunmuştur. Kur’an-ı Kerim’de “ahsen-i takvim” ve “elest bezmi” kavramları ile vurgulanan insanın kemal ve yaratılış serüvenini İbnü’l-Arabi; meratib-i vücud (varlık mertebeleri), ayan-ı sabite (eşyanın sabit hakikatleri), istidad-ı ezeli (aynların ezeli istidatları), teceddüd-i emsal, halk-ı cedid gibi kendine özgü anahtar terimler ışığında yorumlamıştır. tasavvufta eşyanın hakikati meselesi özellikle a‘yan-ı sabite kavramıyla açıklanıyor. Bunu biraz daha sadeleştirirsek: İbnü’l-Arabi’ye göre eşyanın hakikati, yalnızca dış dünyada gördüğümüz şeylerden ibaret değildir. Her varlığın Allah’ın ilminde bir hakikati vardır. A‘yan-ı sabite denilen kavram, eşyanın Allah’ın ilmindeki bu sabit hakikatlerini ifade eder. Burada önemli bir ayrım var: Allah’ın ilmindeki hakikat ile o şeyin dış dünyada yaratılmış olarak var olması aynı değildir. Eşya, Allah’ın ilminden bağımsız bir varlık kaynağına sahip değildir. Benim anladığım kadarıyla burada eşyanın varlığını inkar etmekten ziyade, onun varlığının kendinden olup olmadığı meselesi var. Mesela ağaç da vardır, taş da vardır, su da vardır. Bunları hayal deyip geçemeyiz. Fakat tasavvuf ehli, eşyanın varlığını Allah’tan bağımsız düşünmüyor. Gölge örneği de sanırım bunu anlatmak için veriliyor. Gölge vardır ama kendi başına bir varlığı yoktur; varlığı aslına bağlıdır. Eşyanın hayal veya gölge olarak görülmesi de bana göre bu açıdan anlaşılmalı. Yani mesele eşya yoktur demek değil, eşyanın hakiki ve bağımsız varlığının bulunmadığını söylemektir. Sofistlerin eşyanın hakikatini inkar etmesiyle tasavvuftaki bu anlayışı birbirine karıştırmamak gerekir.

yusufiyeli hocam suhreverdi'nin nurlar felsefesini de dinlemek isterim sizden onda da bir nevi vahdeti vucud var. Her sey nurul envarin nur mertebelerinden ibaret diyor

Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 16.10.26, 16:52
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 5,142
Forum Puanı: 1979
Etiketlendiği Mesaj: 597 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
queenkonna Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
yusufiyeli hocam suhreverdi'nin nurlar felsefesini de dinlemek isterim sizden onda da bir nevi vahdeti vucud var. Her sey nurul envarin nur mertebelerinden ibaret diyor
Değerli kardeşim İşrak felsefesini incelerken en çok nazari dikkatimi celb eden husus, hakikate ulaşmak için yalnızca aklın kafi görülmemesi. Bu düşüncenin kurucusu Sühreverdi. Ona göre insan aklıyla araştırır, düşünür, deliller ortaya koyar ama hakikati kavramanın bir de sezgi ve manevi tecrübe tarafı vardır.
İşrak kelimesi doğan güneşin etrafa yaydığı ışık anlamına geliyor. Sühreverdi de varlığı ışık üzerinden açıklıyor. Her şeyin kaynağı olarak Nurü'l-Envar'ı, yani Nurların Nuru'nu kabul ediyor. Varlıklar da bu nurla ilişkileri ve nurun dereceleri üzerinden açıklanıyor. Burada Farabi ve İbn Sina'nın sudur anlayışına benzeyen taraflar var ama Sühreverdi, ışık kavramını merkeze alarak kendine özgü bir sistem kuruyor.
Bana göre burada asıl üzerinde durulması gereken şey, akıl ile sezgi arasındaki ilişki. Çünkü insan bir konuda çok şey okuyabilir, çeşitli bilgiler edinebilir ama o bilgiyi gerçekten kavramak başka bir meseledir. Sühreverdi'nin düşüncesinde de akli bilgiyle manevi tecrübe arasında böyle bir ayrım var.
Sühreverdi hakikate ulaşmanın iki yolundan söz ediyor: Bahs ve teellüh. Bahs dediği, araştırmak, düşünmek, akıl yürütmek ve delillerle sonuca ulaşmak. Teellüh ise insanın manevi yönden olgunlaşması, nefsini terbiye etmesi ve ahlaki bakımdan arınmasıyla ilgili. Yani bir tarafta okuyup araştırmak, diğer tarafta insanın kendi iç dünyası üzerinde çalışması var.
Aslında ikisini birbirinden tamamen ayırmak bana doğru gelmiyor. İnsan hem araştırmalı hem de kendisini sorgulamalı. Sadece bilgi sahibi olmak, insanın mutlaka olgunlaşacağı anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir insanın manevi tecrübe yaşadığını söylemesi de onun her konuda doğru bilgiye ulaştığını göstermez. Bu ikisi arasında bir denge kurulması gerektiğini düşünüyorum.
Sühreverdi'nin düşüncesinin kaynaklarına baktığımızda İbn Sina'yı, Yeni Eflatunculuğu, Pisagorculuğu, eski İran düşüncesini ve çeşitli tasavvufi gelenekleri görüyoruz. Zünnun-ı Mısri, Bayezid-i Bistami, Hallac-ı Mansur ve Gazzali gibi isimlerle de düşüncesi arasında bağlantılar kuruluyor. Yani Sühreverdi kendisinden önceki düşünce birikiminden yararlanıyor. Fakat önemli olan, bunları olduğu gibi tekrar etmek yerine kendine özgü bir anlayış içerisinde bir araya getirmesi.
Eski İran düşüncesindeki ışık ve karanlık meselesi de dikkat çekici. Zerdüşti gelenekte iyilik ve kötülük, ışık ve karanlık arasındaki mücadele önemli bir yere sahip. Sühreverdi'nin felsefesinde de nur ve karanlık temel kavramlar. Fakat buradan hareketle ikisini tamamen aynı kabul etmek doğru olmaz. Sühreverdi'nin düşüncesinde Nurü'l-Envar tektir. Dolayısıyla onun nur anlayışını, Zerdüştlükteki iyilik ve kötülük ilkeleriyle doğrudan bir tutmak mümkün değil.
Bir de Hermes meselesi var. Hermes, eski bilgelik geleneklerinde önemli bir figür olarak karşımıza çıkıyor. İslam düşüncesinde de bazıları onu Hz. İdris'le ilişkilendirmiş. Ancak bu özdeşliğin kesin olduğunu söyleyemeyiz. Tarih boyunca farklı düşünceler birbirinden etkilenmiş olabilir ama her benzerliği doğrudan bir bağlantı olarak görmek de doğru olmaz.
Benim asıl dikkatimi çeken konulardan biri, Sühreverdi'nin ilim ve hikmet konusunda ortaya koyduğu yaklaşım. Geçmişte büyük alimlerin ve filozofların yaşamış olması, onlardan sonra yeni bir şey söylenemeyeceği anlamına gelmiyor. İlim belli bir dönemde veya belli insanların elinde sona ermez. İnsanlar araştırmaya ve düşünmeye devam eder.
Bugün de bu konuda iki farklı anlayış görüyorum. Bir kesim, geçmişte söylenmesi gereken her şeyin söylendiğini, artık bize düşenin eskilerin söylediklerini uygulamak olduğunu düşünüyor. Diğer kesim ise geçmişte yaşayanları küçümseyip bugünkü bilgilerin her bakımdan daha üstün olduğunu kabul ediyor.
Bence iki yaklaşım da doğru değil. Ebu Hanife'yi, İmam Şafii'yi veya İbn Sina'yı yok sayarak bir yere varamayız. Çünkü bugün sahip olduğumuz düşünce birikiminin oluşmasında geçmişteki insanların büyük emeği var. Fakat bu isimleri önemli görmek, onların her söylediğini sorgulanamaz kabul etmek anlamına da gelmez.
Geçmişten öğreneceğiz, gerektiğinde farklı düşüneceğiz ve yeni sorular soracağız. Bir düşünürün büyüklüğü, kendisinden sonra gelenlerin düşünmesini engellemesinde değil, onlara yeni ufuklar açmasında aranmalı. Sühreverdi'nin bu yönünü önemli buluyorum. İlim ve hakikat arayışının geçmişte tamamlanmış bir iş olarak görülmesine karşı çıkıyor.
Varlık anlayışına dönersek, Sühreverdi'ye göre bütün varlık düzeni nur kavramıyla açıklanıyor. Nurü'l-Envar'dan başlayarak farklı derecelerdeki nurlar ve varlıklar ele alınıyor. Maddi dünya ise bu düzenin daha aşağı bir derecesinde bulunuyor. Bu nedenle onun düşüncesinde ışık yalnızca gözle gördüğümüz bir şey değil, varlığın kendisini anlamamızı sağlayan temel bir kavram.
Sühreverdi'nin el-Gurbetü'l-Garbiyye, yani Batı Gurbeti adlı eseri de bu açıdan düşündürücü. İnsan bazen her şey yolunda olsa bile içinde bir eksiklik hissedebiliyor. Sühreverdi'nin düşüncesi açısından bu durum, insanın kendi hakikatinden uzak kalması ve asıl kaynağına yönelme arzusu üzerinden yorumlanabilir. Elbette bunu herkesin yaşadığı hüznün tek sebebi olarak görmemek gerekir. Burada daha çok insanın manevi arayışını anlatan bir düşünce söz konusu.
Sühreverdi'nin ardından bu düşünceyi devam ettirenler de olmuş. Özellikle Molla Sadra, İşrak felsefesinden yararlanarak İbn Sina'nın felsefesini, tasavvufi düşünceyi ve kelam geleneğini bir araya getiren yeni bir anlayış geliştirmiş. Bu da bir düşüncenin sonraki nesiller tarafından nasıl geliştirilip farklı bir boyuta taşınabileceğini gösteriyor.
Benim bu konudan çıkardığım sonuç şu: İnsanın hakikati araması sadece okuyup bilgi edinmekten ibaret değil. Düşünmek, araştırmak, kendini sorgulamak ve ahlakını geliştirmek de bu yolun bir parçası. Fakat manevi tecrübe yaşadığını söyleyen herkesi de sorgulamadan kabul etmemek gerekir. Akıl ve delil de önemlidir.
Kısacası, bana göre Sühreverdi'nin üzerinde durulması gereken tarafı, akli araştırmayla manevi olgunlaşmayı bir arada ele alması ve hakikat arayışını geçmişle sınırlamamasıdır. Ne geçmişi bütünüyle reddetmek doğru ne de geçmişte söylenen her şeyi son söz olarak görmek. Öncekilerin birikiminden yararlanıp düşünmeye devam etmek gerekiyor. Çünkü hakikat arayışı, insanın kendisini geliştirmesiyle devam eden bir yolculuk.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 16.10.26, 19:46
Acemi
 
Üyelik tarihi: 19.08.26
Bulunduğu yer: izmit
Mesajlar: 24
Forum Puanı: 28
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Değerli kardeşim İşrak felsefesini incelerken en çok nazari dikkatimi celb eden husus, hakikate ulaşmak için yalnızca aklın kafi görülmemesi. Bu düşüncenin kurucusu Sühreverdi. Ona göre insan aklıyla araştırır, düşünür, deliller ortaya koyar ama hakikati kavramanın bir de sezgi ve manevi tecrübe tarafı vardır.
İşrak kelimesi doğan güneşin etrafa yaydığı ışık anlamına geliyor. Sühreverdi de varlığı ışık üzerinden açıklıyor. Her şeyin kaynağı olarak Nurü'l-Envar'ı, yani Nurların Nuru'nu kabul ediyor. Varlıklar da bu nurla ilişkileri ve nurun dereceleri üzerinden açıklanıyor. Burada Farabi ve İbn Sina'nın sudur anlayışına benzeyen taraflar var ama Sühreverdi, ışık kavramını merkeze alarak kendine özgü bir sistem kuruyor.
Bana göre burada asıl üzerinde durulması gereken şey, akıl ile sezgi arasındaki ilişki. Çünkü insan bir konuda çok şey okuyabilir, çeşitli bilgiler edinebilir ama o bilgiyi gerçekten kavramak başka bir meseledir. Sühreverdi'nin düşüncesinde de akli bilgiyle manevi tecrübe arasında böyle bir ayrım var.
Sühreverdi hakikate ulaşmanın iki yolundan söz ediyor: Bahs ve teellüh. Bahs dediği, araştırmak, düşünmek, akıl yürütmek ve delillerle sonuca ulaşmak. Teellüh ise insanın manevi yönden olgunlaşması, nefsini terbiye etmesi ve ahlaki bakımdan arınmasıyla ilgili. Yani bir tarafta okuyup araştırmak, diğer tarafta insanın kendi iç dünyası üzerinde çalışması var.
Aslında ikisini birbirinden tamamen ayırmak bana doğru gelmiyor. İnsan hem araştırmalı hem de kendisini sorgulamalı. Sadece bilgi sahibi olmak, insanın mutlaka olgunlaşacağı anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir insanın manevi tecrübe yaşadığını söylemesi de onun her konuda doğru bilgiye ulaştığını göstermez. Bu ikisi arasında bir denge kurulması gerektiğini düşünüyorum.
Sühreverdi'nin düşüncesinin kaynaklarına baktığımızda İbn Sina'yı, Yeni Eflatunculuğu, Pisagorculuğu, eski İran düşüncesini ve çeşitli tasavvufi gelenekleri görüyoruz. Zünnun-ı Mısri, Bayezid-i Bistami, Hallac-ı Mansur ve Gazzali gibi isimlerle de düşüncesi arasında bağlantılar kuruluyor. Yani Sühreverdi kendisinden önceki düşünce birikiminden yararlanıyor. Fakat önemli olan, bunları olduğu gibi tekrar etmek yerine kendine özgü bir anlayış içerisinde bir araya getirmesi.
Eski İran düşüncesindeki ışık ve karanlık meselesi de dikkat çekici. Zerdüşti gelenekte iyilik ve kötülük, ışık ve karanlık arasındaki mücadele önemli bir yere sahip. Sühreverdi'nin felsefesinde de nur ve karanlık temel kavramlar. Fakat buradan hareketle ikisini tamamen aynı kabul etmek doğru olmaz. Sühreverdi'nin düşüncesinde Nurü'l-Envar tektir. Dolayısıyla onun nur anlayışını, Zerdüştlükteki iyilik ve kötülük ilkeleriyle doğrudan bir tutmak mümkün değil.
Bir de Hermes meselesi var. Hermes, eski bilgelik geleneklerinde önemli bir figür olarak karşımıza çıkıyor. İslam düşüncesinde de bazıları onu Hz. İdris'le ilişkilendirmiş. Ancak bu özdeşliğin kesin olduğunu söyleyemeyiz. Tarih boyunca farklı düşünceler birbirinden etkilenmiş olabilir ama her benzerliği doğrudan bir bağlantı olarak görmek de doğru olmaz.
Benim asıl dikkatimi çeken konulardan biri, Sühreverdi'nin ilim ve hikmet konusunda ortaya koyduğu yaklaşım. Geçmişte büyük alimlerin ve filozofların yaşamış olması, onlardan sonra yeni bir şey söylenemeyeceği anlamına gelmiyor. İlim belli bir dönemde veya belli insanların elinde sona ermez. İnsanlar araştırmaya ve düşünmeye devam eder.
Bugün de bu konuda iki farklı anlayış görüyorum. Bir kesim, geçmişte söylenmesi gereken her şeyin söylendiğini, artık bize düşenin eskilerin söylediklerini uygulamak olduğunu düşünüyor. Diğer kesim ise geçmişte yaşayanları küçümseyip bugünkü bilgilerin her bakımdan daha üstün olduğunu kabul ediyor.
Bence iki yaklaşım da doğru değil. Ebu Hanife'yi, İmam Şafii'yi veya İbn Sina'yı yok sayarak bir yere varamayız. Çünkü bugün sahip olduğumuz düşünce birikiminin oluşmasında geçmişteki insanların büyük emeği var. Fakat bu isimleri önemli görmek, onların her söylediğini sorgulanamaz kabul etmek anlamına da gelmez.
Geçmişten öğreneceğiz, gerektiğinde farklı düşüneceğiz ve yeni sorular soracağız. Bir düşünürün büyüklüğü, kendisinden sonra gelenlerin düşünmesini engellemesinde değil, onlara yeni ufuklar açmasında aranmalı. Sühreverdi'nin bu yönünü önemli buluyorum. İlim ve hakikat arayışının geçmişte tamamlanmış bir iş olarak görülmesine karşı çıkıyor.
Varlık anlayışına dönersek, Sühreverdi'ye göre bütün varlık düzeni nur kavramıyla açıklanıyor. Nurü'l-Envar'dan başlayarak farklı derecelerdeki nurlar ve varlıklar ele alınıyor. Maddi dünya ise bu düzenin daha aşağı bir derecesinde bulunuyor. Bu nedenle onun düşüncesinde ışık yalnızca gözle gördüğümüz bir şey değil, varlığın kendisini anlamamızı sağlayan temel bir kavram.
Sühreverdi'nin el-Gurbetü'l-Garbiyye, yani Batı Gurbeti adlı eseri de bu açıdan düşündürücü. İnsan bazen her şey yolunda olsa bile içinde bir eksiklik hissedebiliyor. Sühreverdi'nin düşüncesi açısından bu durum, insanın kendi hakikatinden uzak kalması ve asıl kaynağına yönelme arzusu üzerinden yorumlanabilir. Elbette bunu herkesin yaşadığı hüznün tek sebebi olarak görmemek gerekir. Burada daha çok insanın manevi arayışını anlatan bir düşünce söz konusu.
Sühreverdi'nin ardından bu düşünceyi devam ettirenler de olmuş. Özellikle Molla Sadra, İşrak felsefesinden yararlanarak İbn Sina'nın felsefesini, tasavvufi düşünceyi ve kelam geleneğini bir araya getiren yeni bir anlayış geliştirmiş. Bu da bir düşüncenin sonraki nesiller tarafından nasıl geliştirilip farklı bir boyuta taşınabileceğini gösteriyor.
Benim bu konudan çıkardığım sonuç şu: İnsanın hakikati araması sadece okuyup bilgi edinmekten ibaret değil. Düşünmek, araştırmak, kendini sorgulamak ve ahlakını geliştirmek de bu yolun bir parçası. Fakat manevi tecrübe yaşadığını söyleyen herkesi de sorgulamadan kabul etmemek gerekir. Akıl ve delil de önemlidir.
Kısacası, bana göre Sühreverdi'nin üzerinde durulması gereken tarafı, akli araştırmayla manevi olgunlaşmayı bir arada ele alması ve hakikat arayışını geçmişle sınırlamamasıdır. Ne geçmişi bütünüyle reddetmek doğru ne de geçmişte söylenen her şeyi son söz olarak görmek. Öncekilerin birikiminden yararlanıp düşünmeye devam etmek gerekiyor. Çünkü hakikat arayışı, insanın kendisini geliştirmesiyle devam eden bir yolculuk.
cok begenerek okudum hocam tesekkur ederim Allah razi olsun bilgilendirdiginiz icin tesekkur ediyorum

Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 16.10.26, 20:37
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 5,142
Forum Puanı: 1979
Etiketlendiği Mesaj: 597 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
queenkonna Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
cok begenerek okudum hocam tesekkur ederim Allah razi olsun bilgilendirdiginiz icin tesekkur ediyorum
Estağfurullah, Allah (c.c.) cümlemizden razı olsun.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Havas ilmi ile Büyü Arasındaki Fark Nedir? HavasHoca Havas Dersleri 15 08.12.24 16:43
Havas ve Ledün ilmi HavasHoca Havas ilmi Genel Bilgiler 7 29.07.24 13:48
Havas - Vefk ilmi SiLence Vefk & Tılsım 2 15.06.24 01:12
ilmi Ledün nedir? HavasHoca Havas Dersleri 14 25.08.23 00:36
islam Alimleri Açısından Ebced ve Cifir ilmi Sin Ebced & Cifir & Remil 0 29.09.15 15:19


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:18.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com