Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Musallat Tecrübem, Şimdi Kaderimizde Ne Var?

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 13.04.25, 05:50
Acemi
 
Üyelik tarihi: 25.02.25
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 9
Forum Puanı: 498
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Musallat Tecrübem, Şimdi Kaderimizde Ne Var?



Bismillahirrahmanirrahim. Allah günahlarımızı bağışlasın. Allah’a olan utancımıza insaniyete olan utancımız da eklenmesin diye olabildiğince kimliğimi gizleyerek yaşadıklarımı yazdım. Sürecin bütünsel olarak ele alınması adına hayatımı da özetlemek istedim.

25 yaşındayım. Ana burcu Koç, yükselen burcu emin olmamakla birlikte Kova olan biriyim.

Ortalama bir Anadolu ailesindenim. Babam işçi emeklisi, annem ev hanımı. Orta gelirliyiz. Annem ibadetlerini yapar, babam aksatır. Üçüncü çocuklarıyım. Abilerim pek dindar değil, ancak büyük abim namaza yeni başladı.

Ben ailemin ve abilerimin aksine küçük yaşta dindarlığa düşkündüm. Kimi vakit namazlarımda evden camiye gittiğimi annem söylerdi. Sakin bir çocukluk geçirdim. Ortaokulda dine ilgim arttı ancak yanlışlıkla müstehcen bir siteyle karşılaştım. Çok erken yaşlarda çıplaklık ile karşılaşmış oldum. Yine de dindarlığımdan kopmadım. Rehberimiz olmadan oradan oraya ancak dinin inanç prensiplerinin sınırları içerisinde kalarak savruluyordum.

İmam-hatip lisesine yazıldım. Dindar ve edepliydim ancak müstehcen içeriklere karşı zaaflarım vardı. İstimna alışkanlık haline gelmişti. Bu iki yüzlü halimden hiç memnun değildim. Şişmandım, dinen taassupluk vardı. Tamamen erkek olan okul ortamında, kızlarla temasım yoktu. Gusülsüz günler yaşadım, bu şekilde yıllar geçti.

18 yaşıma geldiğimde lise son sınıfta ilkokuldan beri tanıdığım bir kıza kör kütük aşık oldum. Aşk ancak Allah'adır. Kavuşulan aşk olmaz. Bunları biliyorum ve özellikle bu kelimeyi kullanıyorum.

Kısa sürede 20 küsür kilo verdim. Sırf daha yakışıklı gözükeyim diye. Hislerimi kendisine ifade ettim, reddedildim. Hayatımda sayılı kez ağladığım anlardan biri oldu. Dershanede bazı kızlar benimle sevgili olmak istiyordu, hatta bir tanesi ile de kısa bir oyun oynadık ama açıkçası hiçbirisine ilgim yoktu. İlişkileri çocukça ve yüzeysel buluyordum.

Üniversitede müstehcenliğe ilgim sürdü; ücret karşılığı bir fahişeyle ilk cinsel deneyimimi yaşadım. İroniktir daha sonra ayrı bir evde iffet kaygısı olmayan bir kızla tesadüfen bir hafta geçirdim. Emanet bilinciyle ona dokunmadım oysa o bana açıkça yaklaşıyordu. Şehvetim yerine merhametim ağır bastı. 18 yaşında, evli bir adamdan hamile kalmış, acınacak haldeydi.

İnsani ilimlere ilgim arttıkça bilgim genişledi, dini bilgim de derinleşti ancak bu ibadetlerime yansımadı. Çevremde en dindar görünen ve en bilgili kişi bendim, fakat dine maddeci bir yaklaşımla bakıyordum. Okulda isteksizdim. Üniversite eğitiminin ayağa düştüğü aşikar. Akranlarım da bana denk değildi.

Üniversitede içine düştüğüm karanlık döngüde günlerce eve kapanıyor, gece-gündüz ritmini kaybediyordum. Sürekli yemek yiyor, anlamsız videolar ve müstehcen içerikle vakit geçiriyor; gusül gibi temel dini sorumlulukları bile ihmal ediyordum. Pislikten fiziken rahatsız olunca ancak banyo yapıyordum. Bu durumu metafizikle değil, depresyonla açıklıyordum. Üniversite biterse her şey düzelecekmiş gibi umut ederken… İlahi yardım etti.

YouTube’da gezinirken, Nurculara ait bir kanalda cinlerle ilgili bilgi veren bir "huddâm hocasının" videosuna denk geldim. O zamandan sonra içimde bir şüphe oluştu. Uzun süredir depresif bir haldeydim, müzik dinlemeden dışarı çıkamaz olmuştum, temizliğime dikkat etmiyordum ve harama bakmaya meyilliydim. Bu nedenler sadece zihinsel olmayabilir miydi?

Videodaki kişilerle iletişime geçtim. Benden fotoğrafımı ve annemin adını istediler, verdim. Tehlikeli olabileceğini bilsem de güvenmeyi seçtim. Ertesi sabah bana bakacaklarını söylediler. O gece saat üç civarında, karanlıkta telefonuma bakarken sol kulağımın dibinde bir fısıltı duydum. Önce telefondan geldiğini sandım, sesini kıstım ama fısıltı daha da yoğunlaştı. Korkuya kapılıp korunma duaları okuyarak sabaha kadar bekledim.

Durumu tanıdığım bir imam abime anlattım. Bana "zırh sureleri"ni gönderdi ve akşam ezanından önce birine okutmamı söyledi. O sırada bakım yaptırdığım kişiler ise bana üzerimde nazar ve musallat olduğunu bildiren bir mesaj attılar.

Hocamın dediği üzere bulduğumuz bir cami imamından okumasını istedik. Allah razı olsun okudu. "Zırh ayetleri"yle içimde büyük bir rahatlama hissettim; zihnim açıldı, sosyal hayatım düzeldi. Ancak maddeci düşünce kalıplarından tam kopamadım. Bu değişimi biyolojik nedenlerle açıklamaya çalıştım. İbadetlere sarılsam da, bu iyileşme hali sadece dört gün sürdü ve eski depresif ruh halime geri döndüm.

Bu kez rukyeyi kendim yapmaya karar verdim ve özellikle Saffat Suresini okurken tekrar rahatladım. Musallata uğradığıma kanaat getirdim. İmam hocama durumu anlattım. Uzatmadan yanına gelmemi istedi.

Camiye gittim. Ben “Biraz muhabbet eder miyiz?” derken kendisi camiye gelir gelmez beni hemen oturttu. Etrafıma eliyle çember çizdi. Karşıma geçti biraz rukye okudu ancak tamamlamadı. Sonrasında bir kağıda Davut Yıldızı çizdi. Bana sorular soracağını cevap vermemi istedi. İlk önce cinin dişi mi eril mi olduğunu sordu. Ben "Eril" dedim. Hocam biraz bekledikten sonra "Yalan söylüyor." dedi. Bir kağıda iki isim yazmıştı. "Hangisinde bir şeyler hissedersen onu göster." dedi. Gösterdiğim ismin Karin cinime ait olduğunu söyledi. Daha da soru sormadı. Dostlarını çağırdı. Müdahale etmeye başladılar. Bu sırada boğulurcasına kahkaha atmaya başladım. Durduramıyordum. Hocama “Gülüyorum, hocam.” dedim. "Sen gülmüyorsun oğlum o bana kafa tutuyor” dedi. Hocam direkt cinle konuşmaya başladı. Ben sadece hocamın konuşmasını duyuyordum. “İki çocuğu olduğunu ve haklı gerekçeleri olduğunu söylediğini belirtti. Bu yüzden doğrudan yakamayacını da söyledi. Daha sonra durup bana iki soru sordu:

• Gusülsüz gezdiğin oldu mu? — Evet.
• Mezarlığa idrar yaptın mı? — Hayır, yalan söylüyor dedim. Ben tuvalet dışında hiçbir yerde tuvaletimi yapamam.

Biraz daha konuştuklarını düşünüyorum. Hocam sessizce elindeki kağıda bir şeyler yazıyor, başını sallıyordu. Dostlarından cini göğsüme kadar getirmelerini istedi. Sonra cini bedenimden aldı, Davut Yıldızının olduğu kağıda hapsetti ve mahkemeye sevk ettiğini söyledi. Cin, 4 yıl önce (18 yaşımdayken) musallat olduğunu söylemiş. Hocam muhtemelen daha uzun süre önce geldiğini düşünüyor. Şimdiye kadar askerlikten beridir bu kadar güçlü bir cinle de denk gelmediğini söyledi. Mahkemede üç gün sonra kararın çıkacağını, ne olursa olsun artık oradan bu süre boyunca çıkamayacağını belirtti. Üç gün sonra sonucu sorduğumda bana nasıl hissettiğimi sordu. "Rahatladım" deyince, "Hayır olmuştur" dedi.

Bu olaydan sonra uzun bir süre ibadetlerime sarıldım, okuluma ve işlerime odaklandım. Fakat zamanla yine ibadetlerden soğudum.

Hocamın başarılı olamadığından şüphelendim. Başka bir kişiden görüş almak adına referanslar ile bilinen bir hocanın evine gittim. Kendisi anne adımı sorarak hızlıca kontrol etti ve "Sende cin min yok kardeşim. Kim kafana sokuyor bunları." dedi. Beni gönderdi. Paranoya yaptığımı düşünerek ayrıldım.

Zamanla yine harama bakmaya, gusülsüz gezmeye ve ihtilam olmaya devam ettim.

25 Şubat akşamı, yine böyle pejmürde bir halde istimna ettikten sonra gusül abdesti aldım. YouTube’da gezmeye başladım. Bu kez karşıma Yasin Koca çıktı. Direkt birebir muayenelerini paylaşıyordu. Etkilendim, aklım başıma dank etti. Gidip kendime rukye yaptım. Yine bir zihnen rahatlama yaşadım. Bu sefer metafizik araştırmaları arttırdım. Havas okulu formu ile karşılaştım. Formu karıştırmaya başladım.

Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum. O günden beri kendimi daha iyi hissediyorum ve salih bir hâle döndüm. Forumda gördüğüm korunma çalışmalarını ve Ayetel Kürsi’yi okumayı ihmal etmiyorum. Elhamdülillah ibadetlerime kavuştum. Devam ediyorum. O rezil hale gelmekten tedirginlik duyuyorum.

Müstehcenlikle aram eskiye göre oldukça farklı. 25 yaşında bekar bir erkek olarak tabi ki zorlanıyorum ama elhamdülillah.

Halimden memnunum. Sakinlik geldi. Zihnim rahatladı. İbadetlerime sarıldım, ruhiyetim yerinde. Birçok şey daha anlamlı hale gelmeye başladı. Formdaki yazıları okudukça şaşkınlığım ve merakım artıyor.

Beni ilk tedavi eden imam ağabeyime durumu anlatmadım. Kendisinden çekiniyorum. Şu an huzurlu ve keyifli, hoşnut bir haldeyim.

Anlattıklarımda kimi yerlerde zihnim beni aldatmış olabilir. Sizden ve Allah'tan özür dilerim.

Şimdi nasıl bir yol izlemeliyim? Neler tavsiye edersiniz? Yaşadıklarımı nasıl yorumlarsınız? İlahinin rızasına bir adım daha yaklaşabilmek için neler yapmak gerekir? Düşüncelerinizi merak ediyorum.

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 13.04.25, 06:32
Acemi
 
Üyelik tarihi: 25.02.25
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 9
Forum Puanı: 498
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

İki hususu daha eklemek isterim.
- Özellikle dışarıya çıkmamanın nedeni herkesin bana saldıracağına karşı vehim duymamdı. Herkesten korkar olmuştum.
- İlk rukyeden sonra cinin 4 gün sonra tekrar bedene girmesini hocama sorduğumda: Karin cinini bir şekilde kandırdığını onun yardımıyla bedenime girdiğini söyledi.

Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 13.04.25, 10:31
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Dibace Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İki hususu daha eklemek isterim.
- Özellikle dışarıya çıkmamanın nedeni herkesin bana saldıracağına karşı vehim duymamdı. Herkesten korkar olmuştum.
- İlk rukyeden sonra cinin 4 gün sonra tekrar bedene girmesini hocama sorduğumda: Karin cinini bir şekilde kandırdığını onun yardımıyla bedenime girdiğini söyledi.
İlim adamlarımız der ki: Kişiyi tevbeye ve günahlar üzerinde isrardan geçmeye iten, aziz ve gaffar olan Allah'ın Kitab'ı, şanı yüce Rabbimizin sözünü ettiği cennetin niteliklerine ve itaatkarlara vadettiklerine dair açıklama ları, cehennem azabı ile isyankarlara yaptığı tehditleri üzerinde devamlı düşünmektir. Bir kişi, bu şekilde tefekkürünü sürdürür ve Allah'tan korkması ve nimetlerini umması güç kazanıncaya kadar devam ettirirse, yüce Allah'a nimetini umarak, azabından korkarak dua eder. Allah'ın nimetlerini umup, azabından korumak ise, korku ve ümidin bir semeresidir. Kişi, bunun saye- sinde Allah'ın cezasından korkar, O'nun mükafatını umar. Doğruya ulaşmak başarısını ihsan eden ise şanı yüce Allah'tır.
Şöyle de denilmiştir: Kişiyi tevbeye ve günahlardan vazgeçmeye iten, günahların -öldürücü zehirler olmalarından ötürü- çirkinliklerine ve zararlarına Allah'ın mutluluğa iletmek istediği kimseye ilahi bir yolla dikkatini çekmesidir.
Derim ki: Bu, sadece lafızda bir ayrılıktır. Anlam itibariyle (öncekinden) bir farklılık ihtiva etmiyor. Çünkü insan, ancak yüce Allah'ın insanın dikkatini çekip uyarması sonucunda Allah'ın vaidleri ve tehditleri üzerinde tefekkür eder. Kul, yüce Allah'ın başarı ihsan etmesi sonucunda kendi nefsine bakıp işlemiş olduğu günahlarla ve hatalarla dolup taştığını fark edip, bundan dolayı da kusurlarına pişmanlık duyarak, şanı yüce Allah'ın cezasından korkarak, geçmişte yaptıklarının benzerini terke koyulacak olursa, ancak ona: "Tevbe eden kimse" demek mümkündür. Eğer bu şekilde olmayacak olursa, artık bu, masiyet üzerinde israr eden ve helak oluşun sebeplerini terketmeyen bir kimse olur.
Kaynak: İMAM KURTUBİ EL-CAMİU LI AHKAMİ'L-KUR'AN Terceme ve Notlar M. Beşir ERYARSOY 4. CİLD sayfa: 384, 385 BURUC YAYINLARI Yerebatan Cad. Salkım Söğüt Sokak No: 6/A Cağaloğlu/Fatih / İstanbul
Tel.: (0212) 528 58 18
İstanbul, 2015)

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 13.04.25, 10:53
 
Üyelik tarihi: 14.11.24
Bulunduğu yer: Mahşer
Mesajlar: 456
Forum Puanı: 661
Etiketlendiği Mesaj: 12 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Dibace Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Bismillahirrahmanirrahim. Allah günahlarımızı bağışlasın. Allah’a olan utancımıza insaniyete olan utancımız da eklenmesin diye olabildiğince kimliğimi gizleyerek yaşadıklarımı yazdım. Sürecin bütünsel olarak ele alınması adına hayatımı da özetlemek istedim.

25 yaşındayım. Ana burcu Koç, yükselen burcu emin olmamakla birlikte Kova olan biriyim.

Ortalama bir Anadolu ailesindenim. Babam işçi emeklisi, annem ev hanımı. Orta gelirliyiz. Annem ibadetlerini yapar, babam aksatır. Üçüncü çocuklarıyım. Abilerim pek dindar değil, ancak büyük abim namaza yeni başladı.

Ben ailemin ve abilerimin aksine küçük yaşta dindarlığa düşkündüm. Kimi vakit namazlarımda evden camiye gittiğimi annem söylerdi. Sakin bir çocukluk geçirdim. Ortaokulda dine ilgim arttı ancak yanlışlıkla müstehcen bir siteyle karşılaştım. Çok erken yaşlarda çıplaklık ile karşılaşmış oldum. Yine de dindarlığımdan kopmadım. Rehberimiz olmadan oradan oraya ancak dinin inanç prensiplerinin sınırları içerisinde kalarak savruluyordum.

İmam-hatip lisesine yazıldım. Dindar ve edepliydim ancak müstehcen içeriklere karşı zaaflarım vardı. İstimna alışkanlık haline gelmişti. Bu iki yüzlü halimden hiç memnun değildim. Şişmandım, dinen taassupluk vardı. Tamamen erkek olan okul ortamında, kızlarla temasım yoktu. Gusülsüz günler yaşadım, bu şekilde yıllar geçti.

18 yaşıma geldiğimde lise son sınıfta ilkokuldan beri tanıdığım bir kıza kör kütük aşık oldum. Aşk ancak Allah'adır. Kavuşulan aşk olmaz. Bunları biliyorum ve özellikle bu kelimeyi kullanıyorum.

Kısa sürede 20 küsür kilo verdim. Sırf daha yakışıklı gözükeyim diye. Hislerimi kendisine ifade ettim, reddedildim. Hayatımda sayılı kez ağladığım anlardan biri oldu. Dershanede bazı kızlar benimle sevgili olmak istiyordu, hatta bir tanesi ile de kısa bir oyun oynadık ama açıkçası hiçbirisine ilgim yoktu. İlişkileri çocukça ve yüzeysel buluyordum.

Üniversitede müstehcenliğe ilgim sürdü; ücret karşılığı bir fahişeyle ilk cinsel deneyimimi yaşadım. İroniktir daha sonra ayrı bir evde iffet kaygısı olmayan bir kızla tesadüfen bir hafta geçirdim. Emanet bilinciyle ona dokunmadım oysa o bana açıkça yaklaşıyordu. Şehvetim yerine merhametim ağır bastı. 18 yaşında, evli bir adamdan hamile kalmış, acınacak haldeydi.

İnsani ilimlere ilgim arttıkça bilgim genişledi, dini bilgim de derinleşti ancak bu ibadetlerime yansımadı. Çevremde en dindar görünen ve en bilgili kişi bendim, fakat dine maddeci bir yaklaşımla bakıyordum. Okulda isteksizdim. Üniversite eğitiminin ayağa düştüğü aşikar. Akranlarım da bana denk değildi.

Üniversitede içine düştüğüm karanlık döngüde günlerce eve kapanıyor, gece-gündüz ritmini kaybediyordum. Sürekli yemek yiyor, anlamsız videolar ve müstehcen içerikle vakit geçiriyor; gusül gibi temel dini sorumlulukları bile ihmal ediyordum. Pislikten fiziken rahatsız olunca ancak banyo yapıyordum. Bu durumu metafizikle değil, depresyonla açıklıyordum. Üniversite biterse her şey düzelecekmiş gibi umut ederken… İlahi yardım etti.

YouTube’da gezinirken, Nurculara ait bir kanalda cinlerle ilgili bilgi veren bir "huddâm hocasının" videosuna denk geldim. O zamandan sonra içimde bir şüphe oluştu. Uzun süredir depresif bir haldeydim, müzik dinlemeden dışarı çıkamaz olmuştum, temizliğime dikkat etmiyordum ve harama bakmaya meyilliydim. Bu nedenler sadece zihinsel olmayabilir miydi?

Videodaki kişilerle iletişime geçtim. Benden fotoğrafımı ve annemin adını istediler, verdim. Tehlikeli olabileceğini bilsem de güvenmeyi seçtim. Ertesi sabah bana bakacaklarını söylediler. O gece saat üç civarında, karanlıkta telefonuma bakarken sol kulağımın dibinde bir fısıltı duydum. Önce telefondan geldiğini sandım, sesini kıstım ama fısıltı daha da yoğunlaştı. Korkuya kapılıp korunma duaları okuyarak sabaha kadar bekledim.

Durumu tanıdığım bir imam abime anlattım. Bana "zırh sureleri"ni gönderdi ve akşam ezanından önce birine okutmamı söyledi. O sırada bakım yaptırdığım kişiler ise bana üzerimde nazar ve musallat olduğunu bildiren bir mesaj attılar.

Hocamın dediği üzere bulduğumuz bir cami imamından okumasını istedik. Allah razı olsun okudu. "Zırh ayetleri"yle içimde büyük bir rahatlama hissettim; zihnim açıldı, sosyal hayatım düzeldi. Ancak maddeci düşünce kalıplarından tam kopamadım. Bu değişimi biyolojik nedenlerle açıklamaya çalıştım. İbadetlere sarılsam da, bu iyileşme hali sadece dört gün sürdü ve eski depresif ruh halime geri döndüm.

Bu kez rukyeyi kendim yapmaya karar verdim ve özellikle Saffat Suresini okurken tekrar rahatladım. Musallata uğradığıma kanaat getirdim. İmam hocama durumu anlattım. Uzatmadan yanına gelmemi istedi.

Camiye gittim. Ben “Biraz muhabbet eder miyiz?” derken kendisi camiye gelir gelmez beni hemen oturttu. Etrafıma eliyle çember çizdi. Karşıma geçti biraz rukye okudu ancak tamamlamadı. Sonrasında bir kağıda Davut Yıldızı çizdi. Bana sorular soracağını cevap vermemi istedi. İlk önce cinin dişi mi eril mi olduğunu sordu. Ben "Eril" dedim. Hocam biraz bekledikten sonra "Yalan söylüyor." dedi. Bir kağıda iki isim yazmıştı. "Hangisinde bir şeyler hissedersen onu göster." dedi. Gösterdiğim ismin Karin cinime ait olduğunu söyledi. Daha da soru sormadı. Dostlarını çağırdı. Müdahale etmeye başladılar. Bu sırada boğulurcasına kahkaha atmaya başladım. Durduramıyordum. Hocama “Gülüyorum, hocam.” dedim. "Sen gülmüyorsun oğlum o bana kafa tutuyor” dedi. Hocam direkt cinle konuşmaya başladı. Ben sadece hocamın konuşmasını duyuyordum. “İki çocuğu olduğunu ve haklı gerekçeleri olduğunu söylediğini belirtti. Bu yüzden doğrudan yakamayacını da söyledi. Daha sonra durup bana iki soru sordu:

• Gusülsüz gezdiğin oldu mu? — Evet.
• Mezarlığa idrar yaptın mı? — Hayır, yalan söylüyor dedim. Ben tuvalet dışında hiçbir yerde tuvaletimi yapamam.

Biraz daha konuştuklarını düşünüyorum. Hocam sessizce elindeki kağıda bir şeyler yazıyor, başını sallıyordu. Dostlarından cini göğsüme kadar getirmelerini istedi. Sonra cini bedenimden aldı, Davut Yıldızının olduğu kağıda hapsetti ve mahkemeye sevk ettiğini söyledi. Cin, 4 yıl önce (18 yaşımdayken) musallat olduğunu söylemiş. Hocam muhtemelen daha uzun süre önce geldiğini düşünüyor. Şimdiye kadar askerlikten beridir bu kadar güçlü bir cinle de denk gelmediğini söyledi. Mahkemede üç gün sonra kararın çıkacağını, ne olursa olsun artık oradan bu süre boyunca çıkamayacağını belirtti. Üç gün sonra sonucu sorduğumda bana nasıl hissettiğimi sordu. "Rahatladım" deyince, "Hayır olmuştur" dedi.

Bu olaydan sonra uzun bir süre ibadetlerime sarıldım, okuluma ve işlerime odaklandım. Fakat zamanla yine ibadetlerden soğudum.

Hocamın başarılı olamadığından şüphelendim. Başka bir kişiden görüş almak adına referanslar ile bilinen bir hocanın evine gittim. Kendisi anne adımı sorarak hızlıca kontrol etti ve "Sende cin min yok kardeşim. Kim kafana sokuyor bunları." dedi. Beni gönderdi. Paranoya yaptığımı düşünerek ayrıldım.

Zamanla yine harama bakmaya, gusülsüz gezmeye ve ihtilam olmaya devam ettim.

25 Şubat akşamı, yine böyle pejmürde bir halde istimna ettikten sonra gusül abdesti aldım. YouTube’da gezmeye başladım. Bu kez karşıma Yasin Koca çıktı. Direkt birebir muayenelerini paylaşıyordu. Etkilendim, aklım başıma dank etti. Gidip kendime rukye yaptım. Yine bir zihnen rahatlama yaşadım. Bu sefer metafizik araştırmaları arttırdım. Havas okulu formu ile karşılaştım. Formu karıştırmaya başladım.

Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum. O günden beri kendimi daha iyi hissediyorum ve salih bir hâle döndüm. Forumda gördüğüm korunma çalışmalarını ve Ayetel Kürsi’yi okumayı ihmal etmiyorum. Elhamdülillah ibadetlerime kavuştum. Devam ediyorum. O rezil hale gelmekten tedirginlik duyuyorum.

Müstehcenlikle aram eskiye göre oldukça farklı. 25 yaşında bekar bir erkek olarak tabi ki zorlanıyorum ama elhamdülillah.

Halimden memnunum. Sakinlik geldi. Zihnim rahatladı. İbadetlerime sarıldım, ruhiyetim yerinde. Birçok şey daha anlamlı hale gelmeye başladı. Formdaki yazıları okudukça şaşkınlığım ve merakım artıyor.

Beni ilk tedavi eden imam ağabeyime durumu anlatmadım. Kendisinden çekiniyorum. Şu an huzurlu ve keyifli, hoşnut bir haldeyim.

Anlattıklarımda kimi yerlerde zihnim beni aldatmış olabilir. Sizden ve Allah'tan özür dilerim.

Şimdi nasıl bir yol izlemeliyim? Neler tavsiye edersiniz? Yaşadıklarımı nasıl yorumlarsınız? İlahinin rızasına bir adım daha yaklaşabilmek için neler yapmak gerekir? Düşüncelerinizi merak ediyorum.
Sanırım ikinci defa harama dusmeniz biraz daha psikolojik. Musallat veya büyü etkisinde kişilere değişik şeyler yaptırılabiliyor. Ama kişi bunu kendi hür iradesinde ama baskı altında aslında bir nevi hür iradesi dışında yapmis oluyor. Bir nevi robot misali yani. Bu durum ortadan kalktıktan sonra kişi biraz bocalayabilir. Çünkü etki ortadan kalktığında ruhen metafizik bazında bir rahatlama olsa da kişi psikolojik olarak hemen eski sağlıklı haline donemiyor. Bir geçiş sürecinden geçip, o süreçteki başarısına göre katı sağlığına kavuşuyor.

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 13.04.25, 11:12
cLibeRt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Vefali
 
Üyelik tarihi: 16.10.24
Bulunduğu yer: ADANA
Mesajlar: 537
Forum Puanı: 771
Etiketlendiği Mesaj: 35 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Dibace Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Bismillahirrahmanirrahim. Allah günahlarımızı bağışlasın. Allah’a olan utancımıza insaniyete olan utancımız da eklenmesin diye olabildiğince kimliğimi gizleyerek yaşadıklarımı yazdım. Sürecin bütünsel olarak ele alınması adına hayatımı da özetlemek istedim.

25 yaşındayım. Ana burcu Koç, yükselen burcu emin olmamakla birlikte Kova olan biriyim.

Ortalama bir Anadolu ailesindenim. Babam işçi emeklisi, annem ev hanımı. Orta gelirliyiz. Annem ibadetlerini yapar, babam aksatır. Üçüncü çocuklarıyım. Abilerim pek dindar değil, ancak büyük abim namaza yeni başladı.

Ben ailemin ve abilerimin aksine küçük yaşta dindarlığa düşkündüm. Kimi vakit namazlarımda evden camiye gittiğimi annem söylerdi. Sakin bir çocukluk geçirdim. Ortaokulda dine ilgim arttı ancak yanlışlıkla müstehcen bir siteyle karşılaştım. Çok erken yaşlarda çıplaklık ile karşılaşmış oldum. Yine de dindarlığımdan kopmadım. Rehberimiz olmadan oradan oraya ancak dinin inanç prensiplerinin sınırları içerisinde kalarak savruluyordum.

İmam-hatip lisesine yazıldım. Dindar ve edepliydim ancak müstehcen içeriklere karşı zaaflarım vardı. İstimna alışkanlık haline gelmişti. Bu iki yüzlü halimden hiç memnun değildim. Şişmandım, dinen taassupluk vardı. Tamamen erkek olan okul ortamında, kızlarla temasım yoktu. Gusülsüz günler yaşadım, bu şekilde yıllar geçti.

18 yaşıma geldiğimde lise son sınıfta ilkokuldan beri tanıdığım bir kıza kör kütük aşık oldum. Aşk ancak Allah'adır. Kavuşulan aşk olmaz. Bunları biliyorum ve özellikle bu kelimeyi kullanıyorum.

Kısa sürede 20 küsür kilo verdim. Sırf daha yakışıklı gözükeyim diye. Hislerimi kendisine ifade ettim, reddedildim. Hayatımda sayılı kez ağladığım anlardan biri oldu. Dershanede bazı kızlar benimle sevgili olmak istiyordu, hatta bir tanesi ile de kısa bir oyun oynadık ama açıkçası hiçbirisine ilgim yoktu. İlişkileri çocukça ve yüzeysel buluyordum.

Üniversitede müstehcenliğe ilgim sürdü; ücret karşılığı bir fahişeyle ilk cinsel deneyimimi yaşadım. İroniktir daha sonra ayrı bir evde iffet kaygısı olmayan bir kızla tesadüfen bir hafta geçirdim. Emanet bilinciyle ona dokunmadım oysa o bana açıkça yaklaşıyordu. Şehvetim yerine merhametim ağır bastı. 18 yaşında, evli bir adamdan hamile kalmış, acınacak haldeydi.

İnsani ilimlere ilgim arttıkça bilgim genişledi, dini bilgim de derinleşti ancak bu ibadetlerime yansımadı. Çevremde en dindar görünen ve en bilgili kişi bendim, fakat dine maddeci bir yaklaşımla bakıyordum. Okulda isteksizdim. Üniversite eğitiminin ayağa düştüğü aşikar. Akranlarım da bana denk değildi.

Üniversitede içine düştüğüm karanlık döngüde günlerce eve kapanıyor, gece-gündüz ritmini kaybediyordum. Sürekli yemek yiyor, anlamsız videolar ve müstehcen içerikle vakit geçiriyor; gusül gibi temel dini sorumlulukları bile ihmal ediyordum. Pislikten fiziken rahatsız olunca ancak banyo yapıyordum. Bu durumu metafizikle değil, depresyonla açıklıyordum. Üniversite biterse her şey düzelecekmiş gibi umut ederken… İlahi yardım etti.

YouTube’da gezinirken, Nurculara ait bir kanalda cinlerle ilgili bilgi veren bir "huddâm hocasının" videosuna denk geldim. O zamandan sonra içimde bir şüphe oluştu. Uzun süredir depresif bir haldeydim, müzik dinlemeden dışarı çıkamaz olmuştum, temizliğime dikkat etmiyordum ve harama bakmaya meyilliydim. Bu nedenler sadece zihinsel olmayabilir miydi?

Videodaki kişilerle iletişime geçtim. Benden fotoğrafımı ve annemin adını istediler, verdim. Tehlikeli olabileceğini bilsem de güvenmeyi seçtim. Ertesi sabah bana bakacaklarını söylediler. O gece saat üç civarında, karanlıkta telefonuma bakarken sol kulağımın dibinde bir fısıltı duydum. Önce telefondan geldiğini sandım, sesini kıstım ama fısıltı daha da yoğunlaştı. Korkuya kapılıp korunma duaları okuyarak sabaha kadar bekledim.

Durumu tanıdığım bir imam abime anlattım. Bana "zırh sureleri"ni gönderdi ve akşam ezanından önce birine okutmamı söyledi. O sırada bakım yaptırdığım kişiler ise bana üzerimde nazar ve musallat olduğunu bildiren bir mesaj attılar.

Hocamın dediği üzere bulduğumuz bir cami imamından okumasını istedik. Allah razı olsun okudu. "Zırh ayetleri"yle içimde büyük bir rahatlama hissettim; zihnim açıldı, sosyal hayatım düzeldi. Ancak maddeci düşünce kalıplarından tam kopamadım. Bu değişimi biyolojik nedenlerle açıklamaya çalıştım. İbadetlere sarılsam da, bu iyileşme hali sadece dört gün sürdü ve eski depresif ruh halime geri döndüm.

Bu kez rukyeyi kendim yapmaya karar verdim ve özellikle Saffat Suresini okurken tekrar rahatladım. Musallata uğradığıma kanaat getirdim. İmam hocama durumu anlattım. Uzatmadan yanına gelmemi istedi.

Camiye gittim. Ben “Biraz muhabbet eder miyiz?” derken kendisi camiye gelir gelmez beni hemen oturttu. Etrafıma eliyle çember çizdi. Karşıma geçti biraz rukye okudu ancak tamamlamadı. Sonrasında bir kağıda Davut Yıldızı çizdi. Bana sorular soracağını cevap vermemi istedi. İlk önce cinin dişi mi eril mi olduğunu sordu. Ben "Eril" dedim. Hocam biraz bekledikten sonra "Yalan söylüyor." dedi. Bir kağıda iki isim yazmıştı. "Hangisinde bir şeyler hissedersen onu göster." dedi. Gösterdiğim ismin Karin cinime ait olduğunu söyledi. Daha da soru sormadı. Dostlarını çağırdı. Müdahale etmeye başladılar. Bu sırada boğulurcasına kahkaha atmaya başladım. Durduramıyordum. Hocama “Gülüyorum, hocam.” dedim. "Sen gülmüyorsun oğlum o bana kafa tutuyor” dedi. Hocam direkt cinle konuşmaya başladı. Ben sadece hocamın konuşmasını duyuyordum. “İki çocuğu olduğunu ve haklı gerekçeleri olduğunu söylediğini belirtti. Bu yüzden doğrudan yakamayacını da söyledi. Daha sonra durup bana iki soru sordu:

• Gusülsüz gezdiğin oldu mu? — Evet.
• Mezarlığa idrar yaptın mı? — Hayır, yalan söylüyor dedim. Ben tuvalet dışında hiçbir yerde tuvaletimi yapamam.

Biraz daha konuştuklarını düşünüyorum. Hocam sessizce elindeki kağıda bir şeyler yazıyor, başını sallıyordu. Dostlarından cini göğsüme kadar getirmelerini istedi. Sonra cini bedenimden aldı, Davut Yıldızının olduğu kağıda hapsetti ve mahkemeye sevk ettiğini söyledi. Cin, 4 yıl önce (18 yaşımdayken) musallat olduğunu söylemiş. Hocam muhtemelen daha uzun süre önce geldiğini düşünüyor. Şimdiye kadar askerlikten beridir bu kadar güçlü bir cinle de denk gelmediğini söyledi. Mahkemede üç gün sonra kararın çıkacağını, ne olursa olsun artık oradan bu süre boyunca çıkamayacağını belirtti. Üç gün sonra sonucu sorduğumda bana nasıl hissettiğimi sordu. "Rahatladım" deyince, "Hayır olmuştur" dedi.

Bu olaydan sonra uzun bir süre ibadetlerime sarıldım, okuluma ve işlerime odaklandım. Fakat zamanla yine ibadetlerden soğudum.

Hocamın başarılı olamadığından şüphelendim. Başka bir kişiden görüş almak adına referanslar ile bilinen bir hocanın evine gittim. Kendisi anne adımı sorarak hızlıca kontrol etti ve "Sende cin min yok kardeşim. Kim kafana sokuyor bunları." dedi. Beni gönderdi. Paranoya yaptığımı düşünerek ayrıldım.

Zamanla yine harama bakmaya, gusülsüz gezmeye ve ihtilam olmaya devam ettim.

25 Şubat akşamı, yine böyle pejmürde bir halde istimna ettikten sonra gusül abdesti aldım. YouTube’da gezmeye başladım. Bu kez karşıma Yasin Koca çıktı. Direkt birebir muayenelerini paylaşıyordu. Etkilendim, aklım başıma dank etti. Gidip kendime rukye yaptım. Yine bir zihnen rahatlama yaşadım. Bu sefer metafizik araştırmaları arttırdım. Havas okulu formu ile karşılaştım. Formu karıştırmaya başladım.

Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum. O günden beri kendimi daha iyi hissediyorum ve salih bir hâle döndüm. Forumda gördüğüm korunma çalışmalarını ve Ayetel Kürsi’yi okumayı ihmal etmiyorum. Elhamdülillah ibadetlerime kavuştum. Devam ediyorum. O rezil hale gelmekten tedirginlik duyuyorum.

Müstehcenlikle aram eskiye göre oldukça farklı. 25 yaşında bekar bir erkek olarak tabi ki zorlanıyorum ama elhamdülillah.

Halimden memnunum. Sakinlik geldi. Zihnim rahatladı. İbadetlerime sarıldım, ruhiyetim yerinde. Birçok şey daha anlamlı hale gelmeye başladı. Formdaki yazıları okudukça şaşkınlığım ve merakım artıyor.

Beni ilk tedavi eden imam ağabeyime durumu anlatmadım. Kendisinden çekiniyorum. Şu an huzurlu ve keyifli, hoşnut bir haldeyim.

Anlattıklarımda kimi yerlerde zihnim beni aldatmış olabilir. Sizden ve Allah'tan özür dilerim.

Şimdi nasıl bir yol izlemeliyim? Neler tavsiye edersiniz? Yaşadıklarımı nasıl yorumlarsınız? İlahinin rızasına bir adım daha yaklaşabilmek için neler yapmak gerekir? Düşüncelerinizi merak ediyorum.
Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Böylesine bir iç döküş kolay değildir; hem insanın kendi nefsiyle hem de Rabbiyle yüzleştiği bir pişmanlık ve arınma halini barındırır. Bu hal, yaşanması ve dile getirilmesi zor ama bir o kadar da kıymetli bir merhaledir.

Senin yaşadıkların, aslında pek çok gencin içten içe yaşadığı, fakat çoğu zaman dile getirmeye çekindiği bir hayat yolculuğudur.

“Sükûnete eriştim. İbadetlerime sarıldım. Zihnim rahatladı.” diyorsun ya.

İşte bu, Allah’ın sana bir ferec (çıkış, ferahlık) ihsan etmesidir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.”
(Talak Suresi, 2)

Şu an yapman gereken şey:

Geçmişin yüküyle, geleceğini bugünü kurutma.
Tövbe et, Çünkü bizim sorumluluğumuz yalnızca bugünün hakkını verebilmektir.

Yoksa gelecekte belki pişman olmana fırsat bile kalmaz. Bilemezsin.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur:

“Amellerin en hayırlısı, az da olsa devamlı olanıdır.”
(Buhari, Müslim)

Mühim olan, gönülden olması ve süreklilik arz etmesidir.

Düşmek ayıp değildir. Dikkatini çekerim ki;

Ayıp olan, düşerken tevbesiz kalmaktır!

Çünkü Allah Teâlâ buyurur:

“De ki: Ey nefislerine zulmetmiş kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”
(Zümer Suresi, 53)

Tövbe et. Unutma ki, nefsinle savaşıyorsun.

Tövbeni bir vird (sürekli tekrar edilen zikir) haline getir. Gerekirse günde 1000 defa “Estağfirullah”, 1000 defa “La ilahe illallah” de. Çünkü günah işlendiğinde kalpte bir karanlık noktası oluşur. O noktanın büyümesine izin verme.

Allah seni korusun, kalbini sabit kılsın, sana huzur ve hakikat üzere bir ömür nasip etsin.

Peygamberimize çokça salat ve selam olsun,
Selametle.

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 13.04.25, 11:45
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Dibace Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İki hususu daha eklemek isterim.
- Özellikle dışarıya çıkmamanın nedeni herkesin bana saldıracağına karşı vehim duymamdı. Herkesten korkar olmuştum.
- İlk rukyeden sonra cinin 4 gün sonra tekrar bedene girmesini hocama sorduğumda: Karin cinini bir şekilde kandırdığını onun yardımıyla bedenime girdiğini söyledi.
Müslim'in Sahih'inde Ebu Hureyre (ra)'dan şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasulullah (sav) buyurdu ki: "Şeytan tarafından dürtülmemiş hiçbir çocuk yoktur. İşte çocuk şeytanın dürtüsünden dolayı ağlayarak doğar. Bundan tek istisna Meryem'in oğlu ve onun annesidir." Daha sonra Ebu Hureyre dedi ki: Dilerseniz yüce Allah'ın: "Ben onu da soyunu da kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım" buyruğunu okuyunuz. (Müslim, Fedail 146; Müsned, 2.cilt, 233.)
İlim adamlarımız der ki: Bu hadis-i şerif şunu ifade etmektedir: Yüce Allah, Meryem'in annesinin duasını kabul etti. Çünkü şeytan peygamberler ve veliler dahil olmak üzere Adem'in çocuklarının tümünü dürter. Bundan tek istisna Meryem ve onun oğludur.
Katade der ki: Şeytan doğan her bir çocuğu doğduğu sırada böğründen dürter. Ancak Hz. İsa ve onun annesi bundan müstesnadır. Bunların arasına perde konuldu. Onun dürtmesi perdeye isabet etti, fakat hiçbir şey bu perdeyi aşıp onlara ulaşmadı.
Alimlerimiz der ki: Eğer durum böyle olmasaydı her ikisinin bu konudaki özellikleri söz konusu olmazdı. Bununla beraber şeytanın herkesi dürtmesi, dürttüğü kimseleri saptırması ve azdırmasını gerektirmemektedir. Böyle bir şeyi zannetmek yanlıştır, tutarsızdır. Çünkü şeytan peygamberlere ve velilere, nice defalar çeşitli bozgunculuklarla azdırma istekleriyle yaklaşmıştır.
Bununla birlikte yüce Allah, onları şeytanın maksadına maruz kalmaktan yana muhafaza buyurdu. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz Benim kullarım üzerinde senin hiçbir tasallutun yoktur" (Hicr suresi ayet 42). Bununla birlikte -Allah Rasulünün de belirttiği gibi- her bir Ademoğluna onun yanından ayrılmayan bir şeytan görevlendirilmiştir. Meryem ve oğlu her ne kadar şeytanın dürtmesinden yana korunmuş iseler de şeytanın onlarla birlikte bulunmasından, onların yanında olmasından korunmuş değillerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Kaynak: (İMAM KURTUBİ EL-CAMİU LI AHKAMİ'L-KUR'AN Terceme ve Notlar M. Beşir ERYARSOY 4. CİLD sayfa: 178, 179 BURUC YAYINLARI Yerebatan Cad. Salkım Söğüt Sokak No: 6/A Cağaloğlu/Fatih / İstanbul
Tel.: (0212) 528 58 18
İstanbul, 2015)

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 13.04.25, 11:51
 
Üyelik tarihi: 07.03.25
Bulunduğu yer: Sanane
Mesajlar: 198
Forum Puanı: 530
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Dibace Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Bismillahirrahmanirrahim. Allah günahlarımızı bağışlasın. Allah’a olan utancımıza insaniyete olan utancımız da eklenmesin diye olabildiğince kimliğimi gizleyerek yaşadıklarımı yazdım. Sürecin bütünsel olarak ele alınması adına hayatımı da özetlemek istedim.

25 yaşındayım. Ana burcu Koç, yükselen burcu emin olmamakla birlikte Kova olan biriyim.

Ortalama bir Anadolu ailesindenim. Babam işçi emeklisi, annem ev hanımı. Orta gelirliyiz. Annem ibadetlerini yapar, babam aksatır. Üçüncü çocuklarıyım. Abilerim pek dindar değil, ancak büyük abim namaza yeni başladı.

Ben ailemin ve abilerimin aksine küçük yaşta dindarlığa düşkündüm. Kimi vakit namazlarımda evden camiye gittiğimi annem söylerdi. Sakin bir çocukluk geçirdim. Ortaokulda dine ilgim arttı ancak yanlışlıkla müstehcen bir siteyle karşılaştım. Çok erken yaşlarda çıplaklık ile karşılaşmış oldum. Yine de dindarlığımdan kopmadım. Rehberimiz olmadan oradan oraya ancak dinin inanç prensiplerinin sınırları içerisinde kalarak savruluyordum.

İmam-hatip lisesine yazıldım. Dindar ve edepliydim ancak müstehcen içeriklere karşı zaaflarım vardı. İstimna alışkanlık haline gelmişti. Bu iki yüzlü halimden hiç memnun değildim. Şişmandım, dinen taassupluk vardı. Tamamen erkek olan okul ortamında, kızlarla temasım yoktu. Gusülsüz günler yaşadım, bu şekilde yıllar geçti.

18 yaşıma geldiğimde lise son sınıfta ilkokuldan beri tanıdığım bir kıza kör kütük aşık oldum. Aşk ancak Allah'adır. Kavuşulan aşk olmaz. Bunları biliyorum ve özellikle bu kelimeyi kullanıyorum.

Kısa sürede 20 küsür kilo verdim. Sırf daha yakışıklı gözükeyim diye. Hislerimi kendisine ifade ettim, reddedildim. Hayatımda sayılı kez ağladığım anlardan biri oldu. Dershanede bazı kızlar benimle sevgili olmak istiyordu, hatta bir tanesi ile de kısa bir oyun oynadık ama açıkçası hiçbirisine ilgim yoktu. İlişkileri çocukça ve yüzeysel buluyordum.

Üniversitede müstehcenliğe ilgim sürdü; ücret karşılığı bir fahişeyle ilk cinsel deneyimimi yaşadım. İroniktir daha sonra ayrı bir evde iffet kaygısı olmayan bir kızla tesadüfen bir hafta geçirdim. Emanet bilinciyle ona dokunmadım oysa o bana açıkça yaklaşıyordu. Şehvetim yerine merhametim ağır bastı. 18 yaşında, evli bir adamdan hamile kalmış, acınacak haldeydi.

İnsani ilimlere ilgim arttıkça bilgim genişledi, dini bilgim de derinleşti ancak bu ibadetlerime yansımadı. Çevremde en dindar görünen ve en bilgili kişi bendim, fakat dine maddeci bir yaklaşımla bakıyordum. Okulda isteksizdim. Üniversite eğitiminin ayağa düştüğü aşikar. Akranlarım da bana denk değildi.

Üniversitede içine düştüğüm karanlık döngüde günlerce eve kapanıyor, gece-gündüz ritmini kaybediyordum. Sürekli yemek yiyor, anlamsız videolar ve müstehcen içerikle vakit geçiriyor; gusül gibi temel dini sorumlulukları bile ihmal ediyordum. Pislikten fiziken rahatsız olunca ancak banyo yapıyordum. Bu durumu metafizikle değil, depresyonla açıklıyordum. Üniversite biterse her şey düzelecekmiş gibi umut ederken… İlahi yardım etti.

YouTube’da gezinirken, Nurculara ait bir kanalda cinlerle ilgili bilgi veren bir "huddâm hocasının" videosuna denk geldim. O zamandan sonra içimde bir şüphe oluştu. Uzun süredir depresif bir haldeydim, müzik dinlemeden dışarı çıkamaz olmuştum, temizliğime dikkat etmiyordum ve harama bakmaya meyilliydim. Bu nedenler sadece zihinsel olmayabilir miydi?

Videodaki kişilerle iletişime geçtim. Benden fotoğrafımı ve annemin adını istediler, verdim. Tehlikeli olabileceğini bilsem de güvenmeyi seçtim. Ertesi sabah bana bakacaklarını söylediler. O gece saat üç civarında, karanlıkta telefonuma bakarken sol kulağımın dibinde bir fısıltı duydum. Önce telefondan geldiğini sandım, sesini kıstım ama fısıltı daha da yoğunlaştı. Korkuya kapılıp korunma duaları okuyarak sabaha kadar bekledim.

Durumu tanıdığım bir imam abime anlattım. Bana "zırh sureleri"ni gönderdi ve akşam ezanından önce birine okutmamı söyledi. O sırada bakım yaptırdığım kişiler ise bana üzerimde nazar ve musallat olduğunu bildiren bir mesaj attılar.

Hocamın dediği üzere bulduğumuz bir cami imamından okumasını istedik. Allah razı olsun okudu. "Zırh ayetleri"yle içimde büyük bir rahatlama hissettim; zihnim açıldı, sosyal hayatım düzeldi. Ancak maddeci düşünce kalıplarından tam kopamadım. Bu değişimi biyolojik nedenlerle açıklamaya çalıştım. İbadetlere sarılsam da, bu iyileşme hali sadece dört gün sürdü ve eski depresif ruh halime geri döndüm.

Bu kez rukyeyi kendim yapmaya karar verdim ve özellikle Saffat Suresini okurken tekrar rahatladım. Musallata uğradığıma kanaat getirdim. İmam hocama durumu anlattım. Uzatmadan yanına gelmemi istedi.

Camiye gittim. Ben “Biraz muhabbet eder miyiz?” derken kendisi camiye gelir gelmez beni hemen oturttu. Etrafıma eliyle çember çizdi. Karşıma geçti biraz rukye okudu ancak tamamlamadı. Sonrasında bir kağıda Davut Yıldızı çizdi. Bana sorular soracağını cevap vermemi istedi. İlk önce cinin dişi mi eril mi olduğunu sordu. Ben "Eril" dedim. Hocam biraz bekledikten sonra "Yalan söylüyor." dedi. Bir kağıda iki isim yazmıştı. "Hangisinde bir şeyler hissedersen onu göster." dedi. Gösterdiğim ismin Karin cinime ait olduğunu söyledi. Daha da soru sormadı. Dostlarını çağırdı. Müdahale etmeye başladılar. Bu sırada boğulurcasına kahkaha atmaya başladım. Durduramıyordum. Hocama “Gülüyorum, hocam.” dedim. "Sen gülmüyorsun oğlum o bana kafa tutuyor” dedi. Hocam direkt cinle konuşmaya başladı. Ben sadece hocamın konuşmasını duyuyordum. “İki çocuğu olduğunu ve haklı gerekçeleri olduğunu söylediğini belirtti. Bu yüzden doğrudan yakamayacını da söyledi. Daha sonra durup bana iki soru sordu:

• Gusülsüz gezdiğin oldu mu? — Evet.
• Mezarlığa idrar yaptın mı? — Hayır, yalan söylüyor dedim. Ben tuvalet dışında hiçbir yerde tuvaletimi yapamam.

Biraz daha konuştuklarını düşünüyorum. Hocam sessizce elindeki kağıda bir şeyler yazıyor, başını sallıyordu. Dostlarından cini göğsüme kadar getirmelerini istedi. Sonra cini bedenimden aldı, Davut Yıldızının olduğu kağıda hapsetti ve mahkemeye sevk ettiğini söyledi. Cin, 4 yıl önce (18 yaşımdayken) musallat olduğunu söylemiş. Hocam muhtemelen daha uzun süre önce geldiğini düşünüyor. Şimdiye kadar askerlikten beridir bu kadar güçlü bir cinle de denk gelmediğini söyledi. Mahkemede üç gün sonra kararın çıkacağını, ne olursa olsun artık oradan bu süre boyunca çıkamayacağını belirtti. Üç gün sonra sonucu sorduğumda bana nasıl hissettiğimi sordu. "Rahatladım" deyince, "Hayır olmuştur" dedi.

Bu olaydan sonra uzun bir süre ibadetlerime sarıldım, okuluma ve işlerime odaklandım. Fakat zamanla yine ibadetlerden soğudum.

Hocamın başarılı olamadığından şüphelendim. Başka bir kişiden görüş almak adına referanslar ile bilinen bir hocanın evine gittim. Kendisi anne adımı sorarak hızlıca kontrol etti ve "Sende cin min yok kardeşim. Kim kafana sokuyor bunları." dedi. Beni gönderdi. Paranoya yaptığımı düşünerek ayrıldım.

Zamanla yine harama bakmaya, gusülsüz gezmeye ve ihtilam olmaya devam ettim.

25 Şubat akşamı, yine böyle pejmürde bir halde istimna ettikten sonra gusül abdesti aldım. YouTube’da gezmeye başladım. Bu kez karşıma Yasin Koca çıktı. Direkt birebir muayenelerini paylaşıyordu. Etkilendim, aklım başıma dank etti. Gidip kendime rukye yaptım. Yine bir zihnen rahatlama yaşadım. Bu sefer metafizik araştırmaları arttırdım. Havas okulu formu ile karşılaştım. Formu karıştırmaya başladım.

Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum. O günden beri kendimi daha iyi hissediyorum ve salih bir hâle döndüm. Forumda gördüğüm korunma çalışmalarını ve Ayetel Kürsi’yi okumayı ihmal etmiyorum. Elhamdülillah ibadetlerime kavuştum. Devam ediyorum. O rezil hale gelmekten tedirginlik duyuyorum.

Müstehcenlikle aram eskiye göre oldukça farklı. 25 yaşında bekar bir erkek olarak tabi ki zorlanıyorum ama elhamdülillah.

Halimden memnunum. Sakinlik geldi. Zihnim rahatladı. İbadetlerime sarıldım, ruhiyetim yerinde. Birçok şey daha anlamlı hale gelmeye başladı. Formdaki yazıları okudukça şaşkınlığım ve merakım artıyor.

Beni ilk tedavi eden imam ağabeyime durumu anlatmadım. Kendisinden çekiniyorum. Şu an huzurlu ve keyifli, hoşnut bir haldeyim.

Anlattıklarımda kimi yerlerde zihnim beni aldatmış olabilir. Sizden ve Allah'tan özür dilerim.

Şimdi nasıl bir yol izlemeliyim? Neler tavsiye edersiniz? Yaşadıklarımı nasıl yorumlarsınız? İlahinin rızasına bir adım daha yaklaşabilmek için neler yapmak gerekir? Düşüncelerinizi merak ediyorum.
Celcelutiye abinin paylaşımlarına bak derim ordan bir referans alabilirsin
Bu arada sıkılmadan okudum eline sağlık

Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 13.04.25, 11:55
 
Üyelik tarihi: 03.02.24
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 230
Forum Puanı: 946
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Dibace Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Bismillahirrahmanirrahim. Allah günahlarımızı bağışlasın. Allah’a olan utancımıza insaniyete olan utancımız da eklenmesin diye olabildiğince kimliğimi gizleyerek yaşadıklarımı yazdım. Sürecin bütünsel olarak ele alınması adına hayatımı da özetlemek istedim.

25 yaşındayım. Ana burcu Koç, yükselen burcu emin olmamakla birlikte Kova olan biriyim.

Ortalama bir Anadolu ailesindenim. Babam işçi emeklisi, annem ev hanımı. Orta gelirliyiz. Annem ibadetlerini yapar, babam aksatır. Üçüncü çocuklarıyım. Abilerim pek dindar değil, ancak büyük abim namaza yeni başladı.

Ben ailemin ve abilerimin aksine küçük yaşta dindarlığa düşkündüm. Kimi vakit namazlarımda evden camiye gittiğimi annem söylerdi. Sakin bir çocukluk geçirdim. Ortaokulda dine ilgim arttı ancak yanlışlıkla müstehcen bir siteyle karşılaştım. Çok erken yaşlarda çıplaklık ile karşılaşmış oldum. Yine de dindarlığımdan kopmadım. Rehberimiz olmadan oradan oraya ancak dinin inanç prensiplerinin sınırları içerisinde kalarak savruluyordum.

İmam-hatip lisesine yazıldım. Dindar ve edepliydim ancak müstehcen içeriklere karşı zaaflarım vardı. İstimna alışkanlık haline gelmişti. Bu iki yüzlü halimden hiç memnun değildim. Şişmandım, dinen taassupluk vardı. Tamamen erkek olan okul ortamında, kızlarla temasım yoktu. Gusülsüz günler yaşadım, bu şekilde yıllar geçti.

18 yaşıma geldiğimde lise son sınıfta ilkokuldan beri tanıdığım bir kıza kör kütük aşık oldum. Aşk ancak Allah'adır. Kavuşulan aşk olmaz. Bunları biliyorum ve özellikle bu kelimeyi kullanıyorum.

Kısa sürede 20 küsür kilo verdim. Sırf daha yakışıklı gözükeyim diye. Hislerimi kendisine ifade ettim, reddedildim. Hayatımda sayılı kez ağladığım anlardan biri oldu. Dershanede bazı kızlar benimle sevgili olmak istiyordu, hatta bir tanesi ile de kısa bir oyun oynadık ama açıkçası hiçbirisine ilgim yoktu. İlişkileri çocukça ve yüzeysel buluyordum.

Üniversitede müstehcenliğe ilgim sürdü; ücret karşılığı bir fahişeyle ilk cinsel deneyimimi yaşadım. İroniktir daha sonra ayrı bir evde iffet kaygısı olmayan bir kızla tesadüfen bir hafta geçirdim. Emanet bilinciyle ona dokunmadım oysa o bana açıkça yaklaşıyordu. Şehvetim yerine merhametim ağır bastı. 18 yaşında, evli bir adamdan hamile kalmış, acınacak haldeydi.

İnsani ilimlere ilgim arttıkça bilgim genişledi, dini bilgim de derinleşti ancak bu ibadetlerime yansımadı. Çevremde en dindar görünen ve en bilgili kişi bendim, fakat dine maddeci bir yaklaşımla bakıyordum. Okulda isteksizdim. Üniversite eğitiminin ayağa düştüğü aşikar. Akranlarım da bana denk değildi.

Üniversitede içine düştüğüm karanlık döngüde günlerce eve kapanıyor, gece-gündüz ritmini kaybediyordum. Sürekli yemek yiyor, anlamsız videolar ve müstehcen içerikle vakit geçiriyor; gusül gibi temel dini sorumlulukları bile ihmal ediyordum. Pislikten fiziken rahatsız olunca ancak banyo yapıyordum. Bu durumu metafizikle değil, depresyonla açıklıyordum. Üniversite biterse her şey düzelecekmiş gibi umut ederken… İlahi yardım etti.

YouTube’da gezinirken, Nurculara ait bir kanalda cinlerle ilgili bilgi veren bir "huddâm hocasının" videosuna denk geldim. O zamandan sonra içimde bir şüphe oluştu. Uzun süredir depresif bir haldeydim, müzik dinlemeden dışarı çıkamaz olmuştum, temizliğime dikkat etmiyordum ve harama bakmaya meyilliydim. Bu nedenler sadece zihinsel olmayabilir miydi?

Videodaki kişilerle iletişime geçtim. Benden fotoğrafımı ve annemin adını istediler, verdim. Tehlikeli olabileceğini bilsem de güvenmeyi seçtim. Ertesi sabah bana bakacaklarını söylediler. O gece saat üç civarında, karanlıkta telefonuma bakarken sol kulağımın dibinde bir fısıltı duydum. Önce telefondan geldiğini sandım, sesini kıstım ama fısıltı daha da yoğunlaştı. Korkuya kapılıp korunma duaları okuyarak sabaha kadar bekledim.

Durumu tanıdığım bir imam abime anlattım. Bana "zırh sureleri"ni gönderdi ve akşam ezanından önce birine okutmamı söyledi. O sırada bakım yaptırdığım kişiler ise bana üzerimde nazar ve musallat olduğunu bildiren bir mesaj attılar.

Hocamın dediği üzere bulduğumuz bir cami imamından okumasını istedik. Allah razı olsun okudu. "Zırh ayetleri"yle içimde büyük bir rahatlama hissettim; zihnim açıldı, sosyal hayatım düzeldi. Ancak maddeci düşünce kalıplarından tam kopamadım. Bu değişimi biyolojik nedenlerle açıklamaya çalıştım. İbadetlere sarılsam da, bu iyileşme hali sadece dört gün sürdü ve eski depresif ruh halime geri döndüm.

Bu kez rukyeyi kendim yapmaya karar verdim ve özellikle Saffat Suresini okurken tekrar rahatladım. Musallata uğradığıma kanaat getirdim. İmam hocama durumu anlattım. Uzatmadan yanına gelmemi istedi.

Camiye gittim. Ben “Biraz muhabbet eder miyiz?” derken kendisi camiye gelir gelmez beni hemen oturttu. Etrafıma eliyle çember çizdi. Karşıma geçti biraz rukye okudu ancak tamamlamadı. Sonrasında bir kağıda Davut Yıldızı çizdi. Bana sorular soracağını cevap vermemi istedi. İlk önce cinin dişi mi eril mi olduğunu sordu. Ben "Eril" dedim. Hocam biraz bekledikten sonra "Yalan söylüyor." dedi. Bir kağıda iki isim yazmıştı. "Hangisinde bir şeyler hissedersen onu göster." dedi. Gösterdiğim ismin Karin cinime ait olduğunu söyledi. Daha da soru sormadı. Dostlarını çağırdı. Müdahale etmeye başladılar. Bu sırada boğulurcasına kahkaha atmaya başladım. Durduramıyordum. Hocama “Gülüyorum, hocam.” dedim. "Sen gülmüyorsun oğlum o bana kafa tutuyor” dedi. Hocam direkt cinle konuşmaya başladı. Ben sadece hocamın konuşmasını duyuyordum. “İki çocuğu olduğunu ve haklı gerekçeleri olduğunu söylediğini belirtti. Bu yüzden doğrudan yakamayacını da söyledi. Daha sonra durup bana iki soru sordu:

• Gusülsüz gezdiğin oldu mu? — Evet.
• Mezarlığa idrar yaptın mı? — Hayır, yalan söylüyor dedim. Ben tuvalet dışında hiçbir yerde tuvaletimi yapamam.

Biraz daha konuştuklarını düşünüyorum. Hocam sessizce elindeki kağıda bir şeyler yazıyor, başını sallıyordu. Dostlarından cini göğsüme kadar getirmelerini istedi. Sonra cini bedenimden aldı, Davut Yıldızının olduğu kağıda hapsetti ve mahkemeye sevk ettiğini söyledi. Cin, 4 yıl önce (18 yaşımdayken) musallat olduğunu söylemiş. Hocam muhtemelen daha uzun süre önce geldiğini düşünüyor. Şimdiye kadar askerlikten beridir bu kadar güçlü bir cinle de denk gelmediğini söyledi. Mahkemede üç gün sonra kararın çıkacağını, ne olursa olsun artık oradan bu süre boyunca çıkamayacağını belirtti. Üç gün sonra sonucu sorduğumda bana nasıl hissettiğimi sordu. "Rahatladım" deyince, "Hayır olmuştur" dedi.

Bu olaydan sonra uzun bir süre ibadetlerime sarıldım, okuluma ve işlerime odaklandım. Fakat zamanla yine ibadetlerden soğudum.

Hocamın başarılı olamadığından şüphelendim. Başka bir kişiden görüş almak adına referanslar ile bilinen bir hocanın evine gittim. Kendisi anne adımı sorarak hızlıca kontrol etti ve "Sende cin min yok kardeşim. Kim kafana sokuyor bunları." dedi. Beni gönderdi. Paranoya yaptığımı düşünerek ayrıldım.

Zamanla yine harama bakmaya, gusülsüz gezmeye ve ihtilam olmaya devam ettim.

25 Şubat akşamı, yine böyle pejmürde bir halde istimna ettikten sonra gusül abdesti aldım. YouTube’da gezmeye başladım. Bu kez karşıma Yasin Koca çıktı. Direkt birebir muayenelerini paylaşıyordu. Etkilendim, aklım başıma dank etti. Gidip kendime rukye yaptım. Yine bir zihnen rahatlama yaşadım. Bu sefer metafizik araştırmaları arttırdım. Havas okulu formu ile karşılaştım. Formu karıştırmaya başladım.

Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum. O günden beri kendimi daha iyi hissediyorum ve salih bir hâle döndüm. Forumda gördüğüm korunma çalışmalarını ve Ayetel Kürsi’yi okumayı ihmal etmiyorum. Elhamdülillah ibadetlerime kavuştum. Devam ediyorum. O rezil hale gelmekten tedirginlik duyuyorum.

Müstehcenlikle aram eskiye göre oldukça farklı. 25 yaşında bekar bir erkek olarak tabi ki zorlanıyorum ama elhamdülillah.

Halimden memnunum. Sakinlik geldi. Zihnim rahatladı. İbadetlerime sarıldım, ruhiyetim yerinde. Birçok şey daha anlamlı hale gelmeye başladı. Formdaki yazıları okudukça şaşkınlığım ve merakım artıyor.

Beni ilk tedavi eden imam ağabeyime durumu anlatmadım. Kendisinden çekiniyorum. Şu an huzurlu ve keyifli, hoşnut bir haldeyim.

Anlattıklarımda kimi yerlerde zihnim beni aldatmış olabilir. Sizden ve Allah'tan özür dilerim.

Şimdi nasıl bir yol izlemeliyim? Neler tavsiye edersiniz? Yaşadıklarımı nasıl yorumlarsınız? İlahinin rızasına bir adım daha yaklaşabilmek için neler yapmak gerekir? Düşüncelerinizi merak ediyorum.
Allah’ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem evlenme imkânı bulamayan gençlere şöyle buyurmuştur:

“Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin, çünkü evlilik gözü haramdan en iyi korur ve cinsel organ için de en sağlam kaledir. Evlenmeye gücü yetmeyen ise oruç tutsun. Çünkü oruç cinsel isteği kırar.”
(Buhârî, Savm, 1; Müslim, Sıyâm, 74, 79.)

Gözünü koru kardeşim… Bakmamak. Kafanı çevir, yere bak, havaya bak, olmadı gözlerini kapat.
Seytanin vesveselerine , Nefsin azginligina,şımarıklığına, haram isteklerine, savaş açmak mücadele etmek lazım .

Tövbelerini pişmanlıkla, içtenlikle yap affini dile Allah’tan .
Hayırlı izdivaç için kararlı olup adım atmaya gayret göster.
Allah C.C kolaylıklar versin.

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 13.04.25, 14:24
Acemi
 
Üyelik tarihi: 25.02.25
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 9
Forum Puanı: 498
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Hepiniz mesajlarını okudum. Güzel düşünceleriniz için teşekkür ederim. Sayın @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] çabanız için Allah razı olsun.

Alıntı:
cLibeRt Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Böylesine bir iç döküş kolay değildir; hem insanın kendi nefsiyle hem de Rabbiyle yüzleştiği bir pişmanlık ve arınma halini barındırır. Bu hal, yaşanması ve dile getirilmesi zor ama bir o kadar da kıymetli bir merhaledir.

Senin yaşadıkların, aslında pek çok gencin içten içe yaşadığı, fakat çoğu zaman dile getirmeye çekindiği bir hayat yolculuğudur.

“Sükûnete eriştim. İbadetlerime sarıldım. Zihnim rahatladı.” diyorsun ya.

İşte bu, Allah’ın sana bir ferec (çıkış, ferahlık) ihsan etmesidir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.”
(Talak Suresi, 2)

Şu an yapman gereken şey:

Geçmişin yüküyle, geleceğini bugünü kurutma.
Tövbe et, Çünkü bizim sorumluluğumuz yalnızca bugünün hakkını verebilmektir.

Yoksa gelecekte belki pişman olmana fırsat bile kalmaz. Bilemezsin.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur:

“Amellerin en hayırlısı, az da olsa devamlı olanıdır.”
(Buhari, Müslim)

Mühim olan, gönülden olması ve süreklilik arz etmesidir.

Düşmek ayıp değildir. Dikkatini çekerim ki;

Ayıp olan, düşerken tevbesiz kalmaktır!

Çünkü Allah Teâlâ buyurur:

“De ki: Ey nefislerine zulmetmiş kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”
(Zümer Suresi, 53)

Tövbe et. Unutma ki, nefsinle savaşıyorsun.

Tövbeni bir vird (sürekli tekrar edilen zikir) haline getir. Gerekirse günde 1000 defa “Estağfirullah”, 1000 defa “La ilahe illallah” de. Çünkü günah işlendiğinde kalpte bir karanlık noktası oluşur. O noktanın büyümesine izin verme.

Allah seni korusun, kalbini sabit kılsın, sana huzur ve hakikat üzere bir ömür nasip etsin.

Peygamberimize çokça salat ve selam olsun,
Selametle.
Allah razı olsun. İki virdi de dikkat edeceğim inşallah.

Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 13.04.25, 22:37
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 25.01.25
Bulunduğu yer: KKTC
Mesajlar: 1,846
Forum Puanı: 925
Etiketlendiği Mesaj: 132 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
cLibeRt Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Böylesine bir iç döküş kolay değildir; hem insanın kendi nefsiyle hem de Rabbiyle yüzleştiği bir pişmanlık ve arınma halini barındırır. Bu hal, yaşanması ve dile getirilmesi zor ama bir o kadar da kıymetli bir merhaledir.

Senin yaşadıkların, aslında pek çok gencin içten içe yaşadığı, fakat çoğu zaman dile getirmeye çekindiği bir hayat yolculuğudur.

“Sükûnete eriştim. İbadetlerime sarıldım. Zihnim rahatladı.” diyorsun ya.

İşte bu, Allah’ın sana bir ferec (çıkış, ferahlık) ihsan etmesidir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.”
(Talak Suresi, 2)

Şu an yapman gereken şey:

Geçmişin yüküyle, geleceğini bugünü kurutma.
Tövbe et, Çünkü bizim sorumluluğumuz yalnızca bugünün hakkını verebilmektir.

Yoksa gelecekte belki pişman olmana fırsat bile kalmaz. Bilemezsin.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur:

“Amellerin en hayırlısı, az da olsa devamlı olanıdır.”
(Buhari, Müslim)

Mühim olan, gönülden olması ve süreklilik arz etmesidir.

Düşmek ayıp değildir. Dikkatini çekerim ki;

Ayıp olan, düşerken tevbesiz kalmaktır!

Çünkü Allah Teâlâ buyurur:

“De ki: Ey nefislerine zulmetmiş kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”
(Zümer Suresi, 53)

Tövbe et. Unutma ki, nefsinle savaşıyorsun.

Tövbeni bir vird (sürekli tekrar edilen zikir) haline getir. Gerekirse günde 1000 defa “Estağfirullah”, 1000 defa “La ilahe illallah” de. Çünkü günah işlendiğinde kalpte bir karanlık noktası oluşur. O noktanın büyümesine izin verme.

Allah seni korusun, kalbini sabit kılsın, sana huzur ve hakikat üzere bir ömür nasip etsin.

Peygamberimize çokça salat ve selam olsun,
Selametle.
Ya nurcular bana pek hoş gelmiyor.
Sanki başka bir evliya yokmuş gibi başka bir ilim kitabı yokmuş gibi davranıyorlar.
Tutturmuşlar Risale-i nur diye sabah akşam okuyorlar kuran okumayıp onu okuyanlar var.
Farklı bir cemaat oluşturma zihniyet oluşturma eylemi gibi geliyor bana.
Yinede ağır bir dil kullanmayayım zira en doğrusunu Allah bilir.
Meseleye gelecek olursak,:.:
Günahlardan dolayı gelenler enerjisi ve yetkisi yüksek varlıklardır.
Ama bu çok güçlü çok çok güçlü tabirleri kullanacak kadar değildir.
Günahlardan ruhsat alanlar temizlenmez diye bir tabir yok. İmas hocanında dediği gibi hiç bir musibet (büyü, musallat) bozulmaz değildir.
Amma zor amma kolay ama bozulur.
İşlediğin günahlar bizi alakadar etmez keşke çok detaya girmeseydin rabbinle aranda kalsaydı.
Ama neyse yinede bir tavsiye vereyim.
Namaz insanın iradesini güçlendirip nefsini zayıflatır gözü haramdan korur.

Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Regresyon Uygulaması Ses Kaydı- Geçmişte Yaşanan Olumsuz Duyguları Dön Tuana Hipnoz & Bilinçaltı 2 07.04.23 05:16
Eşimde Musallat var ve 2 yaşında kizim var bizede musallat olur mu? Busraatk1303 Sorularınız 31 14.02.23 13:01
Regresyon Uygulaması - Bilinçaltı Kayıt Temizliğinde Kaynak Olaya Ulaş madlen Hipnoz & Bilinçaltı 11 09.04.20 20:19
Kryon - Enerjisel Bilinç SiLence Gizemli Olaylar ve Mekanlar 4 16.06.18 00:40
Dave Elman hipnozu nasıl yapılır? SiLence Hipnoz & Bilinçaltı 3 26.04.17 20:18


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:57.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com