![]() |
Alıntı:
O iş tam olarak öyle değil... Kalu bela da verdiğin söz üzere insan olarak dünyaya gönderildin.. Sonrası ise tamamen kendi tercihin.. Yani papa da orda inanma sözü verdi, Ebu cehil de, firavun da.. Müşriklere niye necaset desin yoksa? -) çünkü zaten neden necistir.. Temiz olan ruhtur.. Sözünü tutmayan ruhu reddettiğini gösterir bu da -) dünyaya dünyalıklara itibar ettiniz öylee ise necissiniz gibi de düşünülebilir.. Gayba iman ettik elhamdülillah.. Soran kişi.. Ruhlar aleminde verdiğin bir söz üzerine buradasın.. Sınavın da buna göre.. Neyse Bi herkes yazsın.. Mükerrere düşmeyelim -) |
Bazı konuları sorgulamak doğru değildir ve sonuca ulaşılamaz.
Şöyle düşünelim. İnsanlar susuz yaşayamaz. Allah'ın suyu yaratması muhteşem hayırlıdır. Ama sen gider suyun altında 1 saat kalırsan ölürsün. good |
Alıntı:
---------- Post added 18.06.20 at 15:03 ---------- Alıntı:
|
Och yine meseleyi kopardı -)
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ben şuan işim var yazmamıyorum tam. Akşam gelicem. İnşaallah konuşuruz neyi merak ediyorsan |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Afrika kıtası dünyanın en zengin kaynaklarına sahip bir yer. Bu bilgiyi çok az adam bilir, bilmeyen de "ah zavallılar çok fakirler" -der. Yahu Afrika halkı mücadele edib kıtanı istismarcılardan kurtarsa tüm dünyadan zengin olur. Allah bizleri doğru yoldan saptırmasın. |
Alıntı:
ELEST MECLİSİ Evet şimdi ezelin billur sinesinde alev alev yanan nur nur parlayan ve idraklerin her noktasında soluyan bir beste vardı: - ELESTÜ BİRABBİKÜM (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) Bütün varlıklar enfüslerinden ve âfaklarından onları saran bu müthiş ilâhi sevda bestesi ile sarsılıyordu. Ve herşey sanki sonsuz bir hazzın doyulmaz ateşinde kavruluyor ve eriyordu. Sonra bu haz müthiş bir haşyete döndü. Ve sonra varlıkların boyutların ruhların sonsuz sahillerinde mecaller tükeniverdi. Dayanılmaz güzelliklerin mekânları zerre zerre alevlenmiş gibi bu muhteşem nağmenin sırrında eridi. Bu müthiş emir öylesine kudretliydi ki sanki her varlığın içinde yeni bir an yaratıyor SONRA DA SUSAN HER NOKTAYI MEKÂNDAN SİLİYORDU. Varlıkların özünde ışıklar tek tek sönüyor sonsuz yokluklara dönüyordu. Düşüncelere mecâl veren idraklerin özünde bile yalnız bu ilâhi sevde emri çınlıyordu: - ELESTÜ BİRABBİKÜM (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) O ana kadar yalnız seyredilen ve yaşanan güzellikler sanki şimdi HAY Sırrı ile canlanmış dile gelmiş bu ilâhi emir şeklinde yansımıştı. Düşünce ve idrâkin mekânlarında her varlık ilâhi san’atın binbir parlayışını görüyor seziyor yaşıyor; fakat o ilâhi emrin dalgalarına dayanmaya mecâl bulamıyordu… Çünkü tüm varlıklar idrak mekânlarında bu sedâdan başka dayanacak tutunacak mecâl bulup cevap verecek bir nokta bulamıyordu. Her varlığın özünde bir çıkış imkânı esrarlı bir kurtuluş umudu titreşiyor; FAKAT KİMSE BU MEÇHİL NOKTAYI BULAMIYORDU. Evren tümüyle bu emrin ihtişamı ile dopdoluydu. Ruhlar bile sığınıp soluyacak bu meçhul noktayı sezememişti. Ve sonra tüm varlıklar mecalsız kül yığınları gibi solmaya başladı. Boyutlar cüceleşti sonra yavaş yavaş dürülmeye başladı. Mekânlar birbirinden hayal gibi uzaklaşıyordu. Yalnız gönüllerin en uzak noktalarında BİR NİYAZ TİTREŞİYORDU. Evet belki de belli belirsiz bu niyaz dışında herşey soluyor tükenip bitiyordu. Bu paniğin nedeni varlıkların kendi mekânlarında tutunacak bir nokta aramaları idi. SANKİ BU İLÂHİ EMRE CEVAP VEREBİLMEK İÇİN HER EŞYA NEFS PERDESİNDE BİR MECALE SIĞINMAK ÇABASINA DÜŞMÜŞTÜ. Bu ise gerçekte bir BENLİK ÇIKMAZI idi. Halbuki evren enfüs ve âfakı ile mekânın her noktasında ilâhi güzellik ve kudretle dolu idi. Ve BENLİK bu andan itibaren KENDİNE AYRI BİR MEKÂN ARAMAK KİMLİK ARAMAK GAFLETİNİ TEMSİL EDİP DURUYOR… Ezelin solgun çehresinde birdenbire bir mûcize doğdu. Sonsuz mekânlarda yeni bir aşk nağmesi raksetti. Yepyeni bir güzelliğin hayat veren câzibesi tutuşuverdi. - BELî (evet) RABBİMİZSİN. Bu SIR Fahr-i Kâinat Efendimiz’in kalbinden coşup gelivermişti. Bu hamd seli evreni yeniden taptaze bir hazza boğdu. Sanki sonsuz güzelliklerin kapanmaya yüz tutan goncası yeniden açılıverdi. KİMDİ EZELİN SİNESİNDE BU SED NAKŞI KİMDİ BU GÜZELLER GÜZELİ? KİMDİ EVRENLERİ TÜKENMİŞLİKTEN KURTARAN BU HAMD SELİNİN SIRRI? Hamd ihtişamı içinde kulluğun en muhteşem noktasında evreni saran bu niyaz perde perde gönüllerde titreşen umutları alevledi. Ona en yakın olanlardan (suya atılan taşdan doğan halkalar gibi) halka halka (BELÎ) niyazları yükseldi. Ruhlar tek tek yeni doğan yıldızlar gibi bu ışıklardan mecâl bulup parladılar. Ve evren Fahr-i Kâinat gönlünde bir gonca gibi açılıverdi. Fahr-i Kâinat Efendimizin âlemlere mecal veren (Belî) hamdine en yakından katılanlar mânâ âleminin kendine has pırıl pırıl yıldızlarıdır. Bu ruhlar zaman düzlemine ışınlanırken Efendimizin mutluluk çağına hususi surette monte edilmiştir. İkinci bölümde dünya hayatlarını izleyeceğimiz bu islam yüceleri Elestte Efendimize yakınlık derecesi açısından muhteşem raks halkalarını temsil etmektedir. İç içe iki dalga halinde nakşolan bu yüceleri iki ayrı fazda görürüz. Elestte Efendimize en yakın niyazların temsilcilerinde birinci halkada Efendimize sıhriyet yakınlığı olanları görüyoruz. Bu ilk halkanın merkezinden dışa doğru dizisi Hz HATİCE ve Hz FÂTIMA annemizden başlar. Efendimiz bu diziyi bize tanıtmak için “ÂLİÂB” formülünü vermiştir. Yani bu iki annemize ilâveten Hz ALİ Hz HÜSEYİN Hz HASAN ve Hz MUHSİN… Bu dalganın raks devamı Ehl-i Beyt’le devam eder. Efendimize yakın hamd niyazlarının bir başka halkası ise ilk müslümanları temsil etmektedir. Bu halkada Hz ZEYD Hz EBU BEKİR Hz ÖMER Hz ŞEYMA Hz BİLÂL Hz RUKAYE Hz. CAFERİ TAYYAR Hz AMMAR Hz.OSMAN Hz ÂİŞE Hz SÜMEYYE Hz NESİBE Hz VEYSEL KARANİ Hz SAAD ve Hz DIHYE de vardır. Ve bu halkalar içiçe devam ederek başta Efendimizin muhterem Anne ve Babaları Hz AMİNE Hz ABDULLAH olmak üzere diğer ashab-ı güzini temsil eder. Sonraki halkalar âşıkları velîleri Peygamberleri sıralar. Mü’minler de net olarak bu halkaların daha sonraki rakslarında mevcuttur. Ve tüm varlıklar kulluğun sonsuz zevkine erdi. Mekânlar renk renk ilâhi güzelliğin sırrında yeni aşk şarkıları besteledi. Galaksiler atomlar bu hamdin coşkusu ile semâ ederek kader perdelerinden iniverdiler. Atomların özünde sonsuza dek ALLAH’ı zikreden birbirinden güzel şarkılar doğdu. Sonsuz ışık dünyalarında tükenmeyen ışık şölenleri başladı. Ve Cennet perde perde bir gelin gibi ilâhi güzellikleri sonsuz boyutlarda sergileyiverdi. Şimdi ezelde yepyeni bir can binbir pırıltı raksediyordu. VE ONLARIN MERKEZİNDE EFENDİMİZİN GÖNLÜNDE HAMD NİYAZI COŞUYORDU… SÜRESİZ…. MUHAMMED’İN (sav) HAMDİNDEN TÜM EVRENLERE IŞIK IŞIK ZİKİRLER YAYILDI. Melekler sonsuz hazların coşkusunu yine mekânların ötesine yeni âlemlerin sınırsız ufuklarına yaydılar. ALLAH bu büyük bayram gününde EFENDİMİZE EVRENİN EN BÜYÜK İLTİFATINI YAPTI: - LEVLÂKE LEVLÂK LEMM HALAKTÜ’L-EFLÂK (Sen olmasaydın sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım). İşte birinci bölüme temel olan “BEN ALLAH İKEN MELEKLERİMLE BERABER PEYGAMBERİME SALÂT-U SELÂM EDERİM. EY İNSANLAR SİZ DE SALÂT-U SELÂM GETİRİN ONA İLETEYİM” (Enbiya Sûresi âyet 107) Âyet-i Kerimenin meleklere yönelen hikmeti hamd niyazının melekler tarafından sonsuza dek âlemlere yansıtılmasını anlatmaktadır. Şüphesiz ki ALLAH bu yeni doğan ezel sırrı içinde hilkatlere ve sonsuz güzelliklere ilâhi damgasını basarken SIRR-I MUHAMMEDÎ’nin hamd niyazını her noktada sergilemiştir. Âyetin son cümlesi ise inananların (Belî) niyazında hayat sırrı taşıyan bağlılıklarını hatırlatmaktadır. Salâvat-ı Şerife okuyarak bütün inananlar ELEST MECLİSİNİN anlaşılması güç hikmetlerini kaybolmuş hâfıza bandının ötesinden; gönül penceresinden seyredebilir. Yoksa insanın kendi başına inandığını sanması ALLAH’IN sonsuz hikmetlerini kavradım gafletine düşmesi; ELESTTEKİ paniğin bir parçasıdır. Bu yüzden îman ancak gönüllerde yaşayan bir hikmettir. Elestte Efendimizin göniünde doğan hamd niyazı ancak gönüllere can veren hikmettir. Nefsin perdesinde yaşayanlarsa Elestteki gafletlerini tekrar ederek benlik çıkmazında bocalamaya mahkûmdur. Mânâ ilimlerinin bile en zor bölümü olan ELEST MECLİSİ konusunu aktarmaya çalışmamızın nedeni yaradılışın bu temel sırrına yaklaşmak içindir. Dr Haluk NURBAKİ Sanırım Rabbimin sınavını biz burda geçtik veya kaldık. Allah cc cümlemizi geçenlerden eylesin.. |
Alıntı:
Konu Afrika'nın geleceği degilki koptum |
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ilmi bir yazı değil bu.. Adam ibadet etmiş.. Kalu bela ile de baya detaylı bilgiler bunlar -) hadisleri bi araştırmak lazım.. Kalu bela meselesini tefekkür edebilirsek eğer bu mesele de merak edilen tüm sorulara cevap vardır.. Alemlerin Rabbi olan Allah tüm varlığa sordu. Sadece müslümanlara değil.. Sözünden dönene ise Kur'an Azimüşşan'da bir sürü sıfat vermiştir zaten.. Burada bir soru ortaya çıkar.. "E biz bu sözü hatırlamıyoruz?" Dünyadasın.. Yeterli değil mi? Teferruatı başka bahisler açar.. Gelelim soruya.. İlahi yardım bekliyorsunuz alan oldu mu? Belki olmuştur belki olmamıştır.. Belki hepimize bir sebep ile göndermiştir. Arif olamamış, anlayamamışızdır.. Arif olan yardımı anlamışsa ifşa etmez.. Edemez.. Bu çocuklar ölüyor yardım et filan falan sormuşsun.. Mesela Filistin meselesini çok düşündüm ben.. Gazze konusu mesela önemli bir konu.. Biraz düşündüm, araştırdım.. Mesela el fetih ve hamas diye 2 oluşum vardı. Bunları dünya terörist olarak kabul ederdi. Bazı ülkelerde ise yasadır falan.. Yıllarca da helal lan valla adamlara İsraile kafa tutuyorlar diye alkış ettiğimiz örgütlerin çok enteresan biçimde İsraile karşı hiç bir ciddi mücadelesi, etkisi olmadığını müşade ettim.. Konu politikmiş mesela. Hamas İsraile bir füze atar. Ne hikmetse hiç yerleşim olan Bölgelere düşmez o füzeler. İsrailde tehdit altındayım der Filistini bombalar çocuklar ölür.. Lan bi terslik var bu işte.. Pardon... Ölüm bu dünyada bir sondu.. Doğru.. Sonsuzluk aleminde ise bir başlangıçtır. Yaşamaya halkları mı yok peki ölen çocukların? Yoksa niye yarattı? Aaa birden bire o ölemler bizim sınavımız oldu.. Sorgulamaya başladık.. Yanlışın başladığı nokta burası işte... İnancımıza göre şehit bu çocuklar.. İyi bir yere gittiklerine eminim.. Ölüm halleri ise bize bir mesaj değil mi? "yarrabi tamam sen bizi yarattın falan ama dünyaya karışma. Burayı biz yönetiriz" diye önemli meseleleri politika konusu haline getirirsen füzeyi atanın çocuğunu Gazze de İsraili vurur.. Çocuk (umulur ki) şehit olur, baba günahkar.. Sorsan cihat ediyor.. Haliyle suçluyu suçsuzu bir nevi ayırma biçimidir bu.. Kalb ile inanana.. Madde alemine kendini kul eden beyin ile idrakı zordur bunun.. Uzun bir örnek oldu.. Fakat sebepler, sonuçlar noktasına iyi bakmak lazımdır. İnsanın sınavı tercihlerine göre şekil alır.. Lehvi mahvuzda şu adam küfre gidecek diye bir şey yazılmamıştır.. Fakat insan zekası daha zamanın ne olduğunu kavrayamamışken zamandan ve mekandan münzzeh olabilmenin ne demek olduğunu hiç anlayamaz.. Bu da kaderi yalan yanlış tuhaf düşüncelerle sorgulamanı sağlar. Beynini yaratırken ona da bir sınır koydu unutma.. Örneğe geri dönecek olursak en kısa izahı "kader adalete tecelli eder." cümlesi olacaktır...İman etmişler için Burada bir uyarıyı yapmak isterim ki; kaderi sorgulamayın.. Daha doğrusu akıl ile idrak edemeyeceğiniz meseleleri asla sorgulamayın. İman etmişsen eğer, filan anlayamadım bence böyledir yada vardır yada yoktur demek küfre götürür. Kader imanın şartlarındandır. Amentü billâhi... Bizi yarattı ise niye sorumlu tutuyor? Senelerce tartışıldı da kimse içinden çıkamadı bu konunun.. Ne var ki bazı aklı evvellerin bunu soracağına düşüneceğini biliyor da ayet indirmiş.. Bakalım enbiya suresi 16 ve 17'de ne buyuruyor; 16. Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. 17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik, bunu asla yapmayız. İnanmak isteyene bu ayetler dahi yeter aslında da neyse.. Dünya hayatına bir bakın.. Kainatta ki herşey ama herşey insanın emrinde.. Gözünün gördüğü her zerre.. Hizmetine vermediklerini de kapatmış sana göremiyorsun.. Örneğin toprağı ve ona ekilen bir tohumu ele alalım.. Karpuzun tohumunu toprağa atıyorsun.. Toprağa görmüyorsun.. Sonra biraz gübre ve su veriyorsun.. Sana bal gibi bir karpuz veriyor.. Muhtevası yetiştiği nokta olsaydı, bir ilahi hüküm olmasaydı o karpuz bok tadardı-) bak sadece içinde ne büyük hükümler ve ilimler barındıran bir karpuz bu.. Sana bahşedilmiş.. Gerisini sen düşün.. Bunları Yemen iççmen için bir sınava tabi tutuldun mu? Evet.. Kalu belada söz verdin yaratıldın geldin.. Sonra Rabbimiz bize burada ki her eşyanın aslının olduğu bir sonsuz hayat bahşedicek.. Bunun içinde bir sınava tabi tutuyor.. Yahu dünyalığını kazanmak için bir işe gireceğin vakit bile 3 kuruş için 40 takla atıp 10 tane sınava tabi tutuluyorsun. Torpilinde yoksa giremiyorsun da.. Yahu bir sonsuz hayat var gidiceksin.. Ama en kolay gereklerini dahi yerine getirmemek iiçin kırk takla atıyorsun.. Halbu ki karpuzu sana bedava verdi.. Rahmet etti dünyalık verdi.. Şükrüne karpuzu sebep ettiyse de asıl bedenin Varolmuş olmandır.. Bu noktada bir soru ortaya çıkıyor.. E tamam kardeşim anlattın aklınla dilin döndüğünce ama Allah var mı ki? Var.. -) Yahu Kardeşim insan oğlu yazıyı buldu. Sonra onların yazdıkları bize kadar ulaştı. Baktık ki hep bir din olgusu var. Bir de tanrı olgusu var. Bu hep var.. İnanmak insanda içgüdüsel bir şey miş demek ki.. Sonra ayı güneşi kainatı ve kanunlarını yarattığını idda eden de bir güç var.. Binlerce yıldır bu güç bir şekilde gözüne sokuluyor senin.. Bu noktada hak olan hangisi peki? Diye bir soru ortaya çıkıyor.. Burada da mukayese yeteneği gerekir. Çok akl delmeye lüzum yoktur. Fareye, öküze filan tapınmak ile mukayese etsen kafi. Yada yaratıcısını 3 parçaya ayıran bir din ile de mukayese etsen olur. Yada kendi yaratıcısı ile oturup pazarlık edebileceğini düşünen aklı milattan önce 1000 yılında kalmışların dinine de baksan mantık çerçevesinde idrak edebilirsin sanırım... Uzun bir yazı oldu.. Çok kimsenin okuyacağını sanmam ama soruyu soran arkadaş nazar ederse sevinirim.. Ve elbette ki en doğrusunu Alemlerin Rabbi Olan Allah bilir. bir ekleme; cahil ile sohbet kesmek maksadı ile uzun bir zaman önce bu meseleleri bir daha konuşmamak için kendime söz vermiştim. Konuya yazan çizenler olacaktır onlara da tavsiyem; Hindu öküze yapmasının sebeplerini bilimsel mantıksal ve dahi mantıksal hiç bir sebebe dayandırma gereği duymaksızın bu benim inancım der ve sorgulamaz.. Biz de izah ile mükellef değiliz. Kuran İslam hakim oluncaya kadar "lekum dini kum veliye din" demiştir. Hakim olduktan sonra da şartlar bunlar yaşayan yaşasın yaşamayan da ya kellesini vurun yada İslam diyarını terketsin buyuruyor. İzah edin, şunlara dayandırın kanıtlayın filan ben okumadım bir yerde.. Tebliğ başka birşey.. O noktayı geçtik.. Forumda bu tarz düşünceleri olan da varsa açık etmeden kendi içinde çözüme kavuştursun. Umuma açmak bazı sorumlulukları ardından getirir, o sorumlulukların da altından kalkamaz.. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:58. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com