
04.07.24, 15:14
|
|
Gayretli üye
|
|
Üyelik tarihi: 31.03.24
Bulunduğu yer: Bursa
Mesajlar: 378
Forum Puanı: 921
Etiketlendiği Mesaj: 2 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
|
|
Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Osmanlı kadısı şer’î hukukun uygulayıcısı ve şeriat esasına dayanan bir yönetimin temsilcisi dir. Bundan başka geleneksel hukuk ve yönetim sistemlerinde olduğu gibi Osmanlı kadısının önündeki hukuki mevzuat sadece fıkıh kaynakları değil (Kur’ân-ı Kerim), hadis, icma, ictihad, belki dünyevi otoritenin koyduğu kurallardan ve geniş ölçüde de yazısız örf, adet ve teamülden meydana gelmektedir. 18. yüzyıl boyu kadıların eyaletlerdeki hiyerarşisi ve görevleri ve durumları konusunda aydınlatıcı bir eser yoktur. Arap eyaletlerindeki durum üzerinde Suriyeli Abdülkerim Rafek’in çalışmaları aydınlatıcı olsa da, genelde Osmanlı ulemasının durumunu bilmediği ve değerlendirmelerinin bu açıdan noksan olduğunu belirtmek gerekir. Oysa asıl ilginç gelişme, 18. yüzyılda mali bünyede yaşanan değişiklik ve adem-i merkeziyetçi bir mali idare dolayısıyla Rumeli ve Anadolu eyaletlerinde çıkan yeni kuvvet grupları, yani ayân, mütesellim karşısında Anadolu ve Rumeli’deki kadıların mali görevlerinin ve asayiş konusundaki idareci rollerinin nasıl eridiği veya ne ölçüde muhafaza edilebildiğidir. II. Mahmud dönemi reformlarının bu konuda büyük değişiklik getirdiği ve kadıların artık idari ve mali görevlerini ve yetkilerini büyük ölçüde kaybettikleri malûmdur. Vakıflar, Evkaf Nezareti’ne, yeniçerilik kaldırılınca vergi toplama ve asayiş ihtisab nazırlarına bırakılmıştır, kadı artık sadece bir yargıç olarak bırakılmıştır. Bu nedenle İstanbul’da bile İstanbul kadısının bir müddet sonra Bab-ı Meşîhat binasındaki bazı odalara nakledildiği ve böylece orada âdeta İstanbul Mahkemesi başkanlığı görevini gördüğünü belirttik. Tanzimat’tan sonra nizami mahkemelerin kurulması ticaret ve ceza konusunda bir nevi çifte uygulama ve çifte muhakeme sisteminin çıkmasıyla kadı’nın görevleri bugünkü hususi hukuk alanına ait sahayla sınırlı kalmış ve son asırda gittikçe bir görev aşınımına uğramıştır. Fakat yine bu asırda medresetul-nüvvâb veya medresetu’l-kuzât’ın kurulmasıyla Osmanlı kadılarının eğitimi de ıslah edilmiş ve “naib-i şer’î” unvanıyla vilayet yargı sisteminde memuriyetlerini koruyabilmişlerdir. Ama Tanzimat asrı hukuk, mevzuat ve yargı sistemi açısından eskisinden çok farklıdır ve devamlı değişiklik geçirmektedir.
|
bu sonucu değiştiriyor mu peki ? şeri hükümde bir liderin apaçık bir şekilde alkol kullanması, esrar tüketmesi serbest mi ?
|