Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Osmanlı Şeriat Devleti midir? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/92868-osmanli-seriat-devleti-midir.html)

osman100 04.07.24 11:51

Osmanlı Şeriat Devleti midir?
 
Geçen gün murat bardakçının ve erhan afyoncu gibi tarihcilerin şu programına denk geldim bu konuda neler düşünüyorsunuz [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yusufiyeli 04.07.24 12:09

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 622964)
Geçen gün murat bardakçının ve erhan afyoncu gibi tarihcilerin şu programına denk geldim bu konuda neler düşünüyorsunuz [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Osmanlı, bir dini toleransa sahipti ve kamu hayatında geniş ölçüde, özel hukuk alanında kısmen din dışı hukuk uygulamalarına da rastlıyoruz. Ama nihayetinde şeriatla yönetilen bir devletti. Çünkü toplumlar dini ayırıma göre kompartıman usulüyle, millet esası içinde yönetilirdi. Devlet toprak kaybettikçe, geriledikçe Osmanlı padişahları hilafete dört elle sarıldılar. Panislamizm 19. asırda resmî ideoloji halindeydi. Yeni devlet, dinsizliği istemiyordu ancak dini bir yönetimden yana da değildi.
Kadı, Osmanlı İmparatorluğu’nda sadece şeriatın hükümlerini değil aynı zamanda bu hükümler çerçevesinde yorumlanması istenen örf-i sultanî dediğimiz örfî kanunları da tatbik eder. Dolayısıyla kadının bir idareci olarak sorumluluğu çoktur. Bu durumun çok trajik neticeleri de olmuştur. Mesela, IV. Murad Bağdat Seferi’ne çıktığı sırada karları kürenmeyen yollarından ötürü İznik kadısını astırmıştır; onun oradaki idari görevini aksattığı düşünülmüştür. Halil İnalcık Hocanın yayınladığı 1595 tarihli adaletnamede padişahın birtakım görevlileri, “Sorumluluklarınızı yerine getirmezseniz şu şu müeyyideleri uygularım” diyerek tehdit ettiğinden bahsedilir. Aynı adaletnamede “Kadılar dahi dibekte dövülüp helak edildi” deniliyor. Tabii hiçbir kadının dibekte dövülmesi söz konusu değildir ancak burada, “Kan siyaseti tatbik edilmeyeceği için katiyen rahat olmayın zira usulsüzlüğünüz dahilinde ben sizi kanınızı akıtmadan da öldürmeyi yani idam etmeyi bilirim” denmek istenir.
Osmanlı Devleti altı asırlık hayatı boyunca tarihteki diğer İslam imparatorluklarından bu alanda önemli farklılıklar gösterir. Kadı ve kazasker çok mühimdir. 17. yüzyılda şeyhülislamlar ilmiye sınıfı içinde temayüz edene kadar (ki bu durum Kanuni Sultan Süleyman devrinde bilhassa Ebussuud Efendi’yle başlar) kadıların başındaki kadıleşker yani asker kadısı demek olan Rumeli ve Anadolu kazaskeri efendiler önemliydi. Bunlar emperyal bir karar organı olan Dîvân-ı Hümâyun’da yer alırlardı ancak şeyhülislam Dîvâna giremezdi.İmparatorluk hayatımızda çok mühim müderris ve kadı aileleri vardır. Ebuishakzadeler, Karaçelebizadeler, Köprülüzadeler, Kıblelizadeler gibi ulema hanedanları, Osmanlı kültürünü geliştiren bir zümreydi. O sebeple bu sınıfı çok iyi bilmemiz ve bilhassa İstanbul’daki büyük mezarlıklardaki ulema hanedanlarına ve kadılara ait taşları tarihî belge olarak korumakta çok titiz davranmamız gerekir.
İslam Devleti’nde hakimlik görevini ilk olarak yürüten bizzat Hz. Muhammed’in kendisi olmuştur. İlk dört halife devrinde de hakimlik halifenin görevlerinden birini teşkil etmekteydi. Az zamanda devletin sınırlarının genişlemesi ve bürokratik işlemlerin artması, yargı alanında da bir görev bölüşümünü gerektirmiştir ki, bu yargı görevinin halife tarafından niyabet usûlüyle tevcihi demektir. Halife Ömer ilk olarak Medine’ye Ebu’l-Derda’yı, Basra’ya da ashabdan Şarih’i, Kûfe kadısı olarak da Ebu Musa el-Aşar’ı tayin etti. Mısır’ın fethinden sonra ise ilk olarak bu ülkede kadıların diyarın valisi tarafından tayini prensibi uygulandı

imas 04.07.24 12:28

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 622964)
Geçen gün murat bardakçının ve erhan afyoncu gibi tarihcilerin şu programına denk geldim bu konuda neler düşünüyorsunuz [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

şeriat devleti demek dogru olmaz , fakat islamin emri olan bir cok unsur devlet yönetiminde kullaniliyordu, son 200 senede islamin emri olan unsurlarun cogu yonetimden ciksarildi, terminoloji de olmayan hic bir delili olmayan konulardan biri kardeş katli idi, bu şeriatin hic bir yerinde olmayan bir uygulamaydi...

Yusufiyeli 04.07.24 12:53

Fatih Sultan Mehmed, kendisine kadar gelen zaman kesitinde meydana gelen şehzade isyanlarını değerlendirerek meşhur “Kanunnâmesi”ne şehzade katli hükmünü koydu: “Ve her kimesneye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların ‘Nizâm-ı Âlem’ içün katl itmek münâsibdur. Ekser ulemâ dahi tecviz etmişlerdur. Anınla âmil olalar.”Fatih’in dikkatlere sunduğu nokta önemlidir. Buna göre âlimlerinin pek çoğu şehzadelerin ‘Nizam-ı Âlem’ için katline rıza göstermiştir.“Padişah’tan korkup seslerini çıkarmadılar” diyemezsiniz, çünkü bazı âlimlerin buna muhalif kaldığını kendisi söylüyor. Demek oluyor ki, devrin âlimleri için, fikirlerini rahatça söyleyebildikleri ‘özgür’ bir ortam mevcut. Ne var ki, muhalifler azınlıkta kalmış. Tabii bunun referanslarının olması gerekiyor...İslâm Hukuku ve Medeni Hukuk Profesörü Ahmet Akgündüz bu konuda Kur’ân, hadis ve fıkıhta dayanaklar bulunduğunu yazıyor. Yukarıda kısaca değindimiz ta’zir cezasının kaynağını son devir Osmanlı hukukçularının önde gelenlerinden İbn Âbidîn’le (1836) açıklıyor:“Nesefî’nin (1310) Ahkâmü’s-Siyâse risâlesinde zikredilmiştir ki; Şeyhülislâm Hâherzâde’ye (1253), fetret zamanında fesatçıların öldürülmelerinden sorulmuş, o da, ‘Onlar yeryüzünde bozgunculukla hareket ettikleri için öldürülmeleri mübah olur’ diye cevap vermiştir.Kendisine, onlar fetret zamanında fesatçılığı bırakıp gizlenirler, denildiğinde, ‘Zarureten böyle yapıyorlar. Geri gönderilseler bile kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir’ meallindeki âyet-i kerime (En’âm Suresi ayet 28) gereğince, biz böyle görmekteyiz’ demiştir. ”Bu isyan eden şehzadelerle ilgili bir konudur. Ama bir de çocuklar var. Onlar neden öldürülüyor? Suçsuz ceza olur mu? Akgündüz bu soruya şöyle cevap veriyor: “Bunların cezalandırılması için suç işlemelerini beklemek çoğu zaman cezalandırma imkânını ortadan kaldırdığı gibi, bazen çok ağır ve telafisi imkânsız neticeler doğurur. Tarihî tecrübelerin de gösterdiği gibi, bir şehzadenin cezalandırılması için ayaklanmasını beklemek, düşman ülkelerle anlaşıp, arkasına silahlı binlerce kişi alarak, asayişi esaslı tehdit eden bir kimseyle karşı karşıya kalmak demektir. Böyle bir vaziyette artık cezalandırmaktan söz etmek abestir. Çünkü iş işten geçmiştir. Kaldı ki, bu şehzadeler öldürülmedikleri zaman, bunların da diğerlerini öldürmesi söz konusu olacaktır.”
İslâm siyaset telâkkisinde, devletin misyonu “İ’lâ-yı Kelimetullah”tır. Bu da İslamiyet’in yayılması anlamına gelmektedir. Bu misyonu engelleyen her teşebbüsün ve niyetin bertaraf edilmesi, İslâm hukuku açısından meşrudur. Peki, şehzade katlinin ilk kez yer aldığı Fatih Kanunnamesi Osmanlı hukukuna hâkim olan şer’î esaslara uygun mudur? Buna ‘hayır’ diyenler olduğu gibi, ‘evet’ diyenler de var. Hayır’ diyenler, ‘suçsuz ceza olmaz’ mantığını öne sürüyorlar, ancak hükümdarın ‘ceza koyma,’ bir fiili, dönem gereği olarak ‘suç sayma’ ve cezalandırma haklarını göz ardı ediyorlar. ‘Evet’ diyenlere gelince, ayetlerden, hadislerden ve İslâm tarihine geçen bazı uygulamalardan hareket ediyorlar. Şöyle ki...Adalet üçe ayrılır: Adalet-i mahza, adalet-i izafiye ve adalet-i nisbî...Adalet-i mahza; hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmayan adalettir ki, en doğrusu budur. Adalet-i izafiye; kişiye, yer ve zamana göre değişebilen, göreceli, değişken adalet...Adalet-i nisbî; adalet-i mahzanın uygulanması imkânsız olduğunda, ona göre daha alt derecede olan bir adalet uygulamasıdır. Şehzade katli konusunda ‘adalet-i izafiye’ uygulanmıştır. Temel dayanağı da Bakara Suresi’nde geçen, “Fitneye sebep olmak adam öldürmekten beterdir” mealindeki “El-fitnetü eşeddü mine’l-katl” (Bakara suresi ayet 191) ve “El-fitnetü ekberu mine’l-katl” (Bakara suresi ayet 217) âyetleridir. İsyan ve isyan ihtimali bu ayetlerle değerlendirilmiştir. Hoca Sadeddin Efendi gibi şeyhülislâmlık yapmış hukukçu ve tarihçi âlim bir zat; ayrıca tarihçi Bosnevî Hüseyin Efendi, şehzade idamlarının bu ayetlere dayandırıldığını açıkça ifade ediyorlar. Çünkü fitneden kargaşa doğar. Kargaşadan milyonlarca mazlum zarar görür. Hükümetin yanlış icraatlarını düzeltelim ve adaleti tesis edelim derken, daha büyük kötülüklere yol açılır. Yine Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Musa ile Hz. Hızır arasında geçen bir olay hayli uzunca anlatılır. “Hani Mûsâ, genç hizmetkârına demişti ki: ‘İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım; yahut, maksadıma erişinceye kadar, uzun müddet yola devam edeceğim.’”“İki denizin birleştiği yere ulaştıklarında balığı unuttular. Balık ise denizde bir menfeze doğru yolunu tutmuştu.”“Oradan uzaklaştıktan sonra, Mûsâ, hizmetkârına ‘Yemeğimizi getir,’ dedi. ‘Bu yolculuğumuz bizi yorgun düşürdü.’”“Genç, ‘Gördün mü?’ dedi. ‘Kayalığa çıktığımız zaman ben balığı unutmuşum. Onu sana söylemeyi şeytandan başkası bana unutturmadı. Balık canlanıp şaşılacak bir şekilde denize doğru gitmişti.’”“Mûsâ, ‘İşte aradığımız şey buydu’ dedi. Sonra kendi izlerini takip ederek geri döndüler.”“Orada kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.”“Mûsâ ona, ‘Sana öğretilen ilimden bir irşad vesilesi olmak üzere bana da öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?’ diye sordu.”“O dedi ki: ‘Sen benim yanımda bulunmaya tahammül edemezsin.’” “İçyüzünden haberdar olmadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”“Mûsâ, ‘İnşâallah sen beni sabreder bulacaksın,’ dedi. ‘Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim.’”“O dedi ki: ‘Eğer bana uyacaksan, ben sana ondan bahsedip de bir söz söyleyinceye kadar, hiçbir şey hakkında bana sual sorma.’”“Böylece yola koyuldular. Gemiye bindiklerinde, Hızır o gemiyi deldi. Mûsâ, ‘İçindekileri batırmak için mi gemiyi deldin?’ dedi. ‘And olsun ki büyük bir iş yaptın.’”“Hızır, ‘Sen benim yanımda bulunmaya sabredemezsin demedim mi?’ dedi.”“Mûsâ ‘Unuttuğum için beni kınama; seninle olan arkadaşlığımı da zorlaştırma’ dedi.”“Yine yola koyuldular. Bir erkek çocuğa rastgeldiklerinde Hızır onu öldürdü.“Mûsâ dedi ki: ‘Bir can karşılığında kısas olmaksızın suçsuz bir kimseyi mi öldürdün? Doğrusu pek kötü bir şey yaptın!’”“Hızır ‘Ben sana, benimle beraber bulunmaya sabredemezsin demedim mi?’ dedi.”“Mûsâ dedi ki: ‘Eğer bundan sonra sana bir şey daha soracak olursam benimle arkadaşlık etme. O zaman benden ayrılmakta mâzur sayılırsın.’” “Yine yola koyuldular. Nihâyet bir belde halkına vardılar ki, onlardan yiyecek istedikleri halde kendilerini misafir etmekten kaçınmışlardı. Orada, yıkılmak üzere bulunan bir duvara rastgeldiler ve Hızır onu doğrultuverdi. Mûsâ dedi ki: ‘İsteseydin bu yaptığın işe karşılık bir ücret alırdın.’”“Hızır, ‘İşte bu seninle benim ayrılışımızdır,’ dedi. ‘Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü bildireceğim.’”“O gemi, denizden geçimlerini sağlayan birtakım fakirlere âitti. Ben onu kusurlu hâle getirmek istedim; çünkü, arkalarında, bulduğu her sağlam gemiyi gasp eden bir hükümdar vardı.”“Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü’min kimselerdi; bu kâfir tabiatlı çocuğun ileride anne ve babasını isyan ve inkâra sevk etmesinden korktuk.”“Ve istedik ki, Rableri onlara huy temizliği bakımından daha hayırlı ve merhamet yönünden daha yakın bir evlât versin.”“Duvar ise, o şehirdeki iki yetim çocuğa âitti ve altında da onlara âit bir hazine vardı. Babaları ise sâlih bir kimse idi. Rabbin diledi ki, onlar yetişkin çağa gelince hazinelerini oradan çıkarsınlar. Bütün bunlar Rabbinden bir rahmet eseridir; yoksa ben kendi reyimle yapmış değilim. İşte, sabredemediğin şeylerin açıklaması budur.” (Kehf sûresi, ayetler 61-82)Özetleyelim...Hz. Musa ile Hz. Hızır arkadaş olup birlikte yola çıkarlar. Sahilde yürürken, Hz. Hızır, Hz. Musa’nın itirazlarına aldırmadan, limandaki bir geminin altını deler.Ardından yolda rastladıkları bir çocuğu öldürür. Vardıkları köyde kimse kendilerine yiyecek içecek vermediği halde, Hz. Hızır, köyün çıkışında gördüğü eski bir duvarı onarır.Bunlara sürekli itiraz eden Hz. Musa’ya, en sonunda davranışlarının sebebini açıklar: “Gemiyi deldim ki, açık sularda bekleyen ve sağlam gemilere saldırıp içindekilerle birlikte el koyan korsanlar, eski-püskü bir şey zannedip saldırmasınlar. Yani gemiyi ve içindekileri kurtardım. Çocuğu öldürdüm, çünkü anne-babası dindar olan bu çocuk büyüyünce inkârcı bir kâfir olup ailesine eziyet edecekti.”Gelelim eski duvara: “O duvarın altında, iki yetim çocuğa bırakılan altın var. Onarmasam duvar yıkılacak ve altınlar ortaya çıkacaktı. İki yetim çocuk da haklarını alamayacaklardı. Şimdi çocuklar büyüyene kadar sağlam kalacak, çocuklar da böylece hakları olanı alacaklar.”Bir örnek daha: “Adalet konusunda kılı kırk yaran Hz. Ömer, fitne ve fesada sebebiyet vermesinden endişe ettiği Nasr bin Haccac’ı henüz suç işlemediği halde Medine’den Basra’ya sürgüne göndermiş ‘Senin suçun yok. Ama ileride senin yüzünden burada bir fitne doğarsa, o zaman ben suçlu olurum’ demişti (İbn Âbidîn, III/152). Râşid halifelerin tatbikatı, İslâm hukukunda sayılır.Fransız düşünür Fernand Grenard’ın da dediği gibi, “Osmanlı Devleti, gücünü devamlılığından alır.”Yani uzun soluklu oluşunu, hiç bölünmeden yürümesine borçludur.

Yusufiyeli 04.07.24 13:04

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 622971)
şeriat devleti demek dogru olmaz , fakat islamin emri olan bir cok unsur devlet yönetiminde kullaniliyordu, son 200 senede islamin emri olan unsurlarun cogu yonetimden ciksarildi, terminoloji de olmayan hic bir delili olmayan konulardan biri kardeş katli idi, bu şeriatin hic bir yerinde olmayan bir uygulamaydi...

Değerli kardeşim Şehzade idamlarının birinci çeşidi, hanedan mensubunun hükümdarlık iddiasıyla ortaya çıkması ve isyan etmesi halinde tatbik edilirdi. Bu, Osmanlı Devleti’nde de cari olan İslâm hukukuna göre bir suçtu. Buna ‘bağy’ (hurûc ale’s-sultan) denirdi. Haksız yere meşru hükûmete isyan edenlerin cezası dünyanın her yerinde ve her devirde idamdı. Şehzade idamlarının ikinci çeşidinde ise ortada bir isyan yoktur. İşte şehzade idamlarının hukuka uygunluğu meselesi daha çok bu gibi durumlarda ortaya çıkmaktadır. Fitne çıkmasından korkulduğu hallerde, bunun önüne geçmek maksadıyla hanedan mensuplarının öldürüldüğü görülmektedir. Osmanlı hukukçularının ekserisi bunu ‘say bi’l-fesad’ suçu çerçevesinde değerlendirmiş ve ta’zir suçlarının içinde mütalaa etmişlerdir. Bu, henüz suç işlemeyen, ancak ileride işlemesi muhtemel ve mevhum olan kimselerin cezalandırılmasıdır. Şehzade idamlarının bu türü, say bi’l-fesad suçunun çerçevesine girer mi, girmez mi? Hukukçular bunda ihtilaf etmişlerdir. Fatih Kanunnamesinin, bunu say bi’l-fesad olarak gören hukukçuların görüşüne göre sevk edildiği anlaşılıyor. Nitekim madde metninde geçen ve ‘ekser-i ulema tecviz etmiştir’ ifadesi bunu göstermektedir. Demek ki ulemanın ekserisi buna cevaz vermiştir. Asıl soru şudur: Henüz ayaklanmamış bir kimsenin ileride ayaklanması kuvvetle muhtemeldir diye öldürülmesi meşru mudur? Son devir Osmanlı hukukçularının ileri gelenlerinden İbn Abidin (1836) ta’zir bahsinde diyor ki: “Nesefinin (1310) Ahkâmü’s-Siyâse Risâlesi’nde zikredilmiştir ki; Şeyhülislâm Hâherzâde’ye (1253), fetret zamanında fesatçıların öldürülmelerinden sorulmuş, o da, ‘Onlar yeryüzünde bozgunculukla hareket ettikleri i çin öldürülmeleri mübah olur’ diye cevap vermiştir.Kendisine, onlar fetret zamanında fesatçılığı bırakıp gizlenirler, denildiğinde, ‘Zarureten böyle yapıyorlar. ‘Geri gönderilseler bile kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir’ mealindeki âyet-i kerime (En’âm süresi, 20: 28) gereğince biz böyle görmekteyiz’ demiştir.” (İbn Abidin, III/186)Mustafa Bey de, Bayezid Bey de, diğer bazı şehzadeler de bu hükümlere göre katledildi. Bugünkü akılla anlamak zor, ancak o günkü akılla anlamamak daha bir zordur. Sonuçta herkes Allah’a hesap vermektedir. Biz sadece sebeplerini ve mantığını anlamaya çalışıyoruz.

imas 04.07.24 14:28

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 622976)
Değerli kardeşim Şehzade idamlarının birinci çeşidi, hanedan mensubunun hükümdarlık iddiasıyla ortaya çıkması ve isyan etmesi halinde tatbik edilirdi. Bu, Osmanlı Devleti’nde de cari olan İslâm hukukuna göre bir suçtu. Buna ‘bağy’ (hurûc ale’s-sultan) denirdi. Haksız yere meşru hükûmete isyan edenlerin cezası dünyanın her yerinde ve her devirde idamdı. Şehzade idamlarının ikinci çeşidinde ise ortada bir isyan yoktur. İşte şehzade idamlarının hukuka uygunluğu meselesi daha çok bu gibi durumlarda ortaya çıkmaktadır. Fitne çıkmasından korkulduğu hallerde, bunun önüne geçmek maksadıyla hanedan mensuplarının öldürüldüğü görülmektedir. Osmanlı hukukçularının ekserisi bunu ‘say bi’l-fesad’ suçu çerçevesinde değerlendirmiş ve ta’zir suçlarının içinde mütalaa etmişlerdir. Bu, henüz suç işlemeyen, ancak ileride işlemesi muhtemel ve mevhum olan kimselerin cezalandırılmasıdır. Şehzade idamlarının bu türü, say bi’l-fesad suçunun çerçevesine girer mi, girmez mi? Hukukçular bunda ihtilaf etmişlerdir. Fatih Kanunnamesinin, bunu say bi’l-fesad olarak gören hukukçuların görüşüne göre sevk edildiği anlaşılıyor. Nitekim madde metninde geçen ve ‘ekser-i ulema tecviz etmiştir’ ifadesi bunu göstermektedir. Demek ki ulemanın ekserisi buna cevaz vermiştir. Asıl soru şudur: Henüz ayaklanmamış bir kimsenin ileride ayaklanması kuvvetle muhtemeldir diye öldürülmesi meşru mudur? Son devir Osmanlı hukukçularının ileri gelenlerinden İbn Abidin (1836) ta’zir bahsinde diyor ki: “Nesefinin (1310) Ahkâmü’s-Siyâse Risâlesi’nde zikredilmiştir ki; Şeyhülislâm Hâherzâde’ye (1253), fetret zamanında fesatçıların öldürülmelerinden sorulmuş, o da, ‘Onlar yeryüzünde bozgunculukla hareket ettikleri i çin öldürülmeleri mübah olur’ diye cevap vermiştir.Kendisine, onlar fetret zamanında fesatçılığı bırakıp gizlenirler, denildiğinde, ‘Zarureten böyle yapıyorlar. ‘Geri gönderilseler bile kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir’ mealindeki âyet-i kerime (En’âm süresi, 20: 28) gereğince biz böyle görmekteyiz’ demiştir.” (İbn Abidin, III/186)Mustafa Bey de, Bayezid Bey de, diğer bazı şehzadeler de bu hükümlere göre katledildi. Bugünkü akılla anlamak zor, ancak o günkü akılla anlamamak daha bir zordur. Sonuçta herkes Allah’a hesap vermektedir. Biz sadece sebeplerini ve mantığını anlamaya çalışıyoruz.

600 yil sonra ibni abidinin verdiği fetva ile bunca sabii katliamini hakli cikarmaz,

ben bu konulara vakifim, isyan etmeyen kundaktaki bebelerin kabahati neydi?
misalen,isyan etmedigi halde isyan etmis gibi gosterilip bogulan sehzade mustafanin 3 tane en buyüğü 9 yasindaki ogullarinin kabahati neydi, babalarini bogdum ilerde bunlar bana isyan ederler zanniyla gaib kahinligi yapilarak bebe boğdurulur mu?

fatih sultan mehmet tahta ciktigi gün rivayet odur ki 17 yada 19 kardesini bogdurdu ve bunlarin büyuk cogunlugu süt emen sübyanlardi, bu yuzden 2. mehmeti ölene kadar halk sevmedi
bunlar devlet yuruyecek fikriyle yapılan isler değil, tahta ben kalayim fikrinin ağır bastigi fikirlerdi
oyle olmasaydı kanuni 71 yasina kadar tahta durmazdi agir hasta oldugu halde..
ayrıca kuranin ahkaminda , ayette, surede, hadiste sunnette buna cevaz veren 1 tek delil var mi?

Yusufiyeli 04.07.24 14:35

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 622996)
600 yil sonra ibni abidinin verdiği fetva ile bunca sabii katliamini hakli cikarmaz,

ben bu konulara vakifim, isyan etmeyen kundaktaki bebelerin kabahati neydi?
misalen,isyan etmedigi halde isyan etmis gibi gosterilip bogulan sehzade mustafanin 3 tane en buyüğü 9 yasindaki ogullarinin kabahati neydi, babalarini bogdum ilerde bunlar bana isyan ederler zanniyla gaib kahinligi yapilarak bebe boğdurulur mu?

fatih sultan mehmet tahta ciktigi gün rivayet odur ki 17 yada 19 kardesini bogdurdu ve bunlarin büyuk cogunlugu süt emen sübyanlardi, bu yuzden 2. mehmeti ölene kadar halk sevmedi
bunlar devlet yuruyecek fikriyle yapılan isler değil, tahta ben kalayim fikrinin ağır bastigi fikirlerdi
oyle olmasaydı kanuni 71 yasina kadar tahta durmazdi agir hasta oldugu halde..
ayrıca kuranin ahkaminda , ayette, surede, hadiste sunnette buna cevaz veren 1 tek delil var mi?

Fatih Sultan Mehmed Kanunnâmesi’nde, şehzade katlini düzenleyen bir hüküm vazetmiştir. “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür” mealindeki Kur’ân-ı Kerim âyeti ve gerektiğinde umumî menfaat için hususî menfaatin haleldâr edilebileceğine dair şer’î prensip, şehzade katlinin hukukî mesnedi olmuş, İslâm hukukçularının ekserisinin bu müesseseye cevaz verdikleri, mezkûr maddede sarahaten ifade edilmiştir.Böylece alınan tedbirlerle Osmanlılarda ne eski Türk devletlerinde olduğu gibi ülke parçalanmış ve ne de Avrupa veraset harplerindeki gibi sıkıntılar yaşanmıştır.Bu da, devleti altı yüz yılı aşkın bir zaman ayakta tutan âmillerden biri olmuştur.Bir-iki asır içinde Osmanlı Devleti’nde de bir veraset usülü yerleşerek, hanedanın en yaşlısı tahta çıkmaya başlamış, bundan sonra şehzade katli de hemen hemen tarihe karışmıştır.Ne yazık ki şartlanmış kafalara ve okul kitaplarına, bu sebep ve gerekçelerin hiçbiri girmemiştir. Olay öyle bir şekilde takdim edilmiştir ki, bundan padişahların sadece kendilerini düşünerek, ikballeri uğruna oğullarını yahut kardeşlerini öldürttükleri sonucu çıkmaktadır.
Oysa Yıldırım Bayezid, kardeşi Yakup Bey’in ‘tahtını tabuta’ çevirmeseydi, devlet paramparça olmaz mıydı?Fatih, kardeşini sağ bıraksaydı, kardeşi zaman içinde isyan çıkartmaz mıydı (çünkü hep böyle gelişti), bu isyan sebebiyle acaba İstanbul Fethi aksamaz mıydı?Sultan II. Bayezid, Cem Sultan’ın teklifini kabul edip devleti kardeşiyle bölüşseydi Yavuz ortaya çıkabilir, ‘halife’ olabilir miydi?Ve Yavuz, üzerlerine gelen kardeşleri Ahmed ve Korkud’u bağışlasaydı, toparlanır toparlanmaz birleşip yeniden saldırmazlar mıydı? Bu da Yavuz Padişah’ın en büyük ideali olan ‘ittihad-ı İslâm’ı gerçekleştirmesini engellemez miydi?Nihayet şunu sormak lazım:Cengiz Han, Timur Leng ve Hülâgü Han gibi cihangirlerin kurdukları devletler, neden acaba bir Osmanlı Devleti olamamış, yüzyıllar boyu yaşayamamıştır?Bunların üzerinde kafa yormadan, şartları hiç nazara almadan, o günlerin devlet telakkisini anlamaya çalışmadan masa başında hüküm vermek insafsızlıktır.Olayı tarih, şartlar ve insaf ölçeğinde ortaya koyduktan sonra, hâlâ ‘günah’ hükmü vermek de mümkündür. O takdirde günahların ve sevapların değerlendirileceği mahşer günü hatırlanmalı ve olay ilahî yargıya havale edilmelidir.

imas 04.07.24 14:43

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 622998)
Fatih Sultan Mehmed Kanunnâmesi’nde, şehzade katlini düzenleyen bir hüküm vazetmiştir. “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür” mealindeki Kur’ân-ı Kerim âyeti ve gerektiğinde umumî menfaat için hususî menfaatin haleldâr edilebileceğine dair şer’î prensip, şehzade katlinin hukukî mesnedi olmuş, İslâm hukukçularının ekserisinin bu müesseseye cevaz verdikleri, mezkûr maddede sarahaten ifade edilmiştir.Böylece alınan tedbirlerle Osmanlılarda ne eski Türk devletlerinde olduğu gibi ülke parçalanmış ve ne de Avrupa veraset harplerindeki gibi sıkıntılar yaşanmıştır.Bu da, devleti altı yüz yılı aşkın bir zaman ayakta tutan âmillerden biri olmuştur.Bir-iki asır içinde Osmanlı Devleti’nde de bir veraset usülü yerleşerek, hanedanın en yaşlısı tahta çıkmaya başlamış, bundan sonra şehzade katli de hemen hemen tarihe karışmıştır.Ne yazık ki şartlanmış kafalara ve okul kitaplarına, bu sebep ve gerekçelerin hiçbiri girmemiştir. Olay öyle bir şekilde takdim edilmiştir ki, bundan padişahların sadece kendilerini düşünerek, ikballeri uğruna oğullarını yahut kardeşlerini öldürttükleri sonucu çıkmaktadır.
Oysa Yıldırım Bayezid, kardeşi Yakup Bey’in ‘tahtını tabuta’ çevirmeseydi, devlet paramparça olmaz mıydı?Fatih, kardeşini sağ bıraksaydı, kardeşi zaman içinde isyan çıkartmaz mıydı (çünkü hep böyle gelişti), bu isyan sebebiyle acaba İstanbul Fethi aksamaz mıydı?Sultan II. Bayezid, Cem Sultan’ın teklifini kabul edip devleti kardeşiyle bölüşseydi Yavuz ortaya çıkabilir, ‘halife’ olabilir miydi?Ve Yavuz, üzerlerine gelen kardeşleri Ahmed ve Korkud’u bağışlasaydı, toparlanır toparlanmaz birleşip yeniden saldırmazlar mıydı? Bu da Yavuz Padişah’ın en büyük ideali olan ‘ittihad-ı İslâm’ı gerçekleştirmesini engellemez miydi?Nihayet şunu sormak lazım:Cengiz Han, Timur Leng ve Hülâgü Han gibi cihangirlerin kurdukları devletler, neden acaba bir Osmanlı Devleti olamamış, yüzyıllar boyu yaşayamamıştır?Bunların üzerinde kafa yormadan, şartları hiç nazara almadan, o günlerin devlet telakkisini anlamaya çalışmadan masa başında hüküm vermek insafsızlıktır.Olayı tarih, şartlar ve insaf ölçeğinde ortaya koyduktan sonra, hâlâ ‘günah’ hükmü vermek de mümkündür. O takdirde günahların ve sevapların değerlendirileceği mahşer günü hatırlanmalı ve olay ilahî yargıya havale edilmelidir.

ben iç savaş cikaracak olan hadiselerden bahsetmiyorum
10 tane süt emen kundak bebenin bogdurulmasinin ne fitneyle, ne ic savasla nede 600 sene hüküm sürmeyle hic bir alakası yok,
bu bir kanunname ile aciklanmaz, bunu dini bir tarifi yok...

Yusufiyeli 04.07.24 14:52

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623007)
ben iç savaş cikaracak olan hadiselerden bahsetmiyorum
10 tane süt emen kundak bebenin bogdurulmasinin ne fitneyle, ne ic savasla nede 600 sene hüküm sürmeyle hic bir alakası yok,
bu bir kanunname ile aciklanmaz, bunu dini bir tarifi yok...

Evet bu konu hassas . Ama bir de çocuklar var. Onlar neden öldürülüyor? Suçsuz ceza olur mu? Prof. Ahmet Akgündüz bu soruya şöyle cevap veriyor: “Bunların cezalandırılması için suç işlemelerini beklemek çoğu zaman cezalandırma imkânını ortadan kaldırdığı gibi, bazen çok ağır ve telafisi imkânsız neticeler doğurur. Tarihî tecrübelerin de gösterdiği gibi, bir şehzadenin cezalandırılması için ayaklanmasını beklemek, düşman ülkelerle anlaşıp, arkasına silahlı binlerce kişi alarak, asayişi esaslı tehdit eden bir kimseyle karşı karşıya kalmak demektir. Böyle bir vaziyette artık cezalandırmaktan söz etmek abestir. Çünkü iş işten geçmiştir. Kaldı ki, bu şehzadeler öldürülmedikleri zaman, bunların da diğerlerini öldürmesi söz konusu olacaktır.” Ha bu cevapta tatminkâr olmayabilir. Nihayetinde İlahi takdire bırakmak lazım.

Karamanoglu16 04.07.24 14:59

değildi Töre ile yönetilmiştir keza Şeriat hükmünde o padişahların hangisi alkol alıp esrar tüketebilirdi ?

Yusufiyeli 04.07.24 15:09

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623015)
değildi Töre ile yönetilmiştir keza Şeriat hükmünde o padişahların hangisi alkol alıp esrar tüketebilirdi ?

Osmanlı kadısı şer’î hukukun uygulayıcısı ve şeriat esasına dayanan bir yönetimin temsilcisi dir. Bundan başka geleneksel hukuk ve yönetim sistemlerinde olduğu gibi Osmanlı kadısının önündeki hukuki mevzuat sadece fıkıh kaynakları değil (Kur’ân-ı Kerim), hadis, icma, ictihad, belki dünyevi otoritenin koyduğu kurallardan ve geniş ölçüde de yazısız örf, adet ve teamülden meydana gelmektedir. 18. yüzyıl boyu kadıların eyaletlerdeki hiyerarşisi ve görevleri ve durumları konusunda aydınlatıcı bir eser yoktur. Arap eyaletlerindeki durum üzerinde Suriyeli Abdülkerim Rafek’in çalışmaları aydınlatıcı olsa da, genelde Osmanlı ulemasının durumunu bilmediği ve değerlendirmelerinin bu açıdan noksan olduğunu belirtmek gerekir. Oysa asıl ilginç gelişme, 18. yüzyılda mali bünyede yaşanan değişiklik ve adem-i merkeziyetçi bir mali idare dolayısıyla Rumeli ve Anadolu eyaletlerinde çıkan yeni kuvvet grupları, yani ayân, mütesellim karşısında Anadolu ve Rumeli’deki kadıların mali görevlerinin ve asayiş konusundaki idareci rollerinin nasıl eridiği veya ne ölçüde muhafaza edilebildiğidir. II. Mahmud dönemi reformlarının bu konuda büyük değişiklik getirdiği ve kadıların artık idari ve mali görevlerini ve yetkilerini büyük ölçüde kaybettikleri malûmdur. Vakıflar, Evkaf Nezareti’ne, yeniçerilik kaldırılınca vergi toplama ve asayiş ihtisab nazırlarına bırakılmıştır, kadı artık sadece bir yargıç olarak bırakılmıştır. Bu nedenle İstanbul’da bile İstanbul kadısının bir müddet sonra Bab-ı Meşîhat binasındaki bazı odalara nakledildiği ve böylece orada âdeta İstanbul Mahkemesi başkanlığı görevini gördüğünü belirttik. Tanzimat’tan sonra nizami mahkemelerin kurulması ticaret ve ceza konusunda bir nevi çifte uygulama ve çifte muhakeme sisteminin çıkmasıyla kadı’nın görevleri bugünkü hususi hukuk alanına ait sahayla sınırlı kalmış ve son asırda gittikçe bir görev aşınımına uğramıştır. Fakat yine bu asırda medresetul-nüvvâb veya medresetu’l-kuzât’ın kurulmasıyla Osmanlı kadılarının eğitimi de ıslah edilmiş ve “naib-i şer’î” unvanıyla vilayet yargı sisteminde memuriyetlerini koruyabilmişlerdir. Ama Tanzimat asrı hukuk, mevzuat ve yargı sistemi açısından eskisinden çok farklıdır ve devamlı değişiklik geçirmektedir.

Karamanoglu16 04.07.24 15:14

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623026)
Osmanlı kadısı şer’î hukukun uygulayıcısı ve şeriat esasına dayanan bir yönetimin temsilcisi dir. Bundan başka geleneksel hukuk ve yönetim sistemlerinde olduğu gibi Osmanlı kadısının önündeki hukuki mevzuat sadece fıkıh kaynakları değil (Kur’ân-ı Kerim), hadis, icma, ictihad, belki dünyevi otoritenin koyduğu kurallardan ve geniş ölçüde de yazısız örf, adet ve teamülden meydana gelmektedir. 18. yüzyıl boyu kadıların eyaletlerdeki hiyerarşisi ve görevleri ve durumları konusunda aydınlatıcı bir eser yoktur. Arap eyaletlerindeki durum üzerinde Suriyeli Abdülkerim Rafek’in çalışmaları aydınlatıcı olsa da, genelde Osmanlı ulemasının durumunu bilmediği ve değerlendirmelerinin bu açıdan noksan olduğunu belirtmek gerekir. Oysa asıl ilginç gelişme, 18. yüzyılda mali bünyede yaşanan değişiklik ve adem-i merkeziyetçi bir mali idare dolayısıyla Rumeli ve Anadolu eyaletlerinde çıkan yeni kuvvet grupları, yani ayân, mütesellim karşısında Anadolu ve Rumeli’deki kadıların mali görevlerinin ve asayiş konusundaki idareci rollerinin nasıl eridiği veya ne ölçüde muhafaza edilebildiğidir. II. Mahmud dönemi reformlarının bu konuda büyük değişiklik getirdiği ve kadıların artık idari ve mali görevlerini ve yetkilerini büyük ölçüde kaybettikleri malûmdur. Vakıflar, Evkaf Nezareti’ne, yeniçerilik kaldırılınca vergi toplama ve asayiş ihtisab nazırlarına bırakılmıştır, kadı artık sadece bir yargıç olarak bırakılmıştır. Bu nedenle İstanbul’da bile İstanbul kadısının bir müddet sonra Bab-ı Meşîhat binasındaki bazı odalara nakledildiği ve böylece orada âdeta İstanbul Mahkemesi başkanlığı görevini gördüğünü belirttik. Tanzimat’tan sonra nizami mahkemelerin kurulması ticaret ve ceza konusunda bir nevi çifte uygulama ve çifte muhakeme sisteminin çıkmasıyla kadı’nın görevleri bugünkü hususi hukuk alanına ait sahayla sınırlı kalmış ve son asırda gittikçe bir görev aşınımına uğramıştır. Fakat yine bu asırda medresetul-nüvvâb veya medresetu’l-kuzât’ın kurulmasıyla Osmanlı kadılarının eğitimi de ıslah edilmiş ve “naib-i şer’î” unvanıyla vilayet yargı sisteminde memuriyetlerini koruyabilmişlerdir. Ama Tanzimat asrı hukuk, mevzuat ve yargı sistemi açısından eskisinden çok farklıdır ve devamlı değişiklik geçirmektedir.

bu sonucu değiştiriyor mu peki ? şeri hükümde bir liderin apaçık bir şekilde alkol kullanması, esrar tüketmesi serbest mi ?

Yusufiyeli 04.07.24 15:15

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623030)
bu sonucu değiştiriyor mu peki ? şeri hükümde bir liderin apaçık bir şekilde alkol kullanması, esrar tüketmesi serbest mi ?

serbest mi dedim

imas 04.07.24 15:18

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623009)
Evet bu konu hassas . Ama bir de çocuklar var. Onlar neden öldürülüyor? Suçsuz ceza olur mu? Prof. Ahmet Akgündüz bu soruya şöyle cevap veriyor: “Bunların cezalandırılması için suç işlemelerini beklemek çoğu zaman cezalandırma imkânını ortadan kaldırdığı gibi, bazen çok ağır ve telafisi imkânsız neticeler doğurur. Tarihî tecrübelerin de gösterdiği gibi, bir şehzadenin cezalandırılması için ayaklanmasını beklemek, düşman ülkelerle anlaşıp, arkasına silahlı binlerce kişi alarak, asayişi esaslı tehdit eden bir kimseyle karşı karşıya kalmak demektir. Böyle bir vaziyette artık cezalandırmaktan söz etmek abestir. Çünkü iş işten geçmiştir. Kaldı ki, bu şehzadeler öldürülmedikleri zaman, bunların da diğerlerini öldürmesi söz konusu olacaktır.” Ha bu cevapta tatminkâr olmayabilir. Nihayetinde İlahi takdire bırakmak lazım.

onun bunun tahminiyle , şoyle olsaydi şoyle olurdu, boyle olmadigi icin boyle yapıldı gibi hamasi konuşmalar, gaibi tahmin etmek gaibe karar vermek gibi haddi aşan kelimeler kullanmaktir,
bunlara padisahlarin evlendigi köle pazarindan alınan, esir edilip getirilip sultan edilen donme kadinlarin katkısınida unutmamak gerekir,osmanlinin en büyuk kabahatinden biride 2 si hariç tum padisahlarin hanımlarının analarinin dönmelerden olmadiydi, her ne hikmetse bu topragin saf temiz kizlarini layik gormenisler kendilerine, elden gecmis cilveli leri tercih etmisler
yapılmış olmuş bitmiş hesabi mahserde sorulacak

Karamanoglu16 04.07.24 15:19

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623036)
onun bunun tahminiyle , şoyle olsaydi şoyle olurdu, boyle olmadigi icin boyle yapıldı gibi hamasi konuşmalar, gaibi tahmin etmek gaibe karar vermek gibi haddi aşan kelimeler kullanmaktir,
bunlara padisahlarin evlendigi köle pazarindan alınan, esir edilip getirilip sultan edilen donme kadinlarin katkısınida unutmamak gerekir,osmanlinin en büyuk kabahatinden biride 2 si hariç tum padisahlarin hanımlarının analarinin dönmelerden olmadiydi, her ne hikmetse bu topragin saf temiz kizlarini layik gormenisler kendilerine, elden gecmis cilveli leri tercih etmisler
yapılmış olmuş bitmiş hesabi mahserde sorulacak

hay ellerine sağlık hocam

Yusufiyeli 04.07.24 15:20

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623036)
onun bunun tahminiyle , şoyle olsaydi şoyle olurdu, boyle olmadigi icin boyle yapıldı gibi hamasi konuşmalar, gaibi tahmin etmek gaibe karar vermek gibi haddi aşan kelimeler kullanmaktir,
bunlara padisahlarin evlendigi köle pazarindan alınan, esir edilip getirilip sultan edilen donme kadinlarin katkısınida unutmamak gerekir,osmanlinin en büyuk kabahatinden biride 2 si hariç tum padisahlarin hanımlarının analarinin dönmelerden olmadiydi, her ne hikmetse bu topragin saf temiz kizlarini layik gormenisler kendilerine, elden gecmis cilveli leri tercih etmisler
yapılmış olmuş bitmiş hesabi mahserde sorulacak

Ne dedikde haddimizi aştık kurban

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623039)
hay ellerine sağlık hocam

Yandan mevzuya girme lan

imas 04.07.24 15:24

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623041)
Ne dedikde haddimizi aştık kurban

sana demedim, hani o fikir soyleyen akgunduz var ya iste ona dedim, sana niye soyliyeyim biz 700 sene sonra fikir beyan ediyoruz

Yusufiyeli 04.07.24 15:25

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623047)
sana demedim, hani o fikir soyleyen akgunduz var ya iste ona dedim, sana niye soyliyeyim biz 700 sene sonra fikir beyan ediyoruz

Anladım başkası mal bulmuş mağripli gibi atladı da

Karamanoglu16 04.07.24 15:36

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623041)
Ne dedikde haddimizi aştık kurban



Yandan mevzuya girme lan

Lan derken ?

Yusufiyeli 04.07.24 15:40

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623053)
Lan derken ?

lan değil sakallı diyelim o zaman yandan mevzuya atlama

Karamanoglu16 04.07.24 15:41

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623054)
lan değil sakallı diyelim o zaman yandan mevzuya atlama

Tamam mısıroğlu

Yusufiyeli 04.07.24 15:42

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623055)
Tamam mısıroğlu

yemişim mısıroğlunu

Karamanoglu16 04.07.24 16:21

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623036)
onun bunun tahminiyle , şoyle olsaydi şoyle olurdu, boyle olmadigi icin boyle yapıldı gibi hamasi konuşmalar, gaibi tahmin etmek gaibe karar vermek gibi haddi aşan kelimeler kullanmaktir,
bunlara padisahlarin evlendigi köle pazarindan alınan, esir edilip getirilip sultan edilen donme kadinlarin katkısınida unutmamak gerekir,osmanlinin en büyuk kabahatinden biride 2 si hariç tum padisahlarin hanımlarının analarinin dönmelerden olmadiydi, her ne hikmetse bu topragin saf temiz kizlarini layik gormenisler kendilerine, elden gecmis cilveli leri tercih etmisler
yapılmış olmuş bitmiş hesabi mahserde sorulacak

iyi de hocam ben kesinlikle böyle olurdu demedim bu sadece bir tahmin günümüzün Afganistan'ı İran'ı hep Rusya güdümünde kalmış ülkeler ortadoğuya bakacak olursak burada ki hükümetlerde Amerika güdümünde kalmış ülkeler eğer bu tahmin oluyorsa taktiksel konular da buna dahil edilebilir sebeb sonuç ilişkisi gibi keza osmanlının son döneminde halkın %80'i seniter koşullarda yaşamazken ve köylünün %72si bitliyken buğday bile taşıma daha ucuz diye amerikadna gelirken bu tür taktiksel hamlelerin dile vurumunun gaibi bilmek olduğunu sanmıoyrum (doğrusunu allah bilir) keza marshall planları ile cumhuriyet döneminde de bunun etkilerini gördük Şevket Süreyya Önder'in cumhuriyet döneminde yazdığı Suyu Arayan Adam adlı kitabında dahi durumun vehameti ortada

trhakan 04.07.24 16:37

Tarih benim ezberlemekte zorlandığım bir dersti. Herzaman çok zorlandım olayları hatırlarım tarihleri asla neyse.

Soru: Fatih haddi aşan işler yapmış, islama ve sünnete ters düşmüştür. Bir çok olay bir yana (İstanbulun fethi, akşemseddin ile diyaloğu ) İnsan ya kötüdür ya iyi bu basit çocuk mantığı.

Aşağıdaki kıssa da Allahın kurallarını kabul etmeyen biri varsa nasıl kabe gözüne görüne bildi, cemaatte nasıl Hızır eleyhisselam da bulundu aklım almıyor bazı şeyleri.

Ayasofyada ilk Cuma Namazı:

“Fatih Sultan Mehmet Han imamlığa geçtikten sonra namaza başlamak için tekbir getirmiş, ama hemen sonrasında sağına ve soluna selâm vererek namazını bozmuştur. Sonra tekrar tekbir getirmiş ve tekrar sağa-sola selâm vererek namazını bozmuştur. Üçüncüsünde de tekrar tekbir getirdikten sonra ellerini bağlamış ve ilk Cuma namazını kıldırmaya başlamıştır. Namaz kılındıktan sonra Fâtih Sultan Mehmet’e namazı neden iki kere bozduğunu sorduklarında:

«-İstedim ki namaz sırasında bana ve bütün cemaate Kâbe görünsün, yani biz Kâbe’nin önünde namaz kılalım. Bu niyetle birinci tekbiri getirdim, fakat Kâbe görünmedi. İkincisinde de tekbir getirdim Kâbe görünmedi. Fakat üçüncüsünde tekbir getirdim ve Kâbe gözümün önünde belirdi.» demiştir.”

Bu durum Akşemseddin Hazretleri’ne sorulduğunda şöyle anlatmıştır:

“-Padişahımız üç defa tekbir getirdi. Birinci tekbirde baktım ki, Ayasofya’nın yönü kıbleye bakmıyor. İçimden, «İnşâallâh bir yanlış yapmayız.» dedim. İkinci kez tekbir getirdi, tekrar namazı bozdu, namazı bozduğu için sevindim. Üçüncü tekbirde yine içimden, «İnşâallâh namazını bozar.» dedim. Fakat o an bana mânevî âlemde cemaatin en arka safı gösterildi. En arka safta, bir kişilik yerin eksik olduğunu gördüm. Bir an baktım ki, Hızır -aleyhisselâm- o bir kişilik yere doğru saf tutmak için gelirken terler direğe parmağını soktu ve Ayasofya’nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Ondan sonra da bir kişilik yerin eksik olduğu o safa geçti ve namaza durdu. Böylece Padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kâbe’yi tam karşısında gördü, bir daha selâm vermedi.”

Yanında Akşemseddin gibi bir adam varsa ve o adam özgür ise nasıl padişah yanlış birşey yapar aklım almıyor bu tarihte yanlış giden birşeyler var.

imas 04.07.24 16:50

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623070)
iyi de hocam ben kesinlikle böyle olurdu demedim bu sadece bir tahmin günümüzün Afganistan'ı İran'ı hep Rusya güdümünde kalmış ülkeler ortadoğuya bakacak olursak burada ki hükümetlerde Amerika güdümünde kalmış ülkeler eğer bu tahmin oluyorsa taktiksel konular da buna dahil edilebilir sebeb sonuç ilişkisi gibi keza osmanlının son döneminde halkın %80'i seniter koşullarda yaşamazken ve köylünün %72si bitliyken buğday bile taşıma daha ucuz diye amerikadna gelirken bu tür taktiksel hamlelerin dile vurumunun gaibi bilmek olduğunu sanmıoyrum (doğrusunu allah bilir) keza marshall planları ile cumhuriyet döneminde de bunun etkilerini gördük Şevket Süreyya Önder'in cumhuriyet döneminde yazdığı Suyu Arayan Adam adlı kitabında dahi durumun vehameti ortada

yazdığım mesaji okumadin mi, ben onu Akgündüz diye bir adam demiş ona dedim, hem konu hakkında konusurken seninle bir konusmam olmadi

osman100 05.07.24 01:52

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 622971)
şeriat devleti demek dogru olmaz , fakat islamin emri olan bir cok unsur devlet yönetiminde kullaniliyordu, son 200 senede islamin emri olan unsurlarun cogu yonetimden ciksarildi, terminoloji de olmayan hic bir delili olmayan konulardan biri kardeş katli idi, bu şeriatin hic bir yerinde olmayan bir uygulamaydi...

Şöyle bir girizgah yapacagım bir mantık sorusu sorayım abi sana şimdi bir devletin veya bir toplulugun şerri hükümlerle yönetiliyor oldugunu varsayalım örnegide osmanlıdan vereyim 1.padişah şeriata komple uygun bir şekilde devleti yönetiyor sonra 2.padişah geliyor şerri hükümlere pek itibar etmiyor sonra 3.padişah tekrar şerri hükümlere sarılıyor devleti aliyeyi komple şerri düzene sokuyor 4.padişah yine çok şerri hükümlere çok fazla uyum saglamıyor çıkarlarıyla hareket ediyor bu durumda osmanlıyı hangi katagoriye sokacaz 2padişah şeriatı tastamam uyguladı 2si uygulamadı ?

osman100 05.07.24 07:51

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623075)
Tarih benim ezberlemekte zorlandığım bir dersti. Herzaman çok zorlandım olayları hatırlarım tarihleri asla neyse.

Soru: Fatih haddi aşan işler yapmış, islama ve sünnete ters düşmüştür. Bir çok olay bir yana (İstanbulun fethi, akşemseddin ile diyaloğu ) İnsan ya kötüdür ya iyi bu basit çocuk mantığı.

Aşağıdaki kıssa da Allahın kurallarını kabul etmeyen biri varsa nasıl kabe gözüne görüne bildi, cemaatte nasıl Hızır eleyhisselam da bulundu aklım almıyor bazı şeyleri.

Ayasofyada ilk Cuma Namazı:

“Fatih Sultan Mehmet Han imamlığa geçtikten sonra namaza başlamak için tekbir getirmiş, ama hemen sonrasında sağına ve soluna selâm vererek namazını bozmuştur. Sonra tekrar tekbir getirmiş ve tekrar sağa-sola selâm vererek namazını bozmuştur. Üçüncüsünde de tekrar tekbir getirdikten sonra ellerini bağlamış ve ilk Cuma namazını kıldırmaya başlamıştır. Namaz kılındıktan sonra Fâtih Sultan Mehmet’e namazı neden iki kere bozduğunu sorduklarında:

«-İstedim ki namaz sırasında bana ve bütün cemaate Kâbe görünsün, yani biz Kâbe’nin önünde namaz kılalım. Bu niyetle birinci tekbiri getirdim, fakat Kâbe görünmedi. İkincisinde de tekbir getirdim Kâbe görünmedi. Fakat üçüncüsünde tekbir getirdim ve Kâbe gözümün önünde belirdi.» demiştir.”

Bu durum Akşemseddin Hazretleri’ne sorulduğunda şöyle anlatmıştır:

“-Padişahımız üç defa tekbir getirdi. Birinci tekbirde baktım ki, Ayasofya’nın yönü kıbleye bakmıyor. İçimden, «İnşâallâh bir yanlış yapmayız.» dedim. İkinci kez tekbir getirdi, tekrar namazı bozdu, namazı bozduğu için sevindim. Üçüncü tekbirde yine içimden, «İnşâallâh namazını bozar.» dedim. Fakat o an bana mânevî âlemde cemaatin en arka safı gösterildi. En arka safta, bir kişilik yerin eksik olduğunu gördüm. Bir an baktım ki, Hızır -aleyhisselâm- o bir kişilik yere doğru saf tutmak için gelirken terler direğe parmağını soktu ve Ayasofya’nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Ondan sonra da bir kişilik yerin eksik olduğu o safa geçti ve namaza durdu. Böylece Padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kâbe’yi tam karşısında gördü, bir daha selâm vermedi.”

Yanında Akşemseddin gibi bir adam varsa ve o adam özgür ise nasıl padişah yanlış birşey yapar aklım almıyor bu tarihte yanlış giden birşeyler var.

Osmanlı da münferit hatalar olmuştur elbetteki lakin Mutlak amaç İslamiyet olmuştur padişah soyu çok büyük medreselerde büyük egitimler almışlardır cahil cühela adamlar geçmiyor başa ama dönemin şartları o şartların gerekleligi halkın talebi birçok uluslu olmak vb vb Bazen fitneyi önlemek için keskin önlemler alınmıştır buda kardeş katli fatih döneminde başlamış olup Nizamı alem için şehzadeler öldürebilir diye ferman kanun çıkarmıştır Fatih Peygamber hadisine mazhardır övgüsüne mahzar bir komutandır Konstantineye yani İstanbulun islam topragı olmasını saglamıştır yaklaşık 600senedir Yani o dönemdeki amacı niyeti tam olarak Nizam saglamaktı ve kendiside 2yaşındaki kardeiş ahmet ve hasanı öldürttü batini açıdan bakıldıgında menhur bi hadise olarak gözüküyor ama derinü bakıldıgında aklıma hz musa hz hızır kıssası geldi o kıssadada Hz hızır as küçük bi çocugu öldürüyordu hikayeyi herkezin bildigini varsayarak konuyu daha çok uzatmak istemiyorum demem o ki Tarihi dönemin şartlarına göre incelemek gerekir Bugünün şartlarıyla o dönem yorumlanamaz yorumlanmamalı o dönemin tarihine inilmeli

trhakan 05.07.24 08:03

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623204)
Osmanlı da münferit hatalar olmuştur elbetteki lakin Mutlak amaç İslamiyet olmuştur padişah soyu çok büyük medreselerde büyük egitimler almışlardır cahil cühela adamlar geçmiyor başa ama dönemin şartları o şartların gerekleligi halkın talebi birçok uluslu olmak vb vb Bazen fitneyi önlemek için keskin önlemler alınmıştır buda kardeş katli fatih döneminde başlamış olup Nizamı alem için şehzadeler öldürebilir diye ferman kanun çıkarmıştır Fatih Peygamber hadisine mazhardır övgüsüne mahzar bir komutandır Konstantineye yani İstanbulun islam topragı olmasını saglamıştır yaklaşık 600senedir Yani o dönemdeki amacı niyeti tam olarak Nizam saglamaktı ve kendiside 2yaşındaki kardeiş ahmet ve hasanı öldürttü batini açıdan bakıldıgında menhur bi hadise olarak gözüküyor ama derinü bakıldıgında aklıma hz musa hz hızır kıssası geldi o kıssadada Hz hızır as küçük bi çocugu öldürüyordu hikayeyi herkezin bildigini varsayarak konuyu daha çok uzatmak istemiyorum demem o ki Tarihi dönemin şartlarına göre incelemek gerekir Bugünün şartlarıyla o dönem yorumlanamaz yorumlanmamalı o dönemin tarihine inilmeli


Güzel kardeşim konjektörel düşünülmeli diyorsun anlıyorum. Bir hata gerçekleşmeden yapacak potansiyele sahip kişi cezalandırılamaz bu islamında temel prensibidir.

Allah sonsuz ilmi ile kalubelada geçenleri ve yarattığı anda dünyadaki yaşadığımız herşeyi bilmesine rağmen bizi sınava tutmuş ve bizimde o yaşanacakları görmemizi sağlamıştır. Sutestisini kırmadan ceza veren nasrettin hoca gibi değildir bu hayanın aktörleri. Mutlak bir hikmeti vardır Fatihin yaptığı cinayetin benim öğrenmek istediğim Allahın rızası olmasa son yaşanan Ayasofya hadisesinde elinden durugörü falan alınırdı. Allah ilhammı etti aceba ki o yüzden öldürdü bilemedim.

imas 05.07.24 08:33

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623181)
Şöyle bir girizgah yapacagım bir mantık sorusu sorayım abi sana şimdi bir devletin veya bir toplulugun şerri hükümlerle yönetiliyor oldugunu varsayalım örnegide osmanlıdan vereyim 1.padişah şeriata komple uygun bir şekilde devleti yönetiyor sonra 2.padişah geliyor şerri hükümlere pek itibar etmiyor sonra 3.padişah tekrar şerri hükümlere sarılıyor devleti aliyeyi komple şerri düzene sokuyor 4.padişah yine çok şerri hükümlere çok fazla uyum saglamıyor çıkarlarıyla hareket ediyor bu durumda osmanlıyı hangi katagoriye sokacaz 2padişah şeriatı tastamam uyguladı 2si uygulamadı ?

devinim yapan surekli ayni düzende yurumeyen bir sistem diyecegiz, iste tek adam yonetimleri böyle bir sistem, buna ister padisahlik de, ister dikdatör de ne dersen de, tek adamda olsa etrafinda onu denetleyen gerektigibdr. mudaheke eden bir gurup, bir topluluk olmayinca tek adamin biri oraya doner biri buraya doner,
kanuni 200 yil fransada valsi yadaklamiş torunu Abdülaziz valsa davet diye beste yapmiş, osmanlinin kurulusundan beri ve abdulhamit zamanindada en büyuk düsman fransa ama abdulhamitin son hanimi fransada yasiyor

Yusufiyeli 05.07.24 09:18

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623208)
devinim yapan surekli ayni düzende yurumeyen bir sistem diyecegiz, iste tek adam yonetimleri böyle bir sistem, buna ister padisahlik de, ister dikdatör de ne dersen de, tek adamda olsa etrafinda onu denetleyen gerektigibdr. mudaheke eden bir gurup, bir topluluk olmayinca tek adamin biri oraya doner biri buraya doner,
kanuni 200 yil fransada valsi yadaklamiş torunu Abdülaziz valsa davet diye beste yapmiş, osmanlinin kurulusundan beri ve abdulhamit zamanindada en büyuk düsman fransa ama abdulhamitin son hanimi fransada yasiyor

Şer’i siyaset hususunda da İslami gelenek devlet başkanına, sultana ya da halifeye kendi ferdi görüşüne göre insanlara danışmadan kendi fikrini uygulaması için geniş yetkiler hatta Maverdi’nin dediğine göre baskı ile yönetme yetkisi bile vermiştir.[ Ebu’l Hasan el-Maverdi, el-Ahkamu’s Sultaniyye, Daru’l Fikr, s.100]Şura zorunlu kılınmış mıdır yoksa tavsiye mi edilmiştir? Meselesinde baskın fıkhi görüş şuranın tavsiye edildiği, zorunlu olmadığı şeklindedir. Yani âlimler yöneticinin insanlara “onların işleri aralarındaki şûrâ iledir.” [Şura suresi 38. ayet] Ve: “yönetim işinde onlarla istişareye devam et! Artık kararını verdiğin zaman da, Allah’a güven! Çünkü Allah kendisine güvenenleri sever.” [Ali İmran suresi 159. ayet] Ayeti kerimelerinin tatbiki gereği danışması gerektiğini söylemişlerdir. Fakat âlimlerin büyük bölümü yöneticinin bu istişareden sonra şuranın sonuçları hususunda hiçbir bağlayıcılığının olmadığını düşünmektedirler. Onlara göre şura sadece insanların görüşlerini bildirmeleri için yapılır ve sonra devlet başkanı kendi dilediği kararı alabilir. Âlimler Allah Resulünden sonra halifenin bazı fiillerini buna delil getirmişlerdir. Mesela Ömer’in itirazlarına rağmen Ebu Bekir’in mürtetlerle savaş hususunda ısrar etmesi buna örnek verilebilir.

osman100 05.07.24 09:26

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623208)
devinim yapan surekli ayni düzende yurumeyen bir sistem diyecegiz, iste tek adam yonetimleri böyle bir sistem, buna ister padisahlik de, ister dikdatör de ne dersen de, tek adamda olsa etrafinda onu denetleyen gerektigibdr. mudaheke eden bir gurup, bir topluluk olmayinca tek adamin biri oraya doner biri buraya doner,
kanuni 200 yil fransada valsi yadaklamiş torunu Abdülaziz valsa davet diye beste yapmiş, osmanlinin kurulusundan beri ve abdulhamit zamanindada en büyuk düsman fransa ama abdulhamitin son hanimi fransada yasiyor

peygamberimiz döneminden sonra halifeler tek adam degilmiydi onları denetleyen bir topluluk varmıydı ? Halifenin sözü son söz idi padişahlık sistemindede aynı sürekli yönetim şekilleri degişiyor günümüzde fransadan sonra milli görüş sovyette komunizm sonra laiklik ama baktıgınızda ingilterede halen monarşi var ama kimse bagırmıyor bas bas demokrasi diye Şeriatla yönetmek için Önce o şeriatı hak eden toplum olması icap eder Eger bir kişi bile şeriatla yönetilmeyi istemezse o gürühda şeriat işlemez Halk padişaha şarapı serbest bırak diye baskı yapmasa olurmuydu o alkol serbest Önce şeriatı hak edeceksin sonra onunla yönetileceksin ama osmanlı Şeriata bazı dönemlerinde tam anlamıyla iştirak etmiştir ama çok uluslu bi yapı oldugundan çeşitli akımlar ortaya çıkmış yasaklarda gevşemeler olmuş buda osmanlıyı şeriatın dışına itmiş bazı dönemlerde ama kalkıpta şunu diyemeyiz İslamın sancagını tutup da yürümedi bunu kimse diyemez

osman100 05.07.24 09:32

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623207)
Güzel kardeşim konjektörel düşünülmeli diyorsun anlıyorum. Bir hata gerçekleşmeden yapacak potansiyele sahip kişi cezalandırılamaz bu islamında temel prensibidir.

Allah sonsuz ilmi ile kalubelada geçenleri ve yarattığı anda dünyadaki yaşadığımız herşeyi bilmesine rağmen bizi sınava tutmuş ve bizimde o yaşanacakları görmemizi sağlamıştır. Sutestisini kırmadan ceza veren nasrettin hoca gibi değildir bu hayanın aktörleri. Mutlak bir hikmeti vardır Fatihin yaptığı cinayetin benim öğrenmek istediğim Allahın rızası olmasa son yaşanan Ayasofya hadisesinde elinden durugörü falan alınırdı. Allah ilhammı etti aceba ki o yüzden öldürdü bilemedim.

Potansiyel tehdit i bertaraf etmek mevzu bahis tam olarakda bu Çeşitli durumlar göz önüne alınarak potansiyel tehdit ortadan kaldırılıyor Çünkü o şehzadeleri ayartacak devlet içinde çok fazla yapılanma var Çünkü Anneler bir degil kardeş kardeşi görmüyor bile dedigim gibi O dönem hakim olmak gerekirki yorumluyabilesin o dönemi şimdi Fatih bu kanunu nizam için koydu derine inelim Peygamberimiz döneminde dinden çıkanı öldürün diye bir hadis var şimdi o döneme inmeden bu hadisi nasıl yorumluycaksın hemen o döneme ineyim peygamber döneminde eger bir kişi müslümanlıktan çıkarsa demekki karşı tarafa geçicek müşrik tarafına e buda potansiyel tehdit bak demiyor sana hristiyanı yahudiyi öldür o dönem için dinden çıkanı öldürün diyor çünkü adam çıkaacak karşı safa geçip sana düşman kesilecek oluşacak olgunun önü kesilmek isteniyor Şimdi bu hükmün şartları olmadıgı için Dinden çıkan hiç bir şekilde öldürümez ama o dönemde o şartlar altında geçerli bi söz idi yani demem o ki tarihi yaşanılan şartlara göre degerlendirmek icap eder o dönemi irdelemezsen bugünkü şartlar ile yorumlarsak dogru bi yola çıkmış olmuyoruz

imas 05.07.24 10:45

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623225)
peygamberimiz döneminden sonra halifeler tek adam degilmiydi onları denetleyen bir topluluk varmıydı ? Halifenin sözü son söz idi padişahlık sistemindede aynı sürekli yönetim şekilleri degişiyor günümüzde fransadan sonra milli görüş sovyette komunizm sonra laiklik ama baktıgınızda ingilterede halen monarşi var ama kimse bagırmıyor bas bas demokrasi diye Şeriatla yönetmek için Önce o şeriatı hak eden toplum olması icap eder Eger bir kişi bile şeriatla yönetilmeyi istemezse o gürühda şeriat işlemez Halk padişaha şarapı serbest bırak diye baskı yapmasa olurmuydu o alkol serbest Önce şeriatı hak edeceksin sonra onunla yönetileceksin ama osmanlı Şeriata bazı dönemlerinde tam anlamıyla iştirak etmiştir ama çok uluslu bi yapı oldugundan çeşitli akımlar ortaya çıkmış yasaklarda gevşemeler olmuş buda osmanlıyı şeriatın dışına itmiş bazı dönemlerde ama kalkıpta şunu diyemeyiz İslamın sancagını tutup da yürümedi bunu kimse diyemez

hz. peygamber ve 4 halife dönemini baska bir donemle baska bir sistemle eslestirmek çok büyük yanilgıdir, o donem asrı saadet dönemidir, ondan sonra oyle bir dönem hic yasanmadi

trhakan 05.07.24 11:03

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623229)
Potansiyel tehdit i bertaraf etmek mevzu bahis tam olarakda bu Çeşitli durumlar göz önüne alınarak potansiyel tehdit ortadan kaldırılıyor Çünkü o şehzadeleri ayartacak devlet içinde çok fazla yapılanma var Çünkü Anneler bir degil kardeş kardeşi görmüyor bile dedigim gibi O dönem hakim olmak gerekirki yorumluyabilesin o dönemi şimdi Fatih bu kanunu nizam için koydu derine inelim Peygamberimiz döneminde dinden çıkanı öldürün diye bir hadis var şimdi o döneme inmeden bu hadisi nasıl yorumluycaksın hemen o döneme ineyim peygamber döneminde eger bir kişi müslümanlıktan çıkarsa demekki karşı tarafa geçicek müşrik tarafına e buda potansiyel tehdit bak demiyor sana hristiyanı yahudiyi öldür o dönem için dinden çıkanı öldürün diyor çünkü adam çıkaacak karşı safa geçip sana düşman kesilecek oluşacak olgunun önü kesilmek isteniyor Şimdi bu hükmün şartları olmadıgı için Dinden çıkan hiç bir şekilde öldürümez ama o dönemde o şartlar altında geçerli bi söz idi yani demem o ki tarihi yaşanılan şartlara göre degerlendirmek icap eder o dönemi irdelemezsen bugünkü şartlar ile yorumlarsak dogru bi yola çıkmış olmuyoruz

Kardeş doğrular zamana göre değişmez. Bir insanı öldüren tüm insalığı öldürmüş gibidir. Elinde kadere hükmetmek yada kaderi olmadan görmek gibi bir yetenek yoksa geri kalan herşey zan dır. insan delilsiz zan ile kimseyi mahkum edemez. Buraya kadarki olay evrenseldir. Peki Allah buna müsade etti ve hatta beşeri birtakım yetenek yada ayrıcalıklarını almadığına göre Fatih doğru yapmıştır sonucuna varıyoruz. Bu durumda ise Allah ezeli ilmi ile yaşanacakları Fatihe göstermiş olmalı ki Fatihte yapabileceği tek şeyi tek yolu yapmış olsun. Bu kısım Allah ile Fatih arasında cereyan etmiş bize saklı olan bir durumdur. Bizim alayamadığımızda bu sebeptendir.

osman100 05.07.24 11:20

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623247)
hz. peygamber ve 4 halife dönemini baska bir donemle baska bir sistemle eslestirmek çok büyük yanilgıdir, o donem asrı saadet dönemidir, ondan sonra oyle bir dönem hic yasanmadi

4halife döneminde yönetim şekli nasıl idi ? O dönemdeki halifelerimiz adaleti nasıl saglardı hükmü kuranın hükümlerine göre veriyordu ilhamı kurandan alıyorlardı peki osmanlıda bazı padişahlarda ilhamı kurandan alarak hüküm veriyordu şeyhülislamlarda aynı şekilde 2 sistem arasındaki fark nedir ?

osman100 05.07.24 11:30

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623251)
Kardeş doğrular zamana göre değişmez. Bir insanı öldüren tüm insalığı öldürmüş gibidir. Elinde kadere hükmetmek yada kaderi olmadan görmek gibi bir yetenek yoksa geri kalan herşey zan dır. insan delilsiz zan ile kimseyi mahkum edemez. Buraya kadarki olay evrenseldir. Peki Allah buna müsade etti ve hatta beşeri birtakım yetenek yada ayrıcalıklarını almadığına göre Fatih doğru yapmıştır sonucuna varıyoruz. Bu durumda ise Allah ezeli ilmi ile yaşanacakları Fatihe göstermiş olmalı ki Fatihte yapabileceği tek şeyi tek yolu yapmış olsun. Bu kısım Allah ile Fatih arasında cereyan etmiş bize saklı olan bir durumdur. Bizim alayamadığımızda bu sebeptendir.

Bak hakan kardeşim Ertuğrul Gazi vefat edip yerine Osman Bey geçince, beyliğin kendi hakkı olduğunu iddia eden amcası Dündar Bey isyan etti Osmanlının daha en başına gittim padişahlara indergemedim bile konuyu Fatihe gelene kadar en az 3-4 isyan olmuştur şehzadeler tahttan indirmeler olmuştur Buda nizamı bozmuştur Nizamı alem getirmek için keskin önlemler alınabilir Adamlar evlatlarından vazgeçiyor devlet için devlet baki olması için Kim evladına kıymak ister bir üst tarafta peygamberimiz döneminden örnek verdim dedimki dinden çıkan o dönemde öldürün hadisi varken bu dönemde geçerliligi yok Demekki şartlara göre kaideler degişiyor Dogru mantık olarak nicel dir Dogruya varım şekilleri farklılık gösterebilir Mutlak dogru diye bişey yoktur x bi yerde dogru y yerde yanlış olabilir Oyüzden dogruyu arayışta yaklaşım biçimide önemlidir

imas 05.07.24 11:31

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623252)
4halife döneminde yönetim şekli nasıl idi ? O dönemdeki halifelerimiz adaleti nasıl saglardı hükmü kuranın hükümlerine göre veriyordu ilhamı kurandan alıyorlardı peki osmanlıda bazı padişahlarda ilhamı kurandan alarak hüküm veriyordu şeyhülislamlarda aynı şekilde 2 sistem arasındaki fark nedir ?

en önemli nokta oradaki *** bazi padisahlar***
ayrica birinde hepsi cennetle müjdelenmiş kisiler
digerinde normal insanlar
her iki durumu eşitlemek, birbirine uydurmaya calısmak denkleştirmek mümkun degil

osman100 05.07.24 11:46

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623254)
en önemli nokta oradaki *** bazi padisahlar***
ayrica birinde hepsi cennetle müjdelenmiş kisiler
digerinde normal insanlar
her iki durumu eşitlemek, birbirine uydurmaya calısmak denkleştirmek mümkun degil

Abim kişileri denkleştirmiyorum hükümleri denkleştiriyorum Mesela bir padişahida bir padişahla denkleştiremezsin birisi Ne güzel komutan diye Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş halifelerimizede cennet müjdelenmiş demek istedigim osmanlı da islam için cihad etmiştir şuanda bosnada müslüman bir kesim varsa balkanlarda müslüman kesim varsa bunun en büyük mütessibi osmanlıdır Yanlışlar olmuşmudur illaki olmuştur bunu döneme ve şartlarına göre enine boyuna degerlendirirz

imas 05.07.24 12:38

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623259)
Abim kişileri denkleştirmiyorum hükümleri denkleştiriyorum Mesela bir padişahida bir padişahla denkleştiremezsin birisi Ne güzel komutan diye Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş halifelerimizede cennet müjdelenmiş demek istedigim osmanlı da islam için cihad etmiştir şuanda bosnada müslüman bir kesim varsa balkanlarda müslüman kesim varsa bunun en büyük mütessibi osmanlıdır Yanlışlar olmuşmudur illaki olmuştur bunu döneme ve şartlarına göre enine boyuna degerlendirirz

bunun konuyla alakası yok, her ulke kendi amaci dogrultusunda savaş eder, osmanli hesapsiz buyume sonucu coktü, 5 milyon nufusla 13 milyon km topraga hükmetmek cok zordur, zayifladigin yerde isyanlar ile tüm topraklarini kaybetti, hemde yüzbinlerce İnsan kaybederek

osman100 05.07.24 13:23

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 623275)
bunun konuyla alakası yok, her ulke kendi amaci dogrultusunda savaş eder, osmanli hesapsiz buyume sonucu coktü, 5 milyon nufusla 13 milyon km topraga hükmetmek cok zordur, zayifladigin yerde isyanlar ile tüm topraklarini kaybetti, hemde yüzbinlerce İnsan kaybederek

peki amerika kaç milyon nüfüsla kaç milyon kareye hükmediyor amerikada yaşayanların kaçta kaçı oranın yerlisi ? osmanlı eger amacı dogrultusunda çıkar ugruna savaş etse idi ne arabistan kalırdı ne lübnan kalırdı her zaman haçlıyla mücadele etmeye kalkmıştır perslerlede müslüman alemine şia dikta ediyor diye savaş vermiştir Şeyhülislamdan fetva alınmadan savaşa girilmez hiçbir osmanlı padişahın ilk hedefi müslaman topragı olmamıştır


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:18.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148