![]() |
|
|||||||
| Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
|
#2
|
||||
|
||||
|
HATALAR:
1. Eski alfabe yabancı dil, yeni alfabe yerli dil olarak eğitime yön verilebilirdi. 2. Padişahlık sadece simgesel devam edip hükümsüz bir sembol kalabilirdi 3. Halifelik padişahlık gibi simgesel bırakılabilirdi. 4. Tekke ve zaviyeler yerine kurulan eğitim kurumlarında imparatorluğun birikimleri yeni yazıya dönüştürülerek eğitime devam edebilirdi daha çok var da yani tapınma derecesine getiren tayyipçiler gibi kemalistlerde hatasız bir imaj çizmekten vaz geçmeliler. Herkesin hatası olabilir mantığı ile işlenmeli ve irdelenmeliydi neyse olmuş bitmiş bu saat bunları konuşmak için geç kalınmış saattir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#3
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
Osmanlı'nın son dönemlerine bakin. Hep ikiliklerle dolu. Medrese yanı sıra batı tarzı eğitim kurumları. Mahkemeler hem şerri hem batı tarzı. Kanunlar yönetim sistemleri hep ikilikli. Bu şekilde devam etseydi ki etti de çatışmalarla dolu bir iç yönetim, sürekli padişah değişimi ve sonu koskoca bir hanedanligin sonu oldu.. o nedenle sert ve keskin bir şekilde tek bir çatı altında bazı birimlerin toplanıp nizama girmesi gerekliydi. İlk başta yine padişahlık keza halifelik simgesel bırakıldı. Zira bakarsanız halifeliğin kaldırilmasi çok sonradır. Çünkü bu hem büyük bir güç doğru kullanılırsa hem de büyük bir risk idi. Ki bu risk alınarak halifelik hemen kaldırılmadi. Ne zaman bakildi ki simgesel olarak kalmıyor, kendi kafalarina göre yazismalar sözler vaadler veriliyor. O zaman kaldırıldı.. Tekke ve zaviyeler de ise iş biraz devlete birazda kişilere yuklenilmeli. Çoğu tekke ve zaviye zaten başlı başına matbaayı bile kabul etmiyordu gavur icadı diye. Eski eserlerdeki osmanli alfabesine matbaya uyarlamakta teknik açıdan oldukça zor. İmkansız demiyorum. Ama zor emek gerektiren bir iş. Latin alfabesine gecilmesinij başka bir nedeni de bu. Matbaya uyumlulugun kolay olması. Daha çok kitap basımı, daha çok ilim yayılması vs. Bu nedenle Latin harfi kabulüyle hemen okuma yazma artmamistir. Ama ilimin yayilmasi gelişmelerin yayılması artmıştır. Daha önce de söyledim. Geniş açıdan sanki o dönemde yaşıyormuş gibi düşünüp farklı farklı pencerelerden de olaya bakmak gerekir...
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#4
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
-Eğitim de birlik birini yok ederek sağlanmaz ikisini içerecek şekilde tüm ihtiyaçları karşılayacak şekilde dizayn edilir. -Yüz yılları alan bilim kitapları yok sayılıp Avrupanın kaynakları tek kaynak sayılamaz. En azından içinden elenerek yeni alfabetye uygun kadim kaynaklar kullanılabilir. -örnek alddığımız Avrupadaki gibi hanedanlık devam ettirilir. ve daha niceleri. Tartışmak istemiyorum. Dayatmalarla yenilikler getirilirse bir gün mutlaka bu dayatmalardan kurtulunca bu tartışmalar yapılır. Eğer yapılan reformlar kalıcı olsun istersen toplumsal mütabakat sağlanmalıdır aksi halde yapılan reformlar dikta dayatmasıdır. neyse sizin fikrinizi değiştirmek gibi bir donkişot tutumum yok benim ama tüm yenilikler çok daha farklı bir şekilde yapılabilirdi.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#5
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#6
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
İyi niyetli yapılan komple reformist düşünce ( re form ingilizce yeniden şekillendirme demektir ) eskiyi geliştirip tecrübeleri katlayıp uygulama olarak düşünülebilirken. Baskıcı kilise rejiminden kurtulmayı hayal eden Avrupanın reformlar sonucu getirdiği değerler üzerinden başka bir coğrafyayı yeniden kurmak pek akla ve mantığa uymuyor. Herşey bir yana insan kılık kıyafet kanunu ile neyi hedefler. Eğer bilimi kıyafetler yapıyor olsaydı bilmin beşiği İtalya olurdu. Ben Atatürkün acımasızca eleştirmekten yana değilim,daha çok sonrasındaki kemalistler ve bize çizdiği Atatürk tablosuna daha çok karşıyım. Zorla her icraatını lutuf gibi sunmaları, hatasız bir kul gibi göstermeleri vs. işte neyse boş verin.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#7
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
İkisini içerecek şekilde bir egitim modeli pek mümkün görülmüyor. En makulu eski tüm kaynakların hepsini Latin alfabesine uyarlayip o veriler ışığında bilimin ilerlemesini sağlamak olabilirdi. Sanırım istediğiniz de bu olabilir. Komple kendi geçmişini inkar eder gibi sırt çevirip batıya yönelmenin bilimsel açıdan doğru bulmuyorsunuz anladığım kadarıyla. Eskiden Osmanlı ilimde pir iken hatta daha öncesi de vardır. Sonradan batı bilimde çığır açtı. Belki bu yönelimin sebebi herneyse egitimde de batıyı örnek olmak da bundan olabilir. Çünkü hatırlarsanız Osmanlı bir ara yaşadığı sıkıntıların çözümünü bir dönem gecmiste aradı. " Biz eskiden iyiydik şimdi aynı konumda değiliz. Ozaman geçmişteki usullerimize bir bakıp eski düzeni sağlayalım" bu fikir tuttu mu? Malesef başarısız oldu. Ülke olarakta bireysel olarak da hep ileri bakmak gerekir. Avrupa'da hala bile devam eden hanedanliklara bakarsanız sadece süs olarak duruyorlar. Herhangi bir resmi yazışmalari yok. Her hangi bir ülke yönetimde dış anlasmalarda hükümleri yok. Ama bizde öyle olmuyor malesef. O nedenle kaldırıldı.. kı zaten hanedanlıktan ( ordu, toprak, nam) eser kalmadı. Halifelikte ise sadece inan ve değer veren Türkler kaldı. Bizim halifemizi Arap camiası tanımadı.. Bir de Avrupa yönetim yapisi eskiden beri cumhuriyet yada benzeri rejimlere daha yakındır. Bilirsiniz bir konsül veya bir grup insan vardir. Bunlar kralın yaptilarini sorgular, yeri gelir bütçe çıkmaz savaşa vs. Osmanlı da böyle bir yönetim anlayisi yok. O yüzden onlardaki baş kaldiri ve isyan yada tabiyetlik olayı bizlerle aynı düzeyde değil. O sebebledir ki onlardaki tum reform hareketleri aşağıdan yukarı girmiştir. Ki olması gereken de budur. Bizde ise tam tersidir. Tepeden halka zorla yaptırılmıştır. Çünkü Türk yapısında yönetimi sorgulama, isyan pek hoş karşılanan yada yaygın bir durum değildir. Ama Avrupa'da bu çok yaygın.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#8
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
Bu durmda soru şu: DİKTA EDEREK DEMOKRASİ TESİS EDİLEBİLİR Mİ? Yok Atatürk seyitti, yok Atatürk Hafızdı, Yok Atatürk Araplara kafa tuttu falan bırakın bu tarihten süper kahraman çıkarma yarışını. Ben Atatürkü küçümsemiyorum bilakiz onu tanrı boyutunda büyüten sonradan olma zeust çuları diyorum. Her insanın hataları ve zaafı vardır. Atatürkünde gırla hataları vardı onu 4x4 lük gösterme gayreti çerçevesinde geçmişe küfür edip yeniyi öven yakın kör ( hipermetropik rüzgara karşı işeyenler) Dostum herkes eleştirilmeli Osmanlıya sövebiliyorsan, Atatürkü eleştirmemi hoş karşılamalı, bu yakın dövüşçüler. Osmanlıyı da savunuyor değilim aslında tamam bir hayranlığım var (komple tarihi düşününce tarzı ile yönetim, özgürlük, fetih anlayışı, evliya gibi padişahlar vs..) Unutulmaması gereken konu: Osmanlı olmasaydı Türkiye Cumhuriyeti de olmazdı. Atatürk olmasa başka Atatürkler çıkardı o dönem herkes Atatürk olmuştu, bir kıvılcım bir hareket, bir fitildiler ateşini bekleyen. Neyse Kardeşlikler kırdıysam hakkınızı helal edin üzüm yedik, bağ bekçisi ile yakın temas bize yakışmaz.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
#10
|
||||
|
||||
|
1922 yılında yaptığı meclis konuşmasının başında peygamberlerin gönderilişindeki ilahi usule, dinimizin son din ve Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin son peygamber oluşundaki hikmete değinirken şöyle söylüyor:“Ey arkadaşlar! Allah birdir, büyüktür. İlahi kanunların işleyişine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devirde mütalaa olunabilir. İlk devir, beşeriyetin sebavet (çocukluk) ve şebabet (gençlik) devridir. İkinci devir, beşeriyetin rüşd ve kemal (yetişkinlik ve olgunluk) devridir. Beşeriyetin, birinci devrede tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi, yakından maddi vasıtalarla kendisiyle iştigal edilmeyi istilzam eder. (uğraşmayı gerektirir.) Allah, kullarının lazım olan nokta-i tekâmüle vusulüne kadar, içlerinden vasıtalarla dahi kullarıyla, iştigali, lazime-i ulûhiyetten addeylemiştir. (Tanrılık gerçeği saymıştır.) Onlara Hz. Âdem aleyhisselamdan itibaren mazbut ve gayr-ı mazbut (belirli ve belirsiz) bildirilen ve bildirilmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve resuller göndermiştir. Fakat peygamberimiz vasıtasıyla en son hakayık-ı diniye (dini gerçekler) ve medeniyyeyi verdikten sonra artık beşeriyetle bil vasıta temasta bulunmağa lüzum görmemiştir. Beşeriyetin derece-i idrak, tenevvür ve tekâmülü (anlayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması), her kulun doğrudan doğruya ilahi ilhamlar ile temas kabiliyetine vasıl olduğunu kabul buyurmuştur. Ve bu sebepledir ki, Cenab-ı Peygamber, Hatemü’l Enbiya olmuştur ve kitabı, Kitab-ı Ekmeldir…”(Sadi Borak, Atatürk ve Din, Anıl Yayınevi, İstanbul, s. 17. )
👍 Beğen
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Bir kişi hakkında bilgi almak veya bir konu ile ilgili istihare yapmak | Adalet | Keşif ve istihare Uygulamaları | 18 | 26.04.24 01:35 |
| kadir gecesini keşfi açık olan biri bilebilir mi? | havas22 | Sorularınız | 46 | 27.03.23 17:14 |
| Keşfi açık olan birinin keşfini kapatmak | Farruk | Sorularınız | 7 | 28.12.22 18:08 |
| Yasin suresi faziletleri hakkında bilgi | yorgun1500 | Havas Dersleri | 28 | 18.05.21 18:00 |
| Cin hakkında geniş bilgi. Evliyanın ruhları | Adalet | Cin & Şeytan & Melek & Ruh | 5 | 06.05.20 04:44 |