Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Keşfi açık olanlar Atatürk hakkında bilgi verebilir mi ? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/93009-kesfi-acik-olanlar-ataturk-hakkinda-bilgi-verebilir-mi.html)

Garip1isi 09.07.24 00:04

Keşfi açık olanlar Atatürk hakkında bilgi verebilir mi ?
 
Atatürk Latince alfabesi ni kılık kıyafet konunu dine düşman olmak için mi getirdi ?

Karamanoglu16 09.07.24 00:08

Alıntı:

Garip1isi Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624094)
Atatürk Latince alfabesi ni kılık kıyafet konunu dine düşman olmak için mi getirdi ?

ahahahaha [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ahahahah aklıma bu geldi :D bu adamlr ne diyorsa tam tersidir bu adamlar böyle diyorsa Atatürk doğrsunu yapmıştır

Garip1isi 09.07.24 00:09

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624095)
ahahahaha [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ahahahah aklıma bu geldi :D bu adamlr ne diyorsa tam tersidir bu adamlar böyle diyorsa Atatürk en doğrsunu yapmıştır

Kadir Mısıroğlu’nun her dediği çıktı dön bi bak adamın yanlışları var evet ama bu tamamen yanlış olduğunu göstermez

Karamanoglu16 09.07.24 00:12

Alıntı:

Garip1isi Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624096)
Kadir Mısıroğlu’nun her dediği çıktı dön bi bak adamın yanlışları var evet ama bu tamamen yanlış olduğunu göstermez

evet ingilizlere laf atıp oraya sığınmasıda buna delildir

imas 09.07.24 08:57

Alıntı:

Garip1isi Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624096)
Kadir Mısıroğlu’nun her dediği çıktı dön bi bak adamın yanlışları var evet ama bu tamamen yanlış olduğunu göstermez

çok seviyorsan fesli kadiri dinle, her konuyu anlatır neyin ne oldugunu yanına 3-5 katarak ,
fesli kadir tarihi yani gecmisi anlatir, gekecekle ilgili ne anlatti da her dedigi dogru cikiyor?

JustMention 09.07.24 09:56

Alıntı:

Garip1isi Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624094)
Atatürk Latince alfabesi ni kılık kıyafet konunu dine düşman olmak için mi getirdi ?

Sanırsam bu sorunun cevabı evet,güzel kardeşim.Atatürk müslüman değildi.

1)[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

2) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yusufiyeli 09.07.24 10:16

Selanik’te bir Türk Mahallesi olan Kasımiye’de Müslüman bir Türk olarak dünyaya gelmiştir. Adı bile konurken Türk geleneklerine uygun olarak milli ve manevi motiflerle süslü bir tören yapılmıştır. Annesi Zübeyde Hanım’ın sonradan verdiği bilgilere göre Peygamber adı olan “Mustafa” konulurken, dualarla birlikte kulağına ezan okunmuştur. Ezanı Ali Rıza Efendi’nin babası yani Atatürk’ün dedesi Kırmızı Hafız Ahmet Efendi okumuştur. Yine Zübeyde Hanımdan alınan bilgilere göre Ali Rıza Efendi o dönemin adetleri gereği oğlunun doğum tarihini gün ve saat olarak Kur’an-ı Kerim sayfaları arasına kaydetmiştir. Doğum tarihiyle ilgili bir soru üzerine Zübeyde Hanımın, “Babası Ali Rıza Efendi, Paşamın doğum gününü evimizdeki iki Kur’an-ı Kerim’den birine kaydetmişti. Fakat kocam vefat ettiği zaman başucunda yalnız bir Kur’an-ı Kerim vardı ve onda hiçbir yazı yoktu. Belki de kayıtlı Kelam-ı Kadim’i gittiği camideki hocalardan birine hediye etmiş olacak.” dediği rivayet edilir.(Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004, s. 31; İsmail Sivri, Atatürk’ün Çocukluğu, karacan Yayınları, İstanbul, 1981, s.132 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1999, s. 12 )
Atatürk’ün çocukluğunda aldığı dini eğitimi anlayabilmek için önce ona bu konuda eğitim vermiş olabilme ihtimali yüksek olan kişileri tanımak gerekir. Bunlar babası Ali Rıza Bey, dedesi Hafız Ahmet Efendi ve annesi Zübeyde Hanımdır. Dedesi Hafız Ahmet Efendi, çevresinde dinarlığıyla tanınan birisiydi. Zaten taşıdığı “Hafız” unvanı da Kur’an-ı Kerim’i ezbere bildiğini gösteriyor. Ali Rıza Bey özellikle hayatının sonralarına doğru dini vecibelerine daha bir önem vermiş derviş meşrep bir yaşam sürmeye gayret etmiştir. Zübeyde Hanım Konya Yörüklerinden olup geleneksel değerlere ve maneviyata değere veren bir Osmanlı hanımefendisiydi. Atatürk’e ilk dini eğitimi annesi vermiştir. Kur’an ilkelerine bağlı bir hafız olmasını isteyen Zübeyde Hanım oğlunu iyi bir dini eğitim alması için evvela mahalle mektebine yazdırılmasını istemiştir. Nitekim de Atatürk ilk eğitimini Fatma Molla Kadın Okulu adlı mahalle mektebinde almıştır. Mahalle mektebinden sonra sırasıyla ilköğrenimini Şemsi Efendi Mektebini okumuş ve Selanik Rüştiyesini gitmişti.

Cazgircinx 09.07.24 11:05

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624132)
Selanik’te bir Türk Mahallesi olan Kasımiye’de Müslüman bir Türk olarak dünyaya gelmiştir. Adı bile konurken Türk geleneklerine uygun olarak milli ve manevi motiflerle süslü bir tören yapılmıştır. Annesi Zübeyde Hanım’ın sonradan verdiği bilgilere göre Peygamber adı olan “Mustafa” konulurken, dualarla birlikte kulağına ezan okunmuştur. Ezanı Ali Rıza Efendi’nin babası yani Atatürk’ün dedesi Kırmızı Hafız Ahmet Efendi okumuştur. Yine Zübeyde Hanımdan alınan bilgilere göre Ali Rıza Efendi o dönemin adetleri gereği oğlunun doğum tarihini gün ve saat olarak Kur’an-ı Kerim sayfaları arasına kaydetmiştir. Doğum tarihiyle ilgili bir soru üzerine Zübeyde Hanımın, “Babası Ali Rıza Efendi, Paşamın doğum gününü evimizdeki iki Kur’an-ı Kerim’den birine kaydetmişti. Fakat kocam vefat ettiği zaman başucunda yalnız bir Kur’an-ı Kerim vardı ve onda hiçbir yazı yoktu. Belki de kayıtlı Kelam-ı Kadim’i gittiği camideki hocalardan birine hediye etmiş olacak.” dediği rivayet edilir.(Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004, s. 31; İsmail Sivri, Atatürk’ün Çocukluğu, karacan Yayınları, İstanbul, 1981, s.132 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1999, s. 12 )
Atatürk’ün çocukluğunda aldığı dini eğitimi anlayabilmek için önce ona bu konuda eğitim vermiş olabilme ihtimali yüksek olan kişileri tanımak gerekir. Bunlar babası Ali Rıza Bey, dedesi Hafız Ahmet Efendi ve annesi Zübeyde Hanımdır. Dedesi Hafız Ahmet Efendi, çevresinde dinarlığıyla tanınan birisiydi. Zaten taşıdığı “Hafız” unvanı da Kur’an-ı Kerim’i ezbere bildiğini gösteriyor. Ali Rıza Bey özellikle hayatının sonralarına doğru dini vecibelerine daha bir önem vermiş derviş meşrep bir yaşam sürmeye gayret etmiştir. Zübeyde Hanım Konya Yörüklerinden olup geleneksel değerlere ve maneviyata değere veren bir Osmanlı hanımefendisiydi. Atatürk’e ilk dini eğitimi annesi vermiştir. Kur’an ilkelerine bağlı bir hafız olmasını isteyen Zübeyde Hanım oğlunu iyi bir dini eğitim alması için evvela mahalle mektebine yazdırılmasını istemiştir. Nitekim de Atatürk ilk eğitimini Fatma Molla Kadın Okulu adlı mahalle mektebinde almıştır. Mahalle mektebinden sonra sırasıyla ilköğrenimini Şemsi Efendi Mektebini okumuş ve Selanik Rüştiyesini gitmişti.


Allah razı olsun abim. Bende Atatürk hakkında istihare yapmıştım 2 kere arka arkaya rüyamda gördüm. En doğrusunu Allah bilir ama Atatürk Allah dostu bir veli olabilir diye düşünüyorum.
Zamanında dini yok etmeye çalışan batil inançlar ile dine fitne sokup yahudi isbirlikcisi haci hocalar varmis. Onları astırmış. Ama maalesef günümüzde bidat ehli yahudi birlikcisi haci hocalar var.
Mason tarikatini kapatti vefatindan sonra is.. geri actirdi. Gerçeği bu.

Ama gunumuzun tarihi yanlış yok içki içermis yok bilmem ne. Bunlar hiç Allaha damı sormayi akıl edemiyorlar. Atatürk ile bediiuzzaman birlikte dost idiler günümüz tarihi düşman olarak gösterdi. Atatürk haberi olmadan o mübareği hucreye attilar.
Kimisi diyorki belgeler mevcut o belgeler carpitilmis ingiliz kaynakli belgelerdir.

Düşmanlar ülkeye saldirdiginda son padişah onlarla isbirligi içerisine girmis Ama Atatürk baş kaldirip savaşmış. Yoksa sonumuz Filistin gibi olurdu. Toprak elden giderdi. Ben ilk Osmanli düşmanı değilim Ama son Osmanlı dağılma amanlarinda Lüks israflar cogaldi. Baya kötüye gitti içki yayginlastirildi Atatürk geri kapattirdi o yerleri Ama vefatindan sonra Is.. geri actirdi..

Aksini söyleyen olursa gitsin Allah a sorsun. Istihare etsin.

Yusufiyeli 09.07.24 11:12

Alıntı:

Cazgircinx Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624133)
Allah razı olsun abim. Bende Atatürk hakkında istihare yapmıştım 2 kere arka arkaya rüyamda gördüm. En doğrusunu Allah bilir ama Atatürk Allah dostu bir veli olabilir diye düşünüyorum.
Zamanında dini yok etmeye çalışan batil inançlar ile dine fitne sokup yahudi isbirlikcisi haci hocalar varmis. Onları astırmış. Ama maalesef günümüzde bidat ehli yahudi birlikcisi haci hocalar var.
Mason tarikatini kapatti vefatindan sonra is.. geri actirdi. Gerçeği bu.

Ama gunumuzun tarihi yanlış yok içki içermis yok bilmem ne. Bunlar hiç Allaha damı sormayi akıl edemiyorlar. Atatürk ile bediiuzzaman birlikte dost idiler günümüz tarihi düşman olarak gösterdi. Atatürk haberi olmadan o mübareği hucreye attilar.
Kimisi diyorki belgeler mevcut o belgeler carpitilmis ingiliz kaynakli belgelerdir.

Düşmanlar ülkeye saldirdiginda son padişah onlarla isbirligi içerisine girmis Ama Atatürk baş kaldirip savaşmış. Yoksa sonumuz Filistin gibi olurdu. Toprak elden giderdi. Ben ilk Osmanli düşmanı değilim Ama son Osmanlı dağılma amanlarinda Lüks israflar cogaldi. Baya kötüye gitti içki yayginlastirildi Atatürk geri kapattirdi o yerleri Ama vefatindan sonra Is.. geri actirdi..

Aksini söyleyen olursa gitsin Allah a sorsun. Istihare etsin.

Eyvallah Atatürk’ün dine karşı bakış açısını anlamak için onunla ilgili yazılmış eserlerden ziyade kendisinin bu konuda söylediği sözler ve ona ait davranışlar bize objektif bir kaynak olabilir. Bu doğrultuda bir araştırma yapıldığında görülür ki, Atatürk hiçbir zaman “çağdaşlaşma ve medenileşme” adına din aleyhine konuşmamış ve olumsuz bir davranışta bulunmamıştır. Ne İslam dini için ne de diğer ilahi dinler için herhangi bir olumsuz söylemde bulunmamış bundan özellikle kaçınmıştır. Aksine özellikle mensubu olduğu İslam dinine karşı sevgi ve saygısını her fırsatta dile getirmiştir. Bu konuda özellikle dinin akıl ve mantıkla nasıl örtüştüğünü vurguladığını şu sözlerinden anlayabiliriz. “Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiç bir şey kapsamıyor. Hâlbuki Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, sun’i, boş inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu güçsüzler (zavallılar) sırası gelince aydınlanacaktır. Onlar aydınlığa yaklaşamazlarsa, kendilerini yok ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.”( Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:III, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yay. 1954, s.70.)

Garip1isi 09.07.24 11:15

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624119)
çok seviyorsan fesli kadiri dinle, her konuyu anlatır neyin ne oldugunu yanına 3-5 katarak ,
fesli kadir tarihi yani gecmisi anlatir, gekecekle ilgili ne anlatti da her dedigi dogru cikiyor?

Fesli kadiri şeyh nazım kıbrısi bir videosunda övüyprdu ilk başta benimde tereddütlerim vardı Allah dostu öyle düşünüyorsa doğrudur diye düşündüm gelecekten haber vermiyor tahmin ediyor

@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abi bi baksan

Karamanoglu16 09.07.24 11:24

Alıntı:

JustMention Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624130)
Sanırsam bu sorunun cevabı evet,güzel kardeşim.Atatürk müslüman değildi.

1)[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

2) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

İlk Linkin sorularını cevaplıyaıym
1-) Osmanlı'da zaten Şeriat yoktu bunu nerden öğreniyorsunuz bilmiyorum ama hala öğrenemediğinize şaşarım

2-) Hilafete zaten cevap gelmemişti 1. dünya savaşında hatta karşı Savaş çağrısına yanıt verilmişti ki 1. dünya savaşı sonrası halimiz belli

3-) Bu Şapka meselesi gerçekten ilk cevap gibi artık cevaplanması gereksiz bir soru

4-) Hacı Hoca asılması kesinlikle doğru Ancak asılanlar kime göre hacı ve hoca ? Nice Hacıların koynundan Haç'ı çıktı

5-) Atatürk döneminde yapılan cami Tüm Osmanlı dönemi yapılan cami sayısından daha fazladır

6-) Cumhuriyetin o döneminde Fevzi Çakmak (Tarikatlar ve cemaatler, Haçlıların Anadolu’da kurdukları ileri karakollardır) sözünü kullanmıştır bunu sözü kullanan Fevzi Paşa gibi biri

7-) Ezan asli lisansıyla okunmadı doğru bunun birçok nedeni var Halkın cehalet içinde olması o dönem Sadece Atatürk'ün değil neredeyse Anadolunun tamamında olan 1. dünya savaşı nedeni ile Arap karşıtlığı

8-) Avrupa şartlarına dönülmesi gayet olağan birşey geri kalmış bir toplumu kimse ele almaz

9-) Bu zaten saçmalık Eşi bile çarşaflıydı kim uyduruyor lan bunları

10-) Buna kimsenin Karışabileceğini zannetmiyorum bugün katılmayan ülke gösterir misin?

11-) Kendi dönemi içinde Türklerin sembolü Bozkurt Hannibal Heykeli gibi heykeller de diktirmiştir ki Bu hem Türk hem Asker olarak gayet anlaşılabilir ve kimseninde gidip heykele taptığını görmedim varsa o kendi aklı sorunlarından kaynaklanır

12-) Bizzat kendi Elmalılı Hamdi Yazır'a Türkçe meal yaptırdı Halk anlasın diye ve ücretsiz dağıtım yaptı anadoluda haklısın Yunan yasaklatırdı

13-) Yerli kültürün olarak ne vardı ? buğday bile Amerikadan gelirken hangi yerli kültürden bashediyorsun ? Türkler 2. sınıf insan muamelesi görürken hangi kültürden söz edebilriz ?

14-) Doğru Laikliği getirdi Kalkan şey Şeriat değil töre hükmüydü

15-) bugünde yapılması gerektiğini düşünüyorum keza kapısını yiyen bir milletimiz var bunun sorgulanması bile yasaklanmalı

16-) Hangi gerçek tarih ?

17-) evet tahminimce bahsettiğin Yahudi bilim adamları ve sebataycılar ama gereksiz bir düşünce Amerikanın bu Yahudi bilim adamları sayesidne geldiği durum aşikar

18-) Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için gerkeli adımlar atılmıştır bugünün Anadolu insanı bunu hala anlayamamış olması üzücü keza Anadolu insanı gerçekten cahil kimseler Allahın Oku diye emrettiği halde okumaması tarihi eserlere yapılan saygısızlıklar her geçen gün artan suç haberleri bunun kanıtıdır

2. başlığına gelicek olursak

1-) Osmanlı Arap alfabesini kullanmasına rağmen o dönemde yaşamış bir anadolu insanı olsaydın ne okur ne de yazardın kaldı ki Türkçeye uygun bir alfabe değil sesli harfler yüzünden ve Türkyiede çok kişi Kuran'ı Latin harflerle okuyor bu günah mı ?

2-) Osmanlı arşivi olayı ise osmanlı döneminde bile okuyacak 1 kişi bile bulunamamıştı bunu geçelim isteyen Belgelere bakabilir bunun için Orta doğuda bile ferman çıkardılar ama okuyacak adam yoktu okuyabilecek adam yoktu demek daha doğru olur

3-) Harf inkilabı bu millete yapılmış en doğru şeydir o dönem Araplar ileride olsaydı senin söylediğini söylerim fakat değillerdi hala da değiller

Alıntı:

Garip1isi Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624138)
Fesli kadiri şeyh nazım kıbrısi bir videosunda övüyprdu ilk başta benimde tereddütlerim vardı Allah dostu öyle düşünüyorsa doğrudur diye düşündüm gelecekten haber vermiyor tahmin ediyor

@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abi bi baksan

o tahmin etmiyor konuşmalarında kesin bir netlikle konuşuyor keza bir videosunda Türkiye Amerikanın mandası olmalı Hilafete liderlik yapmalı diyordu bu şaka filan olmalı dğeil mi ?

Yusufiyeli 09.07.24 11:33

HARF KANUNU YANLIŞTIR Yazı reformunun okuryazarlığa etkisini, sembolik-ulusal değerini vb. bir an için kabul etsek bile, bu amaçları elde etmek için a) ilköğretimde yeni yazıyı esas almak, b) resmi yazışmalarda yeni yazı kullanımını zorunlu kılmak, ve c) yayıncılıkta yeni yazı kullanımını devlet eliyle teşvik etmek hiç şüphesiz yeterli olurdu. Oysa 1928 Harf Kanunu, bunlarla yetinmemiştir. Kanunun 4. maddesi, kanunun yayın tarihinden iki hafta sonra başlamak üzere eski yazıyla her türlü gazete ve mecmua yayınını yasaklamakta; 5. madde ise, ertesi yıl itibariyle, eski yazıyla kitap basılmasını suç haline getirmektedir. Daha radikali, 9. maddedir: “Bütün mekteplerin Türkçe tedrisatında Türk harfleri kullanılır. Eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur.” Bunun anlamı, eski yazı bilgisinin toplumdan silinmesidir. Devrim projesinin başarıya ulaşması halinde, ülkenin 900 yıllık kültür birikimini okumak ve yorumlamak imkânının yok edilmesi öngörülmüştür. 1929’da ilk ve orta dereceli okullardan Arapça ve Farsça dersleri kaldırılmıştır. 1930’da imam-hatip okullarının ve 1933’te İstanbul Darülfünununa bağlı İlahiyat Fakültesinin kapatılmasından sonra, Türkiye’de yaklaşık yirmi yıl boyunca hiçbir resmi ve özel yasal çerçevede eski yazıyla Türkçe eğitimi verilmediği anlaşılmaktadır. Sadece İstanbul Edebiyat Fakültesi ve Ankara DTC okulunda Arapça ve Farsça kürsüleri bulunmaya devam etmişse de, bu kürsülerde ders alan öğrenci sayısı hiçbir zaman üç-beşi aşmamıştır. İlk Çin imparatorluk hanedanının kurucusu Shih Huang Ti’nin (MÖ 221-210), kurduğu devlet düzeninin sorgulanacağı korkusuyla, ülkesinde geçmişte yazılmış tüm kitapların yakılmasını emredişinden bu yana geçen ikibinikiyüz yılda, devlet eliyle girişilmiş bu boyutta bir kültür katliamına yeryüzünün herhangi bir yerinde rastlamak mümkün değildir.

Karamanoglu16 09.07.24 11:40

Ben harf devrimini şöyle açıklayayım bana Osmanlı'dan kalma birkaç tane kaynak ve tarih kitabı gosterin ben de hepinize katilayım �� yok kardesim yok adam yok ne okuyacak ne yazacak adam yok

Yusufiyeli 09.07.24 11:51

Gerekçeleri ne olursa olsun, Latin alfabesinin kabulü acaba Türkiye’nin – ya da en azından Türk aydınının – Şark kültürel yörüngesinden uzaklaşması ve Batı dünyasına açılması sonucunu doğurmuş mudur? Sorunun birinci bölümünün cevabı, büyük ihtimalle Evettir: eski yazı öğretiminin yasaklanması, Türkiye’nin Şark dünyasıyla kültürel iletişiminde esaslı bir kopukluk doğurmuş; İslamiyetin edebi ve düşünsel kökleriyle bağlantıyı koparmıştır. İkinci bölüme, yani Batı’ya açılma meselesine gelince, bu sonuca yol açacak nedenselliği kavramak kolay değildir. Latin alfabesi benimsenince – Latin yazısı kullanan dilleri öğrenme süresinin belki birkaç gün kısalması dışında – Batı dilleri ve literatürüne vukufta bir artma mı olmuştur? Latin harfleri ile Avrupa kültürü arasında esrarengiz bir bağlantı mı vardır? Türkiye dışı örneklerin incelenmesi, bu tür bir iyimserliğe izin vermemektedir. Latin alfabesini kullanmadıkları halde Türkiye’ye oranla Batı kültürüne daha iyi uyum sağlayabilmiş olan ülkelerden akla gelenler şunlardır: Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Ermenistan, Gürcistan, İsrail, Japonya, Güney Kore, Taiwan ve Hong Kong. Bunlardan ilk birkaçının zaten Batı kültürünün bir parçası oldukları – dolayısıyla yazı reformu veya benzeri reformlara zaten gerekleri olmadığı – şeklindeki muhtemel itiraza katılmak mümkün değildir. Modern çağın başlangıcında bu ülkelerin Batı Avrupa kültürüne olan uzaklığı, Türkiye’ninkinden farklı sayılamaz; ancak Batılılaşma sürecinin Türkiye’ye oranla biraz daha daha erken başlamış olması (Ruslarda 17. yüzyıl sonları, Rum ve Sırplarda 18. yüzyıl sonu) ve Hıristiyan olmanın, bir ölçüde Batı kültürüne açılmayı kolaylaştırıcı psikolojik etkisi ileri sürülebilir. Buna karşılık Japonya Batı etkisine Türkiye’den en az 30-40 yıl sonra (1868’de) açılmıştır. Hong Kong’un Batı dünyası ile teması ancak 100, Kore ve Taiwan’ınki ise 40-50 yıllık bir geçmişe sahiptir. A rapça ile aynı yapısal özelliklere sahip bir yazı sistemi kullanan İsrail, kültürel alışveriş anlamında, yukarıdaki ülkeler arasında günümüzde Batı’ya en yakın olanıdır. Nihayet, Arap yazısını kullanmaya devam eden BAE, Kuveyt, Oman ve Bahreyn gibi bazı Arap devletlerinin günümüzde birçok bakımdan Türkiye’den daha çağdaş, uluslararası kültürel etkileşimlere açık ve “Batılı” ülkeler safına katıldıkları da itiraf edilmelidir. Birbirine benzer tarihi kökenlere sahip olup, yakın çağda farklı alfabeleri benimseyen ulusların vardığı sonuçları karşılaştırmak da yararlı olabilir. Balkan yarımadasında, bundan 120 yıl önce aşağı yukarı aynı derecede ilkel bir toplumsal yapıya sahip olan iki Müslüman ağırlıklı ulustan Arnavutlar Latin, Boşnaklar Kiril kökenli bir alfabeyi benimsemişlerdir. Boşnaklar, son olaylara kadar, herhangi bir Doğu Avrupa halkı kadar Batı kültürünün bir parçası olmuş iken, Arnavutlar için aynı iyimserliği ifade etmek zordur. Bu sonuçta, Arnavutluk’un uğradığı Enver Hoca felaketi kadar, 1878-1918 yılları arasında Bosna’da hüküm süren Avusturya-Macaristan idaresinin uygulamış olduğu ilerici eğitim politikasının da etkisi görülebilir. Asya’nın çokuluslu ve çokdilli iki büyük cumhuriyetinden Endonezya Latin alfabesini ve tek resmi dili benimserken, Endonezya ile aynı yıl (1948) bağımsızlığına kavuşan Hindistan, bir düzine farklı geleneksel yazı sistemini kullanan yirmi kadar yerel dili, devlet ve eğitim dilleri olarak kabul etmiştir. Geleneksel Hint yazıları, Arapçayı andıran yapısal özelliklere sahiptir (bitişik yazım, seslilerin noktalama işaretleriyle belirtilmesi gibi). İki ülke arasında, Batılılaşma/modernleşme bakımından bugün büyük bir fark görülmemektedir. Yanılmıyorsak, bir Batı dili (İngilizce) bilen kişilerin oranı Hindistan’da daha yüksektir. Uluslararası bilimsel literatüre katkı bakımından Hindistan, Endonezya’dan ileridedir. Güneydoğu Asya’da, Tayland geleneksel yazısını korurken komşusu Malezya Latin alfabesini benimsemiş; Vietnam, Fransızların etkisiyle Latin yazısını kabul ederken, komşusu Kamboçya (aynı Fransız etkisine rağmen) eski Khmer yazısında karar kılmıştır. İlk iki ülkenin bugün modernleşme süreçlerini yaklaşık eşit başarıyla sürdürdüklerini, son iki ülkenin ise eşit ölçüde derin bir toplumsal karanlığa boğulduklarını görmekteyiz. Örneklerden, Latin yazısını kabul etmek veya etmemek ile Batı kültürüne açılmak arasında herhangi bir ampirik (gözlemlenebilir) ilişki bulunmadığı sonucunu çıkarabiliriz.

Yusufiyeli 09.07.24 12:05

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624145)
Ben harf devrimini şöyle açıklayayım bana Osmanlı'dan kalma birkaç tane kaynak ve tarih kitabı gosterin ben de hepinize katilayım �� yok kardesim yok adam yok ne okuyacak ne yazacak adam yok

1980 öncesi Trabzon Ülkü Ocaklarında rahmetli Necmettin Hacıeminoğlu verdiği bir seminerde Harp inkılabına karşı olduğunu ve yanlış tatbik edildiğini ifade etmiştir. Bugünkü gibi hatırlarım. Cumhuriyet Halk Partisinin 1935 tarihli Programı, şu kavram ve deyimlere yer verir: “törütgen yetkiler”, “irde kaynağı”, “özgür ertik sahipleri”, “kınavlar arasındaki uyum”, “yoğaltmanlar arasında asığ kavgaları”, “çıkat tecimi için kipleştirmek”, “hayvan yeğritimi”, “ciddiğ bir yasav”, “ertik okulları”, “taplamak”, “yüret ve bildirge işleri”, “tutaklar ile kapsıkları ayırmak”, “ulusun yüksek asığı”, “klas kavgası ergesi”, “özel yönetgeler ve şarbaylıklar”, “arsıulusal ergelerle cemiyet yapmak”, “kıymetli izdeşler”. Türkçe oldukları ileri sürülen bu ve benzeri deyimlerin Türk okuru tarafından anlaşılamayabileceği gözönünde tutularak, programa 170 kelimelik bir sözlük eklenmiştir. Bildiğimiz kadarıyla yeryüzünde sözlükle birlikte yayınlanan ilk ve tek siyasi parti deklarasyonu budur. Atatürk’ün 1934’te bir diplomatik davette yaptığı aşağıdaki konuşma da, dil devriminin Türkçeyi halk diline yaklaştırıcı katkılarına ilginç bir örnek sayılabilir: “Altes Ruvayal! [...] Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır. Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özençe değer değildir. Avrupanın iki ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunluk kıldacıları bulunuyorlar. Onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: baysal utkusu.”
Türkçenin “öz” Türkçe sözcüklere indirgendiğinde halk diline daha yaklaşacağı şeklindeki yersiz inanışa ilişkin ilk hatırlatılması gereken şey, Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli (Kemalistlerin deyimiyle, “öz” Türkçe) kelimelerin oldukça düşük bir oran tuttuklarıdır. Dilin en temel 300 ila 500 kelimesi ağırlıkla Orta Asya kökenlidir. Bunlara (“yemek”, “içmek”, “gitmek”, “gelmek” gibi) basit fiiller, (“bu”, “ben”, “öbür”, “aşağı”, “yukarı” gibi) belirsiz sıfat ve zamirlerle edatlar, ve (birden bine kadar) sayılar dahildir. Ancak spesifik herhangi bir konuya ait söz hazineleri (örneğin meslek adları, sebze, meyva ve yemek çeşitleri, nalburiye ve bakkaliye maddeleri, futbol terimleri, tamircilik ve trafik terimleri, temel hukuk ve bürokrasi deyimleri, ay ve gün isimleri, küfürler vb.), ezici çoğunlukla, Arapça, Farsça, İtalyanca, Fransızca, İngilizce gibi farklı dillerden kaynaklanırlar. Günümüz konuşma Türkçesinin iskeletini oluşturan 5000 kelimenin sadece %30 kadarı Orta Asya kökenlidir. Bunun da %5-10 kadarı, dil devrimi sonucu konuşma diline giren yeni kelimeler olduklarına göre, bundan altmış yıl öncesinin Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli kelimelerin ancak yüzde 20 dolayında bir oran tuttuklarını tahmin edebiliriz.

Karamanoglu16 09.07.24 12:15

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624148)
1980 öncesi Trabzon Ülkü Ocaklarında rahmetli Necmettin Hacıeminoğlu verdiği bir seminerde Harp inkılabına karşı olduğunu ve yanlış tatbik edildiğini ifade etmiştir. Bugünkü gibi hatırlarım. Cumhuriyet Halk Partisinin 1935 tarihli Programı, şu kavram ve deyimlere yer verir: “törütgen yetkiler”, “irde kaynağı”, “özgür ertik sahipleri”, “kınavlar arasındaki uyum”, “yoğaltmanlar arasında asığ kavgaları”, “çıkat tecimi için kipleştirmek”, “hayvan yeğritimi”, “ciddiğ bir yasav”, “ertik okulları”, “taplamak”, “yüret ve bildirge işleri”, “tutaklar ile kapsıkları ayırmak”, “ulusun yüksek asığı”, “klas kavgası ergesi”, “özel yönetgeler ve şarbaylıklar”, “arsıulusal ergelerle cemiyet yapmak”, “kıymetli izdeşler”. Türkçe oldukları ileri sürülen bu ve benzeri deyimlerin Türk okuru tarafından anlaşılamayabileceği gözönünde tutularak, programa 170 kelimelik bir sözlük eklenmiştir. Bildiğimiz kadarıyla yeryüzünde sözlükle birlikte yayınlanan ilk ve tek siyasi parti deklarasyonu budur. Atatürk’ün 1934’te bir diplomatik davette yaptığı aşağıdaki konuşma da, dil devriminin Türkçeyi halk diline yaklaştırıcı katkılarına ilginç bir örnek sayılabilir: “Altes Ruvayal! [...] Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır. Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özençe değer değildir. Avrupanın iki ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunluk kıldacıları bulunuyorlar. Onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: baysal utkusu.”
Türkçenin “öz” Türkçe sözcüklere indirgendiğinde halk diline daha yaklaşacağı şeklindeki yersiz inanışa ilişkin ilk hatırlatılması gereken şey, Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli (Kemalistlerin deyimiyle, “öz” Türkçe) kelimelerin oldukça düşük bir oran tuttuklarıdır. Dilin en temel 300 ila 500 kelimesi ağırlıkla Orta Asya kökenlidir. Bunlara (“yemek”, “içmek”, “gitmek”, “gelmek” gibi) basit fiiller, (“bu”, “ben”, “öbür”, “aşağı”, “yukarı” gibi) belirsiz sıfat ve zamirlerle edatlar, ve (birden bine kadar) sayılar dahildir. Ancak spesifik herhangi bir konuya ait söz hazineleri (örneğin meslek adları, sebze, meyva ve yemek çeşitleri, nalburiye ve bakkaliye maddeleri, futbol terimleri, tamircilik ve trafik terimleri, temel hukuk ve bürokrasi deyimleri, ay ve gün isimleri, küfürler vb.), ezici çoğunlukla, Arapça, Farsça, İtalyanca, Fransızca, İngilizce gibi farklı dillerden kaynaklanırlar. Günümüz konuşma Türkçesinin iskeletini oluşturan 5000 kelimenin sadece %30 kadarı Orta Asya kökenlidir. Bunun da %5-10 kadarı, dil devrimi sonucu konuşma diline giren yeni kelimeler olduklarına göre, bundan altmış yıl öncesinin Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli kelimelerin ancak yüzde 20 dolayında bir oran tuttuklarını tahmin edebiliriz.

evet doğru Kalan lisan Karamanoğlu lisanıdır zaten ki o da olmasa osmanlı elimizde hiçbirşey bırakmazdı bugün hala bazı yörük toplulukları bu lisanı konuşur keza divan edebiyatı eserlerine baktığımızda bırakın Öz Türkçeyi Herhangi bir Türkçe ile anlaşılması imkansıza yakındır zaten günümüzde bu oran daha da azalıyor her gün gençlerin yabancı kelimeleri Türkçeye eklemesi Date gibi cringe gibi saçma sapan kelimeleri Türkçe ile kaynaştırıp yok etmeye mahkum ediyor bunun arapçası ingilizcesi vesairesi yok dil ölürse millet ölür

imas 09.07.24 12:30

Alıntı:

Garip1isi Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624138)
Fesli kadiri şeyh nazım kıbrısi bir videosunda övüyprdu ilk başta benimde tereddütlerim vardı Allah dostu öyle düşünüyorsa doğrudur diye düşündüm gelecekten haber vermiyor tahmin ediyor

@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abi bi baksan

şeyh nazim kibrisi ovuyor olabilir, evliyaninda hata payi vardir, bu hata paylarini prens Charles ile , adnan oktarda gördük, hic kimse yanilmaz degildir,
keşfi açıklar tahmin eder ve kahinler tahmin eder
fesli kadir bir adamla oturup hz peygamber sav ruhunu davet edip konuşuyordu,

Yusufiyeli 09.07.24 12:32

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624149)
evet doğru Kalan lisan Karamanoğlu lisanıdır zaten ki o da olmasa osmanlı elimizde hiçbirşey bırakmazdı bugün hala bazı yörük toplulukları bu lisanı konuşur keza divan edebiyatı eserlerine baktığımızda bırakın Öz Türkçeyi Herhangi bir Türkçe ile anlaşılması imkansıza yakındır zaten günümüzde bu oran daha da azalıyor her gün gençlerin yabancı kelimeleri Türkçeye eklemesi Date gibi cringe gibi saçma sapan kelimeleri Türkçe ile kaynaştırıp yok etmeye mahkum ediyor bunun arapçası ingilizcesi vesairesi yok dil ölürse millet ölür

Devrim öncesi Osmanlı yazı Türkçesine gelince, aşırı ağdalı bir biçimselliğe sahip olan eski saray ve bürokrasi dili ile, 1860’lardan sonra özellikle gazete ve roman dili çerçevesinde gelişen yeni üslubu birbirinden ayırmamız gerekir. Modern Osmanlıca yazı diline örnek olarak bunlardan ikincisini esas alıp, 1860 ile 1923 yılları arasına ait gazete makalesi, siyasi beyanname ve tiyatro eseri gibi yazıları gözden geçirdiğimizde % 20 ile 40 arasında değişen oranlarda “öz” Türkçe kelimeye rastlarız. Mustafa Kemal’in Nutuk’ta kullandığı oldukça ağdalı Osmanlı Türkçesinde “öz” Türkçe ortalaması % 22 civarındadır. Anlatılanları kısaca özetlemek gerekirse: Orta Asya kökenli sözcüklerin Türk dilindeki oranı Konuşma dilinde: %30 ila %35 Osmanlı yazı dilinde: %20 ila %40 “Arınmış” yazı dilinde: %88 ila %100 Bu istatistiklerden, Osmanlı yazı dilinin konuşulan Türkçeye yakın olduğu sonucunu çıkaramayız. (İki sebeple:
1. Konuşma dili için verdiğimiz sayılar kelime hazinesi, yazı dili için verdiğimiz sayılar ise kullanım sayılarıdır; toplam Osmanlı yazı leksikonu içinde “öz” Türkçe kelimelerin oranı herhalde %5’i çok geçmez.
2. Osmanlı yazı dilinin Arapça terkip ve gramer kurallarına olan eğilimi, konuşma diline yabancıdır.) Buna karşılık, dil devrimi sonucu oluşturulan “arındırılmış” yazı dilinin konuşulan Türkçeyle pek alakası olmadığını, bu rakamlar – eğer kanıt gerekiyorsa – yeterli açıklıkla kanıtlamaktadır. Yeni türetilen “öz” Türkçe terimlerin, Türkçe köklerden türedikleri için daha kolay anlaşılır oldukları şeklindeki iddia ise, inandırıcı olmaktan uzaktır. Sözgelimi, herhalde “tükemek” fiilinden türeyen “tükel” sözcüğü ile Arapça kökenli “mükemmel” sözcüğünden hangisinin Türkçe bilen biri tarafından daha kolay anlaşılacağı, sanıyoruz ki tartışma gerektirmez.

Karamanoglu16 09.07.24 12:43

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624151)
Devrim öncesi Osmanlı yazı Türkçesine gelince, aşırı ağdalı bir biçimselliğe sahip olan eski saray ve bürokrasi dili ile, 1860’lardan sonra özellikle gazete ve roman dili çerçevesinde gelişen yeni üslubu birbirinden ayırmamız gerekir. Modern Osmanlıca yazı diline örnek olarak bunlardan ikincisini esas alıp, 1860 ile 1923 yılları arasına ait gazete makalesi, siyasi beyanname ve tiyatro eseri gibi yazıları gözden geçirdiğimizde % 20 ile 40 arasında değişen oranlarda “öz” Türkçe kelimeye rastlarız. Mustafa Kemal’in Nutuk’ta kullandığı oldukça ağdalı Osmanlı Türkçesinde “öz” Türkçe ortalaması % 22 civarındadır. Anlatılanları kısaca özetlemek gerekirse: Orta Asya kökenli sözcüklerin Türk dilindeki oranı Konuşma dilinde: %30 ila %35 Osmanlı yazı dilinde: %20 ila %40 “Arınmış” yazı dilinde: %88 ila %100 Bu istatistiklerden, Osmanlı yazı dilinin konuşulan Türkçeye yakın olduğu sonucunu çıkaramayız. (İki sebeple:
1. Konuşma dili için verdiğimiz sayılar kelime hazinesi, yazı dili için verdiğimiz sayılar ise kullanım sayılarıdır; toplam Osmanlı yazı leksikonu içinde “öz” Türkçe kelimelerin oranı herhalde %5’i çok geçmez.
2. Osmanlı yazı dilinin Arapça terkip ve gramer kurallarına olan eğilimi, konuşma diline yabancıdır.) Buna karşılık, dil devrimi sonucu oluşturulan “arındırılmış” yazı dilinin konuşulan Türkçeyle pek alakası olmadığını, bu rakamlar – eğer kanıt gerekiyorsa – yeterli açıklıkla kanıtlamaktadır. Yeni türetilen “öz” Türkçe terimlerin, Türkçe köklerden türedikleri için daha kolay anlaşılır oldukları şeklindeki iddia ise, inandırıcı olmaktan uzaktır. Sözgelimi, herhalde “tükemek” fiilinden türeyen “tükel” sözcüğü ile Arapça kökenli “mükemmel” sözcüğünden hangisinin Türkçe bilen biri tarafından daha kolay anlaşılacağı, sanıyoruz ki tartışma gerektirmez.

bilgi kaynağı alabilir miyim ? benim bildiğim %80'in üzerinde yabancı kelime mevcut Osmanlıca'da ki senin dediğin Türkçe kelime barındırma oranı %20 ile 40 arası çok ciddi bir oran ha Osmanlının Son dönemlerinden bahsedicek olursak dediğin oranları anlayabilirim çünkü rumeliye iskan edilmiş olan Karamanoğlu aşiretleri 93 harbi yüzünden anadoluya geri gelmek zorunda kalmış ve geri gelen bu rumeli göçleri Türkçeyi yaygınlaştırmıştır

Yusufiyeli 09.07.24 12:50

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624152)
bilgi kaynağı alabilir miyim ? benim bildiğim %80'in üzerinde yabancı kelime mevcut Osmanlıca'da ki senin dediğin Türkçe kelime barındırma oranı %20 ile 40 arası çok ciddi bir oran ha Osmanlının Son dönemlerinden bahsedicek olursak dediğin oranları anlayabilirim çünkü rumeliye iskan edilmiş olan Karamanoğlu aşiretleri 93 harbi yüzünden anadoluya geri gelmek zorunda kalmış ve geri gelen bu rumeli göçleri Türkçeyi yaygınlaştırmıştır

1 Taha Parla, Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları c. 3, s. 100-105.
2. Söylev ve Demeçleri II, s. 277-278.
3. Daha ayrıntılı bilgi için karş. Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, İstanbul 2002...2007.
4. Toplumsal Tarih dergisinde yayınlanan “Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce” dizisinden seçmeler, Namık Kemal’in 1868’de Hürriyet’te çıkan makaleleri, İttihat ve Terakki’nin 1916 tarihli Umumi Kongre raporu ve Tanin gazetesinin bu kongreyi izleyen başyazıları esas alındı.
Ben okuma hastalığına tutulmuş bir adamım . Okumadığım kitap yok sayılır.

Karamanoglu16 09.07.24 12:54

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624153)
1 Taha Parla, Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları c. 3, s. 100-105.
2. Söylev ve Demeçleri II, s. 277-278.
3. Daha ayrıntılı bilgi için karş. Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, İstanbul 2002...2007.
4. Toplumsal Tarih dergisinde yayınlanan “Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce” dizisinden seçmeler, Namık Kemal’in 1868’de Hürriyet’te çıkan makaleleri, İttihat ve Terakki’nin 1916 tarihli Umumi Kongre raporu ve Tanin gazetesinin bu kongreyi izleyen başyazıları esas alındı.
Ben okuma hastalığına tutulmuş bir adamım . Okumadığım kitap yok sayılır.

evet bunlar bu kitapları yazmış ancak bu Osmanlı'nın son döneminde Türkçenin neden arttığını eklememişler algıda seçicilik Anadolu topraklarında Osmanlıya kafa tuttuysan hatırlanmazsın veya nefretle anılırsın

Yusufiyeli 09.07.24 13:06

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624155)
evet bunlar bu kitapları yazmış ancak bu Osmanlı'nın son döneminde Türkçenin neden arttığını eklememişler algıda seçicilik Anadolu topraklarında Osmanlıya kafa tuttuysan hatırlanmazsın veya nefretle anılırsın

Ben tarihe toptancı bir bakış açısıyla bakmam Osmanlı döneminin hataları ve sevapları olduğu gibi Cumhuriyet dönemininde aynı şekilde hataları ve sevapları vardır. Mühim olan objektif ve sağlıklı yorumlamak. Türkçe yazı dilinin dil devriminden bu yana katastrofal bir fakirleşme içine girdiği, Osmanlı Türkçesine az çok aşina olan herkesin bildiği bir gerçektir. Fakirleşmenin objektif boyutlarını nasıl saptayabiliriz? Sözlükler bu konuda ipucu sağlayabilir. Örneğin Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Sözlük’ü, yaklaşık 60,000 madde başlığı içermektedir. Bunlar, 20. yüzyıl başlarında kültürlü bir Türkün kelime hazinesine dahil oldukları halde bugünkü Türkçe kullanımdan hemen hemen bütünüyle düşmüş olan sözcük ve terkiplerdir. Daha eski divan edebiyatının uç örneklerine sözlükte genellikle yer verilmemiştir; örneğin Nefi’nin bir kasidesinde, şahsen yabancısı olduğum sekiz deyimden üçünü sözlükte bulmak mümkün olmamıştır. Ayrıca -li, -siz, -lik, -lenmek, -leşmek gibi sontakılı kelimeler ile, bayraktar, emektar gibi, Türkçe köklerden Farsça ve Arapça kurallarla türetilmiş kelimeler de sözlükte yoktur. Arapça ve Farsça dışında, örneğin Türkçe veya Rumca, İtalyanca, Slavca gibi köklerden türeyip, yazı dilinden çok konuşma diline ait olan ve bugün unutulmuş bulunan kelimelere de sözlükte rastlanmamaktadır. Buna karşılık Ali Püsküllüoğlu’nun Öztürk’çe Sözlük ’ünün 1975’te yapılan dördüncü (Türk Dil Kurumu’nun hizmetlerine son verilmesinden önceki son) baskısının içerdiği kelime sayısı 4,600’dür. Bu sayıya, sabuklama, sağgörü, sağgörülü, sağgörüsüz, sağgörüsüzlük, sağın, sağistem ve benzerleri dahildir. Sözlüğün sunuş yazısında TDK başkanı Prof. Dr. Ömer Asım Aksoy, şu hususları, gerçek bir iftihar üslubuyla okurların dikkatine sunmaktadır: dil devrimin başlatıldığı 1932’den 1970’lere kadar 6500 yeni sözcük yaratılmıştır; bunlardan “tutan” ve Türk diline mal olanlar bu sözlükte yer almaktadır. Yeni türetilmiş sözcükler, Prof. Aksoy’a göre, günümüzde Türkçe genel kullanımda bulunan toplam 28,000 sözcüğün sevindirici bir oranını temsil etmektedirler. Devellioğlu ve Aksoy’un verilerini aynen kabul eder ve Püsküllüoğlu’nun toplamından, sözlükte gereksiz bir yer kaplayan 1,500 kadar sontakılı türevi çıkarırsak, dil devriminin sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz: Türk dilinden yaklaşık 60,000 kelime atılmış, yerine 3,100 kadar yeni kelime (atılanın % 5’i) konmuştur. Yüzyıl başında kültür dilinde bulunan 83,400 civarında kelime (60,000 atılan artı 23,400 kalan) yerine, bugünkü yazı Türkçesi en çok 26,500 kelimeye sahiptir. Bir başka deyimle, Türkçe yazı dili en az %68.2 oranında fakirleşmiştir. Fakirleşmenin örnekleri, özellikle soyut kavram ve sözcükler alanında son derece belirgindir. Yeni Türkçede kullanılan geniş kapsamlı soyut sözcüklerin hemen hemen her biri için, Osmanlıcada, çoğu eşanlamlı olmayan, yani her biri farklı bir kavramı, nüansı veya mantıksal ilişkiyi ifade eden beş ila yirmi sözcük bulmak mümkündür. İngilizce, Almanca, Latince, Rusça veya benzeri bir kültür dilini tanıyanlar için bu ayrımların değerini kavramak güç değildir; yalnızca yeni Türkçe ile eğitim görmüş bir kimse ise, sanırız, bu konulara yabancı kalmak zorundadır. Gelişigüzel bir kelimeyi, örneğin bir önceki paragrafta geçen çıkarmak sözcüğünü ele alalım. Çıkarmak/çıkartmak/çıkarsamak sözcük grubuna karşılık olan Osmanlıca kelimelerin bazıları, yaklaşık İngilizce karşılıklarıyla birlikte, şunlardır: ihraç (evict), istihraç, istihlas, i’tisar (extract), azl, tard (expel, discharge), istintaç, istidlal (deduce, infer), ıskat (exclude), tarh (deduct, subtract), neşr, ısdar (issue), ifrağ, ifraz (excrete), istifrağ (vomit), istinbat (derive), hazf (delete, elide), hal’ (undress, remove, dismantle), i’la, ref’ (elevate). Bu listeye, daha, diş çıkarmak, hır çıkarmak, şapka çıkarmak, cıcığını çıkarmak gibi deyim şeklindeki kullanımlar dahil değildir. Birbirine iyice yakın anlamdaki karşılıklar arasında bile, türeyişten gelen nüans farkları vardır: istihraç, bir şeyi içeriden dışarı çıkarmayı; istihlas, bağlı olduğu yerden kurtarmayı; i’tisar, suyunu sıkıp çıkarmayı ima eder. İstintaçta neticeye varmak, istidlalde bir delilden yola çıkmak anlamları gizlidir. İfrağ ile istifrağ, ihraç ile istihraç arasındaki çaba ve derece farkını, İngilizce gibi olağanüstü zengin bir dil bile neredeyse ifade etmekten acizdir. Yeni Türkçe’deki saldırı/saldırmak deyimi, Osmanlıca’da birbirinden net bir biçimde ayrılan en az beş kavramın karşılığıdır: hücum (assault, charge), taarruz (offensive), tecavüz (violation, transgression), tasallut (molestation) ve taaddi (aggression). Benzer listeler, sayısız örnekte (amaç/erek, bağlı/bağımlı, belirlemek, dayanmak/dayandırmak, doğurmak, dönüşmek, gerekmek, karşılık, kaynak, sonuç, uyarlamak, uygulamak...) tekrarlanabilir. Soyut kavramlar alanında Arapçanın sağladığı olağanüstü zenginliğe karşılık, insani duyarlıklar ve betimleyici sıfatlar alanında Farsçanın dile getirdiği renkler de (perişan, mendebur, pejmürde...), üzerinde durulması gereken bir başka alandır. Öyle görülüyor ki Türk toplumunun son 60-70 yılda yazı dili alanında yaşadığı gerileme, örneğin müzik, mimari, şehircilik ve yemek alanlarındaki, çok yakından tanıdığımız fakirleşme ve yozlaşmadan daha hafif olmamıştır. Dildeki fakirleşmeyi ötekilerden bir bakıma daha korkunç ve anlaşılmaz kılan şey ise, bunun, devlet eliyle icra edilmiş ve Türk aydınlarının büyük bir kısmının şiddetli coşku ve tezahüratı arasında gerçekleşmiş bulunmasıdır.

siruss 09.07.24 13:12

Alıntı:

JustMention Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624130)
Sanırsam bu sorunun cevabı evet,güzel kardeşim.Atatürk müslüman değildi.

1)[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

2) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Ben şunu anlayamiyorum. Atatürk'ün kendi ağzından bizzat ben müslüman değilim. Diye bir beyanı oldu da mı kişiler Atatürk müslüman değildi diyebiliyorsunuz?

Atatürk yahudi Ermeni hristiyan olsaydı sizce işi gücü o zenginliği mülkü bırakıp Trablusgarp, adana, Muş, Bitlis, İstanbul Ankara koşturup dursun da ömrünü heba etsin.. açardı bir kuyumcu dükkanı, takılırdı boğaza nazır bir yerde..

Karamanoglu16 09.07.24 13:17

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624158)
Ben tarihe toptancı bir bakış açısıyla bakmam Osmanlı döneminin hataları ve sevapları olduğu gibi Cumhuriyet dönemininde aynı şekilde hataları ve sevapları vardır. Mühim olan objektif ve sağlıklı yorumlamak. Türkçe yazı dilinin dil devriminden bu yana katastrofal bir fakirleşme içine girdiği, Osmanlı Türkçesine az çok aşina olan herkesin bildiği bir gerçektir. Fakirleşmenin objektif boyutlarını nasıl saptayabiliriz? Sözlükler bu konuda ipucu sağlayabilir. Örneğin Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Sözlük’ü, yaklaşık 60,000 madde başlığı içermektedir. Bunlar, 20. yüzyıl başlarında kültürlü bir Türkün kelime hazinesine dahil oldukları halde bugünkü Türkçe kullanımdan hemen hemen bütünüyle düşmüş olan sözcük ve terkiplerdir. Daha eski divan edebiyatının uç örneklerine sözlükte genellikle yer verilmemiştir; örneğin Nefi’nin bir kasidesinde, şahsen yabancısı olduğum sekiz deyimden üçünü sözlükte bulmak mümkün olmamıştır. Ayrıca -li, -siz, -lik, -lenmek, -leşmek gibi sontakılı kelimeler ile, bayraktar, emektar gibi, Türkçe köklerden Farsça ve Arapça kurallarla türetilmiş kelimeler de sözlükte yoktur. Arapça ve Farsça dışında, örneğin Türkçe veya Rumca, İtalyanca, Slavca gibi köklerden türeyip, yazı dilinden çok konuşma diline ait olan ve bugün unutulmuş bulunan kelimelere de sözlükte rastlanmamaktadır. Buna karşılık Ali Püsküllüoğlu’nun Öztürk’çe Sözlük ’ünün 1975’te yapılan dördüncü (Türk Dil Kurumu’nun hizmetlerine son verilmesinden önceki son) baskısının içerdiği kelime sayısı 4,600’dür. Bu sayıya, sabuklama, sağgörü, sağgörülü, sağgörüsüz, sağgörüsüzlük, sağın, sağistem ve benzerleri dahildir. Sözlüğün sunuş yazısında TDK başkanı Prof. Dr. Ömer Asım Aksoy, şu hususları, gerçek bir iftihar üslubuyla okurların dikkatine sunmaktadır: dil devrimin başlatıldığı 1932’den 1970’lere kadar 6500 yeni sözcük yaratılmıştır; bunlardan “tutan” ve Türk diline mal olanlar bu sözlükte yer almaktadır. Yeni türetilmiş sözcükler, Prof. Aksoy’a göre, günümüzde Türkçe genel kullanımda bulunan toplam 28,000 sözcüğün sevindirici bir oranını temsil etmektedirler. Devellioğlu ve Aksoy’un verilerini aynen kabul eder ve Püsküllüoğlu’nun toplamından, sözlükte gereksiz bir yer kaplayan 1,500 kadar sontakılı türevi çıkarırsak, dil devriminin sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz: Türk dilinden yaklaşık 60,000 kelime atılmış, yerine 3,100 kadar yeni kelime (atılanın % 5’i) konmuştur. Yüzyıl başında kültür dilinde bulunan 83,400 civarında kelime (60,000 atılan artı 23,400 kalan) yerine, bugünkü yazı Türkçesi en çok 26,500 kelimeye sahiptir. Bir başka deyimle, Türkçe yazı dili en az %68.2 oranında fakirleşmiştir. Fakirleşmenin örnekleri, özellikle soyut kavram ve sözcükler alanında son derece belirgindir. Yeni Türkçede kullanılan geniş kapsamlı soyut sözcüklerin hemen hemen her biri için, Osmanlıcada, çoğu eşanlamlı olmayan, yani her biri farklı bir kavramı, nüansı veya mantıksal ilişkiyi ifade eden beş ila yirmi sözcük bulmak mümkündür. İngilizce, Almanca, Latince, Rusça veya benzeri bir kültür dilini tanıyanlar için bu ayrımların değerini kavramak güç değildir; yalnızca yeni Türkçe ile eğitim görmüş bir kimse ise, sanırız, bu konulara yabancı kalmak zorundadır. Gelişigüzel bir kelimeyi, örneğin bir önceki paragrafta geçen çıkarmak sözcüğünü ele alalım. Çıkarmak/çıkartmak/çıkarsamak sözcük grubuna karşılık olan Osmanlıca kelimelerin bazıları, yaklaşık İngilizce karşılıklarıyla birlikte, şunlardır: ihraç (evict), istihraç, istihlas, i’tisar (extract), azl, tard (expel, discharge), istintaç, istidlal (deduce, infer), ıskat (exclude), tarh (deduct, subtract), neşr, ısdar (issue), ifrağ, ifraz (excrete), istifrağ (vomit), istinbat (derive), hazf (delete, elide), hal’ (undress, remove, dismantle), i’la, ref’ (elevate). Bu listeye, daha, diş çıkarmak, hır çıkarmak, şapka çıkarmak, cıcığını çıkarmak gibi deyim şeklindeki kullanımlar dahil değildir. Birbirine iyice yakın anlamdaki karşılıklar arasında bile, türeyişten gelen nüans farkları vardır: istihraç, bir şeyi içeriden dışarı çıkarmayı; istihlas, bağlı olduğu yerden kurtarmayı; i’tisar, suyunu sıkıp çıkarmayı ima eder. İstintaçta neticeye varmak, istidlalde bir delilden yola çıkmak anlamları gizlidir. İfrağ ile istifrağ, ihraç ile istihraç arasındaki çaba ve derece farkını, İngilizce gibi olağanüstü zengin bir dil bile neredeyse ifade etmekten acizdir. Yeni Türkçe’deki saldırı/saldırmak deyimi, Osmanlıca’da birbirinden net bir biçimde ayrılan en az beş kavramın karşılığıdır: hücum (assault, charge), taarruz (offensive), tecavüz (violation, transgression), tasallut (molestation) ve taaddi (aggression). Benzer listeler, sayısız örnekte (amaç/erek, bağlı/bağımlı, belirlemek, dayanmak/dayandırmak, doğurmak, dönüşmek, gerekmek, karşılık, kaynak, sonuç, uyarlamak, uygulamak...) tekrarlanabilir. Soyut kavramlar alanında Arapçanın sağladığı olağanüstü zenginliğe karşılık, insani duyarlıklar ve betimleyici sıfatlar alanında Farsçanın dile getirdiği renkler de (perişan, mendebur, pejmürde...), üzerinde durulması gereken bir başka alandır. Öyle görülüyor ki Türk toplumunun son 60-70 yılda yazı dili alanında yaşadığı gerileme, örneğin müzik, mimari, şehircilik ve yemek alanlarındaki, çok yakından tanıdığımız fakirleşme ve yozlaşmadan daha hafif olmamıştır. Dildeki fakirleşmeyi ötekilerden bir bakıma daha korkunç ve anlaşılmaz kılan şey ise, bunun, devlet eliyle icra edilmiş ve Türk aydınlarının büyük bir kısmının şiddetli coşku ve tezahüratı arasında gerçekleşmiş bulunmasıdır.

böyle bir konu için Geniş bir tarihi ele almak lazım ki Dilden bahsediyorsak mühim bir mesele çünkü şunu sorgulatır bu Türkçe kelimelerin Osmanlı'nın son dönemlerinde artışın sebebi nedir ? Bir Türk Dil ve Tarih kurumu'mu açıldı ? Büyük bir Dil çalışması mı oldu ? tabii ki hayır keza Osmanlı'nın geneline baktığımızda Türklere verilen değer zaten ortada keza Abdulhamid beni indirenlerin arasında 1 tane bile Türk yoktu demiştir fakat kadronun geneline bkatığımızda ilk dikkatimizi çeken Harbiye Nazırı Enver Paşa ve kendisi Kırım Türk'ü ve daihl Şevket Paşa ve niceleri

Cazgircinx 09.07.24 13:22

Alıntı:

siruss Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624159)
Ben şunu anlayamiyorum. Atatürk'ün kendi ağzından bizzat ben müslüman değilim. Diye bir beyanı oldu da mı kişiler Atatürk müslüman değildi diyebiliyorsunuz?

Atatürk yahudi Ermeni hristiyan olsaydı sizce işi gücü o zenginliği mülkü bırakıp Trablusgarp, adana, Muş, Bitlis, İstanbul Ankara koşturup dursun da ömrünü heba etsin.. açardı bir kuyumcu dükkanı, takılırdı boğaza nazır bir yerde..

Allah razı olsun Sirius kardeşim.
Atatürk kurtuluş savaşı oncesi gece bir camiye gitti sabaha kadar camide kaldı yanınada kimseyi almadi. Ve sabah camiden çıkınca yanındaki askeri dediki hamd olsun Allaha bu savaş kazandık dedi.
Ve savaşa gittiler ve savaşı dediği gibi kazandılar subhanallah. Atatürk aziz sehit ve gazilerle gevurla mücadele verirken. Siyonistlerin kurdugu tarikatlarda ülkeyi icten bozgunculuğa başlamıştı.
Ataturkun şöyle bir duası var : Allah’ım icimizde siyonistler dışarı da düşman askerleri var bu zor durumdan selametle cikmayi nasib eyle Allah’ım diye aglaya ağlaya niyazı var. Bu kitaplarda yazmaz keşif olarak istihare sonucu olan bir durum..

Icteki siyonistlerde kim bozulmuş yahudilere hizmet eden bazı tarikatlar var. Kim olduklarını yapmaya gerek yok bilen biliyor milleti şirk batagina sokuyorlar...

Yusufiyeli 09.07.24 13:37

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624161)
böyle bir konu için Geniş bir tarihi ele almak lazım ki Dilden bahsediyorsak mühim bir mesele çünkü şunu sorgulatır bu Türkçe kelimelerin Osmanlı'nın son dönemlerinde artışın sebebi nedir ? Bir Türk Dil ve Tarih kurumu'mu açıldı ? Büyük bir Dil çalışması mı oldu ? tabii ki hayır keza Osmanlı'nın geneline baktığımızda Türklere verilen değer zaten ortada keza Abdulhamid beni indirenlerin arasında 1 tane bile Türk yoktu demiştir fakat kadronun geneline bkatığımızda ilk dikkatimizi çeken Harbiye Nazırı Enver Paşa ve kendisi Kırım Türk'ü ve daihl Şevket Paşa ve niceleri

Başta ifade ettim dikkat etmedin her halde rahmetli Necmettin Hacıeminoğlu tahminim 1978 yılydı Trabzon Ülkü ocaklarında Harf inkılabının yanlışlığından bahsetti ve örneklemeler yaptı ilk zihnime o zaman takıldı ve araştırdım. Ayrıca bugünkü Türk Milliyetçiliği paradigmalarıyla Osmanlıyı sorgulamak bizi hataya sevk eder. Osmanlıda son zamanlarda üç görüş ortaya çıkmıştır. ‘’Osmanlıcılık’’, ‘’İslamcılık ‘’ ve ‘’Türkçülük’’ ‘’Osmanlıcılık’’ görüşü 1912 Balkan savaşı ile pratiğini kaybetti ‘’İslamcılık’’ görüşü ise Arap kıyamı ile pratiğini kay betti geriye pratiğe uygun ‘’milliyetçilik’’ görüşü kuvveden fiiliyata geçti tekrar konumuza gelirsek 1920’lerden bu yana Türkiye’de okuryazarlık oranının artmış olduğu doğrudur. Ancak artışı etkileyen faktörler o kadar çok ve çeşitlidir ki, Latin alfabesinin kabulünün bu sonuçta oynadığı rolü kestiremeyiz. Çeşitli dönemlerde uygulanan okuma-yazma kampanyalarının yanı sıra, örneğin mecburi ilköğretim, mecburi askerlik, köylere yol ve okul yapılması, gelişen para ekonomisi, artan sosyal hareketlilik gibi faktörler bu çerçevede sayılabilir. Milli bir seferberlik olarak benimsenen ve olağanüstü bir ısrarla sürdürülen okuryazarlık kampanyasına rağmen, 1927-35 arasında yeni okuma-yazma öğrenenler resmi rakamlara göre Türkiye nüfusunun sadece % 10.3’ünü (1927’de okuryazar olmayan nüfusun % 11.2’sini) bulmuştur. Oysa, örneğin 1960-70 yılları arasında okuryazar sayısındaki artış, toplam nüfusun %27.2’si ve 1960’ta okuryazar olmayan nüfusun %40.1’idir. Bu rakamlar, okuryazarlık artışında belirleyici olan faktörün harf devrimi olmadığını düşündürmektedir. Harf devrimini izleyen yıllarda gazete satışlarında görülen ve yaklaşık yirmi yıl boyunca telafi edilemeyen düşüş ise, harf devriminin, okuryazarlık oranını artırmak şöyle dursun, azaltmış olabileceği ihtimalini akla getirmektedir.

JustMention 09.07.24 13:39

Alıntı:

siruss Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624159)
Ben şunu anlayamiyorum. Atatürk'ün kendi ağzından bizzat ben müslüman değilim. Diye bir beyanı oldu da mı kişiler Atatürk müslüman değildi diyebiliyorsunuz?

Atatürk yahudi Ermeni hristiyan olsaydı sizce işi gücü o zenginliği mülkü bırakıp Trablusgarp, adana, Muş, Bitlis, İstanbul Ankara koşturup dursun da ömrünü heba etsin.. açardı bir kuyumcu dükkanı, takılırdı boğaza nazır bir yerde..

Güzel kardeşim,kuranı kerim için gökten indiği sanılan kitap diyor müslüman olmaması için daha ne demesini bekliyosunuz ki ? Netenyahuda ben müslüman değilim demiyor ama yaptığı işlerden müslüman olmadığı anlaşılıyor.Örneğin Ümit Özdağ bir etki ajanı ülkemizde faaliyet gösteriyor seçime yakın soluğu camide alır abdulhamidin soyundan geldiğini iddia eder.Sonra tekrar laikliği savunur yani sizin sandığınız gibi işler dükkan açmakla falan olmuyor insanlar sizin sandığınız gibi kalbi temiz niyeti iyi değil.Bir milleti asimilasyona uğratıp gerçeklerin üstünü kapatmak için var gücüyle çalışan sufli insanlar çok var.Burada tek tek isim isim sayıp amaçlarının ne olduğunu anlatabilirdim ama o kadar zamanım yok ve çok usandım hatta şeriatçılar olarak çok usandık dilimizde tüy bitti güzel kardeşim durum bu şekilde yani.

Yusufiyeli 09.07.24 13:57

Alıntı:

JustMention Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624164)
Güzel kardeşim,kuranı kerim için gökten indiği sanılan kitap diyor müslüman olmaması için daha ne demesini bekliyosunuz ki ? Netenyahuda ben müslüman değilim demiyor ama yaptığı işlerden müslüman olmadığı anlaşılıyor.Örneğin Ümit Özdağ bir etki ajanı ülkemizde faaliyet gösteriyor seçime yakın soluğu camide alır abdulhamidin soyundan geldiğini iddia eder.Sonra tekrar laikliği savunur yani sizin sandığınız gibi işler dükkan açmakla falan olmuyor insanlar sizin sandığınız gibi kalbi temiz niyeti iyi değil.Bir milleti asimilasyona uğratıp gerçeklerin üstünü kapatmak için var gücüyle çalışan sufli insanlar çok var.Burada tek tek isim isim sayıp amaçlarının ne olduğunu anlatabilirdim ama o kadar zamanım yok ve çok usandım hatta şeriatçılar olarak çok usandık dilimizde tüy bitti güzel kardeşim durum bu şekilde yani.

Yakup Cemil’in Babiali baskınında öldürdüğü Harbiye Nazırı Nazım paşa Asker kaçaklarının miskinlerin temerküz ettiği medreselerde bulunanlar için bakalım gerçekten dini terakki için mi burada bulunuyorlar diyerek basit bir ilmihal imtihanı yapmak istemiş ona bile karşı çıkmışlar kıyam etmişler ‘’Osmanlı Türklerinde ilim’’ adlı kitabında Adnan Adıvar bir zamanlar Orhun ve İznik medreselerinde zamanın ilminin fevkiinde ilim verildiğini daha sonra medrese mensupları askerlikten muaf tutulduğu için medreselerin nasıl asker kaçaklarının temerküz merkezlerine tebeddül ettiğini çarpıcı bir şekilde anlatır. Medreseler bu halleriyle kapatılmasalar da zaten kendilerini münfesih kılmışlardır. Ümit Özdağ tespitin doğruya yakın İsrail bağlantısını tetkik etmek lazım. Ben Atatürk’ün dinsiz olmadığına inanıyorum. Atatürk’ün inandığı İslam diniyle çağdaşlaşmayı ve modernleşmeyi aynı doğrultuda kabul etmeyenler “ya dinsizlik ya Atatürkçülük” diyerek gereksiz ve saçma bir tercih durumunu ortaya atarlar. Oysa onun, dinden ve peygamberden verdiği örnekler böyle bir zıtlığın olmadığını aksine dine daha fazla sarılarak gelişmenin ve modernleşmenin de mümkün olabileceğini belirtmektedir. “Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, yüzyıllardır ihmal edilmiş. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (yorumlar, boş inançlar) binayı daha fazla hırpalamış.” Dinin gerekleri içerisinde çalışmanın ve yaşamını bilimin aydınlık yolunda sürdürmenin gerekliliğini bakın nasıl belirtiyor. “Allah’ın emri çok çalışmaktır. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre ilim ve fende her türlü medeni buluştan azami derecede yararlanmak zorunludur. Bizim dinimiz milletimize hakir (kötü), miskin (zavallı) ve rezil (aşağı) olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor.” (Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s.102.8 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:II, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yay. 1952, s.91.)

ilginch 09.07.24 14:02

Net olan bir şey var: Yakın tarih diye anlatılan her şey palavradır.

imas 09.07.24 14:06

Alıntı:

siruss Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624159)
Ben şunu anlayamiyorum. Atatürk'ün kendi ağzından bizzat ben müslüman değilim. Diye bir beyanı oldu da mı kişiler Atatürk müslüman değildi diyebiliyorsunuz?

Atatürk yahudi Ermeni hristiyan olsaydı sizce işi gücü o zenginliği mülkü bırakıp Trablusgarp, adana, Muş, Bitlis, İstanbul Ankara koşturup dursun da ömrünü heba etsin.. açardı bir kuyumcu dükkanı, takılırdı boğaza nazır bir yerde..

agizdan ben müslum değilum demeye gerek yok, kuranin ahkamini inkar eden dinden çıkar,
gökten indiği varsayilan kitapla ulke yönetilmez, yada arap oglunun getirdigi yaftalar la yönetim olmaz demek, dinden cikmaya yeterlir

trhakan 09.07.24 14:14

HATALAR:

1. Eski alfabe yabancı dil, yeni alfabe yerli dil olarak eğitime yön verilebilirdi.
2. Padişahlık sadece simgesel devam edip hükümsüz bir sembol kalabilirdi
3. Halifelik padişahlık gibi simgesel bırakılabilirdi.
4. Tekke ve zaviyeler yerine kurulan eğitim kurumlarında imparatorluğun birikimleri yeni yazıya dönüştürülerek eğitime devam edebilirdi

daha çok var da yani tapınma derecesine getiren tayyipçiler gibi kemalistlerde hatasız bir imaj çizmekten vaz geçmeliler.
Herkesin hatası olabilir mantığı ile işlenmeli ve irdelenmeliydi neyse olmuş bitmiş bu saat bunları konuşmak için geç kalınmış saattir.

Teyrebaz 09.07.24 14:20

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624141)
İlk Linkin sorularını cevaplıyaıym
1-) Osmanlı'da zaten Şeriat yoktu bunu nerden öğreniyorsunuz bilmiyorum ama hala öğrenemediğinize şaşarım

2-) Hilafete zaten cevap gelmemişti 1. dünya savaşında hatta karşı Savaş çağrısına yanıt verilmişti ki 1. dünya savaşı sonrası halimiz belli

3-) Bu Şapka meselesi gerçekten ilk cevap gibi artık cevaplanması gereksiz bir soru

4-) Hacı Hoca asılması kesinlikle doğru Ancak asılanlar kime göre hacı ve hoca ? Nice Hacıların koynundan Haç'ı çıktı

5-) Atatürk döneminde yapılan cami Tüm Osmanlı dönemi yapılan cami sayısından daha fazladır

6-) Cumhuriyetin o döneminde Fevzi Çakmak (Tarikatlar ve cemaatler, Haçlıların Anadolu’da kurdukları ileri karakollardır) sözünü kullanmıştır bunu sözü kullanan Fevzi Paşa gibi biri

7-) Ezan asli lisansıyla okunmadı doğru bunun birçok nedeni var Halkın cehalet içinde olması o dönem Sadece Atatürk'ün değil neredeyse Anadolunun tamamında olan 1. dünya savaşı nedeni ile Arap karşıtlığı

8-) Avrupa şartlarına dönülmesi gayet olağan birşey geri kalmış bir toplumu kimse ele almaz

9-) Bu zaten saçmalık Eşi bile çarşaflıydı kim uyduruyor lan bunları

10-) Buna kimsenin Karışabileceğini zannetmiyorum bugün katılmayan ülke gösterir misin?

11-) Kendi dönemi içinde Türklerin sembolü Bozkurt Hannibal Heykeli gibi heykeller de diktirmiştir ki Bu hem Türk hem Asker olarak gayet anlaşılabilir ve kimseninde gidip heykele taptığını görmedim varsa o kendi aklı sorunlarından kaynaklanır

12-) Bizzat kendi Elmalılı Hamdi Yazır'a Türkçe meal yaptırdı Halk anlasın diye ve ücretsiz dağıtım yaptı anadoluda haklısın Yunan yasaklatırdı

13-) Yerli kültürün olarak ne vardı ? buğday bile Amerikadan gelirken hangi yerli kültürden bashediyorsun ? Türkler 2. sınıf insan muamelesi görürken hangi kültürden söz edebilriz ?

14-) Doğru Laikliği getirdi Kalkan şey Şeriat değil töre hükmüydü

15-) bugünde yapılması gerektiğini düşünüyorum keza kapısını yiyen bir milletimiz var bunun sorgulanması bile yasaklanmalı

16-) Hangi gerçek tarih ?

17-) evet tahminimce bahsettiğin Yahudi bilim adamları ve sebataycılar ama gereksiz bir düşünce Amerikanın bu Yahudi bilim adamları sayesidne geldiği durum aşikar

18-) Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için gerkeli adımlar atılmıştır bugünün Anadolu insanı bunu hala anlayamamış olması üzücü keza Anadolu insanı gerçekten cahil kimseler Allahın Oku diye emrettiği halde okumaması tarihi eserlere yapılan saygısızlıklar her geçen gün artan suç haberleri bunun kanıtıdır

2. başlığına gelicek olursak

1-) Osmanlı Arap alfabesini kullanmasına rağmen o dönemde yaşamış bir anadolu insanı olsaydın ne okur ne de yazardın kaldı ki Türkçeye uygun bir alfabe değil sesli harfler yüzünden ve Türkyiede çok kişi Kuran'ı Latin harflerle okuyor bu günah mı ?

2-) Osmanlı arşivi olayı ise osmanlı döneminde bile okuyacak 1 kişi bile bulunamamıştı bunu geçelim isteyen Belgelere bakabilir bunun için Orta doğuda bile ferman çıkardılar ama okuyacak adam yoktu okuyabilecek adam yoktu demek daha doğru olur

3-) Harf inkilabı bu millete yapılmış en doğru şeydir o dönem Araplar ileride olsaydı senin söylediğini söylerim fakat değillerdi hala da değiller



o tahmin etmiyor konuşmalarında kesin bir netlikle konuşuyor keza bir videosunda Türkiye Amerikanın mandası olmalı Hilafete liderlik yapmalı diyordu bu şaka filan olmalı dğeil mi ?

Osmanlı da şeriat yokmuydu ? Bu yazdıklarının kaynağı neresi merak ettim. Ben Kur'an'ı kerime göre yönetildiğini biliyorum

Karamanoglu16 09.07.24 14:22

Alıntı:

Teyrebaz Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624173)
Osmanlı da şeriat yokmuydu ? Bu yazdıklarının kaynağı neresi merak ettim. Ben Kur'an'ı kerime göre yönetildiğini biliyorum

Şeriatla yönetilen bir ülkede genelevler, oğlancılık, alkol tüketimi, esrar tüketimi ve dahası olabilir miydi ?

trhakan 09.07.24 14:31

Alıntı:

Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624176)
Şeriatla yönetilen bir ülkede genelevler, oğlancılık, alkol tüketimi, esrar tüketimi ve dahası olabilir miydi ?

O saydığın unsurlar birçok milletin iç içe yaşadığı toplumlarda önlenemez. Bunun da dinimizle çok alakası yok yada osmanlının şer-i hükümlerle yönetilmesi ile.

siruss 09.07.24 14:32

Alıntı:

JustMention Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624164)
Güzel kardeşim,kuranı kerim için gökten indiği sanılan kitap diyor müslüman olmaması için daha ne demesini bekliyosunuz ki ? Netenyahuda ben müslüman değilim demiyor ama yaptığı işlerden müslüman olmadığı anlaşılıyor.Örneğin Ümit Özdağ bir etki ajanı ülkemizde faaliyet gösteriyor seçime yakın soluğu camide alır abdulhamidin soyundan geldiğini iddia eder.Sonra tekrar laikliği savunur yani sizin sandığınız gibi işler dükkan açmakla falan olmuyor insanlar sizin sandığınız gibi kalbi temiz niyeti iyi değil.Bir milleti asimilasyona uğratıp gerçeklerin üstünü kapatmak için var gücüyle çalışan sufli insanlar çok var.Burada tek tek isim isim sayıp amaçlarının ne olduğunu anlatabilirdim ama o kadar zamanım yok ve çok usandım hatta şeriatçılar olarak çok usandık dilimizde tüy bitti güzel kardeşim durum bu şekilde yani.

Meclis konuşmasında "gökten indiği sanılan kitaplarin dogmalari" olarak bir ifade geçiyor. Burada Kur'an'ı Kerim e atıfta bulunmuyor. Konuşmanın devamında partinin temellerinin sosyal hayattan ve yaşamdan aldığına dair açıklamaları ile anlatmaya çalışılıyor. Ama tabi aradan bir cümleyi cimbizlayip farklı bir dusunceye yorulursa ki bu cümlede gerçekten tartışmaya ucu acik ise ortaya bir çok doğru gerçek bilinmeden soylemler çıkıyor.

Ben dükkan ornegini o dönemin şartları için söylemiştim. O donemlerde Müslüman olmayanların yapabilecegi meslek dalları cifcilik veya esnafliktir. Gayri müslimlerin büyük kısmı da esnaf idi. Zibilyon tane savaşa giren Osmanlı'da ve sonrasındaki savaşlarda kaç tane gayri muslim bu ülke için savaştı? Yok değil, ama sayi olarak müslümanlara göre oldukça azdır. Lütfen bir olayı veya bir sözü irdelerken dönemin kosullarini ve şartlarını göz önünde bulundurarak değerlendirin.
Ama illaki ben gunumuze uyarlarim diyorsaniz; benzerini de şuan Kuranı Kerim ayetleri ile yapiyolar. Ayetin tamamini değil de bir kısmını alıp meal tefsir okumadan direkt Türkçe karşılığını bulup kendi fikrine uygun yorunlayanlarda çıkıyor karşımıza..

İki husus da doğru değil. Ayrıca konunun Ümit Özdağ vs bı alakası yok örnek verirken direkt zati hedef almak da konuyu saptiriyor ( kendisini tanımıyorum yaptıkları hakkında bilgim yok savunduğumu düşünmeyin genel konuşuyorum)

Ayrıca olmuş kişinin gaybindan konusmak ne derece doğru? Hele ki mensup olduğu dini sorgulamak? Belki de kıldığı namazları, kurtardığı canları Allah a şükrünü dünya aleme yansıtmadan özünde yaşamış olabileceğini kim bilebilir? Kişinin kalbindeki imanıni Allah sevgisini saptamayi hangi kul becerebilir?

Düşünün, öyle bir dönem ki peygamber efendimiz sırf Arap diye Arap milliyetçiliği empoze edilmeye çalışmış, öyle bir dönem ki Araplar sirtmizdan vurmuş, öyle bir dönemki dört yanın işgal altında kim dost kim düşman belli değil, öyle bir dönemki ajanlar bile beş vakit namaz kılıyor hem de yanlizken bile..

Tüm bu ahval altında bir adam vatanı kurtarip bir Turkuz demeye ordakileri ve soylarının devamını garanti altına almaya çalışıyor..

Bence olaya biraz geniş bakın. Tek bir pencereden değil.

siruss 09.07.24 14:39

Alıntı:

Teyrebaz Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624173)
Osmanlı da şeriat yokmuydu ? Bu yazdıklarının kaynağı neresi merak ettim. Ben Kur'an'ı kerime göre yönetildiğini biliyorum

Hocam Osmanlıda şeriat hem vardı hem de yoktu. Osmanlı kozmopolit bir yapıdaki halka sahipti. Ve herkese özgürlük tanimisti. Bu nedenle herkes şeriata göre yonetilmiyordu. Eğer kişi muslumansa musluman kanunlarına göre yani seriata göre yonetiliyordu. Ama burda da eski Turk torelerine ait hükümler de mevcuttu. Yahudi bir tebaa ise kendi dininin kanunlarına göre yönetiliyordu keza Hıristiyanlıkda da aynı durum söz konusuydu. Osmanlı'nın son zamanlarında ise bu ayrım ciddi şekilde farklılaşmaya başlamıştı. Tüm bu şartlar altında Osmanlı şeriatla yönetilen bir devlettir demek ne tam doğru ne de tam yanlış olabilir..

siruss 09.07.24 14:59

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624171)
HATALAR:

1. Eski alfabe yabancı dil, yeni alfabe yerli dil olarak eğitime yön verilebilirdi.
2. Padişahlık sadece simgesel devam edip hükümsüz bir sembol kalabilirdi
3. Halifelik padişahlık gibi simgesel bırakılabilirdi.
4. Tekke ve zaviyeler yerine kurulan eğitim kurumlarında imparatorluğun birikimleri yeni yazıya dönüştürülerek eğitime devam edebilirdi

daha çok var da yani tapınma derecesine getiren tayyipçiler gibi kemalistlerde hatasız bir imaj çizmekten vaz geçmeliler.
Herkesin hatası olabilir mantığı ile işlenmeli ve irdelenmeliydi neyse olmuş bitmiş bu saat bunları konuşmak için geç kalınmış saattir.

Sizin aklınıza gelen onların aklına gelmedi mi saniyorsunuz?
Osmanlı'nın son dönemlerine bakin. Hep ikiliklerle dolu. Medrese yanı sıra batı tarzı eğitim kurumları. Mahkemeler hem şerri hem batı tarzı. Kanunlar yönetim sistemleri hep ikilikli. Bu şekilde devam etseydi ki etti de çatışmalarla dolu bir iç yönetim, sürekli padişah değişimi ve sonu koskoca bir hanedanligin sonu oldu.. o nedenle sert ve keskin bir şekilde tek bir çatı altında bazı birimlerin toplanıp nizama girmesi gerekliydi.
İlk başta yine padişahlık keza halifelik simgesel bırakıldı. Zira bakarsanız halifeliğin kaldırilmasi çok sonradır. Çünkü bu hem büyük bir güç doğru kullanılırsa hem de büyük bir risk idi. Ki bu risk alınarak halifelik hemen kaldırılmadi. Ne zaman bakildi ki simgesel olarak kalmıyor, kendi kafalarina göre yazismalar sözler vaadler veriliyor. O zaman kaldırıldı..

Tekke ve zaviyeler de ise iş biraz devlete birazda kişilere yuklenilmeli. Çoğu tekke ve zaviye zaten başlı başına matbaayı bile kabul etmiyordu gavur icadı diye. Eski eserlerdeki osmanli alfabesine matbaya uyarlamakta teknik açıdan oldukça zor. İmkansız demiyorum. Ama zor emek gerektiren bir iş. Latin alfabesine gecilmesinij başka bir nedeni de bu. Matbaya uyumlulugun kolay olması. Daha çok kitap basımı, daha çok ilim yayılması vs. Bu nedenle Latin harfi kabulüyle hemen okuma yazma artmamistir. Ama ilimin yayilmasi gelişmelerin yayılması artmıştır.

Daha önce de söyledim. Geniş açıdan sanki o dönemde yaşıyormuş gibi düşünüp farklı farklı pencerelerden de olaya bakmak gerekir...

trhakan 09.07.24 15:10

Alıntı:

siruss Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624183)
Sizin aklınıza gelen onların aklına gelmedi mi saniyorsunuz?
Osmanlı'nın son dönemlerine bakin. Hep ikiliklerle dolu. Medrese yanı sıra batı tarzı eğitim kurumları. Mahkemeler hem şerri hem batı tarzı. Kanunlar yönetim sistemleri hep ikilikli. Bu şekilde devam etseydi ki etti de çatışmalarla dolu bir iç yönetim, sürekli padişah değişimi ve sonu koskoca bir hanedanligin sonu oldu.. o nedenle sert ve keskin bir şekilde tek bir çatı altında bazı birimlerin toplanıp nizama girmesi gerekliydi.
İlk başta yine padişahlık keza halifelik simgesel bırakıldı. Zira bakarsanız halifeliğin kaldırilmasi çok sonradır. Çünkü bu hem büyük bir güç doğru kullanılırsa hem de büyük bir risk idi. Ki bu risk alınarak halifelik hemen kaldırılmadi. Ne zaman bakildi ki simgesel olarak kalmıyor, kendi kafalarina göre yazismalar sözler vaadler veriliyor. O zaman kaldırıldı..

Tekke ve zaviyeler de ise iş biraz devlete birazda kişilere yuklenilmeli. Çoğu tekke ve zaviye zaten başlı başına matbaayı bile kabul etmiyordu gavur icadı diye. Eski eserlerdeki osmanli alfabesine matbaya uyarlamakta teknik açıdan oldukça zor. İmkansız demiyorum. Ama zor emek gerektiren bir iş. Latin alfabesine gecilmesinij başka bir nedeni de bu. Matbaya uyumlulugun kolay olması. Daha çok kitap basımı, daha çok ilim yayılması vs. Bu nedenle Latin harfi kabulüyle hemen okuma yazma artmamistir. Ama ilimin yayilmasi gelişmelerin yayılması artmıştır.

Daha önce de söyledim. Geniş açıdan sanki o dönemde yaşıyormuş gibi düşünüp farklı farklı pencerelerden de olaya bakmak gerekir...

@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]rüs Kardeşim anladım sen tarih okumadığımızı düşünüyorsun, saplantılı olduğumu sanıyorsun, tarih kitaplarının yazdıklarından bahsediyorsun bunları ben bilmiyor olabilirmiyim?.

-Eğitim de birlik birini yok ederek sağlanmaz ikisini içerecek şekilde tüm ihtiyaçları karşılayacak şekilde dizayn edilir.
-Yüz yılları alan bilim kitapları yok sayılıp Avrupanın kaynakları tek kaynak sayılamaz. En azından içinden elenerek yeni alfabetye uygun kadim kaynaklar kullanılabilir.
-örnek alddığımız Avrupadaki gibi hanedanlık devam ettirilir.
ve daha niceleri.

Tartışmak istemiyorum. Dayatmalarla yenilikler getirilirse bir gün mutlaka bu dayatmalardan kurtulunca bu tartışmalar yapılır. Eğer yapılan reformlar kalıcı olsun istersen toplumsal mütabakat sağlanmalıdır aksi halde yapılan reformlar dikta dayatmasıdır.

neyse sizin fikrinizi değiştirmek gibi bir donkişot tutumum yok benim ama tüm yenilikler çok daha farklı bir şekilde yapılabilirdi.

Karamanoglu16 09.07.24 15:16

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624187)
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]rüs Kardeşim anladım sen tarih okumadığımızı düşünüyorsun, saplantılı olduğumu sanıyorsun, tarih kitaplarının yazdıklarından bahsediyorsun bunları ben bilmiyor olabilirmiyim?.

-Eğitim de birlik birini yok ederek sağlanmaz ikisini içerecek şekilde tüm ihtiyaçları karşılayacak şekilde dizayn edilir.
-Yüz yılları alan bilim kitapları yok sayılıp Avrupanın kaynakları tek kaynak sayılamaz. En azından içinden elenerek yeni alfabetye uygun kadim kaynaklar kullanılabilir.
-örnek alddığımız Avrupadaki gibi hanedanlık devam ettirilir.
ve daha niceleri.

Tartışmak istemiyorum. Dayatmalarla yenilikler getirilirse bir gün mutlaka bu dayatmalardan kurtulunca bu tartışmalar yapılır. Eğer yapılan reformlar kalıcı olsun istersen toplumsal mütabakat sağlanmalıdır aksi halde yapılan reformlar dikta dayatmasıdır.

neyse sizin fikrinizi değiştirmek gibi bir donkişot tutumum yok benim ama tüm yenilikler çok daha farklı bir şekilde yapılabilirdi.

dostum hangi yüzyılları alan kitaplardan bahsediyorsun ? yahu o dönem ferman çıakrıldı ferman okuyabilen adam yok koskoca imparatorlukta adamlar ortadoğuya ferman çıkardı biri şunu okusun diye yok bilen yok hangi ilim kitaptan bahsediyorsun adamlar rasathane açıyor meleklerin bacaklarına bakıorlar diyip topa tutuyorlar böyle birşey oalbilri mi böyle bir mantık böyle bir düzen olabilir mi eee efendim sonra işte cumhuriyet kuruldu almanlar araba yaptı bilmem ne yaptı yahu alman arabayı 1886 da yaptı yahu adam motoru üretti üsütne arabayı yaptı imparatorluk ne yapıyor ? efendim işte matbaa şeytan icadı efendim şu şeytan icadı bu gavur icadı halka gelince halkın şu yüzyılda dahi ne kadar bilgili olduğu haberlerde sosyal medya da görülüyor

siruss 09.07.24 15:27

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 624187)
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]rüs Kardeşim anladım sen tarih okumadığımızı düşünüyorsun, saplantılı olduğumu sanıyorsun, tarih kitaplarının yazdıklarından bahsediyorsun bunları ben bilmiyor olabilirmiyim?.

-Eğitim de birlik birini yok ederek sağlanmaz ikisini içerecek şekilde tüm ihtiyaçları karşılayacak şekilde dizayn edilir.
-Yüz yılları alan bilim kitapları yok sayılıp Avrupanın kaynakları tek kaynak sayılamaz. En azından içinden elenerek yeni alfabetye uygun kadim kaynaklar kullanılabilir.
-örnek alddığımız Avrupadaki gibi hanedanlık devam ettirilir.
ve daha niceleri.

Tartışmak istemiyorum. Dayatmalarla yenilikler getirilirse bir gün mutlaka bu dayatmalardan kurtulunca bu tartışmalar yapılır. Eğer yapılan reformlar kalıcı olsun istersen toplumsal mütabakat sağlanmalıdır aksi halde yapılan reformlar dikta dayatmasıdır.

neyse sizin fikrinizi değiştirmek gibi bir donkişot tutumum yok benim ama tüm yenilikler çok daha farklı bir şekilde yapılabilirdi.

Ben sizin tarih okumadığınızi düşünmedim. Saplantilisiniz da demedim. Öyle de bir düşüncem olmadı. Olsaydı zaten aciklamayla uğraşmazdim. Zira bir şeyi yarım yamalak bilen bir kişiye ne anlatsaniz da fayda etmez, sizi tenzih ederek konuşuyorum lütfen yanlış anlamayın. Geniş açıdan bakın dememden kastım sizi yermek değil. Bazen nötr olup işin oluruna bakmak gerekiyor. O zamanki süreci gerçekten özümsemek gerekiyor. İnanın bu araştırmayla okumayla olan bir şey değil. Yani bu konu da sizi şahsi olarak eleştirmedim. Öyle anlasildiysa kusura bakmayın.

İkisini içerecek şekilde bir egitim modeli pek mümkün görülmüyor. En makulu eski tüm kaynakların hepsini Latin alfabesine uyarlayip o veriler ışığında bilimin ilerlemesini sağlamak olabilirdi. Sanırım istediğiniz de bu olabilir. Komple kendi geçmişini inkar eder gibi sırt çevirip batıya yönelmenin bilimsel açıdan doğru bulmuyorsunuz anladığım kadarıyla. Eskiden Osmanlı ilimde pir iken hatta daha öncesi de vardır. Sonradan batı bilimde çığır açtı. Belki bu yönelimin sebebi herneyse egitimde de batıyı örnek olmak da bundan olabilir. Çünkü hatırlarsanız Osmanlı bir ara yaşadığı sıkıntıların çözümünü bir dönem gecmiste aradı. " Biz eskiden iyiydik şimdi aynı konumda değiliz. Ozaman geçmişteki usullerimize bir bakıp eski düzeni sağlayalım" bu fikir tuttu mu? Malesef başarısız oldu. Ülke olarakta bireysel olarak da hep ileri bakmak gerekir.

Avrupa'da hala bile devam eden hanedanliklara bakarsanız sadece süs olarak duruyorlar. Herhangi bir resmi yazışmalari yok. Her hangi bir ülke yönetimde dış anlasmalarda hükümleri yok. Ama bizde öyle olmuyor malesef. O nedenle kaldırıldı.. kı zaten hanedanlıktan ( ordu, toprak, nam) eser kalmadı. Halifelikte ise sadece inan ve değer veren Türkler kaldı. Bizim halifemizi Arap camiası tanımadı.. Bir de Avrupa yönetim yapisi eskiden beri cumhuriyet yada benzeri rejimlere daha yakındır. Bilirsiniz bir konsül veya bir grup insan vardir. Bunlar kralın yaptilarini sorgular, yeri gelir bütçe çıkmaz savaşa vs. Osmanlı da böyle bir yönetim anlayisi yok. O yüzden onlardaki baş kaldiri ve isyan yada tabiyetlik olayı bizlerle aynı düzeyde değil. O sebebledir ki onlardaki tum reform hareketleri aşağıdan yukarı girmiştir. Ki olması gereken de budur. Bizde ise tam tersidir. Tepeden halka zorla yaptırılmıştır. Çünkü Türk yapısında yönetimi sorgulama, isyan pek hoş karşılanan yada yaygın bir durum değildir. Ama Avrupa'da bu çok yaygın.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:49.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148