![]() |
Keşfi açık olanlar Atatürk hakkında bilgi verebilir mi ?
Atatürk Latince alfabesi ni kılık kıyafet konunu dine düşman olmak için mi getirdi ?
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
fesli kadir tarihi yani gecmisi anlatir, gekecekle ilgili ne anlatti da her dedigi dogru cikiyor? |
Alıntı:
1)[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 2) [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Selanik’te bir Türk Mahallesi olan Kasımiye’de Müslüman bir Türk olarak dünyaya gelmiştir. Adı bile konurken Türk geleneklerine uygun olarak milli ve manevi motiflerle süslü bir tören yapılmıştır. Annesi Zübeyde Hanım’ın sonradan verdiği bilgilere göre Peygamber adı olan “Mustafa” konulurken, dualarla birlikte kulağına ezan okunmuştur. Ezanı Ali Rıza Efendi’nin babası yani Atatürk’ün dedesi Kırmızı Hafız Ahmet Efendi okumuştur. Yine Zübeyde Hanımdan alınan bilgilere göre Ali Rıza Efendi o dönemin adetleri gereği oğlunun doğum tarihini gün ve saat olarak Kur’an-ı Kerim sayfaları arasına kaydetmiştir. Doğum tarihiyle ilgili bir soru üzerine Zübeyde Hanımın, “Babası Ali Rıza Efendi, Paşamın doğum gününü evimizdeki iki Kur’an-ı Kerim’den birine kaydetmişti. Fakat kocam vefat ettiği zaman başucunda yalnız bir Kur’an-ı Kerim vardı ve onda hiçbir yazı yoktu. Belki de kayıtlı Kelam-ı Kadim’i gittiği camideki hocalardan birine hediye etmiş olacak.” dediği rivayet edilir.(Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004, s. 31; İsmail Sivri, Atatürk’ün Çocukluğu, karacan Yayınları, İstanbul, 1981, s.132 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1999, s. 12 )
Atatürk’ün çocukluğunda aldığı dini eğitimi anlayabilmek için önce ona bu konuda eğitim vermiş olabilme ihtimali yüksek olan kişileri tanımak gerekir. Bunlar babası Ali Rıza Bey, dedesi Hafız Ahmet Efendi ve annesi Zübeyde Hanımdır. Dedesi Hafız Ahmet Efendi, çevresinde dinarlığıyla tanınan birisiydi. Zaten taşıdığı “Hafız” unvanı da Kur’an-ı Kerim’i ezbere bildiğini gösteriyor. Ali Rıza Bey özellikle hayatının sonralarına doğru dini vecibelerine daha bir önem vermiş derviş meşrep bir yaşam sürmeye gayret etmiştir. Zübeyde Hanım Konya Yörüklerinden olup geleneksel değerlere ve maneviyata değere veren bir Osmanlı hanımefendisiydi. Atatürk’e ilk dini eğitimi annesi vermiştir. Kur’an ilkelerine bağlı bir hafız olmasını isteyen Zübeyde Hanım oğlunu iyi bir dini eğitim alması için evvela mahalle mektebine yazdırılmasını istemiştir. Nitekim de Atatürk ilk eğitimini Fatma Molla Kadın Okulu adlı mahalle mektebinde almıştır. Mahalle mektebinden sonra sırasıyla ilköğrenimini Şemsi Efendi Mektebini okumuş ve Selanik Rüştiyesini gitmişti. |
Alıntı:
Allah razı olsun abim. Bende Atatürk hakkında istihare yapmıştım 2 kere arka arkaya rüyamda gördüm. En doğrusunu Allah bilir ama Atatürk Allah dostu bir veli olabilir diye düşünüyorum. Zamanında dini yok etmeye çalışan batil inançlar ile dine fitne sokup yahudi isbirlikcisi haci hocalar varmis. Onları astırmış. Ama maalesef günümüzde bidat ehli yahudi birlikcisi haci hocalar var. Mason tarikatini kapatti vefatindan sonra is.. geri actirdi. Gerçeği bu. Ama gunumuzun tarihi yanlış yok içki içermis yok bilmem ne. Bunlar hiç Allaha damı sormayi akıl edemiyorlar. Atatürk ile bediiuzzaman birlikte dost idiler günümüz tarihi düşman olarak gösterdi. Atatürk haberi olmadan o mübareği hucreye attilar. Kimisi diyorki belgeler mevcut o belgeler carpitilmis ingiliz kaynakli belgelerdir. Düşmanlar ülkeye saldirdiginda son padişah onlarla isbirligi içerisine girmis Ama Atatürk baş kaldirip savaşmış. Yoksa sonumuz Filistin gibi olurdu. Toprak elden giderdi. Ben ilk Osmanli düşmanı değilim Ama son Osmanlı dağılma amanlarinda Lüks israflar cogaldi. Baya kötüye gitti içki yayginlastirildi Atatürk geri kapattirdi o yerleri Ama vefatindan sonra Is.. geri actirdi.. Aksini söyleyen olursa gitsin Allah a sorsun. Istihare etsin. |
Alıntı:
|
Alıntı:
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abi bi baksan |
Alıntı:
1-) Osmanlı'da zaten Şeriat yoktu bunu nerden öğreniyorsunuz bilmiyorum ama hala öğrenemediğinize şaşarım 2-) Hilafete zaten cevap gelmemişti 1. dünya savaşında hatta karşı Savaş çağrısına yanıt verilmişti ki 1. dünya savaşı sonrası halimiz belli 3-) Bu Şapka meselesi gerçekten ilk cevap gibi artık cevaplanması gereksiz bir soru 4-) Hacı Hoca asılması kesinlikle doğru Ancak asılanlar kime göre hacı ve hoca ? Nice Hacıların koynundan Haç'ı çıktı 5-) Atatürk döneminde yapılan cami Tüm Osmanlı dönemi yapılan cami sayısından daha fazladır 6-) Cumhuriyetin o döneminde Fevzi Çakmak (Tarikatlar ve cemaatler, Haçlıların Anadolu’da kurdukları ileri karakollardır) sözünü kullanmıştır bunu sözü kullanan Fevzi Paşa gibi biri 7-) Ezan asli lisansıyla okunmadı doğru bunun birçok nedeni var Halkın cehalet içinde olması o dönem Sadece Atatürk'ün değil neredeyse Anadolunun tamamında olan 1. dünya savaşı nedeni ile Arap karşıtlığı 8-) Avrupa şartlarına dönülmesi gayet olağan birşey geri kalmış bir toplumu kimse ele almaz 9-) Bu zaten saçmalık Eşi bile çarşaflıydı kim uyduruyor lan bunları 10-) Buna kimsenin Karışabileceğini zannetmiyorum bugün katılmayan ülke gösterir misin? 11-) Kendi dönemi içinde Türklerin sembolü Bozkurt Hannibal Heykeli gibi heykeller de diktirmiştir ki Bu hem Türk hem Asker olarak gayet anlaşılabilir ve kimseninde gidip heykele taptığını görmedim varsa o kendi aklı sorunlarından kaynaklanır 12-) Bizzat kendi Elmalılı Hamdi Yazır'a Türkçe meal yaptırdı Halk anlasın diye ve ücretsiz dağıtım yaptı anadoluda haklısın Yunan yasaklatırdı 13-) Yerli kültürün olarak ne vardı ? buğday bile Amerikadan gelirken hangi yerli kültürden bashediyorsun ? Türkler 2. sınıf insan muamelesi görürken hangi kültürden söz edebilriz ? 14-) Doğru Laikliği getirdi Kalkan şey Şeriat değil töre hükmüydü 15-) bugünde yapılması gerektiğini düşünüyorum keza kapısını yiyen bir milletimiz var bunun sorgulanması bile yasaklanmalı 16-) Hangi gerçek tarih ? 17-) evet tahminimce bahsettiğin Yahudi bilim adamları ve sebataycılar ama gereksiz bir düşünce Amerikanın bu Yahudi bilim adamları sayesidne geldiği durum aşikar 18-) Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için gerkeli adımlar atılmıştır bugünün Anadolu insanı bunu hala anlayamamış olması üzücü keza Anadolu insanı gerçekten cahil kimseler Allahın Oku diye emrettiği halde okumaması tarihi eserlere yapılan saygısızlıklar her geçen gün artan suç haberleri bunun kanıtıdır 2. başlığına gelicek olursak 1-) Osmanlı Arap alfabesini kullanmasına rağmen o dönemde yaşamış bir anadolu insanı olsaydın ne okur ne de yazardın kaldı ki Türkçeye uygun bir alfabe değil sesli harfler yüzünden ve Türkyiede çok kişi Kuran'ı Latin harflerle okuyor bu günah mı ? 2-) Osmanlı arşivi olayı ise osmanlı döneminde bile okuyacak 1 kişi bile bulunamamıştı bunu geçelim isteyen Belgelere bakabilir bunun için Orta doğuda bile ferman çıkardılar ama okuyacak adam yoktu okuyabilecek adam yoktu demek daha doğru olur 3-) Harf inkilabı bu millete yapılmış en doğru şeydir o dönem Araplar ileride olsaydı senin söylediğini söylerim fakat değillerdi hala da değiller Alıntı:
|
HARF KANUNU YANLIŞTIR Yazı reformunun okuryazarlığa etkisini, sembolik-ulusal değerini vb. bir an için kabul etsek bile, bu amaçları elde etmek için a) ilköğretimde yeni yazıyı esas almak, b) resmi yazışmalarda yeni yazı kullanımını zorunlu kılmak, ve c) yayıncılıkta yeni yazı kullanımını devlet eliyle teşvik etmek hiç şüphesiz yeterli olurdu. Oysa 1928 Harf Kanunu, bunlarla yetinmemiştir. Kanunun 4. maddesi, kanunun yayın tarihinden iki hafta sonra başlamak üzere eski yazıyla her türlü gazete ve mecmua yayınını yasaklamakta; 5. madde ise, ertesi yıl itibariyle, eski yazıyla kitap basılmasını suç haline getirmektedir. Daha radikali, 9. maddedir: “Bütün mekteplerin Türkçe tedrisatında Türk harfleri kullanılır. Eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur.” Bunun anlamı, eski yazı bilgisinin toplumdan silinmesidir. Devrim projesinin başarıya ulaşması halinde, ülkenin 900 yıllık kültür birikimini okumak ve yorumlamak imkânının yok edilmesi öngörülmüştür. 1929’da ilk ve orta dereceli okullardan Arapça ve Farsça dersleri kaldırılmıştır. 1930’da imam-hatip okullarının ve 1933’te İstanbul Darülfünununa bağlı İlahiyat Fakültesinin kapatılmasından sonra, Türkiye’de yaklaşık yirmi yıl boyunca hiçbir resmi ve özel yasal çerçevede eski yazıyla Türkçe eğitimi verilmediği anlaşılmaktadır. Sadece İstanbul Edebiyat Fakültesi ve Ankara DTC okulunda Arapça ve Farsça kürsüleri bulunmaya devam etmişse de, bu kürsülerde ders alan öğrenci sayısı hiçbir zaman üç-beşi aşmamıştır. İlk Çin imparatorluk hanedanının kurucusu Shih Huang Ti’nin (MÖ 221-210), kurduğu devlet düzeninin sorgulanacağı korkusuyla, ülkesinde geçmişte yazılmış tüm kitapların yakılmasını emredişinden bu yana geçen ikibinikiyüz yılda, devlet eliyle girişilmiş bu boyutta bir kültür katliamına yeryüzünün herhangi bir yerinde rastlamak mümkün değildir.
|
Ben harf devrimini şöyle açıklayayım bana Osmanlı'dan kalma birkaç tane kaynak ve tarih kitabı gosterin ben de hepinize katilayım yok kardesim yok adam yok ne okuyacak ne yazacak adam yok
|
Gerekçeleri ne olursa olsun, Latin alfabesinin kabulü acaba Türkiye’nin – ya da en azından Türk aydınının – Şark kültürel yörüngesinden uzaklaşması ve Batı dünyasına açılması sonucunu doğurmuş mudur? Sorunun birinci bölümünün cevabı, büyük ihtimalle Evettir: eski yazı öğretiminin yasaklanması, Türkiye’nin Şark dünyasıyla kültürel iletişiminde esaslı bir kopukluk doğurmuş; İslamiyetin edebi ve düşünsel kökleriyle bağlantıyı koparmıştır. İkinci bölüme, yani Batı’ya açılma meselesine gelince, bu sonuca yol açacak nedenselliği kavramak kolay değildir. Latin alfabesi benimsenince – Latin yazısı kullanan dilleri öğrenme süresinin belki birkaç gün kısalması dışında – Batı dilleri ve literatürüne vukufta bir artma mı olmuştur? Latin harfleri ile Avrupa kültürü arasında esrarengiz bir bağlantı mı vardır? Türkiye dışı örneklerin incelenmesi, bu tür bir iyimserliğe izin vermemektedir. Latin alfabesini kullanmadıkları halde Türkiye’ye oranla Batı kültürüne daha iyi uyum sağlayabilmiş olan ülkelerden akla gelenler şunlardır: Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Ermenistan, Gürcistan, İsrail, Japonya, Güney Kore, Taiwan ve Hong Kong. Bunlardan ilk birkaçının zaten Batı kültürünün bir parçası oldukları – dolayısıyla yazı reformu veya benzeri reformlara zaten gerekleri olmadığı – şeklindeki muhtemel itiraza katılmak mümkün değildir. Modern çağın başlangıcında bu ülkelerin Batı Avrupa kültürüne olan uzaklığı, Türkiye’ninkinden farklı sayılamaz; ancak Batılılaşma sürecinin Türkiye’ye oranla biraz daha daha erken başlamış olması (Ruslarda 17. yüzyıl sonları, Rum ve Sırplarda 18. yüzyıl sonu) ve Hıristiyan olmanın, bir ölçüde Batı kültürüne açılmayı kolaylaştırıcı psikolojik etkisi ileri sürülebilir. Buna karşılık Japonya Batı etkisine Türkiye’den en az 30-40 yıl sonra (1868’de) açılmıştır. Hong Kong’un Batı dünyası ile teması ancak 100, Kore ve Taiwan’ınki ise 40-50 yıllık bir geçmişe sahiptir. A rapça ile aynı yapısal özelliklere sahip bir yazı sistemi kullanan İsrail, kültürel alışveriş anlamında, yukarıdaki ülkeler arasında günümüzde Batı’ya en yakın olanıdır. Nihayet, Arap yazısını kullanmaya devam eden BAE, Kuveyt, Oman ve Bahreyn gibi bazı Arap devletlerinin günümüzde birçok bakımdan Türkiye’den daha çağdaş, uluslararası kültürel etkileşimlere açık ve “Batılı” ülkeler safına katıldıkları da itiraf edilmelidir. Birbirine benzer tarihi kökenlere sahip olup, yakın çağda farklı alfabeleri benimseyen ulusların vardığı sonuçları karşılaştırmak da yararlı olabilir. Balkan yarımadasında, bundan 120 yıl önce aşağı yukarı aynı derecede ilkel bir toplumsal yapıya sahip olan iki Müslüman ağırlıklı ulustan Arnavutlar Latin, Boşnaklar Kiril kökenli bir alfabeyi benimsemişlerdir. Boşnaklar, son olaylara kadar, herhangi bir Doğu Avrupa halkı kadar Batı kültürünün bir parçası olmuş iken, Arnavutlar için aynı iyimserliği ifade etmek zordur. Bu sonuçta, Arnavutluk’un uğradığı Enver Hoca felaketi kadar, 1878-1918 yılları arasında Bosna’da hüküm süren Avusturya-Macaristan idaresinin uygulamış olduğu ilerici eğitim politikasının da etkisi görülebilir. Asya’nın çokuluslu ve çokdilli iki büyük cumhuriyetinden Endonezya Latin alfabesini ve tek resmi dili benimserken, Endonezya ile aynı yıl (1948) bağımsızlığına kavuşan Hindistan, bir düzine farklı geleneksel yazı sistemini kullanan yirmi kadar yerel dili, devlet ve eğitim dilleri olarak kabul etmiştir. Geleneksel Hint yazıları, Arapçayı andıran yapısal özelliklere sahiptir (bitişik yazım, seslilerin noktalama işaretleriyle belirtilmesi gibi). İki ülke arasında, Batılılaşma/modernleşme bakımından bugün büyük bir fark görülmemektedir. Yanılmıyorsak, bir Batı dili (İngilizce) bilen kişilerin oranı Hindistan’da daha yüksektir. Uluslararası bilimsel literatüre katkı bakımından Hindistan, Endonezya’dan ileridedir. Güneydoğu Asya’da, Tayland geleneksel yazısını korurken komşusu Malezya Latin alfabesini benimsemiş; Vietnam, Fransızların etkisiyle Latin yazısını kabul ederken, komşusu Kamboçya (aynı Fransız etkisine rağmen) eski Khmer yazısında karar kılmıştır. İlk iki ülkenin bugün modernleşme süreçlerini yaklaşık eşit başarıyla sürdürdüklerini, son iki ülkenin ise eşit ölçüde derin bir toplumsal karanlığa boğulduklarını görmekteyiz. Örneklerden, Latin yazısını kabul etmek veya etmemek ile Batı kültürüne açılmak arasında herhangi bir ampirik (gözlemlenebilir) ilişki bulunmadığı sonucunu çıkarabiliriz.
|
Alıntı:
Türkçenin “öz” Türkçe sözcüklere indirgendiğinde halk diline daha yaklaşacağı şeklindeki yersiz inanışa ilişkin ilk hatırlatılması gereken şey, Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli (Kemalistlerin deyimiyle, “öz” Türkçe) kelimelerin oldukça düşük bir oran tuttuklarıdır. Dilin en temel 300 ila 500 kelimesi ağırlıkla Orta Asya kökenlidir. Bunlara (“yemek”, “içmek”, “gitmek”, “gelmek” gibi) basit fiiller, (“bu”, “ben”, “öbür”, “aşağı”, “yukarı” gibi) belirsiz sıfat ve zamirlerle edatlar, ve (birden bine kadar) sayılar dahildir. Ancak spesifik herhangi bir konuya ait söz hazineleri (örneğin meslek adları, sebze, meyva ve yemek çeşitleri, nalburiye ve bakkaliye maddeleri, futbol terimleri, tamircilik ve trafik terimleri, temel hukuk ve bürokrasi deyimleri, ay ve gün isimleri, küfürler vb.), ezici çoğunlukla, Arapça, Farsça, İtalyanca, Fransızca, İngilizce gibi farklı dillerden kaynaklanırlar. Günümüz konuşma Türkçesinin iskeletini oluşturan 5000 kelimenin sadece %30 kadarı Orta Asya kökenlidir. Bunun da %5-10 kadarı, dil devrimi sonucu konuşma diline giren yeni kelimeler olduklarına göre, bundan altmış yıl öncesinin Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli kelimelerin ancak yüzde 20 dolayında bir oran tuttuklarını tahmin edebiliriz. |
Alıntı:
|
Alıntı:
keşfi açıklar tahmin eder ve kahinler tahmin eder fesli kadir bir adamla oturup hz peygamber sav ruhunu davet edip konuşuyordu, |
Alıntı:
1. Konuşma dili için verdiğimiz sayılar kelime hazinesi, yazı dili için verdiğimiz sayılar ise kullanım sayılarıdır; toplam Osmanlı yazı leksikonu içinde “öz” Türkçe kelimelerin oranı herhalde %5’i çok geçmez. 2. Osmanlı yazı dilinin Arapça terkip ve gramer kurallarına olan eğilimi, konuşma diline yabancıdır.) Buna karşılık, dil devrimi sonucu oluşturulan “arındırılmış” yazı dilinin konuşulan Türkçeyle pek alakası olmadığını, bu rakamlar – eğer kanıt gerekiyorsa – yeterli açıklıkla kanıtlamaktadır. Yeni türetilen “öz” Türkçe terimlerin, Türkçe köklerden türedikleri için daha kolay anlaşılır oldukları şeklindeki iddia ise, inandırıcı olmaktan uzaktır. Sözgelimi, herhalde “tükemek” fiilinden türeyen “tükel” sözcüğü ile Arapça kökenli “mükemmel” sözcüğünden hangisinin Türkçe bilen biri tarafından daha kolay anlaşılacağı, sanıyoruz ki tartışma gerektirmez. |
Alıntı:
|
Alıntı:
2. Söylev ve Demeçleri II, s. 277-278. 3. Daha ayrıntılı bilgi için karş. Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, İstanbul 2002...2007. 4. Toplumsal Tarih dergisinde yayınlanan “Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce” dizisinden seçmeler, Namık Kemal’in 1868’de Hürriyet’te çıkan makaleleri, İttihat ve Terakki’nin 1916 tarihli Umumi Kongre raporu ve Tanin gazetesinin bu kongreyi izleyen başyazıları esas alındı. Ben okuma hastalığına tutulmuş bir adamım . Okumadığım kitap yok sayılır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Atatürk yahudi Ermeni hristiyan olsaydı sizce işi gücü o zenginliği mülkü bırakıp Trablusgarp, adana, Muş, Bitlis, İstanbul Ankara koşturup dursun da ömrünü heba etsin.. açardı bir kuyumcu dükkanı, takılırdı boğaza nazır bir yerde.. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Atatürk kurtuluş savaşı oncesi gece bir camiye gitti sabaha kadar camide kaldı yanınada kimseyi almadi. Ve sabah camiden çıkınca yanındaki askeri dediki hamd olsun Allaha bu savaş kazandık dedi. Ve savaşa gittiler ve savaşı dediği gibi kazandılar subhanallah. Atatürk aziz sehit ve gazilerle gevurla mücadele verirken. Siyonistlerin kurdugu tarikatlarda ülkeyi icten bozgunculuğa başlamıştı. Ataturkun şöyle bir duası var : Allah’ım icimizde siyonistler dışarı da düşman askerleri var bu zor durumdan selametle cikmayi nasib eyle Allah’ım diye aglaya ağlaya niyazı var. Bu kitaplarda yazmaz keşif olarak istihare sonucu olan bir durum.. Icteki siyonistlerde kim bozulmuş yahudilere hizmet eden bazı tarikatlar var. Kim olduklarını yapmaya gerek yok bilen biliyor milleti şirk batagina sokuyorlar... |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Net olan bir şey var: Yakın tarih diye anlatılan her şey palavradır.
|
Alıntı:
gökten indiği varsayilan kitapla ulke yönetilmez, yada arap oglunun getirdigi yaftalar la yönetim olmaz demek, dinden cikmaya yeterlir |
HATALAR:
1. Eski alfabe yabancı dil, yeni alfabe yerli dil olarak eğitime yön verilebilirdi. 2. Padişahlık sadece simgesel devam edip hükümsüz bir sembol kalabilirdi 3. Halifelik padişahlık gibi simgesel bırakılabilirdi. 4. Tekke ve zaviyeler yerine kurulan eğitim kurumlarında imparatorluğun birikimleri yeni yazıya dönüştürülerek eğitime devam edebilirdi daha çok var da yani tapınma derecesine getiren tayyipçiler gibi kemalistlerde hatasız bir imaj çizmekten vaz geçmeliler. Herkesin hatası olabilir mantığı ile işlenmeli ve irdelenmeliydi neyse olmuş bitmiş bu saat bunları konuşmak için geç kalınmış saattir. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Ben dükkan ornegini o dönemin şartları için söylemiştim. O donemlerde Müslüman olmayanların yapabilecegi meslek dalları cifcilik veya esnafliktir. Gayri müslimlerin büyük kısmı da esnaf idi. Zibilyon tane savaşa giren Osmanlı'da ve sonrasındaki savaşlarda kaç tane gayri muslim bu ülke için savaştı? Yok değil, ama sayi olarak müslümanlara göre oldukça azdır. Lütfen bir olayı veya bir sözü irdelerken dönemin kosullarini ve şartlarını göz önünde bulundurarak değerlendirin. Ama illaki ben gunumuze uyarlarim diyorsaniz; benzerini de şuan Kuranı Kerim ayetleri ile yapiyolar. Ayetin tamamini değil de bir kısmını alıp meal tefsir okumadan direkt Türkçe karşılığını bulup kendi fikrine uygun yorunlayanlarda çıkıyor karşımıza.. İki husus da doğru değil. Ayrıca konunun Ümit Özdağ vs bı alakası yok örnek verirken direkt zati hedef almak da konuyu saptiriyor ( kendisini tanımıyorum yaptıkları hakkında bilgim yok savunduğumu düşünmeyin genel konuşuyorum) Ayrıca olmuş kişinin gaybindan konusmak ne derece doğru? Hele ki mensup olduğu dini sorgulamak? Belki de kıldığı namazları, kurtardığı canları Allah a şükrünü dünya aleme yansıtmadan özünde yaşamış olabileceğini kim bilebilir? Kişinin kalbindeki imanıni Allah sevgisini saptamayi hangi kul becerebilir? Düşünün, öyle bir dönem ki peygamber efendimiz sırf Arap diye Arap milliyetçiliği empoze edilmeye çalışmış, öyle bir dönem ki Araplar sirtmizdan vurmuş, öyle bir dönemki dört yanın işgal altında kim dost kim düşman belli değil, öyle bir dönemki ajanlar bile beş vakit namaz kılıyor hem de yanlizken bile.. Tüm bu ahval altında bir adam vatanı kurtarip bir Turkuz demeye ordakileri ve soylarının devamını garanti altına almaya çalışıyor.. Bence olaya biraz geniş bakın. Tek bir pencereden değil. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Osmanlı'nın son dönemlerine bakin. Hep ikiliklerle dolu. Medrese yanı sıra batı tarzı eğitim kurumları. Mahkemeler hem şerri hem batı tarzı. Kanunlar yönetim sistemleri hep ikilikli. Bu şekilde devam etseydi ki etti de çatışmalarla dolu bir iç yönetim, sürekli padişah değişimi ve sonu koskoca bir hanedanligin sonu oldu.. o nedenle sert ve keskin bir şekilde tek bir çatı altında bazı birimlerin toplanıp nizama girmesi gerekliydi. İlk başta yine padişahlık keza halifelik simgesel bırakıldı. Zira bakarsanız halifeliğin kaldırilmasi çok sonradır. Çünkü bu hem büyük bir güç doğru kullanılırsa hem de büyük bir risk idi. Ki bu risk alınarak halifelik hemen kaldırılmadi. Ne zaman bakildi ki simgesel olarak kalmıyor, kendi kafalarina göre yazismalar sözler vaadler veriliyor. O zaman kaldırıldı.. Tekke ve zaviyeler de ise iş biraz devlete birazda kişilere yuklenilmeli. Çoğu tekke ve zaviye zaten başlı başına matbaayı bile kabul etmiyordu gavur icadı diye. Eski eserlerdeki osmanli alfabesine matbaya uyarlamakta teknik açıdan oldukça zor. İmkansız demiyorum. Ama zor emek gerektiren bir iş. Latin alfabesine gecilmesinij başka bir nedeni de bu. Matbaya uyumlulugun kolay olması. Daha çok kitap basımı, daha çok ilim yayılması vs. Bu nedenle Latin harfi kabulüyle hemen okuma yazma artmamistir. Ama ilimin yayilmasi gelişmelerin yayılması artmıştır. Daha önce de söyledim. Geniş açıdan sanki o dönemde yaşıyormuş gibi düşünüp farklı farklı pencerelerden de olaya bakmak gerekir... |
Alıntı:
-Eğitim de birlik birini yok ederek sağlanmaz ikisini içerecek şekilde tüm ihtiyaçları karşılayacak şekilde dizayn edilir. -Yüz yılları alan bilim kitapları yok sayılıp Avrupanın kaynakları tek kaynak sayılamaz. En azından içinden elenerek yeni alfabetye uygun kadim kaynaklar kullanılabilir. -örnek alddığımız Avrupadaki gibi hanedanlık devam ettirilir. ve daha niceleri. Tartışmak istemiyorum. Dayatmalarla yenilikler getirilirse bir gün mutlaka bu dayatmalardan kurtulunca bu tartışmalar yapılır. Eğer yapılan reformlar kalıcı olsun istersen toplumsal mütabakat sağlanmalıdır aksi halde yapılan reformlar dikta dayatmasıdır. neyse sizin fikrinizi değiştirmek gibi bir donkişot tutumum yok benim ama tüm yenilikler çok daha farklı bir şekilde yapılabilirdi. |
Alıntı:
|
Alıntı:
İkisini içerecek şekilde bir egitim modeli pek mümkün görülmüyor. En makulu eski tüm kaynakların hepsini Latin alfabesine uyarlayip o veriler ışığında bilimin ilerlemesini sağlamak olabilirdi. Sanırım istediğiniz de bu olabilir. Komple kendi geçmişini inkar eder gibi sırt çevirip batıya yönelmenin bilimsel açıdan doğru bulmuyorsunuz anladığım kadarıyla. Eskiden Osmanlı ilimde pir iken hatta daha öncesi de vardır. Sonradan batı bilimde çığır açtı. Belki bu yönelimin sebebi herneyse egitimde de batıyı örnek olmak da bundan olabilir. Çünkü hatırlarsanız Osmanlı bir ara yaşadığı sıkıntıların çözümünü bir dönem gecmiste aradı. " Biz eskiden iyiydik şimdi aynı konumda değiliz. Ozaman geçmişteki usullerimize bir bakıp eski düzeni sağlayalım" bu fikir tuttu mu? Malesef başarısız oldu. Ülke olarakta bireysel olarak da hep ileri bakmak gerekir. Avrupa'da hala bile devam eden hanedanliklara bakarsanız sadece süs olarak duruyorlar. Herhangi bir resmi yazışmalari yok. Her hangi bir ülke yönetimde dış anlasmalarda hükümleri yok. Ama bizde öyle olmuyor malesef. O nedenle kaldırıldı.. kı zaten hanedanlıktan ( ordu, toprak, nam) eser kalmadı. Halifelikte ise sadece inan ve değer veren Türkler kaldı. Bizim halifemizi Arap camiası tanımadı.. Bir de Avrupa yönetim yapisi eskiden beri cumhuriyet yada benzeri rejimlere daha yakındır. Bilirsiniz bir konsül veya bir grup insan vardir. Bunlar kralın yaptilarini sorgular, yeri gelir bütçe çıkmaz savaşa vs. Osmanlı da böyle bir yönetim anlayisi yok. O yüzden onlardaki baş kaldiri ve isyan yada tabiyetlik olayı bizlerle aynı düzeyde değil. O sebebledir ki onlardaki tum reform hareketleri aşağıdan yukarı girmiştir. Ki olması gereken de budur. Bizde ise tam tersidir. Tepeden halka zorla yaptırılmıştır. Çünkü Türk yapısında yönetimi sorgulama, isyan pek hoş karşılanan yada yaygın bir durum değildir. Ama Avrupa'da bu çok yaygın. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:49. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com