Tekil Mesaj gösterimi
  #6  
Alt 21.06.26, 22:11
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
HâmûŞî HâmûŞî isimli Üye şimdilik offline konumundadır
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: ❂ Hadd-i Kelâm ❂
Mesajlar: 1,107
Forum Puanı: 3196
Etiketlendiği Mesaj: 88 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Logos Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İnsanı diğer canlılardan ayıran en dikkat çekici özelliklerden biri yalnızca zekâsı değil, bu zekânın bedeline benzer görünen biyolojik özellikleridir. Doğadaki birçok canlı doğar doğmaz ayağa kalkabilir, annesini takip edebilir veya temel içgüdülerini kullanabilir. İnsan yavrusu ise yıllarca bakıma muhtaçtır. Bunun en önemli sebeplerinden biri, beyninin doğum anında henüz tam gelişmemiş olması ve büyümesinin önemli bir kısmını doğumdan sonra tamamlamasıdır.
Burada ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Eğer insanın beyin kapasitesi zaman içinde çok büyük bir artış yaşadıysa, neden doğumu kolaylaştıracak anatomik değişimler aynı ölçüde gerçekleşmedi? Neden doğum hâlâ hem anne hem de bebek için bu kadar risklidir? İnsan doğumu, diğer memelilere göre oldukça zorlu bir süreçtir. Bebeğin kafatası, doğum kanalından geçebilmek için kemiklerinin birbirinin üzerine kaymasını gerektirir. Buna rağmen doğum komplikasyonları tarih boyunca anne ve bebek ölümlerinin başlıca nedenlerinden biri olmuştur.
Bu durum, insanın zihinsel kapasitesindeki artışın bedenin diğer bölümlerine kıyasla çok daha hızlı veya beklenmedik şekilde gerçekleşmiş olabileceği düşüncesini akla getiriyor. Sanki zihinsel tarafta büyük bir sıçrama yaşanmış, fakat beden aynı hızla buna uyum sağlayamamış gibi görünüyor. Eğer böyle bir sıçrama olduysa, bunun nedeni neydi? Doğal bir süreç miydi, yoksa insanın tarihinde bugün tam olarak anlayamadığımız farklı bir etken mi devreye girdi?
Elbette bunun kesin cevabını bilmiyoruz. Ancak insanın diğer canlılarla kıyaslandığında bu kadar büyük bilişsel fark oluşturması, buna karşılık doğum gibi temel biyolojik süreçlerde hâlâ ciddi sınırlamalar taşıması, üzerinde düşünmeye değer bir paradoks oluşturuyor. Belki de insanın hikâyesinde, yalnızca gördüğümüz sonuçlardan hareketle henüz açıklayamadığımız önemli bir dönüm noktası vardır. Bu düşünce, kesin bir iddia değil; insanın kökeni ve farklılığı üzerine sorulabilecek meşru bir sorudur.
Değerli kardeşim, insanın aciz doğması bir eksiklik değildir. Hayvan yavrusu doğar doğmaz yürür, çünkü onun dünyası daha çok içgüdüyle sınırlıdır. İnsan ise bağ kurar, dil öğrenir, terbiye alır, anlam taşır, ahlak kazanır, şahsiyet inşa eder. Onun uzun çocukluğu, biyolojik bir zaaf olduğu kadar insani kemalin de kapısıdır. Evet, insan doğumu zordur. Fakat bu zorluk, insanın eksik bırakıldığını değil, insanın yalnız beden üzerinden okunamayacağını gösterir. Asıl sıçrama kemikte değil, manadadır. İnsan, bedenen zayıf başlar fakat ilim, terbiye, akıl ve emanetle diğer canlılardan ayrılır.

__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi.
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148