![]() |
|
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
İmam-ı Birgivi'nin ahlak ve nasihat içerikli kıymetli eseri Cevhere-i Behiyye-i Ahmediyye fi Şerhi'l-Vasiyyeti'l-Muhammediyye (veya benzeri bir Osmanlıca nasihatname şerhi) kitabından bir sayfadır.
...katlanmak (tahammül etmek) gerekir. Hal böyleyken düşmanlık fısk yapıp (haktan sapıp) parelenir (parçalanır). “Ve la en yu’ade’l-akılü hayran lehü min en yeküne lehü sadikun ahmaku” (Akıllı bir kimsenin düşmanlık etmesi, ahmak bir dostun olmasından kendisi için daha hayırlıdır) denilmiştir. Kendinin bir ahbabı (dostu) dostu olmaktan “fariğun bi-nefsike en tusadıka ahmakan” (Ahmakla dost olmaktan nefsini uzak tut/boş bırak) denilmiştir. Ahbap ile dostluğunu sen kendi nefsin ile “İnne’s-sadika ale’s-sadikı sadikun” (Şüphesiz dost, dostun üzerinde gerçektir) sözü üzere dostluğunu sadakat edecektir. “Veznü’l-kelami iza netakte bihi san’en” (Konuştuğun zaman sözü tartıp da söyle). Sen sözlerini kelamı tartıp söyleyesin. “Yedillü uküle zevi’l-uküli’l-mantıkı” (Mantıklı konuşma, akıl sahiplerinin akıllarına delalet eder). Akıllı akıl sahiplerinin aklı kelamı ile izhar eder (ortaya çıkar). “Ve mine’r-ricali iza estevet ahlamuhüm” (İnsanlardan akılları olgunlaşıp eşitlendiğinde). Ricalden (erlerden/insanlardan) ve akıl sahiplerinin akılları eşit olduğu vakit “men yesteşiru iza esteşira fe-yutrıku” (Kendisine danışılan kimse istişare edildiğinde başını öne eğer). O ricalden (insanlardan) bazıları müşavere olunur (kendisine danışılır) ve müşavere vaktinde bazısının üzerlerine tefevvuk edip (üstün gelip) acele eder “hatta yahılle bikülli vadin kalbühü” (Hatta kalbi her vadiye/yöne dağılır). Hatta acele ve tefevvukundan dolayı aklı her mahalle (yere) gidip avare olur. “Feyuri ve ya’rifü ma yekülü fe-yantıku” (Görür, ne diyeceğini bilir ve öyle konuşur). Hemen kendi söylediğini manasını görüp ve anlayıp söylerler. “La el-ğaybte senaen ve ya fi gurbetin” (Gurbette ne bir övgü ne de bir yergi vardır). Garip o kimsedir ki vatanında dahi “Senaun el-fete eyte-ma” (Gencin övgüsü her ne ise odur). En garip olan, belki sehm (pay/nasip) yemiş, hakikaten garip kimseler o kararlar ile olurlar. “Ma en-nasü illa amilan fe-amilün” (İnsanlar ancak iki amil/iş yapandır). Nas (insanlar) iki güruh (grup) amel ile amel edecektir ki bir güruhu “kadematün min ataşin ve aharu yağraku” (Bir kısmı susuzluktan helak olur, diğeri ise boğulur). Susuzluktan helak olurlar ve şu arkadaki bir güruhu ise suya gark olmuştur ki merzuk (rızıklanmış) ve mütenaamdırlırlar (nimet içindedirler). “Ve’n-nasü fi talebi’l-maaşi kaimen” (İnsanlar maişet/geçim talebinde ayaktadırlar). Nas (insanlar) maişet talebinde gece gündüz “bi’l-ceddi yurzeku minhüm men yurzeku” (Onlardan rızıklanan ancak gayret ve nasiple rızıklanır). Onlardan merzuk olan (rızıklanan) ancak ciddiyet (çaba) ve sa'y (gayret) sebebiyle rızıklanırlar. “Lev yerziküne’n-nase hasbe ukülihim” (Eğer insanlara akılları nispetinde rızık verilseydi). Eğer nas (insanlar) akılları muktezasınca (gereğince) rızıklanacak olsaydı “el-feytü eksera min tera yetasaddeku” (Fakir olanlar, sadaka verenlerden çok daha fazla olurdu). Bu takdirce en zenginlerden olup sen beni sadaka edenlerden ziyade sadaka edici bulursun. “Kene feda’l-meliki aleyhim” (Melik olan Allah'ın fazlı onların üzerinedir). Lakin rızkın bol ve geniş olması onların üzerindeki Hak Teala'nın fazlı ve ihsanındandır. “Haza aleyhi müsiaun ve madikun” (Bu kimseye geniş, diğerine ise dardır). Hak Teala bazı kullarının üzerine rızkı geniş edip ve bazısına rızkı dar edip eyler. “Ve iza el-cenazetü ve’l-arüsü telakiya” (Bir cenaze ile bir gelin karşılaştığı zaman). Eğer bir cenaze ile bir gelin birbiriyle mülaki (karşı karşıya) olsalar “Ve raeyte dem’an ma’a nevahın yefteriku” (Ve feryat ile akan bir gözyaşının ayrıldığını gördüğünde). Ve azizlerin ağlayanlarının gözlerinin etrafını gözlerinin yaşı kaplamış görürsün. “Ve kabi er-ravhı keyden mebhüten evledihi halidün” (Ve ruhu kabzedilenin yakını şaşkınlık içinde kalakalmıştır). Sükut etti (sustu) tabi olan gelin gibi “kübi er-ravhı” giden kimse mebhut (şaşkın/donakalmış) olduğu halde sükut etti (sustu). “Ve ayetün müziu’l-cenazeti yantıku” (Cenazeyi teşyi eden/uğurlayan kimsenin hali konuşur). Cenazeye tabi olanları söyler görürsün. “Ve iza el-ümüru lesathü ef’a” (İşler onu bir engerek yılanı gibi soktuğu zaman). Eğer bir kimseyi yılan sokmuş olsa “teraktehü hine tencüru haybelen yeferruku” (Onu kurtarmaya çalıştığın an, ip sanıp kaçar). Ölüm ipini çekip terk edesin, yılan sanıp sair azası da titrer, nitekim falan olan bu asırdadır. “Beka’llezine iza yekülü kezebü” (Öyle kimseler baki kaldı ki konuştuklarında yalan söylerler). Bizim bu dünyada baki kaldı öyle kimseler ki kelam söylese kelamlarının çoğunda yalan söylerler. “Ve madaillezine iza yekülü sadakü” (Konuştuklarında doğru söyleyenler ise geçip gitti). Dünyadan kendi sözü kimseler ki kelam söylese doğru söylerlerdi. Ve mazi (geçmiş) olan şu asırda ziyade hoş tabir edip falan beyit vasfında falan yalan diliyle teşbih etti (benzetti). “Ve kındilün kane’d-dav’ü minhü” (Ondan ışık saçan bir kandildi). Kandil dindar kişi gibi meşhur nesneden şule (ışık) ve ziya (aydınlık). “Muhiyyan men hüve yetecella” (Kimin için tecelli ederse onu ihya eder/diriltir). Derler ki ve ayn-ı hayat (hayat pınarı) olan bir kara karanlık yerden aşikar (belli) olsa “eşara ile’d-dücca bel-senaen ef’a” (Aydınlığıyla karanlığa işaret etti/karanlığı yardı). Önce kandil yalan dili ile kara kulvarı işaret eder. “Fe-şemira ziyle firakın ve vela” (Ayrılık eteğini topladı ve dönüp gitti). Evvel eteğini düşürüp başına yukarı ve bir ardınca böyle olur, murad falan şule (ışık) senin yukarı atılmasıdır. Ve salih merhum rahmetullahi aleyh şiirinden şu kavliyle: “ma beliga’l-adaü min cahilin” (Düşmanın cahile ulaştıramayacağı zarar...) “cahelike düşmeni eydemez” (Senin cahilliğini düşmanın dahi sana edemez). “ma beliğa’l-cahilü min nefsihi” (Cahilin kendi nefsine yaptığını). Cahil kendi nefsine ettiğini... “ve’ş-şeyhu layetrukü ahlakahu” (Yaşlı kimse ahlakını/huylarını terk etmez). İhtiyar (yaşlı) ekseriya huyunu ferağat (terk) etmez. “hatta yuvari fi seryi remsehü” (Hatta toprağın altına gömülene kadar). Hatta toprağın altına defnolunmadıkça. “iza er'ava ade ila cehlihi” (Geri döndüğünde yine cahilliğine döner).
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#2
|
||||
|
||||
|
...gerçi cahil kabahatten ve haram fiillerden içtinap eylese (kaçınsa) dahi cahilliğine yine avdet eder (döner). “Keza el-saba ade ila meradahü” (Bunun gibi, çocukluk da eski hastalığına/haline geri döner). Yine bu şekilde, şu marazından (hastalığından) halas olan (kurtulan) kimse ki zayıf ve arık bile olsa azıcık zahmet ile marazına avdet eder (hastalığı nükseder).
“Ve men lem yu’eddibhü el-saba” (Çocukken/gençken edep verilmeyen kimseyi...) Bir kimse ki onu çocukluğunda edep idip (eğitip) te'dib eylemesen (terbiye etmesen) “kema üddibe el-saba” (çocukluğun edep bulduğu gibi). “Şevle enbacu kebi” (Büyük bir fidan gibi). Olur ki sonradan doğrultulması ne mümkün, sonradan suvarılmış (sulanmış) ola. “Hatta ra’ahu mürika nadıran” (Hatta onu yapraklanmış ve taze olarak gördüğünde). Hatta sen onu gözlemiş ve bırakmış olasın, görürsün. “Ba’de ellezi ebsarat men yeise” (Ümidini kesen kimsenin gördüğünden sonra). Ba’de (bundan sonra) azıcık sen onu görmüş görürdün idi. (Şairin) ve “ve’ş-şeyhu la yetrukü ahlakahü” (Yaşlı kimse ahlakını terk etmez) kavlinin ardınca olan beyit şu iki beytilerdir sebep-i katli olmuştur yani bu böyleydi ki Mehdi halife ol şairi zincire vurup itham etmekle ihzar eyleye (huzuruna getirte). Emir idip hitap ettikte şair acibe (şaşılacak şekilde) kapıdan dönüp gitmişti geri döndürüp ettikte sen şirkten söz bilmezsin, ihtiyarsın beni terk etme şair şimdi beni ya müminlerin halifesi dahi sen hayırlı birisin diyerek rica etmiş ben deyip katliyle emredip bu zulümden yedi senedir katlolunup cesetten selb olundu (uzaklaştırıldı) yine o şairin şu şiiridir. “Ve iza lem testetı’ şey’en feda’hü” (Bir şeye gücün yetmediği zaman onu bırak). Sen bir şeyin icrasına kadir (güç yetiren) olamazsan sen onu terk eyleyip “ve cavizhü ila ma testeti’u” (Ve gücünün yettiği şeye geç). Sen ol şeyi saviş (bırakıp) kadir olduğun yükü yüklen. (Bu kavil İbn-i el-Ridd'in kavlidir ki der ki “Men lem yukıf inde’nteha’i hatvatihi” (Adımının bittiği yerde durmayan kimse...) Bir kimse ki adımı nihayet bulduğu yerde durmasa “tekamet anhü feshati’l-huta” (Geniş adımlar ondan uzaklaşır/adımları kısalır). Adımlarının vüs’ati (genişliği) ve gücü ve sebatı kalmayıp kusurlu olur yani dualarda kendi hareketinden endişe edip durup uykuda nahoş hareketinden ihtiraz etmelidir (kaçınmalıdır).“Ve’l-üf’uvanü” (Engerek yılanı) ziyade şedid siyah yılandır ve insana dahi helak olup ve böyle ilanların boyu hayvan ve ebucadirdir, zira bunlar büyük sene muammer olurlar (uzun yıllar yaşarlar) ne aceb gözetirler. (Şairlerden bazılarının kavliyle ki bu mekanda der “Saramat hayaleke ba’de ma vasalat Zeyneb” (Zeyneb, sana kavuştuktan sonra hayalini kesti/uzaklaştı). Ey mahbubum (sevgilim) sana vuslattan (kavuştuktan) sonra muhabbeti kat’ı ettim (kestim). “Ve’d-dehru fihi teğayyurun ve tekallüb” (Zaman içinde değişme ve halden hale dönme vardır). Zaman gibi tağayyür (değişme) kalb edip (dönüp) indi zeval bulur. “Neşerat zevabiha ellezi tezhü biha” (Övündüğü saç örgülerini yaydı). Saçlarını döküp ve göğsünü perişan etmekle senin ilk onunla zevklenip ve iftihar ederdin. “Tihen ve re’süke ke’n-na’ametü eşşeb” (Kibirle yürürdün, başın ise kır saçlı deve kuşu gibiydi). Kibir cihetinden hal bu ki senin başın deve kuşu gibi beyazdır, murad başının saçları ağarmış demektir. “Ve estefret lima re’etke ve ma tünkiru” (Seni gördüğünde ürktü ve inkar etmedi). Ben nefret ettim şol nefis elçiliğin ki seni görüp ba’del-vefa (vefadan sonra). “Kanet tahınnü ila likaike ve tadrıbu” (Sana kavuşmayı özler ve can atardı). Evvel nefis seninle mülakat (karşılaşma) niyaz idip ve mülakatında sürurundan (sevincinden) hıffet (hafiflik) arız olur idi.“Ve kezalike vaslü’l-ganiyati fe-innehü” (Zengin/güzel kadınların vuslatı da böyledir, şüphesiz o...) “Hasenün ve cahen lehü i’timadun hılün” (Güzeldir ve ona güvenmek bir aldanıştır). Ve tez elden müstağni (ihtiyaçsız) olan maşukalar ile muhabbet ve vuslat olunca kat'ı idip (kesip) senden kat'ı ettiklerini gibi tahkik ol maşukalarla vuslat “el-belkatü ve berkun hılbün” (Yalancı şimşek gibidir). Hali perde arkası bir sırdır ve bir uğursuz bir şeydir ki yani maşukadaki drama-i aşk mali boyledir. “Fe-da’ı’s-saba fe-lekad adake zamanühü” (Çocukluğu/gençliği bırak, artık onun zamanı senden geçti). Sabavet (çocukluk) işlerini terk eyle, sıddık (doğruluk) zamanı seni terk etti. “Ve’zhed fe-umruke minhü mine’t-tıbbi” (Dünyaya rağbet etme/zühd hayatı yaşa, çünkü ömrün tıbba muhtaç olacak yaştadır). Sen zühd eyle senin ömründen tıp ve fener ki avan (vakit) şayidedir (aşikardır) kadar eyleydi. “Zehebe el-şebabü fe-lehü min avdetin” (Gençlik gitti, artık onun için geri dönüş yoktur). Gençlik kendi geldiği gibi gitmiştir, dönüşü yoktur. “Ve ati el-meşibü fe-eyne minhü el-mehrebu” (Yaşlılık ise geldi, artık ondan kaçış nerede?). Kocalık (yaşlılık) sana yöneldi. “Da’ anke ma kad kane fi zemani’s-saba” (Sabavet/gençlik zamanında olanları artık bırak). Sabavet zamanında olan işleri senden terk eyle. “Vezkir zünübeke ve’bkiha ya müznibü” (Ey günahkar! Günahlarını zikret ve onlara ağla). Günahlarını yad idip (anıp) ağla ey müznib (günahkar). “Ve iza kera mınakaşatü’l-hısabi fe-innehü” (Hesaplaşma ve münakaşa yaklaştığı zaman, şüphesiz o...) Hesap ahvalini tezekkür eyle (hatırla). “La yuhsa ma macenbte fe-yektübü” (Kazandığın/işlediğin ne varsa sayılır ve yazılır). Elbette senin isyanın sayılıp ve yazılır. “Lem yensehü el-melekani hine nesitehü” (Sen unuttuğun zaman o iki melek unutmadı). Sen gahiki onu unuttukta ve unuttuğun vakitte hıfzedici (koruyucu) melekleri onu unutmaz. “Bel esbethane ve ente lahi tel'abü” (Bilakis sen gaflet içinde oynarken onlar kaydetti). Belki melekler onu sebat ile yazıp hıfzedip dururlar, hal bu ki sen lehv ü laib (eğlence ve oyun) edersin. “Ve’r-rühu fike vedi’atün ve deva’uha” (Ruh sende bir emanettir ve onun dermanı/teslim vakti...) Ruh sende bir emanettir, şu emanet koyulmuştur. “Seteraddüha bi-rağmen minke ve tüslebü” (İstesen de istemesen de onu geri vereceksin ve o senden çekip alınacaktır). Yakında sen ol ruhu denaet (alçaklık) ile red idip teslim edeceksin...
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Ödemiş sefer hisar taraflarını dolaşmaya gitmiştik annemin ısrarları nedeniyle cücelermi ne varmış bilgide onları görmek için birgiye geçtik.
Bu medreseyi görüp fotoğrafını çekmiştim. Karşısında birde türbe vardı ama kimin türbesiydi hatırlamıyorum. Dilek falan dilemiştik orayada giriş yasaktı . Bence ziyarete açmaları lazım böyle yerleri ama neyse vardır bir bildikleri. Konuyu görünce paylaşmak istedim
(0 Beğeni)
__________________
Ne taht isterim senden, ne tâc, ne de şân, Bir nazarınla virân gönlüm olsun gülistân. Dünya bana dar gelir, sensiz cennet bile zindân, Seninle bir nefes vuslat, sensiz bin ömür hicrân. |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Maliki mezhebi | Havasokulu | Tarih | 9 | 20.02.24 16:23 |
| Şafii Mezhebi | Havasokulu | Tarih | 3 | 20.02.24 16:22 |
| Hz Fatima 11 imam ve Hz Mehdiyi haber vermişlerdir | Citlembik | Ölüm & Kabir & Kıyamet | 0 | 23.01.20 17:11 |
| AŞURA GÜNÜ NE OLDU ? {10 Muharrem} | Modern Sofi | islam & islami Konular | 2 | 09.09.19 08:52 |
| Fıkıh ilminde Temayüzü | SiLence | islam & islami Konular | 0 | 09.02.17 11:16 |