Değerli kardeşim, bana tabiki katılmaya bilirsin ben acizane bildiğimi paylaşıyorum ve sözlerinin içindeki öfkeyi de, yorgunluğu da anlıyorum. Zaten mesele uzaktan konuşulunca kolay, ateş insanın kendi hanesine düşünce ağır gelir. İnsan malına, evine, ailesine yönelen bir şer karşısında sarsılır; bunu inkâr etmenin de mânâsı yoktur. “Taş olsa çatlar” sözün de bu bakımdan yabana atılacak söz değildir. Lâkin tam da böyle yerde insanın öfkesiyle hükmü birbirine karıştırmaması gerekir.
Ben sana melek ol, hiçbir şey hissetme yahut sana zarar vereni sev demiyorum. Böyle bir şey söylemiyorum. Zulme öfkelenmek başka şeydir; öfkeye şer‘î ruhsat süsü giydirip haram bir yolu kendine meşru göstermek başka şey. İnce çizgi tam buradadır. Çünkü insan en çok haklı olduğu yerde sınırı aşmaya meyleder. Zira o anda nefsine “Ben zulmedilmeyeyim de ne olursa olsun” dedirtir. Hâlbuki din, insanı tam da en hararetli yerde tutar. Onlar kendi yaptıkları kendi başlarına gelmeden akıllanmazlar” sözü, hissî bakımdan anlaşılır; fakat hüküm buna göre kurulmaz. Nice zalim vardır ki dünyada tokat yer de uslanmaz; nice zalim vardır ki dışarıdan sakin görünür ama içten yanar. Caydırıcılık ayrı meseledir, bir kulun kendine haram bir yolu ruhsat kılması ayrı. Karşı tarafın fesadı, sana her kapıyı helâl kılmaz. Çünkü o zaman ölçü artık şeriat olmaz; zararın şiddeti olur. Zararın şiddeti ölçü olursa da herkes kendi öfkesine göre fetva üretmeye başlar.
Ayrıca “biz yalnızca bozmakla yetineceğiz, o da saldırmaya devam edecek” denildiğinde, meşru müdafaa ile bâtıl misilleme birbirine karıştırılıyor. Şerri def etmek elbette vardır. Korunmak vardır, rukye vardır, dua vardır, tedbir vardır, mesafe koymak vardır, zulüm kaynağını kesmek vardır, gerekiyorsa hukukî ve fiilî emniyet tedbirleri almak vardır. Yani “hiçbir şey yapmamak” diye bir yol zaten söylenmiyor. Söylenen şey şu: Şerri def ederken, şeytanın dilini ödünç alma. Zulmü kaldırmaya çalış ama zulmün usûlünü kendine yol yapma.
Ben olsam bu noktada şöyle derim: Evet, zalime karşı içim serttir. Evet, yapılanı hafife almam. Evet, şerrin durmasını isterim. Evet, gerekirse en ağır bedduayı da Allah’a arz ederim. Ama bunu yaparken haram bir kapıyı kendime savunma diye açmam. Çünkü o kapı bir kere meşru görülürse, insan dönüşte kendi elinin neye bulaştığını fark etmeyebilir.
|