![]() |
Alıntı:
Aşk sarhoşluğu Ben peygamberden daha üstünüm mü dedirtiyor? Nasıl bir aşk sarhoşluğu bu? Aşk sarhoşluğu hz. Musaya bile dayanamazsın diye kendini göstermeyen ALLAH CC gördüm demek mi oluyor? Bunu söyleyenin itikadı nasıl oluyor? O aşk sarhoşluğu ALLAH CC bana kadın kılığında gelir mi dedirtiyor? O aşk sarhoşluğu ALLAH CC bana tüyü çıkmamış oğlan olarak gelir mi dedirtiyor? O aşk sarhoşluğunu diğer alim kabul etmiyor ki bizim yanımızda olsa onu müslüman yapardık diyor O aşk sarhoşluğu cennetle müjdelenen niye 4 imam da yok? Bu konulara hiç girmiyorsun ama ibni teymiyeyi nerdeyse tekfir edeceksin Birde ibni teymiye konusunda zehebi,, ibni kesir, ibni hacer, ibni cevzi,ibni kayyım görüşleri var... Sübühaneke yi ilk kim okudu? Bunu biliyorsan arşı taşıyan meleklerin durumunuda bilirsin... |
Alıntı:
Meleklerin arşı taşımasına sözüm yok ki zaten nasıl böyle bir sonuç çıkardın? Sen hem münezzeh dedin hem arşın üstünde diyip mekan belirttin hemde arşta oturuyor diyen teymiyeyi görüşünü savundun yani hepsi bir çeliski. Eğer Allah Celle Celaluhu haşa arşta denirse onu melekler taşıyor demektir çünkü arşi melekler taşıyor. Bu küfür değil mi? |
Alıntı:
|
Alıntı:
Allah arşa kuruldu oturdu mekanı orası diyen olmadı nereden neyi çıkarıyorsun, Sen bu konuya niye böyle takıldın, Melekler arşı taşımakta zorlanınca sübühanekeyi okudular sübühanekenin verdiği güçle arşı taşımaları kolaylaştı Alıntı:
İbni teymiyenin her fikrini alırız demedim, |
Alıntı:
Ben aşk sarhoşluğu diye bir şey bilmiyorum... Ayrıca ibni teymiyeyi savunan alimler hakkında da bir şeyler söyle onlarında bidat ehlimi? Bidat ehli değilmi onlarıda öğrenelim |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
işine gelmeyeni almazlar, Bak tekrar ediyorum, ibni teymiye bir elmadır elmanın bir kısmında çürük vardır , o elma atılmaz çürük kısmı bırakılır yada kesilip atılır elmanın iyi yerleri alınır Tamam oldumu şimdi Şimdi İbni kayyım, ibni cevzi, ibni kesir, ibni zehebi hakkındaki görüşlerini öğrenelim Malum bunlar ibni teymiyeyi savunan kişiler Yoksa bunlarda mı bidat ehli? İbni hacer, es subki,el heytemi, el buhari, el kelbi Bunlarda reddiye yapmışlar Seven ve sevmeyenlerin hepsi ehli sünnet alimler hangileri doğru söylüyor ? Hangileri yanılıyor? Bunun kararını kim verecek? Hala şu aşk sarhosu dediğin kişilerin sözlerine bir açıklık getirmedin Benim sancağım hz. Muhammedin sancağından daha yüksektir diyen aşk sarhoşu oluyor Allah arştadır diyen bidat ehli oluyor Bu arada istersen Taha 5,araf 54, rad 2, furkan 59, secde 4, hadid 4. Ayetleri de inceliyelim ne siyor bu ayetler |
Alıntı:
Bu başlıkta senin kırdığın yer karşı taraf değil, ilmin usûlüdür. Çünkü sen daha ilk cümlede hükmü veriyor, sonra o hükme malzeme arıyorsun. Hâlbuki Ehl-i sünnet yolu bunun tersidir: önce tahkik, sonra tenkit; önce isnad, sonra hüküm. Sen ise dört mezhep imamına neredeyse aynı kalıp cümleleri dağıtıyor, sonra bunu “biz kaynaksız mı yazarız?” diye kuvvetlendirmeye çalışıyorsun. Hayır kardeşim; kaynak adı söylemek, tahkik değildir. İmamların omzuna kendi kanaatini bindirmek ilim sayılmaz. Bizzat senin yazdığın bu dağınık isnad dili bunu ele veriyor. İkinci olarak, itikad bahsinde yaptığın en açık hata şudur: şiiri hadîs yaptın. “Rasûlullah Allah’ın altı cihetten münezzeh olduğunu söylüyor” dedin. Sonra sana tashih ettik: “Şeş cihetten ol münezzeh Zülcelâl” hadîs değil, Mevlid beytidir. İşte burada mesele bitti. Çünkü hadîs ile şiiri birbirine karıştıran bir kimse, daha işin başında metin ciddiyetini düşürmüş olur. Tenzih manası güzel olabilir; fakat güzel mana, yanlış isnadı helâl kılmaz. Hadîs diye şiir konuşan biri, sonra kalkıp başkasına “itikadın bozuk” diye hüküm dağıtamaz. Üçüncü olarak, senin içinde en açık görünen kusur çifte ölçüdür. Bir yerde şathiyata “aşk sarhoşluğu” diyerek tevile kapı açıyorsun; sonra başka bir yerde İbn Teymiyye hakkında hiçbir bağlam, hiçbir ihtimal, hiçbir derece bırakmadan “adamın itikadı baştan sona bozuk” diyorsun. Birine yorum kapısı açıp diğerine hiç kapı bırakmıyorsan, bu ilim değil meyildir. Sonra da işine geldiğinde “Hem ben o sözleri kabul ediyorum demedim zaten; şeriatın zahirine uyanı almak gerek” diyerek geri çekiliyorsun. Demek ki başta kurduğun hükmün ağırlığını sonradan kendin de taşıyamıyorsun Dilin başta ne diyorsa sonda da onu taşımalı; bugün hüküm verip yarın “onu demedim zaten” diyen dil, henüz reddiye makamında değil, heyecan makamındadır. Dördüncü olarak, istivâ bahsini “üçgen kare” gibi çocukça bir mantık kıyasına indiriyorsun. Böyle kelâm konuşulmaz. “Hem münezzehtir hem arşın üstündedir denmez” deyip meseleyi bitirdiğini sanıyorsun. Hâlbuki burada asırlardır konuşulan şey, “mekân isnadı” ile “nas lafzını bilâ keyf kabul” arasındaki ince farktır. Sen bu farkı kabul etmek yerine, karşı tarafın söylediği her “istivâ” lafzını otomatik olarak “oturma, kurulma, mekân tutma”ya çeviriyorsun. Bu, tartışmayı çözmek değil; karşı tarafın sözünü en kaba şekle zorlamaktır. İlim ehli böyle yapmaz. Çünkü bilâ keyf diyenin muradıyla, teşbih yapanın muradı aynı değildir. Bu farkı yok sayan kimse, meseleyi değil kendi öfkesini büyütür. Beşinci olarak, senin cümlelerin sürekli damga üretme tarafına gidiyor. “Herhalükârda bu listede olmayı hak eden biri; onu bilmeyen biri her görüşünü sahih sayabilir” diyorsun. Yani sen delilden çok etiket üretiyorsun. Önce kişiyi listeye koyuyor, sonra listeden hüküm çıkarıyorsun. Ehl-i sünnet yolu bunun da tersidir: önce görüş tartılır, sonra kişiye zaruret kadar temas edilir. Senin yolun ise önce kişiyi mahkûm edip sonra görüşünü onun üstüne asmak. Bu, reddiye usûlü değil; tasnif ve tasfiye refleksidir. Altıncı olarak, “Bu konuda internete gerek yok Elhamdülillah” diyorsun; ama senin en temel nakillerin bile tahkike muhtaç çıkıyor. Demek ki sorun internet kullanmak veya kullanmamak değil; sorun isnadı temizlemek ve duyduğunu hemen hükme dönüştürmemektir. Bugün şiiri hadîs yaparsın, yarın menkıbeyi akaid delili yaparsın, öbür gün remizli sözü zahir hüküm gibi okursun. İşte o zaman da kendini ümmeti koruyor zannedersin; hâlbuki ümmete ilk zarar, ölçüsüz kesin konuşma ile verilir. Sana söylenecek en ağır ama en sahih cümle şudur kardeşim: Sen bu bahislerde müftü gibi hükmediyor, ama muhaddis gibi tahkik etmiyorsun; mutekellim gibi konuşuyor, ama usûlcü gibi tartmıyorsun. İşte bütün problem burada. |
Alıntı:
Sadece ilzam olup konuyu uzatmaya devam ediyorsun. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu da bilmiyorsun. Sen önce okuduğunu anlamayı becer sonra bakarsın ümmete yardım işine. Bak daha gelmedik kimin ne olduğuna, listeye girmedik. Ne oldu reklam işleri, suya düştü gibi he ne dersin? Başka zaman, başka bir konuya belki de üyeliğe kaldı artık. Sen nasıl bir tavır bekliyordun buradan çok merak ettim? "Komşu Mehmet Amcaları bulamadın galiba burada" Baksana her mesajın sonunu sabit olarak "Listede bidat ehli olduğuna inanmadığın adamlar kimler" diyerek bitiriyorsun. Bütün odak burada, "bana tersini söylesinler de zırvalıyım" kafası bu. Günün sonunda bakmışsın, faydalı gördüğün bu iş senin sonunu getirmiş... |
Kedileri uyuttum, ilgili alet edevatlarımı da yanıma aldım, geldim. Çay kalmamış.
Konuyu itinayla takip ediyorum. :D |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:10. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com