Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Tasavvuf hakkında

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10.08.26, 12:20
 
Üyelik tarihi: 06.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 458
Forum Puanı: 192
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Her misalinde hz. Pir Abdülkadir geylanide n örnek veriryorsunda , o ayağım tüm evliyaların boynundadır diyen biri , başka hiç bir evliya onun ölçüsünde değil, ama ne gariptir kabede hz. Pirin önünde dedem ben geldim elini öpmek isterim diyipte hz. Peygamberin elini öpen Ahmet el rufai hz. dir
Demek ki her kesin kademesi ayrı dır

Hz pir demişken el gunye kitabında, imamı azamı ve hanefi mezhebini mürcie nin alt kolu olarak gösteriyor

Bu konuda ne dersin?
Abi her evliyanın mertebesi manevi kuvveti farklıdır.Hepsine büyük hürmet duyar saygı duyarım her biri başıma taç Ebû Hanîfe, "Amel (ibadetler), imanın aslından bir parça değildir; ibadet etmeyen dinden çıkmaz, günahkar mümin olur" der.Abdülkâdir-i Geylânî ise sıkı bir Hanbelî (Ehl-i Hadîs) alimidir. Hanbelî ekolüne göre "amel imanın bir parçasıdır; amel azaldıkça iman da azalır".Abi evliyalar kanaat önderleri arasında fikir ayrılıkları olabilir imam şafi denizden babam çıksa yerim der hanifi mezhebinde denizdeki bazı canlılar hariç digerleri haram sayılır lakin ben ne bu alimlerin iliminin tozu seviyesindeyim asrın müteccidleri hakkında yorum yapmak benim boyumu aşar ben sadece fikirlerimi sunuyorum

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 10.08.26, 12:26
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 23,136
Forum Puanı: 11398
Etiketlendiği Mesaj: 5553 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Abi her evliyanın mertebesi manevi kuvveti farklıdır.Hepsine büyük hürmet duyar saygı duyarım her biri başıma taç Ebû Hanîfe, "Amel (ibadetler), imanın aslından bir parça değildir; ibadet etmeyen dinden çıkmaz, günahkar mümin olur" der.Abdülkâdir-i Geylânî ise sıkı bir Hanbelî (Ehl-i Hadîs) alimidir. Hanbelî ekolüne göre "amel imanın bir parçasıdır; amel azaldıkça iman da azalır".Abi evliyalar kanaat önderleri arasında fikir ayrılıkları olabilir imam şafi denizden babam çıksa yerim der hanifi mezhebinde denizdeki bazı canlılar hariç digerleri haram sayılır lakin ben ne bu alimlerin iliminin tozu seviyesindeyim asrın müteccidleri hakkında yorum yapmak benim boyumu aşar ben sadece fikirlerimi sunuyorum
Ben onu sormadım, hanefi mürcienin alt koludur diyor, yani bu ifade ile ben dahil hanefi olan herkes iman çerçevesinden çıkmış sapkınlarız
Bu konudaki fikrini sordum...

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 10.08.26, 13:11
 
Üyelik tarihi: 06.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 458
Forum Puanı: 192
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben onu sormadım, hanefi mürcienin alt koludur diyor, yani bu ifade ile ben dahil hanefi olan herkes iman çerçevesinden çıkmış sapkınlarız
Bu konudaki fikrini sordum...
İman çerçevesinden çıkmış bir kişi kafir sayılır abi Abdulkadir geylani murcieyi bile kafir olarak saymamıştır delalet te oldugunu yorumlamıştır o dönemde dedigim gibi 2 ekolde hanefide hanbelide ehli sünneti şeriatı baz almıştır hatta bazı kaynaklarda Gunye kitabında yazılı olan şeye aldanma; Allah’ın kendisinden intikam alacağı bazı kimseler ona ilave etmişlerdir.” (bk. el-Fetava’l-Hadisiye, s. 145, 210; H. Günenç, Günümüz meselelerine Fetvalar, I, 103). bu şekilde eklenme yaptıgıda söylenmektedir.Mezhepler alimlerin yorumlarıdır bazı alimler yukarda verdigim örnekteki gibi şafi deniz canlıları gibi veya fıkhi bazı meselelerde farklı düşünmeleri normal gibi geliyor bana benim burda alacagım baz kuran ve sünnettir kuranın farz emirlerini reddeden herşeyi reddedirm onun dışında genel akaiddede alimlerin yorumlarını tenkit edebilcek bir fıhık kuran bilgisi sahibi degilim yorum dan öteye geçemem.Bende sana bir soru sorabilirmiyim abi Bir mezhebin haram saydıgı diger mezhebin helal saydıgı durumlar hakkında ne düşünüyorsun ?

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 10.08.26, 16:34
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 23,136
Forum Puanı: 11398
Etiketlendiği Mesaj: 5553 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İman çerçevesinden çıkmış bir kişi kafir sayılır abi Abdulkadir geylani murcieyi bile kafir olarak saymamıştır delalet te oldugunu yorumlamıştır o dönemde dedigim gibi 2 ekolde hanefide hanbelide ehli sünneti şeriatı baz almıştır hatta bazı kaynaklarda Gunye kitabında yazılı olan şeye aldanma; Allah’ın kendisinden intikam alacağı bazı kimseler ona ilave etmişlerdir.” (bk. el-Fetava’l-Hadisiye, s. 145, 210; H. Günenç, Günümüz meselelerine Fetvalar, I, 103). bu şekilde eklenme yaptıgıda söylenmektedir.Mezhepler alimlerin yorumlarıdır bazı alimler yukarda verdigim örnekteki gibi şafi deniz canlıları gibi veya fıkhi bazı meselelerde farklı düşünmeleri normal gibi geliyor bana benim burda alacagım baz kuran ve sünnettir kuranın farz emirlerini reddeden herşeyi reddedirm onun dışında genel akaiddede alimlerin yorumlarını tenkit edebilcek bir fıhık kuran bilgisi sahibi degilim yorum dan öteye geçemem.Bende sana bir soru sorabilirmiyim abi Bir mezhebin haram saydıgı diger mezhebin helal saydıgı durumlar hakkında ne düşünüyorsun ?
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..
bir mezhebin haram saydığını diğer mezhebin helak saydığuna bir misal verirsen oradan yürürüz...

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 10.08.26, 21:03
 
Üyelik tarihi: 06.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 458
Forum Puanı: 192
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..
Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım


bir mezhebin haram saydığını diğer mezhebin helak saydığuna bir misal verirsen oradan yürürüz...
Tabiki abi Şâfiî Mezhebi: "Denizden ne çıksa helaldir" genel kuralına dayanır. Zehirli veya kurbağa/yengeç gibi amfibi (hem karada hem suda yaşayan) olmayan midye, karides, ıstakoz, kalamar, ahtapot ve deniz salyangozu gibi tüm deniz canlılarını yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Deniz canlılarından sadece balık şeklinde/suretinde olanların yenmesini helal kabul eder. Bu sebeple midye, karides, ıstakoz, ahtapot ve kalamar gibi canlıları yemek helal değildir (tahrîmen mekruh/haram kabul edilir) Şâfiî Mezhebi: Ön dişleri parçalayıcı kuvvete sahip olmadığı ve yırtıcı sayılmadığı için kirpi, tilki ve sincap gibi hayvanların etini yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Bu hayvanları "habis" (iğrenç/hoş olmayan) sınıfına dahil ettiği için yenmesini helal saymaz Şâfiî Mezhebi: Hayvanı kesen kişi Müslüman ise ve besmele çekmeyi kasıtlı veya unutarak terk etmişse, o hayvanın eti helaldir (Şâfiî'de besmele farz değil, sünnettir Hanefî Mezhebi: Besmele unutularak söylenmediyse eti helaldir; fakat kasıtlı olarak (bilerek) besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti kesinlikle haramdır (leş hükmündedir). Şâfiî Mezhebi: Denizde bir ağ, darbe veya avlama olmaksızın, kendi kendine (yaşlılıktan veya eceliyle) ölüp su yüzüne vuran balık helaldir. Hanefî Mezhebi: Bir dış etken olmadan, suda kendiliğinden ölen ve su yüzüne ters dönerek çıkan balığı (tâfi) yemek helal değildir.

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 10.08.26, 21:35
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 23,136
Forum Puanı: 11398
Etiketlendiği Mesaj: 5553 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Tabiki abi Şâfiî Mezhebi: "Denizden ne çıksa helaldir" genel kuralına dayanır. Zehirli veya kurbağa/yengeç gibi amfibi (hem karada hem suda yaşayan) olmayan midye, karides, ıstakoz, kalamar, ahtapot ve deniz salyangozu gibi tüm deniz canlılarını yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Deniz canlılarından sadece balık şeklinde/suretinde olanların yenmesini helal kabul eder. Bu sebeple midye, karides, ıstakoz, ahtapot ve kalamar gibi canlıları yemek helal değildir (tahrîmen mekruh/haram kabul edilir) Şâfiî Mezhebi: Ön dişleri parçalayıcı kuvvete sahip olmadığı ve yırtıcı sayılmadığı için kirpi, tilki ve sincap gibi hayvanların etini yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Bu hayvanları "habis" (iğrenç/hoş olmayan) sınıfına dahil ettiği için yenmesini helal saymaz Şâfiî Mezhebi: Hayvanı kesen kişi Müslüman ise ve besmele çekmeyi kasıtlı veya unutarak terk etmişse, o hayvanın eti helaldir (Şâfiî'de besmele farz değil, sünnettir Hanefî Mezhebi: Besmele unutularak söylenmediyse eti helaldir; fakat kasıtlı olarak (bilerek) besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti kesinlikle haramdır (leş hükmündedir). Şâfiî Mezhebi: Denizde bir ağ, darbe veya avlama olmaksızın, kendi kendine (yaşlılıktan veya eceliyle) ölüp su yüzüne vuran balık helaldir. Hanefî Mezhebi: Bir dış etken olmadan, suda kendiliğinden ölen ve su yüzüne ters dönerek çıkan balığı (tâfi) yemek helal değildir.
çok geniş bir konu. sayfalarca yazmak gerekir , önce kısa bir bigi sonra bir kopyala yapıştır ile 1 misalle diğerlerine de cevap olmuş olur

bunlardaki tezatlık olan görülenler bolluk refah rahatlık zamanında yasakladığı bir şeyi savaş darlık açlık zamanında yasağı kaldırması gibidir
misalen bolluk ve rahat bir zamanda denizden çıkan sadece balığı yiyin dediği gibi gibi,
darlık ve zor zamanda denizdeki herşeyi yiyebilirsiniz demesi

bolluk zamanında. balığı tutup yiyin su üstüne çıkan balığı yemeyin demesine rağmen
darlık zamanında kendiliğinden su üstüne çıkan balığı yiyebilirsiniz demesinden kaynaklı

bir mezhep imamı bir sözünü almış diğer mezhep imamı diğer sözünü almış
şunuda unutmamak gerekir zorluk bir mecburiyet snında başka bir mezhebi taklit etmekte. başka bir güzelliktir,


Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri:

– O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir:

– Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde:

– Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem:

“O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi. (Müslim, Sayd 17)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Peygamber Efendimiz Medine devrinde, gerektiği zaman bir komutanın idaresinde düşmana karşı küçük çaplı müfreze birlikleri gönderirdi. Resûl-i Ekrem’in bizzat katılmadığı bu küçük savaş birliklerine “seriyye” adı verilir. Ebû Ubeyde’nin kumandasında gönderdiği bu seriyye, Kureyş kervanlarının yolunu kesmek ve onların ekonomik gücüne darbe vurmak, müslümanların güç ve kuvvetini onlara göstermek üzere, hicretin sekizinci yılında sevkedilmişti. Kureyş’in en önemli geçim kaynağı, yazın Suriye, kışın da Yemen taraflarına gidip gelen ticaret kervanlarıydı. Onlar, elde ettikleri zenginlikler ile ticaret yollarını kaybetmemek için Medine İslâm Devleti’ne karşı daima düşmanlık beslemekte, kin ve intikam hissiyle dolu olarak, sık sık savaş tehdidiyle müslümanları tedirgin etmekteydiler. Çeşitli hadis ve siyer kitaplarında bu seriyye hakkında rivayetler vardır. Buhârî’nin Sahih’inden de öğrendiğimiz gibi, bu seriyyeye “Gazvetü seyfi’l-bahr” adı verilmektedir. (Buhârî, Megâzî 65) İmam Nevevî’nin, bu konuyla ilgili olarak Müslim’in Sahih’inden seçtiği bu rivayet, diğerlerine göre daha kapsamlı sayılır.

Bu seriyyeye katılan askerler, muhtemelen yanlarına taşıyabildikleri kadar yiyecek maddeleri almışlar, Peygamberimiz de onlara sadece bir kırba hurma verebilmişti. Kendi yiyecekleri bittikten sonra, tamamen yiyeceksiz kalacaklarından korktuğu için, Ebû Ubeyde onlara bu hurmaları tane hesabıyla veriyordu. Neticede hurma da bitince, ağaç yaprakları yemeye başladılar. Onların deniz kenarında buldukları Anber denilen balık, mavi balina olup, kendi türü içinde en büyüğüdür. Bazılarının ağırlığının yüz elli tona ulaştığı bilinmektedir. Burada buldukları ölmüş bir hayvan olduğu için, komutan Ebû Ubeyde önce onun yenilmesinin caiz olmadığı yönünde ictihadda bulunmuş, daha sonra bu görüşünden vaz geçip zorunluluk halini de dikkate alarak yenilebileceği yönünde hüküm vermiştir. Verdiği bu hükmün doğruluğu, daha sonra Peygamber Efendimiz tarafından hem sözlü olarak tasdik edilmiş hem de ondan bir parça kendisi de yemek suretiyle, müslüman askerlerin gönlündeki şüphenin gitmesi temin edilmiştir.

Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Ordu için bir kumandan gereklidir. Bu kumandan ordunun en seçkinlerinden olmalıdır.

2. Kumandanın meşru olan emirlerine uymak ve ona itaat etmek gerekir.

3. Savaş halinde olunan düşmana pusu kurmak ve ekonomik hedeflerini vurmak, mallarına el koymak câizdir.

4. Ashab, açlığa, susuzluğa, her türlü sıkıntıya karşı son derece tehammüllü idiler.

5. İctihad, Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra değil, onun zamanında da câizdi.

6. Denizde yaşayan hayvanların ölüsü mübahtır. Ebû Hanife’ye göre, balıktan başka deniz hayvanları yenilmez. Balığın da sebepsiz, bir av aletiyle olmaksızın eceliyle öleni yenmez. Şâfi mezhebine göre, su hayvanlarından kurbağa yenmez. Mâlikî mezhebine göre, kurbağa da dahil bütün deniz hayvanları yenir.

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 10.08.26, 22:20
 
Üyelik tarihi: 06.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 458
Forum Puanı: 192
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
çok geniş bir konu. sayfalarca yazmak gerekir , önce kısa bir bigi sonra bir kopyala yapıştır ile 1 misalle diğerlerine de cevap olmuş olur

bunlardaki tezatlık olan görülenler bolluk refah rahatlık zamanında yasakladığı bir şeyi savaş darlık açlık zamanında yasağı kaldırması gibidir
misalen bolluk ve rahat bir zamanda denizden çıkan sadece balığı yiyin dediği gibi gibi,
darlık ve zor zamanda denizdeki herşeyi yiyebilirsiniz demesi

bolluk zamanında. balığı tutup yiyin su üstüne çıkan balığı yemeyin demesine rağmen
darlık zamanında kendiliğinden su üstüne çıkan balığı yiyebilirsiniz demesinden kaynaklı

bir mezhep imamı bir sözünü almış diğer mezhep imamı diğer sözünü almış
şunuda unutmamak gerekir zorluk bir mecburiyet snında başka bir mezhebi taklit etmekte. başka bir güzelliktir,


Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri:

– O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir:

– Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde:

– Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem:

“O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi. (Müslim, Sayd 17)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Peygamber Efendimiz Medine devrinde, gerektiği zaman bir komutanın idaresinde düşmana karşı küçük çaplı müfreze birlikleri gönderirdi. Resûl-i Ekrem’in bizzat katılmadığı bu küçük savaş birliklerine “seriyye” adı verilir. Ebû Ubeyde’nin kumandasında gönderdiği bu seriyye, Kureyş kervanlarının yolunu kesmek ve onların ekonomik gücüne darbe vurmak, müslümanların güç ve kuvvetini onlara göstermek üzere, hicretin sekizinci yılında sevkedilmişti. Kureyş’in en önemli geçim kaynağı, yazın Suriye, kışın da Yemen taraflarına gidip gelen ticaret kervanlarıydı. Onlar, elde ettikleri zenginlikler ile ticaret yollarını kaybetmemek için Medine İslâm Devleti’ne karşı daima düşmanlık beslemekte, kin ve intikam hissiyle dolu olarak, sık sık savaş tehdidiyle müslümanları tedirgin etmekteydiler. Çeşitli hadis ve siyer kitaplarında bu seriyye hakkında rivayetler vardır. Buhârî’nin Sahih’inden de öğrendiğimiz gibi, bu seriyyeye “Gazvetü seyfi’l-bahr” adı verilmektedir. (Buhârî, Megâzî 65) İmam Nevevî’nin, bu konuyla ilgili olarak Müslim’in Sahih’inden seçtiği bu rivayet, diğerlerine göre daha kapsamlı sayılır.

Bu seriyyeye katılan askerler, muhtemelen yanlarına taşıyabildikleri kadar yiyecek maddeleri almışlar, Peygamberimiz de onlara sadece bir kırba hurma verebilmişti. Kendi yiyecekleri bittikten sonra, tamamen yiyeceksiz kalacaklarından korktuğu için, Ebû Ubeyde onlara bu hurmaları tane hesabıyla veriyordu. Neticede hurma da bitince, ağaç yaprakları yemeye başladılar. Onların deniz kenarında buldukları Anber denilen balık, mavi balina olup, kendi türü içinde en büyüğüdür. Bazılarının ağırlığının yüz elli tona ulaştığı bilinmektedir. Burada buldukları ölmüş bir hayvan olduğu için, komutan Ebû Ubeyde önce onun yenilmesinin caiz olmadığı yönünde ictihadda bulunmuş, daha sonra bu görüşünden vaz geçip zorunluluk halini de dikkate alarak yenilebileceği yönünde hüküm vermiştir. Verdiği bu hükmün doğruluğu, daha sonra Peygamber Efendimiz tarafından hem sözlü olarak tasdik edilmiş hem de ondan bir parça kendisi de yemek suretiyle, müslüman askerlerin gönlündeki şüphenin gitmesi temin edilmiştir.

Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Ordu için bir kumandan gereklidir. Bu kumandan ordunun en seçkinlerinden olmalıdır.

2. Kumandanın meşru olan emirlerine uymak ve ona itaat etmek gerekir.

3. Savaş halinde olunan düşmana pusu kurmak ve ekonomik hedeflerini vurmak, mallarına el koymak câizdir.

4. Ashab, açlığa, susuzluğa, her türlü sıkıntıya karşı son derece tehammüllü idiler.

5. İctihad, Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra değil, onun zamanında da câizdi.

6. Denizde yaşayan hayvanların ölüsü mübahtır. Ebû Hanife’ye göre, balıktan başka deniz hayvanları yenilmez. Balığın da sebepsiz, bir av aletiyle olmaksızın eceliyle öleni yenmez. Şâfi mezhebine göre, su hayvanlarından kurbağa yenmez. Mâlikî mezhebine göre, kurbağa da dahil bütün deniz hayvanları yenir.
Sayın abim dinimiz kolaylık dini ama sordugum soru zaruri hallerdeki durumlar degil normal zaruri bir durum olmaksızın mezheplerin haram veya helal saydıkları şeydeki ölçütü nedir ? Bir mezhebe mensupken mensup olduugu mezhebin haram saydıgı ama diger mezhepin helal olarak saydıgı birşeyi yapabilirmi zarurui bi durum olmadan bunun hükmü nedir ?

Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 10.08.26, 21:07
 
Üyelik tarihi: 06.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 458
Forum Puanı: 192
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

[QUOTE=imas;717588]öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..


Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 10.08.26, 21:45
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 23,136
Forum Puanı: 11398
Etiketlendiği Mesaj: 5553 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

[QUOTE=osman100;717621]
Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..


Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım
burda inkar falan yok islamın özüne aykırı olan uydurma kerametleri tespiti var,
misalen
azrail as. aldığı ruhları berzah alemine götürürken , hizmetkarının ağladığını gören veli gökyüzüne uçup azraile bir tokat atıp azrailin gözünü çıkarıp , kabzettipi ruhları elinden alıp ölenlere geri dağıtıp onlara geri can vermesi
hangi ayette hangi surede var, dinin neresinde var
hangi evliyanın bunu yapmaya gücü yeter , hangi makam sahibi bunu yapabilir
azraile tokat atıp kabzettiği ruhları elinden almak....

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 10.08.26, 22:30
 
Üyelik tarihi: 06.05.24
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 458
Forum Puanı: 192
Etiketlendiği Mesaj: 10 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

[QUOTE=imas;717626]
Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

burda inkar falan yok islamın özüne aykırı olan uydurma kerametleri tespiti var,
misalen
azrail as. aldığı ruhları berzah alemine götürürken , hizmetkarının ağladığını gören veli gökyüzüne uçup azraile bir tokat atıp azrailin gözünü çıkarıp , kabzettipi ruhları elinden alıp ölenlere geri dağıtıp onlara geri can vermesi
hangi ayette hangi surede var, dinin neresinde var
hangi evliyanın bunu yapmaya gücü yeter , hangi makam sahibi bunu yapabilir
azraile tokat atıp kabzettiği ruhları elinden almak....
Abi yukardada dedigim gibi abartan şeyhini yücelten durumlar olacaktır olmuşturda ama istisnalar kaideyi bozarmı ? Lakin anlattıgın olay ilgili bir muridin şeyhi ile ilgili anlattıgı bir olay var birde abi hz Musa as ile ilgili muslimde geçen bir hadis var hangisini kastettin abi yanlışım varsa düzeltirmisin abi (Buharî, Cenâiz: 69, Enbiyâ: 31; Müslim, Fedâil: 157, 158; Nesâî, Cenâiz: 121; Müsned, 2:269, 315, 351.)…Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Ölüm meleği Hz. Musa'ya (a.s.) gönderildi. Melek Musa'nın yanına gelince Musa meleğe bir tokat attı meleğin gözü çıktı. Bunun üzerine Melek Rabbi'ne dönerek: 'Sen beni ölmek istemeyen bir kula gönderdin, gözümü de çıkardı' dedi. Allah (c.c.) meleğe gözünü iade etti ve ona şöyle dedi: 'Ona dön ve ömür mü istiyorsun? Elini bir öküzün sırtına koymasını, elinin temas ettiği her bir kıl için kendisine bir yıl ömür verileceğini söyle.'(Ölüm meleği bunları Hz. Musa'ya iletince) Musa: '(Ey Rabbim!) Sonra ne olacak?' diye sordu. Allah: 'Sonra öleceksin' buyurdu. Musa: "Şimdi yakınken ya Rabbi beni arz-ı mukaddese bir taş atımı mesafeye yaklaşınca ruhumu al" dedi. Ebû Hureyre, Hz. Peygamberin (s.a.v.) şöyle söylediğini belirtti): "Orada olsaydım size yolun kenarında kızıl bir kum tepesinin yanında onun kabrini gösterirdim."

Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Tasavvuf ehli kimdir ? Cazgircinx Tasavvuf Sohbetleri 2 15.06.24 20:37
yüksek sayıda zikr çekmedim celb veya davet yapmadım ama rahatsız edildim Han349 Sorularınız 62 30.12.21 06:14
Mezheb imamlarının tasavvuf hakkında görüşleri ebu ubeyde bin cerrah Tasavvuf & Tarikatler 1 24.09.20 08:24
Theosophie (teozofi) — tasavvuf. Islâm tasavvufu. Celil Parapsikoloji & Spiritüalizm 0 29.12.19 22:28
Tasavvuf, saf haline, ilk haline döndürülmüş İslamdır Hal Tasavvuf Sohbetleri 2 16.10.19 05:00


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:27.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com