Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Tasavvuf hakkında (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/105622-tasavvuf-hakkinda.html)

osman100 10.08.26 07:23

Tasavvuf hakkında
 
Tasavvuf hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim siz degerli üstadlarımında bu konudaki düşüncelerini merak ederim.Öncelikle Tasavvuf veya bir mürşidden himmet istemek kimine göre bidat kimine göre şirk ama benim görüşüm burda insanın niyetidir.Manevi kuvveti olan zaatlardan yardım istemek bu şuna benziyor bir insan zora düştügü zaman polis çagırması polisten yardım istemesi gibi Şüphesiz herşeyin sahibi Allah yalnız ondan korunma dileriz lakin Allah çogu şeyi vesile üstüne kılmıştır hasta olunca hastaneye gitmemiz ilaç alıp şifalanmamız gibi bir çok vesile dir burda herşeyin Allah tan oldugunu bildikten sonra Manevi kuvveti olan insanların o kuvvetlerinden faydalanmada pek bir beis görmüyorum kendi düşüncem olarak lakin herkezin görüşünede saygım vardır.Öncelikle şu şekilde giriş yapmak istiyorum bazı zaatların kerametleri bu kerametleri kabul ölçütümüz nedir mesela bir kaç örnekle başlayayım Abdulkadir Geylani ks Bağdat'ta Dicle Nehri taşarak şehri su altında bırakma tehlikesi oluşturduğunda halk korkuyla Geylani’ye sığınır. Geylani, nehrin kenarına giderek asasını yere diker ve "Ey Dicle, Allah’ın izniyle buraya kadar gel ve dur!" der. Nehrin suları o andan itibaren çekilmeye başlar.Şeyh Nazım kibrisinin anlatımına Şeyh Abdullah dagıstani hz Peygamber efendimizle uyanıkken görüşen tek zaat ve bazı anlatımlara göre Şeyh Abdullah dagıstani ks şamda üfürmesiyle israil uçaklarını bir anda radardan silmesi ve bir söyleşide ise Şeyh Abdullah dagıstani Şeyh naızm kıbrisiye Nazım oglum gözünü kapat diyip gözünü tekrar açtıgında 99evliyanın bulundukları bir makama gitmeleri Şeyh nazım kibrisinin aynı anda 3yerde gözükmesi gibi hadiseler daha bunun gibi bir çok keramet olan zaatlar var sizce bunlar mümkünmüdür Allahın peygamberlerine tanıdıgı örnegin hz Musa as a tanıdıgı asayı vurup ejdere dönüşmesi denizi ortadan ikiye bölmesi gibi Allahın peygamberlerine tanıdıgı bu olaganüstü halleri evliyalarına makamı büyük olan kullarınada tanımışmıdır.İslamın müthiş kuvveti oldugu aşikar mesela Abdullah dagıstani ks bir sözü dervişligin 1.mertebesi mezardaki ölülerle konuşmak der . Daha 1.mertebede böyle ise insan mertebe atladıkca ulaşacagı konum sonu nereye uzanır.Gelelim mürşid konusuna neden bir mürşide ihtiyac duyarız insan kendisi tek başına ilerleyemezmi bu konuyuda bir örnek ile vermek isterim Okula niçin gideriz sadece kitaplara kendimiz bakıp ögrenemezmiyiz neden ögretmene ihtiyac duyarız dünyasal ilimde bile ögretmene bir bilene ihtiyac duyuyoruz bu yüzden bilen mürşitlerin manevi terbiyesine girmek onların ilimlerinden yararlanmak gerektigini düşünüyorum.Gel gelelim ki havas ilminde bile mürşidin icazetin manevi terbiyenin çok büyük ehemmiyeti var.Nahl Suresi 43. ayet : "Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn."Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz kişileri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (bilgi sahiplerine) sorun.Günümüzde insan harkülade birşey duydugu zaman hemen karşı çıkıyor bir keramet gördügü zaman karşı çıkıyor materyelist bir topluma dogru son sürat ilerliyoruz.

HâmûŞî 10.08.26 09:16

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717558)
Tasavvuf hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim siz degerli üstadlarımında bu konudaki düşüncelerini merak ederim.Öncelikle Tasavvuf veya bir mürşidden himmet istemek kimine göre bidat kimine göre şirk ama benim görüşüm burda insanın niyetidir.Manevi kuvveti olan zaatlardan yardım istemek bu şuna benziyor bir insan zora düştügü zaman polis çagırması polisten yardım istemesi gibi Şüphesiz herşeyin sahibi Allah yalnız ondan korunma dileriz lakin Allah çogu şeyi vesile üstüne kılmıştır hasta olunca hastaneye gitmemiz ilaç alıp şifalanmamız gibi bir çok vesile dir burda herşeyin Allah tan oldugunu bildikten sonra Manevi kuvveti olan insanların o kuvvetlerinden faydalanmada pek bir beis görmüyorum kendi düşüncem olarak lakin herkezin görüşünede saygım vardır.Öncelikle şu şekilde giriş yapmak istiyorum bazı zaatların kerametleri bu kerametleri kabul ölçütümüz nedir mesela bir kaç örnekle başlayayım Abdulkadir Geylani ks Bağdat'ta Dicle Nehri taşarak şehri su altında bırakma tehlikesi oluşturduğunda halk korkuyla Geylani’ye sığınır. Geylani, nehrin kenarına giderek asasını yere diker ve "Ey Dicle, Allah’ın izniyle buraya kadar gel ve dur!" der. Nehrin suları o andan itibaren çekilmeye başlar.Şeyh Nazım kibrisinin anlatımına Şeyh Abdullah dagıstani hz Peygamber efendimizle uyanıkken görüşen tek zaat ve bazı anlatımlara göre Şeyh Abdullah dagıstani ks şamda üfürmesiyle israil uçaklarını bir anda radardan silmesi ve bir söyleşide ise Şeyh Abdullah dagıstani Şeyh naızm kıbrisiye Nazım oglum gözünü kapat diyip gözünü tekrar açtıgında 99evliyanın bulundukları bir makama gitmeleri Şeyh nazım kibrisinin aynı anda 3yerde gözükmesi gibi hadiseler daha bunun gibi bir çok keramet olan zaatlar var sizce bunlar mümkünmüdür Allahın peygamberlerine tanıdıgı örnegin hz Musa as a tanıdıgı asayı vurup ejdere dönüşmesi denizi ortadan ikiye bölmesi gibi Allahın peygamberlerine tanıdıgı bu olaganüstü halleri evliyalarına makamı büyük olan kullarınada tanımışmıdır.İslamın müthiş kuvveti oldugu aşikar mesela Abdullah dagıstani ks bir sözü dervişligin 1.mertebesi mezardaki ölülerle konuşmak der . Daha 1.mertebede böyle ise insan mertebe atladıkca ulaşacagı konum sonu nereye uzanır.Gelelim mürşid konusuna neden bir mürşide ihtiyac duyarız insan kendisi tek başına ilerleyemezmi bu konuyuda bir örnek ile vermek isterim Okula niçin gideriz sadece kitaplara kendimiz bakıp ögrenemezmiyiz neden ögretmene ihtiyac duyarız dünyasal ilimde bile ögretmene bir bilene ihtiyac duyuyoruz bu yüzden bilen mürşitlerin manevi terbiyesine girmek onların ilimlerinden yararlanmak gerektigini düşünüyorum.Gel gelelim ki havas ilminde bile mürşidin icazetin manevi terbiyenin çok büyük ehemmiyeti var.Nahl Suresi 43. ayet : "Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn."Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz kişileri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (bilgi sahiplerine) sorun.Günümüzde insan harkülade birşey duydugu zaman hemen karşı çıkıyor bir keramet gördügü zaman karşı çıkıyor materyelist bir topluma dogru son sürat ilerliyoruz.

Ölülerle konuşmayı dervişliğin ilk mertebesi sayan merdivenin de ilk basamağı delile basmalı. Yoksa yukarı değil, hikayeye çıkar kardeşim.

Mürşidden elbette istifade edilir. Fakat mürşid pusula olabilir, menzil değil. İnsanlarımız bazen yol göstereni yolun sahibi gibi görüyor. Ne söylese sorgusuz kabul ediyor. Ama mürşid de insandır, yanılabilir. Matematikte ihtisas için fakülteye ve hocaya gidersin. Dini ilimler için de medreseye, ilim ehline müracaat edersin. Fakat fakülte hocası matematiğin sahibi olmadığı gibi, medrese hocası da dinin sahibi değildir. Sana nereden ve nasıl bakacağını öğretir. Bugün yaşanan karışıklığın bir sebebi de kerametin veliliğin önüne geçirilmesidir. Sanki her veli keramet göstermek zorundaymış gibi… Oysa Kur’an evliyayı kerametle değil, iman ve takvayla tarif eder. Keramet veli olmanın şartı da belgesi de değildir.

Nahl 43, aklı teslim etmeyi değil, bilmediğini ehline sormayı emreder. Ben mürşidden faydalanırım ama onu hatadan uzak görmem. Kerameti kabul ederim ama her menkıbeye keramet demem. Ölçü aslında bu kadar sade.

osman100 10.08.26 11:05

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717561)
Ölülerle konuşmayı dervişliğin ilk mertebesi sayan merdivenin de ilk basamağı delile basmalı. Yoksa yukarı değil, hikayeye çıkar kardeşim.

Mürşidden elbette istifade edilir. Fakat mürşid pusula olabilir, menzil değil. İnsanlarımız bazen yol göstereni yolun sahibi gibi görüyor. Ne söylese sorgusuz kabul ediyor. Ama mürşid de insandır, yanılabilir. Matematikte ihtisas için fakülteye ve hocaya gidersin. Dini ilimler için de medreseye, ilim ehline müracaat edersin. Fakat fakülte hocası matematiğin sahibi olmadığı gibi, medrese hocası da dinin sahibi değildir. Sana nereden ve nasıl bakacağını öğretir. Bugün yaşanan karışıklığın bir sebebi de kerametin veliliğin önüne geçirilmesidir. Sanki her veli keramet göstermek zorundaymış gibi… Oysa Kur’an evliyayı kerametle değil, iman ve takvayla tarif eder. Keramet veli olmanın şartı da belgesi de değildir.

Nahl 43, aklı teslim etmeyi değil, bilmediğini ehline sormayı emreder. Ben mürşidden faydalanırım ama onu hatadan uzak görmem. Kerameti kabul ederim ama her menkıbeye keramet demem. Ölçü aslında bu kadar sade.

Yukarda yazımda belirttigim gibi niyetimiz nedir tabiki mürşid menzilimiz degil nasıl okulda mevzu ögretmen degilse ondan alınan bilgi ilim ise murşid içinde aynı akaid geçerli tabiki her insanın hata yapma potansiyeli var herkez hata yapabilir bilinçli veya bilinçsiz bu konuda hemfikirim lakin Mürşidin ettigi bir kelamı dogru veya yanlış diye süzgeçe sokmak için en azından onla aynı müstevada olmak gerekmezmi her önüne gelen zahirde yanlış görünen bir kelam için fıkıh akaid hadis kuran ilimlerinde derinleşmiş olması gerekmezmi bir profösere daha tıp1. seviye ögrenci gelse soru sorsa pröföser demezmi siz benim verecegim cevapdan anlıycakmısınız daha seviyeniz ne diye bununla ilgili bir örnek aktarayım Osmanlı bir gün papalıgın içine ajan sokuyor şeyhulislamdan çıkan fetvaya iyi bak abi onlardan gibi görünmek için alkol içip eglenebilirsin alınacak bilgiler devletin akibeti için önemli oldugu için böyle bir fetva veriyor şimdi dışardan bu içki içen adamı gören biri ne der ? Herşeyi zahire göre yorumlarsak bazen yanlışa düşmüş olabiliriz gibi geliyor. Gelelim abi dervişligin 1.mertebesi ölülerle konuşmaktır delil isterim demene burda nasıl bir delil beklersin mesela ben şahsen böyle bir iddası olan velinin hayatını incelerim sözü muteber bir kişimidir degilmidir Abdullah dagıstani ks hayatını inceledinmi abi

imas 10.08.26 11:09

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717558)
Tasavvuf hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim siz degerli üstadlarımında bu konudaki düşüncelerini merak ederim.Öncelikle Tasavvuf veya bir mürşidden himmet istemek kimine göre bidat kimine göre şirk ama benim görüşüm burda insanın niyetidir.Manevi kuvveti olan zaatlardan yardım istemek bu şuna benziyor bir insan zora düştügü zaman polis çagırması polisten yardım istemesi gibi Şüphesiz herşeyin sahibi Allah yalnız ondan korunma dileriz lakin Allah çogu şeyi vesile üstüne kılmıştır hasta olunca hastaneye gitmemiz ilaç alıp şifalanmamız gibi bir çok vesile dir burda herşeyin Allah tan oldugunu bildikten sonra Manevi kuvveti olan insanların o kuvvetlerinden faydalanmada pek bir beis görmüyorum kendi düşüncem olarak lakin herkezin görüşünede saygım vardır.Öncelikle şu şekilde giriş yapmak istiyorum bazı zaatların kerametleri bu kerametleri kabul ölçütümüz nedir mesela bir kaç örnekle başlayayım Abdulkadir Geylani ks Bağdat'ta Dicle Nehri taşarak şehri su altında bırakma tehlikesi oluşturduğunda halk korkuyla Geylani’ye sığınır. Geylani, nehrin kenarına giderek asasını yere diker ve "Ey Dicle, Allah’ın izniyle buraya kadar gel ve dur!" der. Nehrin suları o andan itibaren çekilmeye başlar.Şeyh Nazım kibrisinin anlatımına Şeyh Abdullah dagıstani hz Peygamber efendimizle uyanıkken görüşen tek zaat ve bazı anlatımlara göre Şeyh Abdullah dagıstani ks şamda üfürmesiyle israil uçaklarını bir anda radardan silmesi ve bir söyleşide ise Şeyh Abdullah dagıstani Şeyh naızm kıbrisiye Nazım oglum gözünü kapat diyip gözünü tekrar açtıgında 99evliyanın bulundukları bir makama gitmeleri Şeyh nazım kibrisinin aynı anda 3yerde gözükmesi gibi hadiseler daha bunun gibi bir çok keramet olan zaatlar var sizce bunlar mümkünmüdür Allahın peygamberlerine tanıdıgı örnegin hz Musa as a tanıdıgı asayı vurup ejdere dönüşmesi denizi ortadan ikiye bölmesi gibi Allahın peygamberlerine tanıdıgı bu olaganüstü halleri evliyalarına makamı büyük olan kullarınada tanımışmıdır.İslamın müthiş kuvveti oldugu aşikar mesela Abdullah dagıstani ks bir sözü dervişligin 1.mertebesi mezardaki ölülerle konuşmak der . Daha 1.mertebede böyle ise insan mertebe atladıkca ulaşacagı konum sonu nereye uzanır.Gelelim mürşid konusuna neden bir mürşide ihtiyac duyarız insan kendisi tek başına ilerleyemezmi bu konuyuda bir örnek ile vermek isterim Okula niçin gideriz sadece kitaplara kendimiz bakıp ögrenemezmiyiz neden ögretmene ihtiyac duyarız dünyasal ilimde bile ögretmene bir bilene ihtiyac duyuyoruz bu yüzden bilen mürşitlerin manevi terbiyesine girmek onların ilimlerinden yararlanmak gerektigini düşünüyorum.Gel gelelim ki havas ilminde bile mürşidin icazetin manevi terbiyenin çok büyük ehemmiyeti var.Nahl Suresi 43. ayet : "Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn."Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz kişileri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (bilgi sahiplerine) sorun.Günümüzde insan harkülade birşey duydugu zaman hemen karşı çıkıyor bir keramet gördügü zaman karşı çıkıyor materyelist bir topluma dogru son sürat ilerliyoruz.

Her misalinde hz. Pir Abdülkadir geylanide n örnek veriryorsunda , o ayağım tüm evliyaların boynundadır diyen biri , başka hiç bir evliya onun ölçüsünde değil, ama ne gariptir kabede hz. Pirin önünde dedem ben geldim elini öpmek isterim diyipte hz. Peygamberin elini öpen Ahmet el rufai hz. dir
Demek ki her kesin kademesi ayrı dır

Hz pir demişken el gunye kitabında, imamı azamı ve hanefi mezhebini mürcie nin alt kolu olarak gösteriyor

Bu konuda ne dersin?

osman100 10.08.26 11:20

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717569)
Her misalinde hz. Pir Abdülkadir geylanide n örnek veriryorsunda , o ayağım tüm evliyaların boynundadır diyen biri , başka hiç bir evliya onun ölçüsünde değil, ama ne gariptir kabede hz. Pirin önünde dedem ben geldim elini öpmek isterim diyipte hz. Peygamberin elini öpen Ahmet el rufai hz. dir
Demek ki her kesin kademesi ayrı dır

Hz pir demişken el gunye kitabında, imamı azamı ve hanefi mezhebini mürcie nin alt kolu olarak gösteriyor

Bu konuda ne dersin?

Abi her evliyanın mertebesi manevi kuvveti farklıdır.Hepsine büyük hürmet duyar saygı duyarım her biri başıma taç Ebû Hanîfe, "Amel (ibadetler), imanın aslından bir parça değildir; ibadet etmeyen dinden çıkmaz, günahkar mümin olur" der.Abdülkâdir-i Geylânî ise sıkı bir Hanbelî (Ehl-i Hadîs) alimidir. Hanbelî ekolüne göre "amel imanın bir parçasıdır; amel azaldıkça iman da azalır".Abi evliyalar kanaat önderleri arasında fikir ayrılıkları olabilir imam şafi denizden babam çıksa yerim der hanifi mezhebinde denizdeki bazı canlılar hariç digerleri haram sayılır lakin ben ne bu alimlerin iliminin tozu seviyesindeyim asrın müteccidleri hakkında yorum yapmak benim boyumu aşar ben sadece fikirlerimi sunuyorum

imas 10.08.26 11:26

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717570)
Abi her evliyanın mertebesi manevi kuvveti farklıdır.Hepsine büyük hürmet duyar saygı duyarım her biri başıma taç Ebû Hanîfe, "Amel (ibadetler), imanın aslından bir parça değildir; ibadet etmeyen dinden çıkmaz, günahkar mümin olur" der.Abdülkâdir-i Geylânî ise sıkı bir Hanbelî (Ehl-i Hadîs) alimidir. Hanbelî ekolüne göre "amel imanın bir parçasıdır; amel azaldıkça iman da azalır".Abi evliyalar kanaat önderleri arasında fikir ayrılıkları olabilir imam şafi denizden babam çıksa yerim der hanifi mezhebinde denizdeki bazı canlılar hariç digerleri haram sayılır lakin ben ne bu alimlerin iliminin tozu seviyesindeyim asrın müteccidleri hakkında yorum yapmak benim boyumu aşar ben sadece fikirlerimi sunuyorum

Ben onu sormadım, hanefi mürcienin alt koludur diyor, yani bu ifade ile ben dahil hanefi olan herkes iman çerçevesinden çıkmış sapkınlarız
Bu konudaki fikrini sordum...

HâmûŞî 10.08.26 11:43

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717568)
Yukarda yazımda belirttigim gibi niyetimiz nedir tabiki mürşid menzilimiz degil nasıl okulda mevzu ögretmen degilse ondan alınan bilgi ilim ise murşid içinde aynı akaid geçerli tabiki her insanın hata yapma potansiyeli var herkez hata yapabilir bilinçli veya bilinçsiz bu konuda hemfikirim lakin Mürşidin ettigi bir kelamı dogru veya yanlış diye süzgeçe sokmak için en azından onla aynı müstevada olmak gerekmezmi her önüne gelen zahirde yanlış görünen bir kelam için fıkıh akaid hadis kuran ilimlerinde derinleşmiş olması gerekmezmi bir profösere daha tıp1. seviye ögrenci gelse soru sorsa pröföser demezmi siz benim verecegim cevapdan anlıycakmısınız daha seviyeniz ne diye bununla ilgili bir örnek aktarayım Osmanlı bir gün papalıgın içine ajan sokuyor şeyhulislamdan çıkan fetvaya iyi bak abi onlardan gibi görünmek için alkol içip eglenebilirsin alınacak bilgiler devletin akibeti için önemli oldugu için böyle bir fetva veriyor şimdi dışardan bu içki içen adamı gören biri ne der ? Herşeyi zahire göre yorumlarsak bazen yanlışa düşmüş olabiliriz gibi geliyor. Gelelim abi dervişligin 1.mertebesi ölülerle konuşmaktır delil isterim demene burda nasıl bir delil beklersin mesela ben şahsen böyle bir iddası olan velinin hayatını incelerim sözü muteber bir kişimidir degilmidir Abdullah dagıstani ks hayatını inceledinmi abi

Nasıl bir delil isterim? Evvela bu söz gerçekten o zata mı ait, hangi eserinde geçiyor, kim nakletmiş? Sonra dervişliğin ilk mertebesi hangi tarikatın hangi muteber usulüne göre belirlenmiş? Ölülerle konuşmaktan kasıt rüya mı, keşif mi, yakaza mı? Bunlar açıklanır, ardından Kur’an’dan, sahih sünnetten veya muteber tasavvuf kaynaklarından mesnedi gösterilir. Bir velinin hayatını incelemek, şahsı hakkında hüsnüzan verir. Sözünü delile çevirmez. Hadis ilminde ravi sika diye her rivayet sahih olmuyorsa, bir zat muteber diye ona nispet edilen her cümle de hakikat olmaz. Ben şahsın makamını değil, ortaya konan umumi hükmün delilini soruyorum. Hüsnüzan başka, ispat başkadır.

Bahsettiğin Osmanlı fetvası da doğrulanmış değil kardeşim.. Tarih, Bir gün Osmanlı… diye değil, belgeyle başlar. Künye gösterilinceye kadar bu fetva değil, kaynağı belirsiz bir kürsü kıssası olarak kalır. Doğru olduğunu varsaysak bile, bir casusa zaruret sebebiyle verildiği söylenen şahsa mahsus ruhsat, mürşidin her sözünü sorgudan muaf tutmaz. Hilaf-ı kıyas sabit olan istisna başka meselelere ölçü yapılamaz. Hz. Ömer’in ifadesi açık. Vahyin kesilmesinden sonra insanlar bize görünen amelleriyle değerlendirilir, sırlarını Allah bilir. Zahiri bırakıp her fiilin altında bilinmeyen bir batın ararsak fıkıh da kaza da cerh ve ta‘dil de işlemez.

Abdullah Dağıstani ks’nin hayatını da uzun zaman önce incelemiştim kardeşim. Hakkındaki metinler büyük ölçüde bağlıları tarafından yazılmış menakıbname üslubundadır.. Bir zatın hayatının güzel, sözünün muteber olması da ona nispet edilen her haberi kendiliğinden sahih yapmaz. Hadis usulünde dahi ravinin adaleti tek başına yetmez. Zabtı, senedin ittisali, şüzuz ve illet de araştırılır. Salih insan olmak başka, kendisine nispet edilen her menkıbenin sübutu başkadır.

Profesör misalinde birinci sınıf talebe cevabın bütün ayrıntısını anlamayabilir. Fakat bu, profesörün delilsiz konuşabileceği anlamına gelmez. Profesör unvanını öne sürmez, bulguyu ve kaynağı gösterir. Öğrenci anlamıyorsa seviyesine göre anlatır. Sen anlamazsın demek cevap değil, cevabın etrafına duvar örmek olur kardeşim. Ki talebenin seviyesini ispatlasan bile hocanın sözünü ispatlamış olmazsın. Mürşidi ancak mürşid seviyesindeki biri sorgulayabilir dersen, ilim konuşmayı bırakır, dokunulmazlık başlar. İlimde makam delilin yerine geçmez. Aksine makam büyüdükçe ispat yükü ağırlaşır.
Ben ne velayeti inkar ediyorum ne kerameti. Ama ihtimali vuku diye, menkıbeyi hüccet diye, tekil hadiseyi umumi mertebe diye kabul etmiyorum. Hürmet tahkiki ortadan kaldırmaz. Bilakis büyük bir zata yapılacak en büyük hürmet, ona söylemediği sözü ve yaşamadığı hali yüklememektir.

osman100 10.08.26 12:11

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717571)
Ben onu sormadım, hanefi mürcienin alt koludur diyor, yani bu ifade ile ben dahil hanefi olan herkes iman çerçevesinden çıkmış sapkınlarız
Bu konudaki fikrini sordum...

İman çerçevesinden çıkmış bir kişi kafir sayılır abi Abdulkadir geylani murcieyi bile kafir olarak saymamıştır delalet te oldugunu yorumlamıştır o dönemde dedigim gibi 2 ekolde hanefide hanbelide ehli sünneti şeriatı baz almıştır hatta bazı kaynaklarda Gunye kitabında yazılı olan şeye aldanma; Allah’ın kendisinden intikam alacağı bazı kimseler ona ilave etmişlerdir.” (bk. el-Fetava’l-Hadisiye, s. 145, 210; H. Günenç, Günümüz meselelerine Fetvalar, I, 103). bu şekilde eklenme yaptıgıda söylenmektedir.Mezhepler alimlerin yorumlarıdır bazı alimler yukarda verdigim örnekteki gibi şafi deniz canlıları gibi veya fıkhi bazı meselelerde farklı düşünmeleri normal gibi geliyor bana benim burda alacagım baz kuran ve sünnettir kuranın farz emirlerini reddeden herşeyi reddedirm onun dışında genel akaiddede alimlerin yorumlarını tenkit edebilcek bir fıhık kuran bilgisi sahibi degilim yorum dan öteye geçemem.Bende sana bir soru sorabilirmiyim abi Bir mezhebin haram saydıgı diger mezhebin helal saydıgı durumlar hakkında ne düşünüyorsun ?

osman100 10.08.26 12:34

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717574)
Nasıl bir delil isterim? Evvela bu söz gerçekten o zata mı ait, hangi eserinde geçiyor, kim nakletmiş? Sonra dervişliğin ilk mertebesi hangi tarikatın hangi muteber usulüne göre belirlenmiş? Ölülerle konuşmaktan kasıt rüya mı, keşif mi, yakaza mı? Bunlar açıklanır, ardından Kur’an’dan, sahih sünnetten veya muteber tasavvuf kaynaklarından mesnedi gösterilir. Bir velinin hayatını incelemek, şahsı hakkında hüsnüzan verir. Sözünü delile çevirmez. Hadis ilminde ravi sika diye her rivayet sahih olmuyorsa, bir zat muteber diye ona nispet edilen her cümle de hakikat olmaz. Ben şahsın makamını değil, ortaya konan umumi hükmün delilini soruyorum. Hüsnüzan başka, ispat başkadır.

Bahsettiğin Osmanlı fetvası da doğrulanmış değil kardeşim.. Tarih, Bir gün Osmanlı… diye değil, belgeyle başlar. Künye gösterilinceye kadar bu fetva değil, kaynağı belirsiz bir kürsü kıssası olarak kalır. Doğru olduğunu varsaysak bile, bir casusa zaruret sebebiyle verildiği söylenen şahsa mahsus ruhsat, mürşidin her sözünü sorgudan muaf tutmaz. Hilaf-ı kıyas sabit olan istisna başka meselelere ölçü yapılamaz. Hz. Ömer’in ifadesi açık. Vahyin kesilmesinden sonra insanlar bize görünen amelleriyle değerlendirilir, sırlarını Allah bilir. Zahiri bırakıp her fiilin altında bilinmeyen bir batın ararsak fıkıh da kaza da cerh ve ta‘dil de işlemez.

Abdullah Dağıstani ks’nin hayatını da uzun zaman önce incelemiştim kardeşim. Hakkındaki metinler büyük ölçüde bağlıları tarafından yazılmış menakıbname üslubundadır.. Bir zatın hayatının güzel, sözünün muteber olması da ona nispet edilen her haberi kendiliğinden sahih yapmaz. Hadis usulünde dahi ravinin adaleti tek başına yetmez. Zabtı, senedin ittisali, şüzuz ve illet de araştırılır. Salih insan olmak başka, kendisine nispet edilen her menkıbenin sübutu başkadır.

Profesör misalinde birinci sınıf talebe cevabın bütün ayrıntısını anlamayabilir. Fakat bu, profesörün delilsiz konuşabileceği anlamına gelmez. Profesör unvanını öne sürmez, bulguyu ve kaynağı gösterir. Öğrenci anlamıyorsa seviyesine göre anlatır. Sen anlamazsın demek cevap değil, cevabın etrafına duvar örmek olur kardeşim. Ki talebenin seviyesini ispatlasan bile hocanın sözünü ispatlamış olmazsın. Mürşidi ancak mürşid seviyesindeki biri sorgulayabilir dersen, ilim konuşmayı bırakır, dokunulmazlık başlar. İlimde makam delilin yerine geçmez. Aksine makam büyüdükçe ispat yükü ağırlaşır.
Ben ne velayeti inkar ediyorum ne kerameti. Ama ihtimali vuku diye, menkıbeyi hüccet diye, tekil hadiseyi umumi mertebe diye kabul etmiyorum. Hürmet tahkiki ortadan kaldırmaz. Bilakis büyük bir zata yapılacak en büyük hürmet, ona söylemediği sözü ve yaşamadığı hali yüklememektir.

Öncelikle sondan başlayayım sayın abim kimseyi dokunulmazlık atfetmek degil amacım örnegimde burda yanlış anlaşılmış şunu kastediyorum tıp1 okuyan adamla profösör adamı aynı münazaraya sokarsan prof yanlış bile konussa tıp1deki adam bunu nasıl yalanlıycak örnek gen nedir kromozom nedir mutasyon nedir atıyorum bir insanda 5kromozom bulunuyor derse daha kromozomdan bi haber olan tıp1 ögrencisi bunu nasıl yalanlıycak nasıl diyecekki 5degil 48 kromozom var çünkü daha ilmi açıdan seviye aynı düzlükte degil.Geleyim Abdullah dagıstani ks kendi sesinden bir çok kayıt var atabilrim özelden dilersen abi Ve üstüne kendi bizzat yetiştirdigi muridi şeyh nazım kıbrisinin kendi agızndan onun yaşantısı ve kerametleri hakkında söyleşileri var ben alıntı yapıyorum sadece vebali agzından çıkan kişiye aitter.Ben olmayan birşeyi olmuş gibi anlatacaklarını düşünmüyorum bizzat birincil ve ikincil kaynaktan aktarım yapıyorum istersen ses kayıtlarını iletebilirim Abdullah dagıstanıya ait bizzat kendi sesinden.Osmanlı fetvası hakkında menkıbe demişssin sayın abim burdaki olay dogru olmasa bile ehveni şerhe göre neye hüküm vermek gerekir büyük bir zararı engellemek ugruna bu durumda şeyhul islam buna cevaz verebilirmi sence? Daha büyük bir belayı savuşturmak için Dinimiz domuzu haram kılmış ama yiyecek başka birşey bulamazsan açlıktan ölecek durumda isen yenmesinde beis görmemi Osmanlı döneminin sonlarına dogru özellikle hem osmanlı hemde ingilliz tarafından birçok ajanlar sokulmuştur devletlerin içine kimisi hristiyan rolü kimisi müslüman rolü oynamış bunun en büyük örnegi Thomas Edward Lawrence arabistanlı lawrence duymussundur belki o dönemlerde ajan savaşları vardı yani elimden geldigince ispatsız konuşmamaya çalışırım kaynak istersen kaynakda verebilirim kaynaksız konuştugum kelam varsada ya birinci şahısın agzındandır yada en yakınındakinin agzındandır Dogrusunu Allah bilir

HâmûŞî 10.08.26 12:56

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717577)
Öncelikle sondan başlayayım sayın abim kimseyi dokunulmazlık atfetmek degil amacım örnegimde burda yanlış anlaşılmış şunu kastediyorum tıp1 okuyan adamla profösör adamı aynı münazaraya sokarsan prof yanlış bile konussa tıp1deki adam bunu nasıl yalanlıycak örnek gen nedir kromozom nedir mutasyon nedir atıyorum bir insanda 5kromozom bulunuyor derse daha kromozomdan bi haber olan tıp1 ögrencisi bunu nasıl yalanlıycak nasıl diyecekki 5degil 48 kromozom var çünkü daha ilmi açıdan seviye aynı düzlükte degil.Geleyim Abdullah dagıstani ks kendi sesinden bir çok kayıt var atabilrim özelden dilersen abi Ve üstüne kendi bizzat yetiştirdigi muridi şeyh nazım kıbrisinin kendi agızndan onun yaşantısı ve kerametleri hakkında söyleşileri var ben alıntı yapıyorum sadece vebali agzından çıkan kişiye aitter.Ben olmayan birşeyi olmuş gibi anlatacaklarını düşünmüyorum bizzat birincil ve ikincil kaynaktan aktarım yapıyorum istersen ses kayıtlarını iletebilirim Abdullah dagıstanıya ait bizzat kendi sesinden.Osmanlı fetvası hakkında menkıbe demişssin sayın abim burdaki olay dogru olmasa bile ehveni şerhe göre neye hüküm vermek gerekir büyük bir zararı engellemek ugruna bu durumda şeyhul islam buna cevaz verebilirmi sence? Daha büyük bir belayı savuşturmak için Dinimiz domuzu haram kılmış ama yiyecek başka birşey bulamazsan açlıktan ölecek durumda isen yenmesinde beis görmemi Osmanlı döneminin sonlarına dogru özellikle hem osmanlı hemde ingilliz tarafından birçok ajanlar sokulmuştur devletlerin içine kimisi hristiyan rolü kimisi müslüman rolü oynamış bunun en büyük örnegi Thomas Edward Lawrence arabistanlı lawrence duymussundur belki o dönemlerde ajan savaşları vardı yani elimden geldigince ispatsız konuşmamaya çalışırım kaynak istersen kaynakda verebilirim kaynaksız konuştugum kelam varsada ya birinci şahısın agzındandır yada en yakınındakinin agzındandır Dogrusunu Allah bilir

Önce şunu söyleyeyim kardeşim ne demek istediğini anladım. Kimseye dokunulmazlık vermiyorsun. İlim seviyesi aynı olmayan iki kişinin aynı meselede eşit konuşamayacağını söylüyorsun. Ben de cevabı yazarken sadece seni değil, sonradan okuyacak insanları da düşünerek yazıyorum, çünkü açık forumda bir cümle bugün muhatabına söylenir ama yarın başkasının elinde delile dönüşür dikkat etmek gerek buna...

Osmanlı fetvasına gelince… Fıkhen sorduğun sorunun cevabı evettir. Gerçek bir zaruret varsa, daha büyük zararı önlemek için daha hafif olana cevaz verilebilir. Şeyhülislam da şartlarına göre böyle bir fetva verebilir. Ben menkıbe derken hükmün imkansızlığını kastedmedim, ortada henüz fetvanın metni ve künyesi bulunmayışını kastettim. O devirde Osmanlı ve İngiliz tarafında ajanların bulunduğu da doğrudur. Ama dönemin böyle olması, anlatılan her özel hadiseyi tek başına doğrulamaya yetmez. Sadece mümkün olduğunu gösterir.

Aslında birbirimizden çok uzak konuşmuyoruz kardeşim. Sen olağanüstü diye hemen inkar etmeyelim diyorsun. Ben de mümkün olanı, delili gelmeden kesinleşmiş saymayalım diyorum. Biri Allah’ın kudretine, diğeri haberin sıhhatine bakıyor. İkisini ayırınca mesele zaten yerine oturuyor. Doğrusunu Allah bilir.

osman100 10.08.26 13:10

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717578)
Önce şunu söyleyeyim kardeşim ne demek istediğini anladım. Kimseye dokunulmazlık vermiyorsun. İlim seviyesi aynı olmayan iki kişinin aynı meselede eşit konuşamayacağını söylüyorsun. Ben de cevabı yazarken sadece seni değil, sonradan okuyacak insanları da düşünerek yazıyorum, çünkü açık forumda bir cümle bugün muhatabına söylenir ama yarın başkasının elinde delile dönüşür dikkat etmek gerek buna...

Osmanlı fetvasına gelince… Fıkhen sorduğun sorunun cevabı evettir. Gerçek bir zaruret varsa, daha büyük zararı önlemek için daha hafif olana cevaz verilebilir. Şeyhülislam da şartlarına göre böyle bir fetva verebilir. Ben menkıbe derken hükmün imkansızlığını kastedmedim, ortada henüz fetvanın metni ve künyesi bulunmayışını kastettim. O devirde Osmanlı ve İngiliz tarafında ajanların bulunduğu da doğrudur. Ama dönemin böyle olması, anlatılan her özel hadiseyi tek başına doğrulamaya yetmez. Sadece mümkün olduğunu gösterir.

Aslında birbirimizden çok uzak konuşmuyoruz kardeşim. Sen olağanüstü diye hemen inkar etmeyelim diyorsun. Ben de mümkün olanı, delili gelmeden kesinleşmiş saymayalım diyorum. Biri Allah’ın kudretine, diğeri haberin sıhhatine bakıyor. İkisini ayırınca mesele zaten yerine oturuyor. Doğrusunu Allah bilir.

Teşşekürler cevapların için abi her zihin her düşünce yeni birşeyler ögrenmemize vesile oluyor dedigin gibi birbirimizden çokta uzak konuşmuyoruz.

HâmûŞî 10.08.26 13:16

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717580)
Teşşekürler cevapların için abi her zihin her düşünce yeni birşeyler ögrenmemize vesile oluyor dedigin gibi birbirimizden çokta uzak konuşmuyoruz.

Estağfirullah kardeşim ben teşekkür ederim...

imas 10.08.26 15:34

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717575)
İman çerçevesinden çıkmış bir kişi kafir sayılır abi Abdulkadir geylani murcieyi bile kafir olarak saymamıştır delalet te oldugunu yorumlamıştır o dönemde dedigim gibi 2 ekolde hanefide hanbelide ehli sünneti şeriatı baz almıştır hatta bazı kaynaklarda Gunye kitabında yazılı olan şeye aldanma; Allah’ın kendisinden intikam alacağı bazı kimseler ona ilave etmişlerdir.” (bk. el-Fetava’l-Hadisiye, s. 145, 210; H. Günenç, Günümüz meselelerine Fetvalar, I, 103). bu şekilde eklenme yaptıgıda söylenmektedir.Mezhepler alimlerin yorumlarıdır bazı alimler yukarda verdigim örnekteki gibi şafi deniz canlıları gibi veya fıkhi bazı meselelerde farklı düşünmeleri normal gibi geliyor bana benim burda alacagım baz kuran ve sünnettir kuranın farz emirlerini reddeden herşeyi reddedirm onun dışında genel akaiddede alimlerin yorumlarını tenkit edebilcek bir fıhık kuran bilgisi sahibi degilim yorum dan öteye geçemem.Bende sana bir soru sorabilirmiyim abi Bir mezhebin haram saydıgı diger mezhebin helal saydıgı durumlar hakkında ne düşünüyorsun ?

öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717588)
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..

bir mezhebin haram saydığını diğer mezhebin helak saydığuna bir misal verirsen oradan yürürüz...

Karanfil gece 10.08.26 16:57

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717558)
Tasavvuf hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim siz degerli üstadlarımında bu konudaki düşüncelerini merak ederim.Öncelikle Tasavvuf veya bir mürşidden himmet istemek kimine göre bidat kimine göre şirk ama benim görüşüm burda insanın niyetidir.Manevi kuvveti olan zaatlardan yardım istemek bu şuna benziyor bir insan zora düştügü zaman polis çagırması polisten yardım istemesi gibi Şüphesiz herşeyin sahibi Allah yalnız ondan korunma dileriz lakin Allah çogu şeyi vesile üstüne kılmıştır hasta olunca hastaneye gitmemiz ilaç alıp şifalanmamız gibi bir çok vesile dir burda herşeyin Allah tan oldugunu bildikten sonra Manevi kuvveti olan insanların o kuvvetlerinden faydalanmada pek bir beis görmüyorum kendi düşüncem olarak lakin herkezin görüşünede saygım vardır.Öncelikle şu şekilde giriş yapmak istiyorum bazı zaatların kerametleri bu kerametleri kabul ölçütümüz nedir mesela bir kaç örnekle başlayayım Abdulkadir Geylani ks Bağdat'ta Dicle Nehri taşarak şehri su altında bırakma tehlikesi oluşturduğunda halk korkuyla Geylani’ye sığınır. Geylani, nehrin kenarına giderek asasını yere diker ve "Ey Dicle, Allah’ın izniyle buraya kadar gel ve dur!" der. Nehrin suları o andan itibaren çekilmeye başlar.Şeyh Nazım kibrisinin anlatımına Şeyh Abdullah dagıstani hz Peygamber efendimizle uyanıkken görüşen tek zaat ve bazı anlatımlara göre Şeyh Abdullah dagıstani ks şamda üfürmesiyle israil uçaklarını bir anda radardan silmesi ve bir söyleşide ise Şeyh Abdullah dagıstani Şeyh naızm kıbrisiye Nazım oglum gözünü kapat diyip gözünü tekrar açtıgında 99evliyanın bulundukları bir makama gitmeleri Şeyh nazım kibrisinin aynı anda 3yerde gözükmesi gibi hadiseler daha bunun gibi bir çok keramet olan zaatlar var sizce bunlar mümkünmüdür Allahın peygamberlerine tanıdıgı örnegin hz Musa as a tanıdıgı asayı vurup ejdere dönüşmesi denizi ortadan ikiye bölmesi gibi Allahın peygamberlerine tanıdıgı bu olaganüstü halleri evliyalarına makamı büyük olan kullarınada tanımışmıdır.İslamın müthiş kuvveti oldugu aşikar mesela Abdullah dagıstani ks bir sözü dervişligin 1.mertebesi mezardaki ölülerle konuşmak der . Daha 1.mertebede böyle ise insan mertebe atladıkca ulaşacagı konum sonu nereye uzanır.Gelelim mürşid konusuna neden bir mürşide ihtiyac duyarız insan kendisi tek başına ilerleyemezmi bu konuyuda bir örnek ile vermek isterim Okula niçin gideriz sadece kitaplara kendimiz bakıp ögrenemezmiyiz neden ögretmene ihtiyac duyarız dünyasal ilimde bile ögretmene bir bilene ihtiyac duyuyoruz bu yüzden bilen mürşitlerin manevi terbiyesine girmek onların ilimlerinden yararlanmak gerektigini düşünüyorum.Gel gelelim ki havas ilminde bile mürşidin icazetin manevi terbiyenin çok büyük ehemmiyeti var.Nahl Suresi 43. ayet : "Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn."Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz kişileri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (bilgi sahiplerine) sorun.Günümüzde insan harkülade birşey duydugu zaman hemen karşı çıkıyor bir keramet gördügü zaman karşı çıkıyor materyelist bir topluma dogru son sürat ilerliyoruz.

Kulun darda kaldığında sığınacağı, medet umacağı ve yardım isteyeceği yegâne merci şüphesiz Yaratıcı'dır; nitekim Fatiha Suresi'nde "Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz" buyrulur. Büyük zatlara ve pîrlere duyulan hürmet ve sevgi her zaman baş tacıdır, ancak A'raf Suresi 188. ayette bizzat Peygamber Efendimiz'e bile "De ki: Allah'ın dilemesinden başka kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahibim" denilmesi emredilmiştir. Peygamberin dahi bu vasıflarla donatılmadığı bir yerde, beşerî makamları doğrudan yardım mercii olarak görmek inancın tevhidi temeliyle çelişebilir. Mürşitlerin asıl vazifesi insanları hakikate ve ilme ulaştıran birer rehber olmaktır; gaybtan tasarruf eden veya yardım ulaştıran aracılar olarak görülmemelidirler. Ölçüyü menkıbevi rivayetlerden ziyade ilahi kelamla sabitlemek en selametli yoldur.

osman100 10.08.26 19:44

Alıntı:

Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717601)
Kulun darda kaldığında sığınacağı, medet umacağı ve yardım isteyeceği yegâne merci şüphesiz Yaratıcı'dır; nitekim Fatiha Suresi'nde "Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz" buyrulur. Büyük zatlara ve pîrlere duyulan hürmet ve sevgi her zaman baş tacıdır, ancak A'raf Suresi 188. ayette bizzat Peygamber Efendimiz'e bile "De ki: Allah'ın dilemesinden başka kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahibim" denilmesi emredilmiştir. Peygamberin dahi bu vasıflarla donatılmadığı bir yerde, beşerî makamları doğrudan yardım mercii olarak görmek inancın tevhidi temeliyle çelişebilir. Mürşitlerin asıl vazifesi insanları hakikate ve ilme ulaştıran birer rehber olmaktır; gaybtan tasarruf eden veya yardım ulaştıran aracılar olarak görülmemelidirler. Ölçüyü menkıbevi rivayetlerden ziyade ilahi kelamla sabitlemek en selametli yoldur.

Sevgili kardeşim yazımın neresinde gördün ve hangi yerinden bu anlamı çıkardın Hepimiz Allahtan yardım istiyoruz o dilemeden yaprak kıpırdamıyor Hangi mürşitten ilim ve manevi terbiye haricinde ne istemişiz tasavvufu iyi anlamak lazım burada Mâide Suresi'nin 35 Ey iman edenler! Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya vesile arayın ve O'nun yolunda çaba harcayın ki kurtuluşa eresiniz."Yani burdaki çogu kişiye sorsan murşitsiz zikir çekilmez icazetsiz ilim yapılmaz derler niçin ? Neden havas ilminde bile yalnızca kitaplara yazanı uygulasak olmuyormu neden icazete gerek duyuyoruz çünkü icazet sahibi kişi hem kişiyi hazırlar hemde manevi koruma saglar hemde tecrübelidir başına gelecekler hakkında bilgi sahibi yapar.Bu arada gayp demişssin Gaybı yalnız Allah bilir ve Allahın bildirdigide bilir hz hızır ve hz musa kıssası örnegini verebilirm burda hz hızırın daha çocuk yaştaki çocugu öldürüp gelecekti zararı def etmiştir.Velhasılkelam hiçbir zaman hiç bir beşeri makamı dogrudan yardımcı merci olarak görmedim.Allah yolunda yürüyenlerle birlikte yürümenin bir zararı oldugunu görmeyiyorum ben kendim psikolojiden bir örnek vereyim psikoloji okudum İnsan psikolojisi etkileşime açıktır; kiminle vakit geçirirseniz onun ahlakı, neşesi veya kasveti size bulaşır.Arkadaşını söyle sana kim oldugunu söyleyim?ve son olarak Tek başına yürüyen çabuk yorulur ve nefsin tuzaklarına daha kolay düşer; salih çevre ise kişiyi günahtan koruyan bir kalkan olur.

osman100 10.08.26 20:03

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717588)
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..
Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım


bir mezhebin haram saydığını diğer mezhebin helak saydığuna bir misal verirsen oradan yürürüz...

Tabiki abi Şâfiî Mezhebi: "Denizden ne çıksa helaldir" genel kuralına dayanır. Zehirli veya kurbağa/yengeç gibi amfibi (hem karada hem suda yaşayan) olmayan midye, karides, ıstakoz, kalamar, ahtapot ve deniz salyangozu gibi tüm deniz canlılarını yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Deniz canlılarından sadece balık şeklinde/suretinde olanların yenmesini helal kabul eder. Bu sebeple midye, karides, ıstakoz, ahtapot ve kalamar gibi canlıları yemek helal değildir (tahrîmen mekruh/haram kabul edilir) Şâfiî Mezhebi: Ön dişleri parçalayıcı kuvvete sahip olmadığı ve yırtıcı sayılmadığı için kirpi, tilki ve sincap gibi hayvanların etini yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Bu hayvanları "habis" (iğrenç/hoş olmayan) sınıfına dahil ettiği için yenmesini helal saymaz Şâfiî Mezhebi: Hayvanı kesen kişi Müslüman ise ve besmele çekmeyi kasıtlı veya unutarak terk etmişse, o hayvanın eti helaldir (Şâfiî'de besmele farz değil, sünnettir Hanefî Mezhebi: Besmele unutularak söylenmediyse eti helaldir; fakat kasıtlı olarak (bilerek) besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti kesinlikle haramdır (leş hükmündedir). Şâfiî Mezhebi: Denizde bir ağ, darbe veya avlama olmaksızın, kendi kendine (yaşlılıktan veya eceliyle) ölüp su yüzüne vuran balık helaldir. Hanefî Mezhebi: Bir dış etken olmadan, suda kendiliğinden ölen ve su yüzüne ters dönerek çıkan balığı (tâfi) yemek helal değildir.

osman100 10.08.26 20:07

[QUOTE=imas;717588]öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..


Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım

imas 10.08.26 20:35

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717620)
Tabiki abi Şâfiî Mezhebi: "Denizden ne çıksa helaldir" genel kuralına dayanır. Zehirli veya kurbağa/yengeç gibi amfibi (hem karada hem suda yaşayan) olmayan midye, karides, ıstakoz, kalamar, ahtapot ve deniz salyangozu gibi tüm deniz canlılarını yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Deniz canlılarından sadece balık şeklinde/suretinde olanların yenmesini helal kabul eder. Bu sebeple midye, karides, ıstakoz, ahtapot ve kalamar gibi canlıları yemek helal değildir (tahrîmen mekruh/haram kabul edilir) Şâfiî Mezhebi: Ön dişleri parçalayıcı kuvvete sahip olmadığı ve yırtıcı sayılmadığı için kirpi, tilki ve sincap gibi hayvanların etini yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Bu hayvanları "habis" (iğrenç/hoş olmayan) sınıfına dahil ettiği için yenmesini helal saymaz Şâfiî Mezhebi: Hayvanı kesen kişi Müslüman ise ve besmele çekmeyi kasıtlı veya unutarak terk etmişse, o hayvanın eti helaldir (Şâfiî'de besmele farz değil, sünnettir Hanefî Mezhebi: Besmele unutularak söylenmediyse eti helaldir; fakat kasıtlı olarak (bilerek) besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti kesinlikle haramdır (leş hükmündedir). Şâfiî Mezhebi: Denizde bir ağ, darbe veya avlama olmaksızın, kendi kendine (yaşlılıktan veya eceliyle) ölüp su yüzüne vuran balık helaldir. Hanefî Mezhebi: Bir dış etken olmadan, suda kendiliğinden ölen ve su yüzüne ters dönerek çıkan balığı (tâfi) yemek helal değildir.

çok geniş bir konu. sayfalarca yazmak gerekir , önce kısa bir bigi sonra bir kopyala yapıştır ile 1 misalle diğerlerine de cevap olmuş olur

bunlardaki tezatlık olan görülenler bolluk refah rahatlık zamanında yasakladığı bir şeyi savaş darlık açlık zamanında yasağı kaldırması gibidir
misalen bolluk ve rahat bir zamanda denizden çıkan sadece balığı yiyin dediği gibi gibi,
darlık ve zor zamanda denizdeki herşeyi yiyebilirsiniz demesi

bolluk zamanında. balığı tutup yiyin su üstüne çıkan balığı yemeyin demesine rağmen
darlık zamanında kendiliğinden su üstüne çıkan balığı yiyebilirsiniz demesinden kaynaklı

bir mezhep imamı bir sözünü almış diğer mezhep imamı diğer sözünü almış
şunuda unutmamak gerekir zorluk bir mecburiyet snında başka bir mezhebi taklit etmekte. başka bir güzelliktir,


Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri:

– O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir:

– Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde:

– Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem:

“O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi. (Müslim, Sayd 17)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Peygamber Efendimiz Medine devrinde, gerektiği zaman bir komutanın idaresinde düşmana karşı küçük çaplı müfreze birlikleri gönderirdi. Resûl-i Ekrem’in bizzat katılmadığı bu küçük savaş birliklerine “seriyye” adı verilir. Ebû Ubeyde’nin kumandasında gönderdiği bu seriyye, Kureyş kervanlarının yolunu kesmek ve onların ekonomik gücüne darbe vurmak, müslümanların güç ve kuvvetini onlara göstermek üzere, hicretin sekizinci yılında sevkedilmişti. Kureyş’in en önemli geçim kaynağı, yazın Suriye, kışın da Yemen taraflarına gidip gelen ticaret kervanlarıydı. Onlar, elde ettikleri zenginlikler ile ticaret yollarını kaybetmemek için Medine İslâm Devleti’ne karşı daima düşmanlık beslemekte, kin ve intikam hissiyle dolu olarak, sık sık savaş tehdidiyle müslümanları tedirgin etmekteydiler. Çeşitli hadis ve siyer kitaplarında bu seriyye hakkında rivayetler vardır. Buhârî’nin Sahih’inden de öğrendiğimiz gibi, bu seriyyeye “Gazvetü seyfi’l-bahr” adı verilmektedir. (Buhârî, Megâzî 65) İmam Nevevî’nin, bu konuyla ilgili olarak Müslim’in Sahih’inden seçtiği bu rivayet, diğerlerine göre daha kapsamlı sayılır.

Bu seriyyeye katılan askerler, muhtemelen yanlarına taşıyabildikleri kadar yiyecek maddeleri almışlar, Peygamberimiz de onlara sadece bir kırba hurma verebilmişti. Kendi yiyecekleri bittikten sonra, tamamen yiyeceksiz kalacaklarından korktuğu için, Ebû Ubeyde onlara bu hurmaları tane hesabıyla veriyordu. Neticede hurma da bitince, ağaç yaprakları yemeye başladılar. Onların deniz kenarında buldukları Anber denilen balık, mavi balina olup, kendi türü içinde en büyüğüdür. Bazılarının ağırlığının yüz elli tona ulaştığı bilinmektedir. Burada buldukları ölmüş bir hayvan olduğu için, komutan Ebû Ubeyde önce onun yenilmesinin caiz olmadığı yönünde ictihadda bulunmuş, daha sonra bu görüşünden vaz geçip zorunluluk halini de dikkate alarak yenilebileceği yönünde hüküm vermiştir. Verdiği bu hükmün doğruluğu, daha sonra Peygamber Efendimiz tarafından hem sözlü olarak tasdik edilmiş hem de ondan bir parça kendisi de yemek suretiyle, müslüman askerlerin gönlündeki şüphenin gitmesi temin edilmiştir.

Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Ordu için bir kumandan gereklidir. Bu kumandan ordunun en seçkinlerinden olmalıdır.

2. Kumandanın meşru olan emirlerine uymak ve ona itaat etmek gerekir.

3. Savaş halinde olunan düşmana pusu kurmak ve ekonomik hedeflerini vurmak, mallarına el koymak câizdir.

4. Ashab, açlığa, susuzluğa, her türlü sıkıntıya karşı son derece tehammüllü idiler.

5. İctihad, Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra değil, onun zamanında da câizdi.

6. Denizde yaşayan hayvanların ölüsü mübahtır. Ebû Hanife’ye göre, balıktan başka deniz hayvanları yenilmez. Balığın da sebepsiz, bir av aletiyle olmaksızın eceliyle öleni yenmez. Şâfi mezhebine göre, su hayvanlarından kurbağa yenmez. Mâlikî mezhebine göre, kurbağa da dahil bütün deniz hayvanları yenir.

imas 10.08.26 20:45

[QUOTE=osman100;717621]
Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717588)
öncekikle işte bir çok kitaba sokuşturma yapıldığı gibi bu konuda kitaba sınuşturulmuş
azrailin elinden ölenlerin ruhlarını almada sokulturulmuş, nili ters çevirmede sıkulturulmuştur, bu insanlarnçok mütevazi oldukları için kitaplarına şeriat dışı kobuları yazmazlar , yazarlarsa kibre gireceğini bilirler ..


Selam sevgili abim üst tarafta Ahmet el rufai hz lerinin Peygamber efendimizin elini öptügünden bahsettin inandıgın bir olguki bize bu olgudan örnek verdin Ben asla sorgulamadım bile Allah dostudur olmuş olabilir.Lakin bazı alimlerin kerametini kabul edip digerlerini reddetmek ölçümüdür neye göre reddetip neye göre kabul ediyoruz ölçü nedir burda ? Keramet konusuna gelirsek Keramet sadece Peygamberleremi verildi Hz hızır hz zulkarneyn Asaf bin berhiya bu zaatlar peygambermiydi Allahın ilmi ve kudreti sonsuzdur İlmi isteyene veririm diyor.Mesela ladikli Ahmet hudai hz hızır as ile başından geçenleri anlatır.Kimse onu Hz hızır as ile birlikte gördümü yok Sözünü mutaber esas aldı insanlar ve güvenilir bir insan oldugu için çogu kesim kabul etti Hz hızırla geçirdigi sohbetleride anlatır. Ve tayyi mekan yaptıgınıda Benim burda savundugum nokta sayın abim birşeyi var yada yok demek yerine Karşidaki kişinin eger manevi rütbesini ilmini derecesini makamını bilmiyorsak Allah izin verdiyse olmuştur Allah dilerse herşey olur deyip geçmek . Tabi bazı abartılan çok şey var herşeyde her bilgide oldugu gibi.Velhasılkelam olagandışı bir olayı sözü duydumuz zaman hemen olumsuz olmayalım araştıralım anlayalım

burda inkar falan yok islamın özüne aykırı olan uydurma kerametleri tespiti var,
misalen
azrail as. aldığı ruhları berzah alemine götürürken , hizmetkarının ağladığını gören veli gökyüzüne uçup azraile bir tokat atıp azrailin gözünü çıkarıp , kabzettipi ruhları elinden alıp ölenlere geri dağıtıp onlara geri can vermesi
hangi ayette hangi surede var, dinin neresinde var
hangi evliyanın bunu yapmaya gücü yeter , hangi makam sahibi bunu yapabilir
azraile tokat atıp kabzettiği ruhları elinden almak....

osman100 10.08.26 21:20

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717624)
çok geniş bir konu. sayfalarca yazmak gerekir , önce kısa bir bigi sonra bir kopyala yapıştır ile 1 misalle diğerlerine de cevap olmuş olur

bunlardaki tezatlık olan görülenler bolluk refah rahatlık zamanında yasakladığı bir şeyi savaş darlık açlık zamanında yasağı kaldırması gibidir
misalen bolluk ve rahat bir zamanda denizden çıkan sadece balığı yiyin dediği gibi gibi,
darlık ve zor zamanda denizdeki herşeyi yiyebilirsiniz demesi

bolluk zamanında. balığı tutup yiyin su üstüne çıkan balığı yemeyin demesine rağmen
darlık zamanında kendiliğinden su üstüne çıkan balığı yiyebilirsiniz demesinden kaynaklı

bir mezhep imamı bir sözünü almış diğer mezhep imamı diğer sözünü almış
şunuda unutmamak gerekir zorluk bir mecburiyet snında başka bir mezhebi taklit etmekte. başka bir güzelliktir,


Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri:

– O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir:

– Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde:

– Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem:

“O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi. (Müslim, Sayd 17)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Peygamber Efendimiz Medine devrinde, gerektiği zaman bir komutanın idaresinde düşmana karşı küçük çaplı müfreze birlikleri gönderirdi. Resûl-i Ekrem’in bizzat katılmadığı bu küçük savaş birliklerine “seriyye” adı verilir. Ebû Ubeyde’nin kumandasında gönderdiği bu seriyye, Kureyş kervanlarının yolunu kesmek ve onların ekonomik gücüne darbe vurmak, müslümanların güç ve kuvvetini onlara göstermek üzere, hicretin sekizinci yılında sevkedilmişti. Kureyş’in en önemli geçim kaynağı, yazın Suriye, kışın da Yemen taraflarına gidip gelen ticaret kervanlarıydı. Onlar, elde ettikleri zenginlikler ile ticaret yollarını kaybetmemek için Medine İslâm Devleti’ne karşı daima düşmanlık beslemekte, kin ve intikam hissiyle dolu olarak, sık sık savaş tehdidiyle müslümanları tedirgin etmekteydiler. Çeşitli hadis ve siyer kitaplarında bu seriyye hakkında rivayetler vardır. Buhârî’nin Sahih’inden de öğrendiğimiz gibi, bu seriyyeye “Gazvetü seyfi’l-bahr” adı verilmektedir. (Buhârî, Megâzî 65) İmam Nevevî’nin, bu konuyla ilgili olarak Müslim’in Sahih’inden seçtiği bu rivayet, diğerlerine göre daha kapsamlı sayılır.

Bu seriyyeye katılan askerler, muhtemelen yanlarına taşıyabildikleri kadar yiyecek maddeleri almışlar, Peygamberimiz de onlara sadece bir kırba hurma verebilmişti. Kendi yiyecekleri bittikten sonra, tamamen yiyeceksiz kalacaklarından korktuğu için, Ebû Ubeyde onlara bu hurmaları tane hesabıyla veriyordu. Neticede hurma da bitince, ağaç yaprakları yemeye başladılar. Onların deniz kenarında buldukları Anber denilen balık, mavi balina olup, kendi türü içinde en büyüğüdür. Bazılarının ağırlığının yüz elli tona ulaştığı bilinmektedir. Burada buldukları ölmüş bir hayvan olduğu için, komutan Ebû Ubeyde önce onun yenilmesinin caiz olmadığı yönünde ictihadda bulunmuş, daha sonra bu görüşünden vaz geçip zorunluluk halini de dikkate alarak yenilebileceği yönünde hüküm vermiştir. Verdiği bu hükmün doğruluğu, daha sonra Peygamber Efendimiz tarafından hem sözlü olarak tasdik edilmiş hem de ondan bir parça kendisi de yemek suretiyle, müslüman askerlerin gönlündeki şüphenin gitmesi temin edilmiştir.

Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Ordu için bir kumandan gereklidir. Bu kumandan ordunun en seçkinlerinden olmalıdır.

2. Kumandanın meşru olan emirlerine uymak ve ona itaat etmek gerekir.

3. Savaş halinde olunan düşmana pusu kurmak ve ekonomik hedeflerini vurmak, mallarına el koymak câizdir.

4. Ashab, açlığa, susuzluğa, her türlü sıkıntıya karşı son derece tehammüllü idiler.

5. İctihad, Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra değil, onun zamanında da câizdi.

6. Denizde yaşayan hayvanların ölüsü mübahtır. Ebû Hanife’ye göre, balıktan başka deniz hayvanları yenilmez. Balığın da sebepsiz, bir av aletiyle olmaksızın eceliyle öleni yenmez. Şâfi mezhebine göre, su hayvanlarından kurbağa yenmez. Mâlikî mezhebine göre, kurbağa da dahil bütün deniz hayvanları yenir.

Sayın abim dinimiz kolaylık dini ama sordugum soru zaruri hallerdeki durumlar degil normal zaruri bir durum olmaksızın mezheplerin haram veya helal saydıkları şeydeki ölçütü nedir ? Bir mezhebe mensupken mensup olduugu mezhebin haram saydıgı ama diger mezhepin helal olarak saydıgı birşeyi yapabilirmi zarurui bi durum olmadan bunun hükmü nedir ?

Karanfil gece 10.08.26 21:24

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717618)
Sevgili kardeşim yazımın neresinde gördün ve hangi yerinden bu anlamı çıkardın Hepimiz Allahtan yardım istiyoruz o dilemeden yaprak kıpırdamıyor Hangi mürşitten ilim ve manevi terbiye haricinde ne istemişiz tasavvufu iyi anlamak lazım burada Mâide Suresi'nin 35 Ey iman edenler! Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya vesile arayın ve O'nun yolunda çaba harcayın ki kurtuluşa eresiniz."Yani burdaki çogu kişiye sorsan murşitsiz zikir çekilmez icazetsiz ilim yapılmaz derler niçin ? Neden havas ilminde bile yalnızca kitaplara yazanı uygulasak olmuyormu neden icazete gerek duyuyoruz çünkü icazet sahibi kişi hem kişiyi hazırlar hemde manevi koruma saglar hemde tecrübelidir başına gelecekler hakkında bilgi sahibi yapar.Bu arada gayp demişssin Gaybı yalnız Allah bilir ve Allahın bildirdigide bilir hz hızır ve hz musa kıssası örnegini verebilirm burda hz hızırın daha çocuk yaştaki çocugu öldürüp gelecekti zararı def etmiştir.Velhasılkelam hiçbir zaman hiç bir beşeri makamı dogrudan yardımcı merci olarak görmedim.Allah yolunda yürüyenlerle birlikte yürümenin bir zararı oldugunu görmeyiyorum ben kendim psikolojiden bir örnek vereyim psikoloji okudum İnsan psikolojisi etkileşime açıktır; kiminle vakit geçirirseniz onun ahlakı, neşesi veya kasveti size bulaşır.Arkadaşını söyle sana kim oldugunu söyleyim?ve son olarak Tek başına yürüyen çabuk yorulur ve nefsin tuzaklarına daha kolay düşer; salih çevre ise kişiyi günahtan koruyan bir kalkan olur.

Osman kardeşim, yazdıklarımı tamamen yanlış anlamış ve ortada olmayan anlamlar çıkararak beni haksız yere zan altında bırakmaya çalışmışsın. "Nereden çıkardın" diyorsun; asıl sen benim yazdıklarımda geçmeyen şeyleri yazmışsın gibi gösterip konuyu bütünüyle çarpıtıyorsun. Meseleyi netleştirelim:
"Gaybı ya da inancımızı hedef almadım:" Yazımın hiçbir yerinde gaybın yalnızca Allah'a ait olduğunu inkar eden veya senin o anlattığın hakikatlere karşı çıkan tek bir kelime dahi yoktur. Sen bunları sanki ben söylemişim gibi bir anlam çıkarıp tamamen yanlış bir algı yaratıyorsun.
"Mürşit ve terbiye konusundaki duruşum nettir:" Senin mürşitten ilim ve manevi terbiye alma hususundaki vurgularınla benim yazdıklarım arasında en ufak bir çelişki yoktur. Ben de ehlince yapılan ilmin ve terbiyenin önemini gayet iyi biliyorum; yazdıklarım sadece genel bir usul uyarısıdır.
"İddiaların ve yaptığın çıkarsamalar tamamen asılsızdır:" Yazdıklarımı farklı bir yöne çekip beni haksız bir konuma koymaya çalışıyorsun. Söylediklerimi çarptırdığım ya da farklı bir şey kastettiğim yok; niyetim de yazdığım metin de gayet açık ve şeffaftır.
Durum bundan ibarettir; ortada yanlış anlamaktan başka bir şey yoktur.

osman100 10.08.26 21:30

[QUOTE=imas;717626]
Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717621)

burda inkar falan yok islamın özüne aykırı olan uydurma kerametleri tespiti var,
misalen
azrail as. aldığı ruhları berzah alemine götürürken , hizmetkarının ağladığını gören veli gökyüzüne uçup azraile bir tokat atıp azrailin gözünü çıkarıp , kabzettipi ruhları elinden alıp ölenlere geri dağıtıp onlara geri can vermesi
hangi ayette hangi surede var, dinin neresinde var
hangi evliyanın bunu yapmaya gücü yeter , hangi makam sahibi bunu yapabilir
azraile tokat atıp kabzettiği ruhları elinden almak....

Abi yukardada dedigim gibi abartan şeyhini yücelten durumlar olacaktır olmuşturda ama istisnalar kaideyi bozarmı ? Lakin anlattıgın olay ilgili bir muridin şeyhi ile ilgili anlattıgı bir olay var birde abi hz Musa as ile ilgili muslimde geçen bir hadis var hangisini kastettin abi yanlışım varsa düzeltirmisin abi (Buharî, Cenâiz: 69, Enbiyâ: 31; Müslim, Fedâil: 157, 158; Nesâî, Cenâiz: 121; Müsned, 2:269, 315, 351.)…Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Ölüm meleği Hz. Musa'ya (a.s.) gönderildi. Melek Musa'nın yanına gelince Musa meleğe bir tokat attı meleğin gözü çıktı. Bunun üzerine Melek Rabbi'ne dönerek: 'Sen beni ölmek istemeyen bir kula gönderdin, gözümü de çıkardı' dedi. Allah (c.c.) meleğe gözünü iade etti ve ona şöyle dedi: 'Ona dön ve ömür mü istiyorsun? Elini bir öküzün sırtına koymasını, elinin temas ettiği her bir kıl için kendisine bir yıl ömür verileceğini söyle.'(Ölüm meleği bunları Hz. Musa'ya iletince) Musa: '(Ey Rabbim!) Sonra ne olacak?' diye sordu. Allah: 'Sonra öleceksin' buyurdu. Musa: "Şimdi yakınken ya Rabbi beni arz-ı mukaddese bir taş atımı mesafeye yaklaşınca ruhumu al" dedi. Ebû Hureyre, Hz. Peygamberin (s.a.v.) şöyle söylediğini belirtti): "Orada olsaydım size yolun kenarında kızıl bir kum tepesinin yanında onun kabrini gösterirdim."

osman100 10.08.26 21:34

Alıntı:

Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717630)
Osman kardeşim, yazdıklarımı tamamen yanlış anlamış ve ortada olmayan anlamlar çıkararak beni haksız yere zan altında bırakmaya çalışmışsın. "Nereden çıkardın" diyorsun; asıl sen benim yazdıklarımda geçmeyen şeyleri yazmışsın gibi gösterip konuyu bütünüyle çarpıtıyorsun. Meseleyi netleştirelim:
"Gaybı ya da inancımızı hedef almadım:" Yazımın hiçbir yerinde gaybın yalnızca Allah'a ait olduğunu inkar eden veya senin o anlattığın hakikatlere karşı çıkan tek bir kelime dahi yoktur. Sen bunları sanki ben söylemişim gibi bir anlam çıkarıp tamamen yanlış bir algı yaratıyorsun.
"Mürşit ve terbiye konusundaki duruşum nettir:" Senin mürşitten ilim ve manevi terbiye alma hususundaki vurgularınla benim yazdıklarım arasında en ufak bir çelişki yoktur. Ben de ehlince yapılan ilmin ve terbiyenin önemini gayet iyi biliyorum; yazdıklarım sadece genel bir usul uyarısıdır.
"İddiaların ve yaptığın çıkarsamalar tamamen asılsızdır:" Yazdıklarımı farklı bir yöne çekip beni haksız bir konuma koymaya çalışıyorsun. Söylediklerimi çarptırdığım ya da farklı bir şey kastettiğim yok; niyetim de yazdığım metin de gayet açık ve şeffaftır.
Durum bundan ibarettir; ortada yanlış anlamaktan başka bir şey yoktur.

Sevgili kardeşim burda ilim tartışıyoruz fikir tartışıyoruz gerçegi bulmak bilinçlenmek ögrenmek adına sana hangi yazımda mesnetsiz bir idadada bulunup seni zan altında bıraktım o noktayı belirtirsen özür dileyeyim senden amacım seni haksız kılmak degil düşüncene karşılık düşüncelerimi söylemek seni zan altında bıraktıgım cümlemi yazarsan hangisi oldugunu senden özür dileyim kıymetli kardeşim

osman100 10.08.26 21:48

Alıntı:

Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717630)
Osman kardeşim, yazdıklarımı tamamen yanlış anlamış ve ortada olmayan anlamlar çıkararak beni haksız yere zan altında bırakmaya çalışmışsın. "Nereden çıkardın" diyorsun; asıl sen benim yazdıklarımda geçmeyen şeyleri yazmışsın gibi gösterip konuyu bütünüyle çarpıtıyorsun. Meseleyi netleştirelim:
"Gaybı ya da inancımızı hedef almadım:" Yazımın hiçbir yerinde gaybın yalnızca Allah'a ait olduğunu inkar eden veya senin o anlattığın hakikatlere karşı çıkan tek bir kelime dahi yoktur. Sen bunları sanki ben söylemişim gibi bir anlam çıkarıp tamamen yanlış bir algı yaratıyorsun.
"Mürşit ve terbiye konusundaki duruşum nettir:" Senin mürşitten ilim ve manevi terbiye alma hususundaki vurgularınla benim yazdıklarım arasında en ufak bir çelişki yoktur. Ben de ehlince yapılan ilmin ve terbiyenin önemini gayet iyi biliyorum; yazdıklarım sadece genel bir usul uyarısıdır.
"İddiaların ve yaptığın çıkarsamalar tamamen asılsızdır:" Yazdıklarımı farklı bir yöne çekip beni haksız bir konuma koymaya çalışıyorsun. Söylediklerimi çarptırdığım ya da farklı bir şey kastettiğim yok; niyetim de yazdığım metin de gayet açık ve şeffaftır.
Durum bundan ibarettir; ortada yanlış anlamaktan başka bir şey yoktur.

Üstüne sen bunu "İddiaların ve yaptığın çıkarsamalar tamamen asılsızdır:" yazarak beni zan altında bırakıyorsun iddalarım nedir ve hangileri asılsızdır bunları açıklamadan bana seni zan altında bıraktıgımı söylüyorsun çıkarımlarımın asılsız oldugunu söylüyorsun hangisi asılsızdır karşıt tezin nedir hangi cümlemde senin şahsını muhattap alan bir kelime var?

imas 10.08.26 22:23

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717629)
Sayın abim dinimiz kolaylık dini ama sordugum soru zaruri hallerdeki durumlar degil normal zaruri bir durum olmaksızın mezheplerin haram veya helal saydıkları şeydeki ölçütü nedir ? Bir mezhebe mensupken mensup olduugu mezhebin haram saydıgı ama diger mezhepin helal olarak saydıgı birşeyi yapabilirmi zarurui bi durum olmadan bunun hükmü nedir ?

herkes hangi mezhepteyse onun kurallarına uyacak .ok önemli bir zaruret olmazsa başka mezhebi taklit yoktur
haram helalin ölçüdünü söyledim ayrıca mezhep imamları müctehiddir. müctehid in ictihadı
doğrudur,birimde haram olan ayetten hadisten yaptığı tevil ve tefsir ile diğerinde helal olabilir.. bu islamın çeşitliliğidir, ayrıca bu durum müteşabih ayetlerde olur

osman100 10.08.26 22:27

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717640)
herkes hangi mezhepteyse onun kurallarına uyacak .ok önemli bir zaruret olmazsa başka mezhebi taklit yoktur
haram helalin ölçüdünü söyledim ayrıca mezhep imamları müctehiddir. müctehid in ictihadı
doğrudur,birimde haram olan ayetten hadisten yaptığı tevil ve tefsir ile diğerinde helal olabilir.. bu islamın çeşitliliğidir, ayrıca bu durum müteşabih ayetlerde olur

Teşşekür ederim abi verdigin bilgiler için

Karanfil gece 11.08.26 04:48

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717634)
Üstüne sen bunu "İddiaların ve yaptığın çıkarsamalar tamamen asılsızdır:" yazarak beni zan altında bırakıyorsun iddalarım nedir ve hangileri asılsızdır bunları açıklamadan bana seni zan altında bıraktıgımı söylüyorsun çıkarımlarımın asılsız oldugunu söylüyorsun hangisi asılsızdır karşıt tezin nedir hangi cümlemde senin şahsını muhattap alan bir kelime var?

Meseleyi şahsi bir iddiaya ya da kelime yarışına çevirmene gerek yok. Derdimiz kimin haklı çıktığı değil, inancın özü olan tevhid ilkesidir. Sen ne kadar menkıbe veya rivayet sıralarsan sırala, kulun darda kaldığında doğrudan Yaratıcı'ya yönelmesi gerektiği gerçeği değişmez. Üslubu sertleştirip ya da konuyu dağıtıp kişiselleştirmek yerine, hepimizin ortak kabul etmesi gereken o temel tevhid ölçüsünde buluşalım; gerisi teferruattır."

osman100 11.08.26 05:10

Öncelikle hayırlı sabahlar bana bir ithamda bulundun iddalarımın asılsız oldugunu söyledin seni zan altında bıraktıgımı söyledin müşteki iddasını kanıtlamakla mükelleftir ben tekrardan belirtiyorum senin şahsını baz alan bir cümle kurmadım ama sen öyle oldugunu düşünüyorsan bana yazdıgım cümlenin hangisinin senin şahsını baz aldıgını söylersen Menkıbe ve rivayet dedigin bir çok konu tassavufin derinune dayanmaktadır.Himmet isterkende şifalanmak için bir ilaç içerkende Allahtan geldigini bilerek ediyorum ilaç içtim diye şifayı ilaca nispet etmiyorum o bir vesiledir.Bir hadisle desteklemek isterim Bir gün görme engelli bir adam gelerek, "Ey Allah’ın Resûlü! Allah’a dua et de gözlerimi açsın (bana şifa versin)" dedi. Efendimiz (s.a.v.) ona, "Dilersen dua edeyim, dilersen sabret; sabretmen senin için daha hayırlıdır" buyurdu. Adam duasını ısrarla isteyince Peygamberimiz ona güzelce abdest almasını ve şu duayı okumasını öğretti:"Allah’ım! Rahmet peygamberi olan Nebin Muhammed ile (onun duasını vesile ederek) Sana yöneliyor ve Senden istiyorum..." (Tirmizî, Daavât, 118; İbn Mâce, İkāmet, 189). Adam bu duayı yapıp namaz kıldıktan sonra gözleri açılmış olarak geri döndü.

Biriki 11.08.26 09:01

konu biraz tartışmaya dönmüş. Ben soru sorayım belki tartışma da biter. Siz teslimiyet kavramını nasıl yorumluyorsunuz? Tasavvuftaki “terk-i irade” anlayışını nasıl anlamalıyız?

sin60 11.08.26 12:25

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717558)
Tasavvuf hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim siz degerli üstadlarımında bu konudaki düşüncelerini merak ederim.Öncelikle Tasavvuf veya bir mürşidden himmet istemek kimine göre bidat kimine göre şirk ama benim görüşüm burda insanın niyetidir.Manevi kuvveti olan zaatlardan yardım istemek bu şuna benziyor bir insan zora düştügü zaman polis çagırması polisten yardım istemesi gibi Şüphesiz herşeyin sahibi Allah yalnız ondan korunma dileriz lakin Allah çogu şeyi vesile üstüne kılmıştır hasta olunca hastaneye gitmemiz ilaç alıp şifalanmamız gibi bir çok vesile dir burda herşeyin Allah tan oldugunu bildikten sonra Manevi kuvveti olan insanların o kuvvetlerinden faydalanmada pek bir beis görmüyorum kendi düşüncem olarak lakin herkezin görüşünede saygım vardır.Öncelikle şu şekilde giriş yapmak istiyorum bazı zaatların kerametleri bu kerametleri kabul ölçütümüz nedir mesela bir kaç örnekle başlayayım Abdulkadir Geylani ks Bağdat'ta Dicle Nehri taşarak şehri su altında bırakma tehlikesi oluşturduğunda halk korkuyla Geylani’ye sığınır. Geylani, nehrin kenarına giderek asasını yere diker ve "Ey Dicle, Allah’ın izniyle buraya kadar gel ve dur!" der. Nehrin suları o andan itibaren çekilmeye başlar.Şeyh Nazım kibrisinin anlatımına Şeyh Abdullah dagıstani hz Peygamber efendimizle uyanıkken görüşen tek zaat ve bazı anlatımlara göre Şeyh Abdullah dagıstani ks şamda üfürmesiyle israil uçaklarını bir anda radardan silmesi ve bir söyleşide ise Şeyh Abdullah dagıstani Şeyh naızm kıbrisiye Nazım oglum gözünü kapat diyip gözünü tekrar açtıgında 99evliyanın bulundukları bir makama gitmeleri Şeyh nazım kibrisinin aynı anda 3yerde gözükmesi gibi hadiseler daha bunun gibi bir çok keramet olan zaatlar var sizce bunlar mümkünmüdür Allahın peygamberlerine tanıdıgı örnegin hz Musa as a tanıdıgı asayı vurup ejdere dönüşmesi denizi ortadan ikiye bölmesi gibi Allahın peygamberlerine tanıdıgı bu olaganüstü halleri evliyalarına makamı büyük olan kullarınada tanımışmıdır.İslamın müthiş kuvveti oldugu aşikar mesela Abdullah dagıstani ks bir sözü dervişligin 1.mertebesi mezardaki ölülerle konuşmak der . Daha 1.mertebede böyle ise insan mertebe atladıkca ulaşacagı konum sonu nereye uzanır.Gelelim mürşid konusuna neden bir mürşide ihtiyac duyarız insan kendisi tek başına ilerleyemezmi bu konuyuda bir örnek ile vermek isterim Okula niçin gideriz sadece kitaplara kendimiz bakıp ögrenemezmiyiz neden ögretmene ihtiyac duyarız dünyasal ilimde bile ögretmene bir bilene ihtiyac duyuyoruz bu yüzden bilen mürşitlerin manevi terbiyesine girmek onların ilimlerinden yararlanmak gerektigini düşünüyorum.Gel gelelim ki havas ilminde bile mürşidin icazetin manevi terbiyenin çok büyük ehemmiyeti var.Nahl Suresi 43. ayet : "Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn."Senden önce de ancak kendilerine vahiy indirdiğimiz kişileri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (bilgi sahiplerine) sorun.Günümüzde insan harkülade birşey duydugu zaman hemen karşı çıkıyor bir keramet gördügü zaman karşı çıkıyor materyelist bir topluma dogru son sürat ilerliyoruz.

TASAVUF hakkında ,,sen sorumu soruyon yoksa tarikat tasavvuf hakkında bilgi vermek yada bu konuyu tartışmakmı istiyon belli olmamış soryu çok uzatmışın,,,tasavvuf tarikat ders zikir,,peygamberimiz miracdan dönerken kendine hediye edilen tarikat zikri bunu ehline ver herkesten gizle diye bilinir ,gerçi tarikata karşı olanlar bu hadiseye bile inanmaz,tarikat haktır ders zikir güzeldir ve evet evliyalar keramet sahibidir kimi çok kimi az bide abdül kadir geylani hz lerinin benim ayagım evliyanın omuzunda lafı onun azgın müridlerinin bi uydurması olabilir onun müridleri o kadar ileri gitmiştirki bunu bir çok alim dile getirmiştir..bizler hangi evliya daha yüksek hangisi daha yüce bi mertebede bilemeyiz ve bizi aslında bu olay hiç ilgilendirmez ,,,hangisi hangi makamdaysa banane ,,tasavvuf yolu aşk yoludur çile yokudur ,,bizim yolumuz dikenlidir ayagını seven gelmesin derler,,sofilik ateşten gömlek giymek gibidir...keramet bir çok evliyanın göstermek ismedigi bi haldir ,çogu keramet evliyanın tasarrufu dışında vuku bulur..cübbeli ahmed hoca bu asrın ve belkide son 200,300 yılın en büyük alimlerinden biridir hocasıda çok büyük bi velidir..anadoluda yaşayan binlerce alim milyonlarca insanı hem irşad eylemiş hemde onları büyük makam sahibi yapmıştır...hamidi veli hacı bayramı veli hzlerini hocası bursa ulu cami açılışında fatiha suresini 7 çeşit tevsirini yapmış 3 sonrasını ordaki alimler bile anlamamış düşün orda emir sultan hz leri de var .millet elini öpmek istediginde caminin 3 kapsında elini öptürmüş çok büyük bi zattır ....imamı rabbani hzleri hakkında hadis olan son bin yılın müceddi diye bilinir ,,,arifler sultanı beyazıdı bistami hz mevlana yunus emre bişri hafi şahı nakşıbend hz hasanı şazeli ahmed yesevi imamı azam şemsi tebrizi, imamı gazali ibnül arabi vs vs vs adları saymakla bitmez bir sürü allah dostu,,allah hepsinden ebedi razı olsun allahın rahmeti bereketi üzerlerine olsun... tarikat her insana uygun olmaz ve herkes tarikata girecek diye ve orayı kabul edecek diye bişi yok,,eskiden kaza namazı borcu olan asla tarikata giremezmiş bide istihare yapmadan asla giremezmiş ,,şimdi ahir zaman ümmedi muhammed kutulsun diye her önune gelini alıyorlar,,,,,buda ister istemez bir çok karışıklık bir çok dedi kodu bir çok imtihanı beraberinde getiriyor....son olarak aslında tarikat 40 bilemedin50 bi mürşidin talebisi olması lazımki onlarla ilgilensin her takıldıkları yerde mürşidleri yardım etsin,,eskiden böyleymiş,,,,ayrıca senin bu konun hiç gereksiz yere mesep tartışmasına dönmüş ,,meseple tarikatın ne alakası var........şeytan ben demiş abdülkadir geylani hzlerinin mertebisinde 40 tane adamı şaşırttımda onları makamından ettim demiş.....her an imtihan durumundayız,,,sınav devam ediyor,,ama okulumuzun bitmesine az kaldı,,yakında mezun olucaz:p

imas 11.08.26 13:25

Alıntı:

sin60 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717677)
TASAVUF hakkında ,,sen sorumu soruyon yoksa tarikat tasavvuf hakkında bilgi vermek yada bu konuyu tartışmakmı istiyon belli olmamış soryu çok uzatmışın,,,tasavvuf tarikat ders zikir,,peygamberimiz miracdan dönerken kendine hediye edilen tarikat zikri bunu ehline ver herkesten gizle diye bilinir ,gerçi tarikata karşı olanlar bu hadiseye bile inanmaz,tarikat haktır ders zikir güzeldir ve evet evliyalar keramet sahibidir kimi çok kimi az bide abdül kadir geylani hz lerinin benim ayagım evliyanın omuzunda lafı onun azgın müridlerinin bi uydurması olabilir onun müridleri o kadar ileri gitmiştirki bunu bir çok alim dile getirmiştir..bizler hangi evliya daha yüksek hangisi daha yüce bi mertebede bilemeyiz ve bizi aslında bu olay hiç ilgilendirmez ,,,hangisi hangi makamdaysa banane ,,tasavvuf yolu aşk yoludur çile yokudur ,,bizim yolumuz dikenlidir ayagını seven gelmesin derler,,sofilik ateşten gömlek giymek gibidir...keramet bir çok evliyanın göstermek ismedigi bi haldir ,çogu keramet evliyanın tasarrufu dışında vuku bulur..cübbeli ahmed hoca bu asrın ve belkide son 200,300 yılın en büyük alimlerinden biridir hocasıda çok büyük bi velidir..anadoluda yaşayan binlerce alim milyonlarca insanı hem irşad eylemiş hemde onları büyük makam sahibi yapmıştır...hamidi veli hacı bayramı veli hzlerini hocası bursa ulu cami açılışında fatiha suresini 7 çeşit tevsirini yapmış 3 sonrasını ordaki alimler bile anlamamış düşün orda emir sultan hz leri de var .millet elini öpmek istediginde caminin 3 kapsında elini öptürmüş çok büyük bi zattır ....imamı rabbani hzleri hakkında hadis olan son bin yılın müceddi diye bilinir ,,,arifler sultanı beyazıdı bistami hz mevlana yunus emre bişri hafi şahı nakşıbend hz hasanı şazeli ahmed yesevi imamı azam şemsi tebrizi, imamı gazali ibnül arabi vs vs vs adları saymakla bitmez bir sürü allah dostu,,allah hepsinden ebedi razı olsun allahın rahmeti bereketi üzerlerine olsun... tarikat her insana uygun olmaz ve herkes tarikata girecek diye ve orayı kabul edecek diye bişi yok,,eskiden kaza namazı borcu olan asla tarikata giremezmiş bide istihare yapmadan asla giremezmiş ,,şimdi ahir zaman ümmedi muhammed kutulsun diye her önune gelini alıyorlar,,,,,buda ister istemez bir çok karışıklık bir çok dedi kodu bir çok imtihanı beraberinde getiriyor....son olarak aslında tarikat 40 bilemedin50 bi mürşidin talebisi olması lazımki onlarla ilgilensin her takıldıkları yerde mürşidleri yardım etsin,,eskiden böyleymiş,,,,ayrıca senin bu konun hiç gereksiz yere mesep tartışmasına dönmüş ,,meseple tarikatın ne alakası var........şeytan ben demiş abdülkadir geylani hzlerinin mertebisinde 40 tane adamı şaşırttımda onları makamından ettim demiş.....her an imtihan durumundayız,,,sınav devam ediyor,,ama okulumuzun bitmesine az kaldı,,yakında mezun olucaz:p

Her sözüne imzamı atarım
Ama bir kaçı hariç

***peygamberimiz miracdan dönerken kendine hediye edilen tarikat zikri***

Hangi tarikatın zikri hediye edilmiş? Tarikatlarda zikirler farklı çünkü,
Ve bununla ilgili ispat delil veya hadis var mı?
Hz peygamberin vermediği bilgiyi o verdi demek insanı dinden çıkarır Allah korusun


***cübbeli ahmed hoca bu asrın ve belkide son 200,300 yılın en büyük alimlerinden biridir ***

Bunun delili varmı? Kolunda RG düğmesi taşıyan, bir söylediğini diğerinde söylemedim diyen,uydurma hadisleri gerçek gibi anlatan
Ve Doğu perinçek gibi inançsızı öven biri......

***imamı rabbani hzleri hakkında hadis olan son bin yılın müceddi diye bilinir ***

Bu hadis hangisi ben hiç duymadığım gibi çok merak ettim...

Karanfil gece 11.08.26 13:59

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717664)
Öncelikle hayırlı sabahlar bana bir ithamda bulundun iddalarımın asılsız oldugunu söyledin seni zan altında bıraktıgımı söyledin müşteki iddasını kanıtlamakla mükelleftir ben tekrardan belirtiyorum senin şahsını baz alan bir cümle kurmadım ama sen öyle oldugunu düşünüyorsan bana yazdıgım cümlenin hangisinin senin şahsını baz aldıgını söylersen Menkıbe ve rivayet dedigin bir çok konu tassavufin derinune dayanmaktadır.Himmet isterkende şifalanmak için bir ilaç içerkende Allahtan geldigini bilerek ediyorum ilaç içtim diye şifayı ilaca nispet etmiyorum o bir vesiledir.Bir hadisle desteklemek isterim Bir gün görme engelli bir adam gelerek, "Ey Allah’ın Resûlü! Allah’a dua et de gözlerimi açsın (bana şifa versin)" dedi. Efendimiz (s.a.v.) ona, "Dilersen dua edeyim, dilersen sabret; sabretmen senin için daha hayırlıdır" buyurdu. Adam duasını ısrarla isteyince Peygamberimiz ona güzelce abdest almasını ve şu duayı okumasını öğretti:"Allah’ım! Rahmet peygamberi olan Nebin Muhammed ile (onun duasını vesile ederek) Sana yöneliyor ve Senden istiyorum..." (Tirmizî, Daavât, 118; İbn Mâce, İkāmet, 189). Adam bu duayı yapıp namaz kıldıktan sonra gözleri açılmış olarak geri döndü.

Meseleyi yanlış bir zemine çekmemek ve inanç hassasiyetlerini korumak adına şunu baştan netleştirelim: Bizim evliyaları, pirleri ya da Abdülkadir Geylani gibi İslam büyüklerini inkâr etmek, tarikatları veya kerametleri reddetmek gibi bir tutumumuz asla olamaz; Ehl-i sünnet dairesinde evliyanın kerameti haktır ve baş tacıdır. Tarikatlara ve mürşitlere bakışımız da bu ilmi ve itikadi çerçevededir. Ancak buradaki mesele büyükleri sevmek veya tarikatı reddetmek değil, kurduğun kıyasın ve metodun ilmî tutarsızlığıdır.
Söylediklerini, verdiğin dağınık örnekleri ve iddialarını bu hassasiyeti gözeterek kalem kalem ele alalım:
'Mürşitten yardım istemek, zora düşenin polisten yardım istemesi gibidir' kıyasın:
Polis somut, dünyevi, fiziki ve görevi başında ulaşılabilir maddi bir mercidir.
Vefat etmiş veya uzaktaki bir zattan gaybi bir tasarruf beklemek ise itikadi bir konudur.
Somut ve fiziki bir yardımlaşma ile gaybi yardımı aynı kefeye koyman temelden mantıksal bir safsatadır; bu kıyas ilmen geçersizdir.
Görme engelli adam ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) rivayeti:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) baş tacımızdır ve O'nun şanına laf söylemek veya kastetmek asla söz konusu olamaz; buradaki eleştiri Peygamberimize değil, senin bu rivayeti ele alış biçiminedir.
Rivayette Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o an hayattadır, mevcuttur ve yanında bulunan birine dua etmesi için bizzat vasıta olmaktadır.
Hayatta olan birinden dua istemek ile vefat etmiş zatlardan 'himmet' beklemek tamamen farklı konulardır. Bu hadisi bugünkü gaybi yardım iddialarına delil göstermek, metni asıl bağlamından koparmaktır.
Keramet ve tarikat örneklerin:
Evliyaların kerameti haktır ve baş tacıdır; ancak bu durum, kurduğun 'polis' benzetmesindeki mantık hatasını meşru kılmamaktadır.
Yazında yer verdiğin karmaşık örnekleri ve menkıbeleri meseleye ilmi bir delil gibi sunmak, konuyu tasavvufun özünden uzaklaştırıp argümanı çıkmaza sokmaktır.
"Şahsımı hedef alıyorsun / zan altında bırakıyorsun" iddian:
Şahsını aldığımı veya seni zan altında bıraktığımı düşünüyorsun; ancak cevaplarımda şahsına yönelik tek bir olumsuz ifade yer almamaktadır.
Buradaki esas husus kişiler değil; ortaya konulan kıyasların ve kullanılan örneklerin ilmi ve mantıksal çerçevede değerlendirilmesidir.
Konuyu kişisel bir zemine çekmek yerine, sunulan fikirlerin ilmi karşılığına odaklanmak tartışmamızı çok daha verimli kılacaktır.
Özetle; kimsenin evliyaya, pirlerimize ya da tarikatların özüne karşı olduğu yok. Mesele kavramların ve kıyasların doğru yapılmasındadır. Bu konuyu laf kalabalığıyla, temelsiz iddialarla uzatmanın ve başka mecralara çekmenin bir anlamı yoktur, konu benim nezdimde kapanmıştır.

osman100 11.08.26 16:26

Alıntı:

Biriki Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717670)
konu biraz tartışmaya dönmüş. Ben soru sorayım belki tartışma da biter. Siz teslimiyet kavramını nasıl yorumluyorsunuz? Tasavvuftaki “terk-i irade” anlayışını nasıl anlamalıyız?

Vahdedi vucud O'ndan başka gerçek varlık yoktur vücud-u hakiki Yalnızca Allah öz varlıktır vücud-u izafi kâinat ve içindeki nesneler ise O'nun varlığına bağımlı gölgelerdir.tasavvuftaki terki irade Allaha tam anlamıyla teslim olmaktır.Sadece irade degil terk-i nefis de vardır nefsani arzularını kontrol etme nefsine hükmetme Tassavvuf bir nevi okul gibidir sınıf atladıkca olgunlaşır hakikatın kapıları dahada açılır.

osman100 11.08.26 16:46

Alıntı:

Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717681)
Meseleyi yanlış bir zemine çekmemek ve inanç hassasiyetlerini korumak adına şunu baştan netleştirelim: Bizim evliyaları, pirleri ya da Abdülkadir Geylani gibi İslam büyüklerini inkâr etmek, tarikatları veya kerametleri reddetmek gibi bir tutumumuz asla olamaz; Ehl-i sünnet dairesinde evliyanın kerameti haktır ve baş tacıdır. Tarikatlara ve mürşitlere bakışımız da bu ilmi ve itikadi çerçevededir. Ancak buradaki mesele büyükleri sevmek veya tarikatı reddetmek değil, kurduğun kıyasın ve metodun ilmî tutarsızlığıdır.
Söylediklerini, verdiğin dağınık örnekleri ve iddialarını bu hassasiyeti gözeterek kalem kalem ele alalım:
'Mürşitten yardım istemek, zora düşenin polisten yardım istemesi gibidir' kıyasın:
Polis somut, dünyevi, fiziki ve görevi başında ulaşılabilir maddi bir mercidir.
Vefat etmiş veya uzaktaki bir zattan gaybi bir tasarruf beklemek ise itikadi bir konudur.
Somut ve fiziki bir yardımlaşma ile gaybi yardımı aynı kefeye koyman temelden mantıksal bir safsatadır; bu kıyas ilmen geçersizdir.
Görme engelli adam ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) rivayeti:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) baş tacımızdır ve O'nun şanına laf söylemek veya kastetmek asla söz konusu olamaz; buradaki eleştiri Peygamberimize değil, senin bu rivayeti ele alış biçiminedir.
Rivayette Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o an hayattadır, mevcuttur ve yanında bulunan birine dua etmesi için bizzat vasıta olmaktadır.
Hayatta olan birinden dua istemek ile vefat etmiş zatlardan 'himmet' beklemek tamamen farklı konulardır. Bu hadisi bugünkü gaybi yardım iddialarına delil göstermek, metni asıl bağlamından koparmaktır.
Keramet ve tarikat örneklerin:
Evliyaların kerameti haktır ve baş tacıdır; ancak bu durum, kurduğun 'polis' benzetmesindeki mantık hatasını meşru kılmamaktadır.
Yazında yer verdiğin karmaşık örnekleri ve menkıbeleri meseleye ilmi bir delil gibi sunmak, konuyu tasavvufun özünden uzaklaştırıp argümanı çıkmaza sokmaktır.
"Şahsımı hedef alıyorsun / zan altında bırakıyorsun" iddian:
Şahsını aldığımı veya seni zan altında bıraktığımı düşünüyorsun; ancak cevaplarımda şahsına yönelik tek bir olumsuz ifade yer almamaktadır.
Buradaki esas husus kişiler değil; ortaya konulan kıyasların ve kullanılan örneklerin ilmi ve mantıksal çerçevede değerlendirilmesidir.
Konuyu kişisel bir zemine çekmek yerine, sunulan fikirlerin ilmi karşılığına odaklanmak tartışmamızı çok daha verimli kılacaktır.
Özetle; kimsenin evliyaya, pirlerimize ya da tarikatların özüne karşı olduğu yok. Mesele kavramların ve kıyasların doğru yapılmasındadır. Bu konuyu laf kalabalığıyla, temelsiz iddialarla uzatmanın ve başka mecralara çekmenin bir anlamı yoktur, konu benim nezdimde kapanmıştır.

Dostum bizim senle frekansımız tutmuyor.Ben sana tarikatlarımı inkar ediyorsun pirleri evliyalarımı inkar mı ediyorsun dedim Abdulkadir geylaninin o sözünü benmi yazdım ? metodumun yanlış oldugunu iddaa ediyorsun ama o metodun ne oldugunu söylemiyorsun sadece yanlış oldugunu söyleyip geçiştiriyorsun Bak polis örnegimi alıntalımışsın soyuttan somuta verilen örnek teşbihtir teşbihte hata olmaz Teşbih şudur Zora düşüp polis çagırman maddi alemde şirke girermi veya hasta olup maddi alemde doktora gitmek şirke girermi ? Doktor bir şahıs degilmi ondan hastalıgına çare bulmasını talep ediyorsun bu şirkmidir ? Şifanın temeli Allahtır onun yarattıgı ilimle onun izniyle doktorun vesilesiyle şifa buluyorsun.Peki tasavvuf taki himmet Allahın verdigi manevi rütbeli kişilerden yardım istemek şirkmidir ? Hep diyorum niyet niyet niyet niyetin kötü olursa o şifayı ilacın verdigini zannedersen bile şirke düşersin Niyetin halis olur ise başın dik olsun Herşeyin Allahtan geldigini bildikten sonra.Şimdi dostum gelelim metodi yanlışlıga bir metodi yanlışlık a tez nasıl vurulur. ortaya konulan kıyasların ve kullanılan örneklerin ilmi ve mantıksal çerçevede değerlendirilmesidir demişssin Mantıksal muhakemeyi kendi mantıgınla mukayese ederek şahsının somut bir delili olmaksızın benim mantıgımı eleştirmesi bu sadece senin zan nından öteye gitmez Çünkü mantık aklı temsil eder akılda düşünceyi her birey farklı düşüncede olabilir Sana mantıksız gelebilen birşey başkasına mantıklı gelebilir.Göreceli bir kavramdır

imas 11.08.26 17:01

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717705)
Vahdedi vucud O'ndan başka gerçek varlık yoktur vücud-u hakiki Yalnızca Allah öz varlıktır vücud-u izafi kâinat ve içindeki nesneler ise O'nun varlığına bağımlı gölgelerdir.tasavvuftaki terki irade Allaha tam anlamıyla teslim olmaktır.Sadece irade degil terk-i nefis de vardır nefsani arzularını kontrol etme nefsine hükmetme Tassavvuf bir nevi okul gibidir sınıf atladıkca olgunlaşır hakikatın kapıları dahada açılır.

Muhyiddin ibni arabinin hiç bir kitabında vahdeti vucud diye bir kavram ve tanımlama yoktur
O tabir sonradan başkaları tarafından söylenmiştir,
Kitabına sonradan bir çok ekleme yapılmıştır ve bunu açıklayanda onun yolundan giden ve en ateşli savunucusu imamı şarani tabakatül kübra da açıklıyor...

osman100 11.08.26 17:01

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717680)
Her sözüne imzamı atarım
Ama bir kaçı hariç

***peygamberimiz miracdan dönerken kendine hediye edilen tarikat zikri***

Hangi tarikatın zikri hediye edilmiş? Tarikatlarda zikirler farklı çünkü,
Ve bununla ilgili ispat delil veya hadis var mı?
Hz peygamberin vermediği bilgiyi o verdi demek insanı dinden çıkarır Allah korusun


***cübbeli ahmed hoca bu asrın ve belkide son 200,300 yılın en büyük alimlerinden biridir ***

Bunun delili varmı? Kolunda RG düğmesi taşıyan, bir söylediğini diğerinde söylemedim diyen,uydurma hadisleri gerçek gibi anlatan
Ve Doğu perinçek gibi inançsızı öven biri......

***imamı rabbani hzleri hakkında hadis olan son bin yılın müceddi diye bilinir ***

Bu hadis hangisi ben hiç duymadığım gibi çok merak ettim...

Kolunda royal guards dügmesi taşıması ne gibi bir problem teşkil ediyor sayın abim kullandıgımız telefon bilgisayarda amerikan ingiliz malı degilmi giydigimiz kıyafetler ayakkabılar Türk ve müslüman yapımımı ? Hangi hadisleri gerçek gibi anlatıyor sayın abim burada belirtirsen bizde ögrenelim yoksa iddadan öteye geçmez Cübbeli biraz milliyetçi bir görüşte oldugu için dogu perinçegin vatanperver vatan hiçi hapis yattıgını savundugu için dile getiriyor amelini itikadını degil vatanperverligini övüyor inançsızlıgı Allahla kendi arasında dogu perinçegin

osman100 11.08.26 17:05

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717709)
Muhyiddin ibni arabinin hiç bir kitabında vahdeti vucud diye bir kavram ve tanımlama yoktur
O tabir sonradan başkaları tarafından söylenmiştir,
Kitabına sonradan bir çok ekleme yapılmıştır ve bunu açıklayanda onun yolundan giden ve en ateşli savunucusu imamı şarani tabakatül kübra da açıklıyor...

Sayın abim burdaki vahdedi vucut kavramını Muhittin ibnul arabiye atfederek paylaşmadım dikkat edersen Bu kavram, onun felsefi ve tasavvufi düşünce sistemine ölümünden sonra talebesi ve üvey oğlu olan [Sadreddin Konevî] ile sonraki Ekberî şarihleri tarafından verilen isimdir.

imas 11.08.26 17:07

Alıntı:

Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717681)
Meseleyi yanlış bir zemine çekmemek ve inanç hassasiyetlerini korumak adına şunu baştan netleştirelim: Bizim evliyaları, pirleri ya da Abdülkadir Geylani gibi İslam büyüklerini inkâr etmek, tarikatları veya kerametleri reddetmek gibi bir tutumumuz asla olamaz; Ehl-i sünnet dairesinde evliyanın kerameti haktır ve baş tacıdır. Tarikatlara ve mürşitlere bakışımız da bu ilmi ve itikadi çerçevededir. Ancak buradaki mesele büyükleri sevmek veya tarikatı reddetmek değil, kurduğun kıyasın ve metodun ilmî tutarsızlığıdır.
Söylediklerini, verdiğin dağınık örnekleri ve iddialarını bu hassasiyeti gözeterek kalem kalem ele alalım:
'Mürşitten yardım istemek, zora düşenin polisten yardım istemesi gibidir' kıyasın:
Polis somut, dünyevi, fiziki ve görevi başında ulaşılabilir maddi bir mercidir.
Vefat etmiş veya uzaktaki bir zattan gaybi bir tasarruf beklemek ise itikadi bir konudur.
Somut ve fiziki bir yardımlaşma ile gaybi yardımı aynı kefeye koyman temelden mantıksal bir safsatadır; bu kıyas ilmen geçersizdir.
Görme engelli adam ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) rivayeti:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) baş tacımızdır ve O'nun şanına laf söylemek veya kastetmek asla söz konusu olamaz; buradaki eleştiri Peygamberimize değil, senin bu rivayeti ele alış biçiminedir.
Rivayette Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o an hayattadır, mevcuttur ve yanında bulunan birine dua etmesi için bizzat vasıta olmaktadır.
Hayatta olan birinden dua istemek ile vefat etmiş zatlardan 'himmet' beklemek tamamen farklı konulardır. Bu hadisi bugünkü gaybi yardım iddialarına delil göstermek, metni asıl bağlamından koparmaktır.
Keramet ve tarikat örneklerin:
Evliyaların kerameti haktır ve baş tacıdır; ancak bu durum, kurduğun 'polis' benzetmesindeki mantık hatasını meşru kılmamaktadır.
Yazında yer verdiğin karmaşık örnekleri ve menkıbeleri meseleye ilmi bir delil gibi sunmak, konuyu tasavvufun özünden uzaklaştırıp argümanı çıkmaza sokmaktır.
"Şahsımı hedef alıyorsun / zan altında bırakıyorsun" iddian:
Şahsını aldığımı veya seni zan altında bıraktığımı düşünüyorsun; ancak cevaplarımda şahsına yönelik tek bir olumsuz ifade yer almamaktadır.
Buradaki esas husus kişiler değil; ortaya konulan kıyasların ve kullanılan örneklerin ilmi ve mantıksal çerçevede değerlendirilmesidir.
Konuyu kişisel bir zemine çekmek yerine, sunulan fikirlerin ilmi karşılığına odaklanmak tartışmamızı çok daha verimli kılacaktır.
Özetle; kimsenin evliyaya, pirlerimize ya da tarikatların özüne karşı olduğu yok. Mesele kavramların ve kıyasların doğru yapılmasındadır. Bu konuyu laf kalabalığıyla, temelsiz iddialarla uzatmanın ve başka mecralara çekmenin bir anlamı yoktur, konu benim nezdimde kapanmıştır.

Vefat etmiş veya uzaktaki bir zattan gaybi bir tasarruf beklemek ise itikadi bir konudur.

Diyorsun çok doğrudur,
evliyanın kerametine inanan biri itikadı tam olgun bir mümin olarak tanımlanamayacağı gibi
Evliyanın kerametine inanmayan biri itikadı bozuk bidat ehli bir mümin olarak tanımlanamaz
Sonuçta bu imani yada itikadi bir konu değildir..

imas 11.08.26 17:14

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717710)
Kolunda royal guards dügmesi taşıması ne gibi bir problem teşkil ediyor sayın abim kullandıgımız telefon bilgisayarda amerikan ingiliz malı degilmi giydigimiz kıyafetler ayakkabılar Türk ve müslüman yapımımı ? Hangi hadisleri gerçek gibi anlatıyor sayın abim burada belirtirsen bizde ögrenelim yoksa iddadan öteye geçmez Cübbeli biraz milliyetçi bir görüşte oldugu için dogu perinçegin vatanperver vatan hiçi hapis yattıgını savundugu için dile getiriyor amelini itikadını degil vatanperverligini övüyor inançsızlıgı Allahla kendi arasında dogu perinçegin

Sen farklı havadan sıradan bir konuyu misal veriyorsun
Herkesin kullandığı ile özel olarak kişilere verilen farklıdır, o guruba bağlı olmayan hiç kimse RG amblemli bir şey taşıyamaz, o simgenin ankamı kraliyet muhafızlarıdır, bir nişanedir..
Mit mensubu olmayan hiç kimse mit kimliği taşıyamaz taşıttırmazlar da olduğu gibi....

Alıntı:

osman100 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717711)
Sayın abim burdaki vahdedi vucut kavramını Muhittin ibnul arabiye atfederek paylaşmadım dikkat edersen Bu kavram, onun felsefi ve tasavvufi düşünce sistemine ölümünden sonra talebesi ve üvey oğlu olan [Sadreddin Konevî] ile sonraki Ekberî şarihleri tarafından verilen isimdir.

Mübarek sende amma alıngansın onu sen tanımladın demedimki, konuya bir açıklama bir katkı yaptım, her söylenen sözde anında savunma pozisyonu alıyorsun

osman100 11.08.26 17:27

Alıntı:

sin60 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 717677)
TASAVUF hakkında ,,sen sorumu soruyon yoksa tarikat tasavvuf hakkında bilgi vermek yada bu konuyu tartışmakmı istiyon belli olmamış soryu çok uzatmışın,,,tasavvuf tarikat ders zikir,,peygamberimiz miracdan dönerken kendine hediye edilen tarikat zikri bunu ehline ver herkesten gizle diye bilinir ,gerçi tarikata karşı olanlar bu hadiseye bile inanmaz,tarikat haktır ders zikir güzeldir ve evet evliyalar keramet sahibidir kimi çok kimi az bide abdül kadir geylani hz lerinin benim ayagım evliyanın omuzunda lafı onun azgın müridlerinin bi uydurması olabilir onun müridleri o kadar ileri gitmiştirki bunu bir çok alim dile getirmiştir..bizler hangi evliya daha yüksek hangisi daha yüce bi mertebede bilemeyiz ve bizi aslında bu olay hiç ilgilendirmez ,,,hangisi hangi makamdaysa banane ,,tasavvuf yolu aşk yoludur çile yokudur ,,bizim yolumuz dikenlidir ayagını seven gelmesin derler,,sofilik ateşten gömlek giymek gibidir...keramet bir çok evliyanın göstermek ismedigi bi haldir ,çogu keramet evliyanın tasarrufu dışında vuku bulur..cübbeli ahmed hoca bu asrın ve belkide son 200,300 yılın en büyük alimlerinden biridir hocasıda çok büyük bi velidir..anadoluda yaşayan binlerce alim milyonlarca insanı hem irşad eylemiş hemde onları büyük makam sahibi yapmıştır...hamidi veli hacı bayramı veli hzlerini hocası bursa ulu cami açılışında fatiha suresini 7 çeşit tevsirini yapmış 3 sonrasını ordaki alimler bile anlamamış düşün orda emir sultan hz leri de var .millet elini öpmek istediginde caminin 3 kapsında elini öptürmüş çok büyük bi zattır ....imamı rabbani hzleri hakkında hadis olan son bin yılın müceddi diye bilinir ,,,arifler sultanı beyazıdı bistami hz mevlana yunus emre bişri hafi şahı nakşıbend hz hasanı şazeli ahmed yesevi imamı azam şemsi tebrizi, imamı gazali ibnül arabi vs vs vs adları saymakla bitmez bir sürü allah dostu,,allah hepsinden ebedi razı olsun allahın rahmeti bereketi üzerlerine olsun... tarikat her insana uygun olmaz ve herkes tarikata girecek diye ve orayı kabul edecek diye bişi yok,,eskiden kaza namazı borcu olan asla tarikata giremezmiş bide istihare yapmadan asla giremezmiş ,,şimdi ahir zaman ümmedi muhammed kutulsun diye her önune gelini alıyorlar,,,,,buda ister istemez bir çok karışıklık bir çok dedi kodu bir çok imtihanı beraberinde getiriyor....son olarak aslında tarikat 40 bilemedin50 bi mürşidin talebisi olması lazımki onlarla ilgilensin her takıldıkları yerde mürşidleri yardım etsin,,eskiden böyleymiş,,,,ayrıca senin bu konun hiç gereksiz yere mesep tartışmasına dönmüş ,,meseple tarikatın ne alakası var........şeytan ben demiş abdülkadir geylani hzlerinin mertebisinde 40 tane adamı şaşırttımda onları makamından ettim demiş.....her an imtihan durumundayız,,,sınav devam ediyor,,ama okulumuzun bitmesine az kaldı,,yakında mezun olucaz:p

Hem soru soruyorum hem bilgi veriyorum amaç burda açık forumdaki arkadaşlarla hocalarımızla bilgi alışverişi yapmak düşüncelerimizi saygı çerçevesinde paylaşmaktır sayın abim.Tassavuf yolu aşkın çilenin yoludur demişsin dogrudur abim hemfikirim farklı düşünmüyoruz.Dedigin gibi ahir zaman tarikatlara binlerce kişi dahil oluyor ama en küçügünü bile bir haramdan sırf tarikata baglandım diye uzaklaşması bir günahından kendi için kardır.Allah zaten şeytandan Allaha sıgınmamızı söylüyor.Farklı farklı oyunları var birinde düşürmezse öbüründe düşürmeye çalışır Allaha sıgınırsak muhafaza oluruz.Abi yukarda Peygamberimizin miraçda hediye edilen zikir bu olayı nerde duydun veya nerde gördün kaynak varsa veya duydugunuz kişinin ismi Eger miraçta alındıysa böyle bir zikir Peygamberimiz bunu Hz ebu bekirlemi paylaşmıştır ?Çünkü Silsiletü'z-Zeheb altın silsile Hz ebu bekir ile başlıyor Yusuf el-Hemedânî ve Abdülhâlik Gucdüvânî , Şah-ı Nakşibend , İmam-ı Rabbânî (Ahmed Sirhindî),Mevlânâ Halid-i Bağdâdî: diye devam ediyor.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:43.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149