Alıntı:
siruss Nickli Üyeden Alıntı
Hocam ben kısmen katilsam da bazı nuanslar var. Artık devrin erkekleri diyelim (genel olarak konuşuyorum şahsa değil) kadından bir erkek rolü istiyor. Bana bağlı kalmasın, kendi işini kendi görsün, bazı konuları -disari işleri - benim dağılım bilgim olmadan halletsin, benim de yüküm hafiflesin mantigindalar. Çünkü erkek çalışıyor, akşam da eve geldiğinde sabah calistigi için yorulup TV başında pinekliyor, önüne hizmet bekliyor.
Kadında ise eğer ev hanimiysa bir erkeğin gözünden tabiri caizse yan gelip yatıyor. Evde sonuçta ne iş yapıyor ki? Oysa kadın sabahtan akşam yatana kadar bir mesai de çalışıyor ama kimse farkında değil. Kadın çalışıyor ise olay bambaşka. Hem sabah erken kalkıp işte çalışıyor, eve gelip "kadınlık" gereği ev işleri yapıyor, "analık" gereği çocuklar ile ilgileniyor. Bu arada erkek yorulduğu için TV başında, anası baksın, kadını bulaşık yemek halletsin oluyor. En ufak bir sesi çıksa, oo eve para getiriyorsun diye kibirlilikle suclamalar oluşuyor.
Demek istediğim bu duruma biz kendi kendimizi getiriyoruz. Batinin yaydığı feminizim değil; anne ve kaynanalarin kendilerince kiyamadiklari oğulları, kendi konfor alanına oldukça düşkün bencilce yaşayan erkeklerimiz bu sosyolojik sorunlara sebep oluyor.
|
İnsanoğlu modernitenin getirdiği yaşam felsefesini benimsediği oranda kendinden başkasını önemsemeyen, kimse için fedakârlık yapmayan bireyler haline geldi. ‘Özgür yaşayan, kendinden başkasını önemsemeyen, canının istediğini yapan’ bireyler, eş olmanın anlamını yitirdiler. Batılı, çocuğuna, hastalanan eşine bakmayı bir yük gibi gördü. Yaşlanan anne-babasının sorumluluğunu almayarak onlarla devletin ilgilenmesini bekledi.Evlilik, ‘birliktelik’ olarak algılanmaya başlanınca aile bağları git gide zayıfladı ve aile kurumunun yerini birlikte nikâhsız yaşayan çiftler aldı (Bu yüzden Batı ülkelerinde nüfus çok ciddi şekilde gerilemektedir). Bununla da kalınmadı; “İnsan davranışlarını belirleyen, cinsel güdülerdir” denilerek cinsel mutluluk hayatın merkezine oturtuldu. Yaşam amacı, zevklerin tatmini oldu. Evliliğin ve cinsel yaşamın birbirinden ayrı yaşanabileceği düşüncesi ve “İstediğim kişiyle beraber olabilirim” yaklaşımı, açık evliliklere, her iki eşin sevgililerinin olmasına meydan verdi.Romantik duygular ikinci planda kaldı ve erkek egemen kültürün daha çok kadınla birlikte olmasını netice verdi. Ama yaşanan tecrübelerle görüldü ki böylesi ilişki biçimiyle evlilikler yürümüyor ve bu, ‘aldatma’ sayılıyor. Bedeli ise masum çocuklar ödüyor.Çıkar peşinde koşmayı, ideoloji haline getiren modern hayat, aile içine “Ben haklıyım, sen haksızsın” mücadelesini yerleştirdi. Kadın-erkek ilişkisi âdeta kadın-erkek savaşına dönüştü. Feminist yaklaşım da bu mücadeleyi besledi.Sadece eşler arasındaki ilişki zedelenmedi, anne ile çocuk arasındaki bağ da bu söylemden nasibini aldı. “Bebeğin istekleri olabilir, onun çıkarı bu. Senin de isteklerin var, canının istediğini yapacaksın ve bebeğinle ilgilenmeyeceksin” dendi. Bununla da sınırlı kalınmadı, bebeğin hem fizikî hem de ruhsal sağlığı için çok önemli bir yeri olan anne sütü gereksiz gösterilerek sanayi mamalarının daha iyi olduğu vurgusu yapıldı. Bütün bunlar anne ile çocuk arasındaki bağı koparmak için birebirdi.