Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı
ilmi. zahiri tarafinda sır yoktur, herkes her bildigini her yerde anlatabilir
ilmin batini yönünde sır vardir, talebe üstadiyla üstad talebesiyle o sırrı paylasır,
fakat talebe öğrendigi sırri disardan
biriyle paylasmadigi gibi, üstad talebesine öğrettigi sırri disardan biriyle paylaşmaz
ve sır her üstada göre değişir
o yuzden bu ilmi öğrenmek isteyen mutlaka bir mürside tabi olmak zorundadir
misalen, avukat olacak kişi illaki hukuk fakültesine girip oradaki hocalardan ders alip okulu bitirip avukat olabilir
hiç kimse ben hukuk fakültesine gitmeyeceğim, dışardan hukuk kitaplarini okuyup avukat olacağim diyemez desede olmaz,
o yüzden ilimde olmayan mürşide tabi olmayan hic kimsenin ben yeterli cevaplari alamiyorum diye sitem etmesine gerek yok, bilgi bir yere kadar verilir
|
Sözlerinizde haklılık payı olmakla birlikte, meseleye bir noktadan daha bakmak gerekiyor. Zahiri ilmin, herkesin öğrenip paylaşabileceği bir tarafı olduğu doğrudur; ancak bu, batıni ilmi öğrenmenin mutlak şekilde bir mürşide bağlı olmayı gerektirdiği anlamına gelmez.
Elbette bir mürşid, bir rehber olması süreci kolaylaştırır, talebenin önündeki engelleri kaldırır ve ona bir yön çizer. Ancak bu, kişinin yalnızca bir mürşide bağlı olarak ilerleyebileceği anlamına gelmez. Kur'an-ı Kerim’de defalarca tefekkür ve akıl yürütme emredilmiştir. Allah, ilmin kapısını samimiyetle arayan ve doğru yolda gayret edenlere de yolu açar.
Misalen, hukuk fakültesine gitmeden avukat olunamayacağını söylüyorsunuz. Bu doğrudur; çünkü hukuk sistemi, bir düzen ve kurallar bütünüdür. Ancak ilahi ilim farklıdır. Batıni ilimde, kişinin ihlâsı, niyeti ve Allah’a olan yakınlığı da çok önemlidir. Mürşid, bu yolda bir vesiledir, ancak bu vesileye ulaşamayanlar da Allah’ın lütfuyla yol alabilir.
Unutmamak gerekir ki Allah, ilmi yalnızca belli bir zümrenin tekelinde kılmamış, samimiyetle arayan herkese açık tutmuştur. Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” sözü tam da bu noktada anlam kazanır. İlim, özü itibariyle kişinin kendisini ve Rabbini bilmesiyle ilgilidir. Eğer kişi samimiyetle arar, çaba gösterir ve Allah’a dayanırsa, mürşidi olsun ya da olmasın, ilerleyebilir. Ancak bir mürşid edinebilirse, bu elbette süreci kolaylaştırır.
Sonuç olarak, mürşidin rolünü küçümsemek yanlış olduğu gibi, ilmi yalnızca mürşide bağlamak da ilahi rahmetin genişliğini daraltmak olur. Allah, samimi kullarına dilerse mürşid olmadan da kapılar açar. Bu noktada asıl mesele, kişinin gayreti, ihlâsı ve tefekkürle yola çıkmasıdır.
keza soru açık ve sır içermyor cvabınız nedir